Böyle bir konuşmaya başlarken, mutlaka Allah'ımıza Hamd, Rasulüne salavat getirilir. Böyle ilim çevrelerinde görürsünüz. Böyle mesela söz hakkı verirsiniz. Siz buyurun hemen söyler: Elhamdulillahi vahde assalatü vesselamu alaemen la nebiyyebade. Şimdi, biz bu kültürden uzak kaldığımız için gelişimize konuşuluyor. Bir berber dükkanına girdim. Girdiğimde, burada nasıl olduysa fıkıh alimi kıymetli bir insan var. Hatta buranın hocaları, Hasan Hocamız, oğlu yaşındaki kimseden ilim aldı. Dedi ki: Öyle bir ilim getirmiş!dedi. O Hocamızdaki ahlaki güzellik, kendi çocuğu yaşında. O oturuyor, dedi ki: Evvel-Selam badl-kelem Hatta selam verilmezse konuşulmazmış'ta. Dedi Esselamu Aleyküm dedi. Ondan sonra dedi Meramını ifade edersin. Bir de Selamda Aleykümüsselam deyin. Orada vav gerekir.
Ve Aleykümüsselam dersen o zaman Allah'ın rahmeti, mağfireti senin de üzerine olsun anlamını vav ile verebilirsin. Aleyküm selam, Aleyküm selam. Yok ve Aleyküm selam. Bir de söze başlarken bu ifade müstesna. Bu eski demeyim de kıymetli eski ama hocalarımızın Vaiz başlangıcı çok müstesna. Evvela bu fakirin lisanını HAPTU HALER'den diye başlar. Yani, hata etmekten muhafaza et şeklinde baş ama çok güzel. Bunlar kırpa kırpa kırpa kırpa çok basit bir hale gelir. Kolaylaştırılıyor. Ondan diyoruz ki biz asilları bırakmayalım. Böyle temel olan esasları hiç bırakmayalım. Biz bunlara kalırsa, şu fazla, bu fazla bir gün Efendimiz hazretlerine dualar okunuyor. Salat ve afiyet için Hocam! Bilemiyorum ben Onun Nurcu olduğunu bir şey demem. Allah'ımıza karşı ağır gelmesin misin? Bismihidin! Dedi. Ya bu zamanın Gavsil-azamı, bir kutbu cihan. Mesela, ihlas okuyorsun, okuyoruz.
O'na Bismillahirrahmanirrahim, Gulhuvelallahu ve Haddime'nin ne zorluğu var. Gelip Bismillah! Allah'ım! Elhamdülillah! Eğer üstadımızın etinden, anından, kemiğinden sadece doğuma değil de edebinden, ahlakından gelecek olursak düzgün yapmaya başlarız işlerimizi. Bismillahirrahmanirrahim. Hatta ismi azam üzerinde çok durur. Değil mi size? Mesela Desar ne? Bununla bitmez. Şimdi üstadımıza gelirdi dedemin ihvanları Bir kimse için biri dedi ki hatırımda gönlümde bir insan tane. Efendim dedi, bir vaiz için konuşuyorlar. Sözü çok teessüfdi. Dedi ki efendim namlusu düzgün dedi. Şimdi, göz, gez, arpacık. Atışta çok önemli. Onu tutuş şekli. Mesela on iki lira mı vuracaksın? Tam on iki hisse bilmez. Az şimdi, aşağı onu ehilleri bilir zaten. Eğilleri bilir, az. Çünkü onun bir payı var. Orada az bir payı var, o ne hep hesap edilerek yapılır. Bugün meslek zaten.
Şimdi, dedik ki Efendimiz'in namlusu düzgün dedi. Eğer namlu eğri olsun isabet ettiremez kişi. Bak bizim memleketimizde yapılan mücadelede ne yapıldı? Hep silahlara çok dikkat edildi. O SİHA'lar neler. Kolay mıydı? Diyelim ki tünelleri kazmış. O tünelin ağzına doğru inin ondan sonra kalkması kolay değil. Bu bir hep hesap işi. Hz. Fatih Sultan Muhammed Han hazretleri eğer muvaffak olduysanız o sırları çok tabi. Muvaffakıyeti o döktürmüş olduğu toplardaki ince hesaplardır. Çok mühim. Bu ince hesap. İşte tarikatı aliye bu. İnce hesap. Tarikat dediğiniz zaman ince hesap diyeceksiniz. Şimdi biz o ince hesabı burada görüşeceğiz. Nedir? O ince hesap nedir? Yoksa namaz kılmayan kimse yok. Yunus Emre diyor ya işte yetmiş iki milleti tam ifade edemem de, meal olarak bu şekilde. Elin yüzün yıkamaz değil, diyor. Elini yüzü herkes yıkar.
Bununla kastetti acaba elimizi, yüzümüzü yıkarken biz sadece zahirini mi yıkıyoruz? Yoksa o atalarımızın yıkanmasında onunla işlemiş olduğumuz hataların mı? Bu bir terakkidir. Bu bir gelişmedir, her noktada. Mesela şu anda biz sizinle görüşüyoruz. Eğer görüşen tam samimi olsa siz samimisiniz elhamdülillah. O zaman öyle bir iletişim meydana gelir ki insan kendi durumundan O halinden daha güzel bir hale dönüşerek geçer, gelir. Bize iki tane misafir geldi, iki misafir. Bu Yatsı sonu da olabilirdi. Şimdi, geldiler bakıyorum onlara yalnız böyle sohbetin orta kısımlarında ve sonunda ilk oturdukları gibi değil. O andaki vecheleri, yüzleri, sonra baktım kalkarken yüzleri değişti. Böyle parlanmaya başladılar. Hallerinde bir güzellik. Zaten Nurşid-i Kamil'in özelliği budur.
Eğer canı gönülden bir deniz misalini veriyoruz ya, yüzme bilmeyen birisini atmışlar denize, diyorlar ki, kurtulmak istiyor musun? Evet, yoksa bakacağım diyorum. O zaman suya tam teslim olacaksın. Suya tam teslim olacaksın. O seni kaldırır diyor. Güzelliği bu zaten. Bir su dahi böyle. Değil ki biz Allah'a ve resulüne sonra bir gün emri minkum, derken oradaki minkum ifadesi önemli tabi. Kuran ve sünnet üzere olan kimse demektir. Otorite olan herkesi içine alır bu. Şimdi bunu bir devlet reisi olarak ele alırsanız sırf bununla bitmez. Mesela size amir olan herkes bir şeyh dahi ama düzgün olacak. Allah'ın izniyle zaten onları iki şahit ispatlar. Birisi şeriat, birisi de tarikat. İspatlar onları. O ispatlanan, daha onun özendikleri çoktur tabi, kimselerin huzurunda tam bir teslimiyet olursa mümkün. Yoksa kırk sene durmakla yine olmaz. Ne güzel derler.
Çeşmeler de bardağın doldurmadan korisen kendi olası deyin. Teslimiyetin en güzel ifadesi. Desteği diyelim biz. Çeşmenin tam ağzına koyacağız ki dolsun. Yoksa dolmaz. Bir santim, iki santim, üç santim arkaya, sağa, sola kaydırdığımız zaman dolmaz. Tam bir teslimiyet. O zaman dolar işte. Nur olur. Ne olur? Hadis-i Şerito değil. Bir dua şeklinde ayet diye düşünüverdim. İşte şu mevsimler, bak bulunduğu halden ne hale geçiyor. Şimdi bir tohum, atıyoruz toprağa, bir çınar oluyor. Bak halden hale geçiyor. Allah'ımız ders veriyor aslında bize. Çok Ayet-i celleler pek çok uzayda. Bir taneden yedi yüz kat, bir taneden yedi yüz ürün alınıyor. Bunu Cenab-ı Hak boşuna vermiyor bize misal olarak. Tarım çok önemli. Mesela memleketimiz, ne olacağı belirsiz. Yağışlar biliyorsunuz, şimdiye gerek yok. Yani bu bizi endişelendirmeli, bu bizim yetişmemize vesile olmalı.
Yağış yok, bu niye yetişmeymiş, ne yetişmeli demekmiş. Bu hüzün içerisinde olmak acaba hiç şüphesiz, acaba şu an, günahımızdandır diyerek ıssızlanmakla unutmuş. Ne olacağı beni siz. Ürünün kalitesini Cenab-ı Hakk bize bu Ayet-i Celile ile verirken manevi kaliteyle bildiriyor. Diyor ya Akşemseddin Veli, Hacı Bayram Veli'ye diyorlar. Efendim, elli senelik kimse var. Fakat bu Köse diyorlar, çok yakında geldi ama çok kabul gördüğü üstün olduğunu da anlıyoruz. Neden? Deyince, bir şey dediğim zaman siz yorum yapıyorsunuz. Fakat, ona bir şey dersem yorum yapmıyor. Mürşid-i kamillerimizden birisi demiş ki Şu karşıda bir ev var, onu yarın, orada balyeler var, alın. İlk anda bu insanda ne hasıl eder? Ya Efendimiz acaba değişti mi, bozuldu mu? Bize hırsızlığı gösteriyor. O evi yarayacakmışız, oradaki balyaları de yapmam. Yer, hırsızlık bu. O bir kere şeriat ve tarikat ile kendisini ispatlamıştır.
Bizim Tarikatı Adiyy'ye girme sebebimiz bak: Olduğumuz halden daha güzel şeriat, tarikat, mağrve, hakikat ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin, ibadet, ubudiyet, ubudiyet, ihlas, ihsan, takva. Nerede bulacağız bunu? Bunu Yunus Suresi'nde elli yedi ile elli sekiz. Ayet-i celîde bulacağız. Boşuna değil onlar. Böyle, Elhamdülillah, Allah'ımıza ne kadar hamdisiniz az, bizim bir mülkümüz var. Bizi, yani insan kaç kiloyum? Diye tartı aletine çıkıyor. Enham'amle bizim imanımızın tartısını, ibadetimizin tartısını, ahlakımızın tartısını, iyi bir mümin olmanın tartısını belirten ölçümler mevcut. Elhamdülillah, Kuran-ı Kerim ve EHadisi Muhammediyye gibi. Efendim, şimdi orayı yar edin, ne oldu? Buna benzer misaller çok fakat bunu pek haber vermezler, söylemezler. Çünkü kalpler bozulur diye vermezler.
Çünkü, hükmünü anlayamadığımız için işin, şimdi burada Evet diyecek, çıkınca da, nasıl oluyor, mümkününü Allah'a, isyanda mahluka itaat. Bu ne demek? Şimdi yarıyorlar, o balyaları alıyorlar. Onu müteakiben hırsızlar, haberdar olmuş ondan. Oradaki kıymetin değerinin olduğunudan haberdar olmuşlar. Hemen içeri dalıyorlar. Bakıyorlar hiçbir şey yok. Allah'ın vermiş olduğu feraset nuriyle onu gösteriyorlar. Şimdi bizim belli bir aşamalardan geçmemiz, bu halden daha güzel bir hale. Diyelim ki, erişeceğin noktaya ermiş, bu yanlış. Efendim, seyr-i sülukünü tamamladı. Bu tarikat-ı Aliye'deki görevlerin hepsi böyle bir şey yok. Bu ölünceye kadar bitmez. Vardım dedikçe varamadığımız çok yerler hasıl olur. Mevlana'mız, bak biliyoruz müstesna bir Allah'ın velisi gibi velisi. Diyor ki Ben diyor Cenab-ı Hakk'a yakınlık kesbettikçe gördüm ki, Türkmen kocasının izi her zaman ileride diyor.
Yunus Emre'yi söylüyor. Baktım ki diyor, ayakları diyor, o ruhani ayaklarını söylüyor diyor. Bu ayak değil o. Onu diyor, hep önde gördüm, diyor. Hep önde gördüm. O değişir yani, insanın haline göre değişir. Hani öyle bir dikkat eder, öyle bir riayet eder ki ona güç yetiremez insan. Çok sağlam tutar. İşte diyoruz ya Akşamsettin Veli çok sağlam tutar ve nail olmuş. Çok. Misaller uzadıkça uzar. Biz burada ince hesap dedik zaten. İnce hesap. Tarikatı Aliye ince hesap. Böyle gelişigüzel, buna olsun bilmem filan dediler ya, kendi kendine şu kadar yeter, tamam. İşte şudur budur. O bakkal hesabıyla yürümez bu iş. Evet, bakkal hesabı da güzel. Eğer onu yapabilse kişi asıl hesabın ön çalışması odur. Bir bakkal hesabı o da güzel. Onu yaparsa ince hesabı çok iyi tetkik eder. Çok iyi bilir. Dedi ki getir bakalım şunları bir defterleri bakalım. Ondan sonra muhasebeciye bakarlar.
Nasıl hesap etmiş, nasıl ayarlamış, bu ortaya çıkar. Bakın bu ince hesap. Birincisi Allah korkusu Celle Celalühu Yalnız Ayet-i Celle şöyle başlamış ki sana. A'raf yüz yirmi üç Gücünüz yettikçe Allah'tan korkun. Biz bunu ulema-i Kiram efendilerimizin beyanları ile yürüyelim. ARAPÇA gücü yettikçe demek. ARAPÇA iki yüz yirmi üç buyuruyor ki, şimdi gücü yettikçe biz abdest dedik, namaz olur, başka hangi taat olursa olsun bunları biz bedenen yaptık zaten. Okuduklarımız da bedenen olur. Çünkü dil vücutta bir azadır, bedenden bir parçadır. Sübhaneekallahümme ve bihamdik dedik zaten. Ondan sonra bedenimiz ayakta da kaldı, rükuada vardı, secdeye de indi. Bu bedeni. Ve hatta tübati hakikaten Allah'tan korkmak. Alelkulubi ve'l-ahvel, işte değişti, tam değişti. Allah'ın Celle Celalühu, korkusu gönülde olacak. Zaten gönülde olmazsa azada olmaz. Bir iki dikkat et ondan sonra kaybolur. Gönülde olacak.
Çünkü kök o esas o. Şimdi birisi bir Yehu yapmış. Demiş ki ben demiş temel kazık ne olacak demiş. Toprağa üzmeye vermiş YÖYÜ. Bir yağmur yağmış, ikinci yağmur, üçüncü yağmur, rüzgar esmiş. Temel yok zaten. E uçmuş gitmiş. Bu temel gönülden doğmasıdır. Gönülden Mevla'mızın korkusu tecelli etmedikçe azada gelişi güzel olur. Yani atması benden, değmesi senden gibi olur. Gönül, bel-ahval dediği de artık onu yaşayacak. Diyoruz ya biz, mesela bu gerçekten kalitesinin üstün olduğu ölçülmüş, biçilmiş hatta Avrupa'ya çokça giden bir su, İsimler mi? Bir su. Bu suyu siz içerken tadını alıyorsunuz. Bir suyun dahi tadı alınıyor. Diyorsunuz ki: Ya bursu nereden geliyor? Yani çok tatlı diyorsunuz. Ben başka suları da içiyorum. Böyle insanın boğazına böyle bir takılır gibi oluyor. Yani, zor geçiyor. Bu ne kadar güzelmiş, diyoruz. Su kaliteli olmasından dolayı ve bunun da biz tadını alıyoruz.
İbadetin de tadını almaktır. Bu iltifat dediği kalp zaten dönücü, o anlamı o. Yani bir sağa bir sola gider. Mesela oturduğumuz andan itibaren nerelere gitti bakalım kalbimiz, gider mi? Hiçbir yere ne sağa ne sola ne şeytanın aldatmasına, ne nefsin onu uygulamasına, ne dünyanın geçici süsüne ne de kötü niyetli insanların davranışına, onların aldatmasına, onların bizi ifsat etmesine kanmadan gönlümüzü tamamen bir tevcihil kulubbi ile bile iltifat. Allah'tan başka hiçbir şeye dönmeden Rabbimize odaklanmaktır. Bu yeter bize sohbet olarak. Rabbimize tamamen odaklanmak. Mesela burada saatlerce dinledik. Onlar hep gider. Ama şu kelime bitmez. Rabbimize tamamen odaklanmak. Bunun muhafaza ise yeter biz. Şimdi Kuran-ı Kerim'de mesela bir sure, bir surenin öyle bir can alıcı noktası olur ki ayet-i celîlede, o sure-i celîlenin yerine göre remzidir o, özetidir.
Yani sohbetin özeti durumunda olan budur. Bunu unutmamak bize yön tayin eder, bozulmayız Allah'ın izniyle. Şimdi gücünüz yettikçe Allah'tan korkun. Bu ayet celle, bir amelil cevarihi kadrüt taka, yani gücü yettiği kadar. Öyle işte bizden de bu kadar olsun. Öyle değil de candan. Ben bir kere kimin huzuruna duruyorum diye bu gönülden gelmezse olmaz. Böyle yüzeysel tutmaz zaten. O candan tutacak, candan olacak. Diye izahlarını yapıyor. Aşağıdaymış asıl okuyacağım üzere. Siz bir kere mesela makamı yükselmiş, hali yükselmiş, acayip durumlardan bahsediyor. Onda ölçümüz şu olacak. Mesela diyorsunuz ki bu ne güzel melekut aleminden bahsediyor. Yani ceberut yahut ne bileyim, bir vaaib aleminden. Bu ne büyük bir sır. Nasıl haller yaşıyor kimse, böyle demeyeceğiz. Onun şeri yönüne bakacağız.
Çünkü Esad El-Bida Hazretleri, dedem Rahmetullahi Ali Hazretleri'nin, şimdi dedemde de bu özellik var, öyle bir demir ki o öyle bir sağlam ki, buraya gelen Esad EsaAD Eğrbili Hazretleri'nin halifesine intisabı söylenince şer'i durumunu görmem gerekir, diyor. Sade Erbili Hazretleri de ona işaret ediyor zaten. Mühim olan bu. Eğer bu sağlam olursa ona inanırsınız da iltifat etmezler oyuna. Ve bir galib-i la'dabi tarika Allah'tan layıkıyla korkun Celle Celal Suresi'nin gerekliliği de bu zaten, diyor. Çoğu insan ben korkuyorum, diyor. Korkuyorum diyoruz ama onun yanında neler oluyor, neler oluyor ama bunlar çok dikkatli. Ve bir ruhhi bitulurilhakika. Hakikat onun gönlüne doğuyor. Aleyhisselatu Vesselam öyle bir Allah'ımızdan korkacak ki diyor hakkıyla korkan Hiç Allah'a isyan olmayacak. Yani kötülük işemiyor. Tarifeta'nî Göz açıp yumuncaya kadar da.
Zaten her tavırlarında Rabbim beni görüyor dedikleri için onlar yani bir çorabını giyerken dahi o korkuyla, o Rabbimizin gördüğünü bilme düşüncesiyle giyer onu. Mesela adımını atıyor öyledir. Mesela hanımına bir söz söylüyor. Söylerken Rabbim beni gözetliyor. Aman ha yalnız söz söylemeyeyim diyor. Her hareketinde misaller uzayı düzelt. Ve en yell prefe la yense Allah'ımızı hiçbir zaman unutmamak. Nasıl ki adam devamlı Allah, Allah, la ilahe illallah. Bu dünyevi işlerimizi de dinimizin emri doğrultusunda yapmak zikri daimdir. İmam-ı Rabbani Hazretleri, Kaddezala suredir. Şüphe edip Allah'ın nimetinin inkarında olmamaktır. Mesela bu hastalık, belki söylüyorlar bilmiyorum, bu dert, bu hastalık hep bizim yanlış tavrımızdan başka hiçbir şey yok. İkinci bir sebep bulamazsınız. ŞÖKÜRSÜN! Yani çok nimete mazhar olduk. Şimdi geçmişimizi anlatacak yaşlılar da kalmadı. Onlar da gördük.
Biz İmam Hatip'te okurken böyle bir kadın muallimeydi ama edepliydi. Derdi ki, ta o zaman yetmişli yıllarda sadece kırk-elli yaşında olanlarda düzelmeler görünüyor. Geriye anlık çok bozuluyor diyordu. Şimdi onu geçeni elli seneye varıyor hemen hemen. Elli sene oluyor, yarım asır. Bu yaşlısı bile kalmadı. Nasıl sıkıntılar geçirdiklerini, ne yaptıklarını, giymelerinde, içmelerinde, giyim kuşam geçimlerinde bir tanesi, müstahımıza gelmiş. Demiş ki: Çok şükür demiş, bu sene yavrularımın böyle geçimi kadar buğday demiş elde ettik. Ona seviniyormuş. Bir tanesi tilki onu avlamış. Tilkinin derisini satacağım da çoluğumu çocuğumu geçindireceğim diye aklını oynatacak gibi olmuş. Seviniyormuş bir tilki derisi. Yani bunları görmeyince şimdi bolluğun içinde bilinmiyor. Bir de çıtalarca yüksek tutuluyor. Onda şu var bunda bu var. Bekledikçe şükürsüzlüğümüz artıyor.
Ama, onu bilsek aleyhissalatu vesselam zaten zaten yol gösteriyordu. Dünyevi yönden kendimizden aşağı olanları, mesela Afrika'daki insanları, o Arakan'daki insanları, O Somali'de vesaire. Diye duydum da anlatamıyorum bile. Günlük yiyecekte bunları görünmedikçe şükrün hasıl olmaz. Saat on bir:sıfırde diyor, avucunun içerisinde. Bizzat oralıydı Allahu alem o. Veya orda çok çalışmış. Avucunun içerisine konan diyor, günlük yirmi dört saatteki yiyeceği o. Efendimiz böyle buyuruyorlar. Allah'tan gayrı, gönülde Artık genel anlam bu ifade özetle. Allah'tan gayrı hiçbir şey yok. Müslüman olarak ölün diye buyuruyor. Böyle izah buyrulmuş. Dikkat edersek inşallah kazanırız. Cenab-ı Hak kazananlardan etsin. Kaybedenlerden etmesin. Kazanırız inşallah. Niye kazanmayalım?
Bu hayat rüzgarı başımızda estikçe bunun kadro kıymetini bilerek, çünkü Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz kıldığınız her namazı buyuruyor. Sanki son namaz gibi düşünün. Burada bize çok ders veriyor. Nebi-i Ekrem Efendimiz, güvenmeyin, diyor. Belki yatarsınız, kalkamayabilirsiniz. Kalkarsınız işime gideceğim derken hayatınız son bulabilir. Bu belirsiz. Ondan devamlı bir hazırlık içerisinde olmak, riayet etmek, ölenlerimizi düşünürüm Acaba ne yapıyorlar? İşte onlar da bizim gibiydi. Onların da düşünceleri vardı, emelleri vardı. Bak ne hale geldiler. Birisini anlatırız biz kendi aramızda. İşte önümüzdeki günlerde Allah'ımız bahara iliştirirse evin pencerelerini değiştireceğim. Doğal gaz alacağım. Al. Hiçbirisine erişemeden. Koymuyor. Bu bir tane örnek. Bolulu. Bir sıvacı kardeşimiz var. Onu çok tercih ederler. Çok tercih ederler. Biraz da tabii fiyat olarak yüksek dikkat ettiği için.
Bak ona rağmen onu tercih ederler. O villalarda, bilmem, filanlar da, konaklarda Gel abi sen bizim villamızı, konağımızı sıva diye o anlattı bize. Ben diyor, zengin bir adam diyor misal çok da zengin bir adam diyor. Onun konağını yapıyorum. Arada bir geliyor diyor zaten. Kontrol ediyor, bakıyor. Nasıl olmuş? Kapı, pencere, döşemeler vesaireler. Akşam da diyor, yerleşecek. Her şey hazır diyor. Yarım saat kala diyor. Hayat. Buna göre. Gayret edeceğiz, çalışacağız inşallah. Bunlar uyanmamıza vesile olur nefsimizin. Bu uzayacak size bir Hadis-i Şerif veya birkaç da okuyabilirim kendimizi muhafaza etme hususunda. Çünkü düşünüyorum. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz iki hususta dikkat çekiyor. Birisi dil, birisi namır. Bunlara dikkat ederseniz Hakk'ıyla Cennete ve nimete mazhar olursunuz diye. Mevt-i ölümü çokça teşekkür ve tefekkür edenleri Cenab-ı Allah sebep. Bugün yine konuşuluyordu.
Ben Mürşid-i Kamilimizin, biz Bunun üzerinde çok durduğunu görürdüm. Çok anlatır. Öldüm. Ondan anlatmadığı an olmaz demin hemen. Sonra Aleyhissalatü Vesselam, benim için kırk Kudbesi var. Bir de ona baktım. Onda emin ol, başından sonuna kadar ölün. Efendimiz hep ona vurgu yapıyor Sallallahu Allahü Teala. Öl. İnşallah. Alem-i manada beni gören hakikatte beni görmüştür. Zira şeytan bana temessül edemez. Yani benim şeklime şemailime şeytan giremez. Onu görmenin de bir işareti var. Görmenin işareti şudur. Hayatı değişir. Mesela, görünce Onun yemedeki dikkati de değişir. Böyle kimin verdiğini düşünerek yer. Sonra konuşması görüşmesi Aman ha yanlış yapmayayım diye O da güzel bir intizam. Allah'ımız lütf eder efendimizi hakkıyla gören kimseler de bu zuhur eder. Cenabı Hak şefaatlerine ma sarkılsın, dullarından ayırmasın. Velhamdülillahi ya Rabbi'l-alemin.
Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mutayibelerine, ehlin ashabına, peygamberanızdan ve pirananızdan, bütün geçmişlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas