Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızda bugün yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden bir sohbete inşallah devam edeceğiz. Bugün keşif ve keramet üzerine bir sohbeti sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Evliya-ı kiramın birçoklarından keşiflerin kerametlerin zuhuru tevatür ile sabit olduğu halde daha yüksek makamda bulunan bir hayli evliya-ı uzamdan bir keramet zuhur etmediği merviyedir.
Bunun sebebi ise kesbi ilimden ziyade ledünni ilimle peygamberlere varis bulunan evliya-ı kiramın üç suretle zuhura gelmiş olmalarıdır. Birincisi Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'in sehmi nübüvvetine varis bulunan zatlardır ki vazifeleri yalnız kulları irşad, nefs ve şeytana mağlup olan biçarelere, manen ve maddeten biiznillahi teala imdat eylemekten ibarettir. Bu gibi sebata kerametin lüzumu yoktur. İkincisi Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'in sehm-i velayetine varis olan zatlardır. Bunların vazifesi huzur-u daimide bulunmak, muhabbetullah, zikrullah ile hane-i kalplerini tenvir ve hak ve hakikatten gayrı masivadan tenfir eylemekten, nefret ettirmekten ibarettir. Mamafi makamları birinci zevatın makamına vasıl olamaz. Çünkü nübüvvetin makam ve vazifesi velayetin makam ve vazifesinden halidir.
Üçüncüsü Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz Hazretlerinin sehmi nübüvvet ve sehmi velayetlerinden nasip almış ve bu suretle sehmi nübüvvete varis olmuş bulunan zevat-ı kiramdır. Sırası gelmişken şunu da arz ve ilave edeyim ki Evliyaullah Teala'nın şan ve şereflerini keşifleriyle, kerametler ile takdir eylemek doğru olamaz. Zira bütün kutupların sertacı bulunan Ashab-ı Kiram'dan takriben üç beş meseleden başka keramet rivayet olunmamıştır. Denilmiştir ki yeryüzü hali değildir. Eğer hali olsa, ehli zikir ve ehlullah bulunmamış olsa ahvali arz munkalip olur, bozulup değişir. Keramet ısharı caiz midir? Enbiya üzerine ısharı mucize vacip olduğu gibi evliya üzerine de izhar-ı keramet yani kerametin gizlenmesi vaciptir denilmiştir.
Sebebi ise Enbiya Aleyhisselam kendinden evvel gelen nebinin kavminin dinini nesh ettiğinden, ecdadının dininden döndürmek müşkil olacağından onun için enbiyaya izhar-ı mucize istihsanen vaciptir. Veli ise Hatemü'l-Enbiya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin vekili demek olacağından onların vazifesi Kitabullah'ın ahkamını tebliğ olup ümmetin Kuran'la amel etmesi ve imanlarının kuvvetlenmesi için izhar-ı keramete lüzum yoktur. Çünkü bir kavmi dininden döndürmek müşkil olacağından mucize lazımdır. Evliyaya ise ısrarı keramete lüzum yoktur. Hatem bir hüküm ve kararın altını mühürlemek ve ve bir hüküm ve karara lüzum ve imkan kalmadı demektir. Sahibul Kuran olan peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hatemü'l Enbiya'dır. Ondan sonra bir nebi gelmez. Veli ise veresihi enbiya olmakla her zaman mevud ve Kuran ile hüküm ve ameli emreder.
Bir tarihte bir Hristiyan riyazetle keşif elde etmiş. Sonra bir İslam memleketine gelerek sihirbazlıkta halkı idlale saptırmaya başlamış. Ehli halden biri ben bunu Müslümanların başından temizleyeceğim demiş. Silahını almış, gelip kapısını çalmış. İçeride adam ne istersin, demiş. Aç kapıyı, seninle görüşeceğim, demiş. Ben seninle görüşemem. Zira sende suikast niyeti var. Açmam, demiş. Kalbinde tuttuğu ve Cenab-ı Allah'tan gayrı kimsenin vakıf olmadığı bir şeyden bahsetmesi daha ziyade merakını mucip olduğundan herhalde görüşmeden gitmek istememiş. Onun üzerine Bana kapıyı ne suretle açarsın? Demiş. O da Eğer sen niyetini değiştirirsen açarım demiş. Niyetimi değiştirdim deyince kapıyı açmış. Ona sormuş. Sen bu keşfi nasıl elde ettin? O da, ben Hristiyanım. Bu keşfi riyazetle elde ettim. Yalnız nefsim neyi arzu ettiyse ben yapmadım.
Bütün mevcudiyetimle muhalefet ettim, bu keşfe nail oldum demiş. O saat da demiş ki madem ki sen ne buldunsa nefsine muhalefetten buldun, öyleyse bu halini bir hakikate rabtetmek lazım. Bir kere de İslamiyeti nefsine teklif et razı olacak mı? Demiş. O da nefsime teklif ettim razı olmuyor demiş. Yine o zat da cevaben o halde senin keşfinin sahih olması için İslamiyet'i kabul etmen şarttır demiş. O Hristiyan hakkı teslim ederek şerefi İslam ile müşerref olmuş. İşte bazı kimseler şer-i hakiki rehbersiz riyazat yaparak gördükleri hali şer-i şerif hilafına olduğu halde keramet zannederek çıkmaz ve batıl bir itikada kapılıp istidrac kabilinden olan süfli ve şeytani hallere aldanarak helak ve hüsran-ı ebediyeye duçar oluyorlar. Salikin haline göre kalk uyu emri verildiği gibi evliyaullah da zamanı gelinceye kadar hizmet ve zahmetle emrederler.
Nitekim bizi bidayet halimizde gören sıddık zanneder, nihayet halimizde gören de zındık zanneder buyurulmuştur. Bidayet halinde kalk emri verilir. Nefsle mücadele için geceleri kalkar, ibadet ve taatta bulunur. Nefis tezgaha oldu mu nefsin senin bineğindir, ona rıfk ile muamele et hadisi şerifinde buyrulduğu vechile uyu emri verilir. Bağdat'ta müfessir Alusi'nin oğlu Numan Efendi vazederken, gaybı Allah'tan başkası bilmez ayet-i celilesiyle istidlal ederek kerameti inkar etmiş. Cemaat arasında bulunan ehli hal bir zat demiş ki bu ayet-i celile kerametin sübutuna delildir. Çünkü el gaybda elif lam yani harfi tarif istiğrak içindir. Manası gaybın külliyisini ancak Allah Teala bilir. Lakin dilerse bazı cüziyatını kuluna bildirir demektir. Zira kaidedir, salibe-i külliye, mucibe-i cüz'iyeyi selbetmez.
Bu kaideye göre ayet-i celilede beyan edildiği vechile melekler de seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok dediler. Zaten size az bir ilimden başka bir şey de verilmemiştir buyurulmaktadır. Sahabeden birisi Ya Rasulallah bu ayet-i celileye siz de muhatap mısınız diye sual edince Peygamber Efendimiz evet buyurmuştur. Bütün enbiya ve evliyanın ilmi Hak Celle ve Ala hazretlerinin ilmine nispetle bir nokta kadar bile değildir. Evliyaullahtan birisi fakir kıyafetiyle gezerken bir camiye gitmiş. Bir hoca azametle vaaz edermiş. Kendisinde bir varlık hisseder, ilmine gururlanırmış. Vaaz hitamında, bitiminde o zat hocanın yanına vararak bir sual soracağını söylemiş. Cenabı Allah'ın ilmine nispetle bütün enbiya ve evliyanın ilmi ne nispettedir demiş. Hoca bu nasıl sual? Hiç nispet kabul etmez demiş.
Sonra orada rahle üzerinde büyük bir kağıt varmış, üzerine bir nokta koyarak bu kağıda nispetle bu nokta nasıl? Yani Cenabı Allah'ın ilmini bu kağıdın büyüklüğü nispetinde farz etsek bütün enbiya ve evliyanın ilmi bu nokta kadar nispet olunabilir mi demiş. Bunun üzerine fakir bilcümle enbiya ve evliyanın ilmi Cenabı hakk'ın ilmine nispetle nokta kadar olmadığına göre senin ilmin bu noktanın içinde ne kadardır? Diye sual edince, vaiz kızarak, hadi şuradan diye onu kovmuş. Sonra sorulan suali bir hikmet tahtında olduğunu anlamış. İşte vaaz ve nasihatte gurur ve azamet layık değildir. Keşif iki der. İ yani ve vicdani. Selef-i Salih'in zamanında erzak şüpheli olmadığından keşif iyani olurdu. Halihazırda ise ekseriyetle rızık şüpheli olduğundan keşif vicdanidir. Keşfi vicdani, amanın hamamda bulunup hisleriyle hamamı keşfi gibidir.
Biani keşif ise sağlam gözlünün hamamı hem görerek hem de hissederek keşfetmesi gibidir. Tarikatta iki saha vardır. Nefis sahası bir de ruh sahası. Nefis sahasında insan hiddet eder, masivadan geçemez. Ruh sahasında masiva kamilen sükut eder, kalp ancak Cenab-ı Hakk'a merbut olur Fakat eskisinden daha rahim olur. Seyri afaki rüyada görülen zuhurat, seyri enfüsi yakaza halindeki zuhurattır. Havatır ve cezbe konusunda da şunları serdediyor. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirahü'l-Aziz. Kalbe hicab olan havatır altı nevidir. Bir. Hevaciz, nefis canibinden kalbe nüfuz eder. İki. Vesavis, şeytan canibinden kalbe ilka olunur. Üçüncüsü, ilhayat melek canibinden kalbe ilka olunur. Dördüncüsü varidat bunlar haktan kalbe sünuh eyler. Beşincisi, Süveyri kainat hisler tarafından kalbe duhul eder, altıncısı da makullat, akıl canibinden kalbe hutur eder.
Bu havatırların hepsi saliki mübtedi'ye yeni başlayan salike göre hicabtır. Kalbi bu havatırın mecmuundan, tamamından tecrit etmek, soyutlamak ve mecmuunun tamamının duhulünden girmesinden hıfzetmek, korumak lazımdır ki cemal-i zatiyi Allahu Teala'nın zatını müşahede ve envar-ı tecelliyat-ı esma ve sıfatı müşahede eder. Kalbi havatırdan muhafaza etmenin tarihi yolu şudur. Salik mahsusata havasını taalluktan men etmelidir. Zira havatırın ekserisi kulak ve göz tarikıyla kalbe duhul eder, girer. Aklını da makulata taalluktan hıfz edip mütalaa gibi şeyleri terk etmelidir. Daimi zikri kalbi ile meşgul olup havatır geldik de istiğfar edip Cenabı Hakk'a teveccüh ile iltica etmek ve halktan uzlet edip kelam söylemekten dilini tutmak ve amali dünyeviyeyi terk edip ayrıca kalbi işgal eden işlerden ihtiras etmelidir.
Hadis-i şerifte Rahman'ın cezbelerinden bir cezbe, ins ve cinnin ameline denktir buyurulmuştur. Cenab-ı Hakk'ın cezbî ins ve cinnin amelinden efdaldir. İnsanın kendi kuvvet ve takati ile Cenab-ı Hakk'a süluk ve kurbiyetiyle Cenab-ı Hakk'ın ahzu cezbi arasındaki fark beyn-i sema vel arz gibidir, gökle yer arası gibidir. Hatta insanda olan kuvvet Cenab-ı Allah'ın kuvvetine nispeten yok gibidir. Cezbe, Cenab-ı Hakk'ın manen cezbedip bir kulunu kendi muhabbetine çekmesi, yaklaştırması demektir. Bazı kimselerin hilkatinde toprak unsuru galiptir. Mizacı turabi olanlar tahammül eder, bağırmaz. Bazı saliklerde unsuru narin yani ateş galip olduğundan gelen hal ve füyuzatı tahammül edemez, bağırır, ağlar. Ruhu lezzet duyar, zarfı olan ceset ona tahammül edemez. Bir tencerede yemeğin kaynaması gibi olur.
Cezbi rahmanın sakaleinin yani ins ve cinnin amelinden efdal olması nasıl oluyor denilirse ins ve cinnin ameli kendi çalışıp kazanmasıyladır fakat Cenabı hakk'ın ihsanı böyle değildir, ölçüsüzdür. Bir kulun ameliyle kıyas kabul etmez. Mesela bir işçi her gün çalışmakla ancak geçinebilir fakat zengin olamaz. Lakin bir kimse bir anın veya padişahın yanında olup da kendini sevdirirse efendisi ona ihsan edince çabucak zengin olur. İşte Cenabı Vahibü'l Ata'ya Allah Zülcelal hazretlerinin ihsanı da ölçüsüzdür. Bu ihsanını da bir bahane ve bir vesileyle verir. Biz müminlerde Cenabı Hakk'ın lütfuna mazhar olmak ve kendimizi sevdirmek için eğer muhabbetullahi Teala'yı arzu ederseniz bana tabi olunuz, Allah da sizi sevsin nazm-ı celili mantıklıunca Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin izine ittiba etmekliğimiz lazımdır. Cesbesiz hiçbir veli yetişmemiştir sevgili dinleyiciler.
Çünkü Cenabı Allah Azze ve Celle bir kulunu kendi tarafına çekmezse hiçbir kimse kendi kendine Cenabı Hakk'a yetişemez. Bazen süluk mukaddem olur ve bazen de cezbe mukaddem olur. Cezbe-i hakikiye süluktan sonra olan cezbedir ki bu daha makbul ve kemallidir. Bu kısım meczuba saliki meczub denilir. Meczub-i salik ise mübtedilerin, yeni girenlerin, yeni başlayanların halidir. İstikamet ederlerse istifade ederler, değilse edemezler. Bazı meczublar, keşifler görür ki bu hal kendilerini yoldan alıkoyar. Şeriata ittiba etmeyince o hali de kaybolur, mahrum olur. İşte salikin hali kendi hali değildir. Meczub olanın herhalde süluk görmesi lazımdır. Suluk ve cezbe ile terakkinin farkı şimendiferle at arabasının farkı gibidir. Cezbe ve aşk yolu yakındır. Cezbe iki kısımdır. Bir kısmı sakindir, zahirde ve vücutta cezbe eseri görülmez fakat batını meczuptur.
Batında hissettiği hal lezzet cezbe eseridir. İrşad için herhalde süluk lazımdır. Meczub olanların hali arızidir, asli değildir. Ehli tarikat dört kısımdan hali değildir. Saliki meczub, meczub-i salik, yalnız salik ve yalnız meczub. En efdali saliki meczubtur. Yani süluktan sonra hakiki cezbeye mazhar olanlardır. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Hazretleri halis istiğrakta deryaya dalar gibi müstağrak olurmuş. Halis sahva gelip ayrılmak için Aişe Radıyallahu Anha'ya bana kelam et, konuş ya Humeyra buyururlarmış. Bazen de dünya işleriyle bir maksada mebni meşgul olduklarında vücud-u şeriflerinde bir ağırlık arız olurmuş. O vakit Hazreti Bilal radıyallahu anha beni tatlı sesinle ferahlandır ya Bilal buyururlarmış. Sevgili dinleyiciler İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik.
Bu programımızda, bu bölümümüzde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gatta Salihü Sirraü'l Aziz'in Musahabe isimli eserinden keşif ve keramete dair bir sohbeti aktarmaya, paylaşmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda tövbeye dair bir sohbeti paylaşmaya çalışacağım inşallah. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.