Sami Efendi Hazretleri Huddise Allahu Teala, yazı ellerinde bir, onda bir müridin riayet edeceği hususler, açlığın faydaları bu konuyu işlerle. Efendimiz Hazretleri ve efendim müsaade buyurur müsünüz Umutu azsam, kaydetsem, kardeşlerimize de buyursak, olur, buyururlar. İslam'ın gelişmesine bakıyoruz İslam, mesela Ashab-ı Güzin Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'e duymuş olduğu Ehadisi Muhammediye'yi bir diğerlerine aktarıyorlar, öyle gelişiyor. Şimdi enhamine, teknemizi çok ileri safhada. Yalnız bunu biz en güzel şekilde dinimizin güç ve kudret bulması için kullanacak. Onun esiri olmayacağız ama biz ona hükmederek Allah'ın izniyle çok gayret etmemiz gerekiyor. Mesela Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam ve Müslim'in Veda Hutbbesi'ni okudular ki burada bulunanlar bulunmayanlara haber versinler diye.
Bu çok önemli bir husus ama Allah'ımız hayırlı kimseleri haber verirken, Kitabı Kerim'in de bize şu şekilde beyan buyuruyor Esası bu. Şimdi yapacağımız görev bu. Bazen görevler veriliyor işte şu vazifeleri yapalım, kardeşlerimize hizmet edelim. Deriz ki bizde hiçbir hal yok ki biz kalkalım, onlarla görüşelim, konuşalım, bu hakikatleri duyuralım, böyle demeyeceğiz. Bunu mürşid-i kamilimiz, Sami Efendimiz Hazretleri'nden ifade ediyor. Efendim işte haya ediyorum, zamanın bir kutbunun bu sözünü haya ediyorum. Ne kadar büyük bir edep, yokluk içerisinde efendim ben ilahi değilim, vazifelerimi tam manasıyla yerine getiremiyorum deyince İhvanımıza hizmet edin, tefeyuz edersiniz buyuruyor. İhvanımıza hizmet edin, Allah size lütf eder, ihsan eder diye. Şimdi biz hiçbir şey olmasak dahi Allah'ımızın emrini bildirirken, bildirirken insan elbette bundan etkilenecek.
Şahsi olan görevlerimiz, böyle bir düşünüyoruz, Allah'ımızın emrettiği görevlerde ferdilik yok. Hemen hemen ferdilikten ziyade cemaat olarak. Mesela tövbe edeceğiz. Hepiniz birden tevbe edin buyuruyor. İşte namazı kıldık cemaat hali, zikir yapacağız, hilakul zikir, zikir halkası olur. Cihada girinecek, hep birden buyuruyor Cenabı Hak. Hak. Bunu Enfal Suresi'nde Rabbi Zülcelal'imiz bize beyan buydu. Hepiniz birden buyuruyor ama Allah'ı zikredin, çokça zikredin. Bu da Firavun'la, Firavun'la mücadelede Musa aleyhisselam ile Harun aleyhisselam Tebliğ'e giderken Cenabı Hak esamü ve la teni ya ki vikti. Beni zikretmeyi unutmayın, buyuruyor. Böyle zikirsiz, fikirsiz, ibadetsiz, hadsiz olmuyor. Şimdi en önemli olan bu. Küfür bunu yakalamış işte. Küfür bunu yakalamış. Diyor ki, diyor, siz diyor, Müslümanlardan korkmayın diyor. Bunun birkaç şekli var. Sabah namazına, iştiraklerine bakın diyor.
Bunu da bu dinin ileri gelenleri söylüyor. Bunlar sabah namazına eğer devam ediyorsa Cuma namazını çocukları gibi, sabah namazına da o zaman korkun. Diyor. Şimdi camileri görürsünüz. Bu hastalıkta zuhur etti, elbette tedbir alınacak. Tedbir bize dinimizin de bir emridir, bir haldır, bir esastır. İtaat edilmesi gerekir, itaat etmemiz gerekir ve bunun arkasına sığınarak da tembelliğe gitmek tabi doğru olmaz. Burada Rabbi zülcelal'miz bize bakın Allah'ın Celle Celalü dininin kemal bulması için nasıl bir gayret göstermemiz gerektiğini ifade buyurmuyor, kısanı. Bizim okuyacağımız hepsi Fussilet Suresi'nde, Fussilet Suresi'nde yirmi otuz kaçıncı Ayet-i celîde bakıyorum, otuz ikinci Ayet-i Celilede, otuz üçüncü Ayet-i Celilede bildirilmiş, otuz milyar. Ne buyuruyor Mevla-i yüz elli Celalimiz?
İnsanları Cenabı Hak'ta çağıran yani Allah'ımızın yoluna davet eden, burada davetçinin vasfı da çok önemli. Davetçi nefsinin mertebelerini geçmiş, ruhunun mertebelerini geçmiş, belli bir olgunlukta olması icap ediyor. Bunu Hazreti Ömer radıyallahu anh bazı tebliğde bulunanlara dedi ki bulunuyorum ki tebliğde bulunuyor musun diye. Biz burada ne yapacağız? Tebliğde bulunacağız ama hatalarımızı gözümüzün önüne alarak Ya Rabbi beni bağışla, ben en acil bir kul olarak bunu dıştan dinlememize hiç gerek yok. Gönülden, pazar burada ve niyazda bulunur. Allah'ım ben senin en acil bir kulunum. Bu vesile ile beni irşad eyle, beni ıslah eyle diyecek. Evet, iyi iş yapar. Şimdi mealler böyle. İşte salih amel dediği, salih amel mutmain sıfatında yapılan ameldir. E meal böyle. Siz Hasan Basri Çantayı Hocamız gibi böyle seçkin müfessirin-i Ezanın mahallerine bakarız.
Bunu biz hisse halinde de sayfamızda verdik. Görürsünüz orada. Dikkat edelim yoksa çok yalın ifadeler oluyor. Salih amel dediği zaman, Sani amel Kuran-ı Azimüşşan'a muvafık amel deniyor. Kuran-ı Kerim'de nasıl geçiyor? Mesela Vela hüsnü yaybedetü rabbihi ahabeh. Yapmış olduğumuz saatlerde hadiyye, bir şirk olmaması. Bu şirklerin hep puta tapıldığı yok. Bu cehri olan değil. Lat, Uzze, Menat gibi değil. Burada Riya, Riya, Sümka, Benli hep bunlar. Bunlardan arınmış, bu da mutmainne sıfatıyla arınmış. Mesela doktor ilaç veriyor. Şimdi birkaç ilacı kullanınca iyi oluyor kişi. Diyor ki elhamdülillah iyi oldum gerek yok. Halbuki onun tam tüketilmesi gerekiyor. Yarıda bıraksa tekrar geliyor dostlarım. Onun için biz ibadetimizi, taatimizi, cehdimizi, gayretimizi, çabamızı bir yerde bırakmayacağız. Rabbimiz habibim sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et diye buyuruyor.
Eğer geçmiş büyüklerimize bakılırsa onlar hayatlarının sonuna kadar hizmet ettiler, Hayatlarının soluyla bırakmadı. Öbür aleme göçtükleri halde hizmetleri çok büyük. Neden? Hayırlı insanların meydana gelmesine vesile oldular. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın katli hususunda kafirler bir araya geldiler, müşrikler, dediler ki Muhammed'in cism-i saadetini ortadan kaldıralım. Bir tanesi dedi ki siz ne yapıyorsunuz? Bak, öyle kimseler yetiştirdi ki onlar da kendi çapında velayet ölçüsü içerisinde bir Muhammed'dir. Ebu Bekir'i var, Hazreti Ömer var, Hazreti Osman var, Hazreti Ali var, radiyallahu anh mecmain. Bunların hepsi dedi görev yapar. Biz bunların davasını, bunların düşüncelerini o İslam'ı temelden yok etmemiz lazım diye ahbu cehd ettiriyor. Onun için bize deniliyor ki işte bilenlerimiz söylüyor bize, diyorlar ki bu devirdeki cihat, ilmi ve fikri cihattır.
Çok şükür elhamdülillah kardeşlerimiz buna yöneldi. Mağduma sahibi, sonra anlatıyorlar günlük bizim şöyle bir programımız var, çalışıyoruz diye İlmi ile Fikir. Bakın bu kitap listesini çıkartmamız ilmi bir ki haddirası. Bunun yanında bakıyorum buraya gelen kimselerimize de inanıyor insan, bilen kişiler malumat sahibi. Bunu da daha ilerletirsek çok faydalı olur. Bir yerde takılıp kalmayacağız diyorum, devamlı ileriye gireceğiz, devamlı ileriye gireceğiz. Bir kardeşimiz kendisi şimdi üniversitelerde çalışma yapıyor, emin olun biz böyle ayetler, hadisler okumaya çalışıyoruz, bu zor dinlenebiliyor ama bize ehli küfrün çalışmasını ortaya koydu, iki saat bizim avzımızla ayrıldı. Dinledik, bir Yahudi anlattı, yüz yaşına yakın, din sahifelik eser hazırladığını, hiç yorulmadığını. Şimdi büyüklerimiz dedik de bak onlar hayatlarında hizmet verdiği gibi ahirete güçlükleri hem de eserler bırakıyor.
Geçen bir örnek olsun diye biz Sami-i Benin Hazretleri'nin, müstahazımızın vesaire büyüklerimizin, elimizde de var burada, Sadat-ı Kiram Efendilerimiz'in öyle ifadelerde bulunuyorlar ki günde bir çalışma yapmışlar, şahsi olan taatleri hayran kalırız. Mesela biz nef-i ispat yapamayız da Allah'ımız ona layık kılsın, nefesimizi göbeğimizin altına alıp yirmi bir defa nefes almadan, bin defa yapıyorlar. Hem de öyle bir işleri güçleri var ki çalışıyorlar, çabalıyorlar, dünyevi işlerini bütün insanları istifade ettiriyorlar. Gayretli kimseler Allah'ımızın emrine her yönüyle sarılmışlar. Bak il yönüyle değil Hazreti Ömer bile buna razı olmadı radiyallahu anh. Camide böyle üç beş kişi gördü, ne yapıyorsunuz? Biz tevekkül ehliyiz deyince eline fırbacı aldık çıkın buradan siz tevekkül ehli yiyicilersiniz diyor. Bak hem dünyevi işlerimizi dinimizin kuralları içerisinde yapacağız, ahiret işlerimizle.
O dünyevi işlerimizi Rabbimizin emri doğrultusunda yaptığımız zaman bizim çok büyük karımız olur. Valideyi muhterememiz yeter bu hususta bize ölmek. O nohutlarda, fasulyelerde, bahçelerde toplanırken ihvanımıza diye topluyordu. Şu düşünceye bakın, o hazırladıkları yiyecekleri nelere kışlık, ihvanımıza ikram edeceğiz diye. Bu şekilde Allah'ın kullarına hizmet etmek, hiç başaramıyoruz diyelim, uğraşacağız, fert fert uğraşacağız. Bir şey hatırıma geldi. Sevgili Efendimiz böyle sohbet ederler, bizim gibi değil onların sohbetleri müstesna. Gece de yalvarırlarmış Allah'ım sözümü tesir ettiremiyorum. Bunları üzmemeye gayret edelim biz büyüklerimiz, amellerimiz pazartesi ve cuma geceleri arz ediliyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bütün ümmetinin hal ve durumunu her an olmakla birlikte Rabbimizin izniyle pazartesi ve perşembe geceleri ümmetinin halini görüyorum.
Onları memnun etmeye çalışacağız. Hazreti Ömer misalini verdik, daha birçok Efendimizden gördüklerim de var. İnsanların nasıl teşvik ettiğini çalışıyorum, Kendisini bilirsiniz, nasıl olduğunu. Burayı tamamlayayım yani Salih amel deyince, Salih amel işte burası velilerin gönüllerini sızlatan bul, Salih amel. Yaptık ama kabule şayan oldu mu, olmadı mı diye titredi bir taat, taatlerindeki haldir. İnsanları Allah'a davet eden ve salih amel yapan, ben Müslümanlardanım diyenden kimin sözü daha güzeldir? Bak Allah yoluna Daveti celle celalühü buyuruyor. İnsanlar ibadet ve taatinde. Biz şimdi namazı esas alacağız, bütün taati de buna göre ölçeceğiz, biçeceğiz. Bakın ne halde olduğumuz ortaya çıkacağız. Ahaduhuma, mertebeti zalimili nefsi, el müfarrit veya el müfrit. Bu kelime aşırı demek, aşırı günaha, isyana, nefsinin esiri.
Zaten burada dedi olmuyor, nefsine zulmeden kimselerin ve yerine göre esas tanımıyor, istediği gibi hareket eder. Mesela bu hususta Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ne yapardı? Aman, hatuna dikkat edelim, medim diyor, kendisine gelir. Bunlar diyor vaktine niye dikkat etmez. Bakarsın uyula namazlığın ikinci yer, ikindi akşama yap. Bu şekilde vaktine niye riayet etmez. Onun esaslarında farzı nedir, vacibi nedir, sünneti nedir, müstehabı nedir bunlara ve abdest hususuna da dikkat etmez. Lakin nehu gattaya mücahedeten nefsihi fil vesvese. Gönlüne de ne düşünceler gelir, düşünceler gelir. Bir kere cehdinde, gayretinde çok tembel, çok tembel, düşünmez bile bunu. Fezehebe mahal, vesavisi ve'l efkar. Bu gönlüne gelen yanlış düşüncelerle, bu ne bileyim razı olunmayan, mevlamızın razı olmayacağı düşüncelerle gelir geçer vakti. Bu aslında birinciymiş, evet birinci bu.
İkincisi, ikincisi ise bu da gönlüne gelen, farklar çok böyle ince farklar var, ondan dolayı zorlanıyor. Böyle gönlüne gelen düşüncelerden neden pek gayreti yok. Acaba bu düşünceyi nasıl yok ederiz, bu vesvese halini diye. Bu vesvese hali bize ibadet ve taatteki tembelliğimizden gelir. Bu bizim hayatımızı boş vermelerden gelir. Mesela yatacağız, yatışımız bile dolu olacak. Nasıl dolu olacak? Mesela yatmadan önce iki rekat namaz kılarlar. Ondan sonra bize Mürşid-i Kamidimizin tavsiyesi üç İhlas bir Fatiha, Peygamberimize sallallahu aleyhi ve sellem, Peygamber Aleyhisselam ve Sadat-ı Kiram'ın dergahında böyle rabıta halinde böyle uykumuz geldiği zaman hemen yatağa devriliyor. Bu şekilde olmazsa o vesveseler gelir. Hiçbir şey boşa geçmeyecek.
Uyku ölümün arkadaşıdır, ben yürüdüğüm zaman ne yaparım deyip, çünkü yatakta ellerimiz yanlarımızda, kabirde de yanlarımızda, ne olacak diye bu düşünceleri bulmazsa o vesveseyi bitiremeyiz. Üçüncüsü menhafe de ala hududiye ve erkaniye ve cehede nefsehufi def'li vesavisi vel efkar, bu dikkat ediyor. Bu üçüncü olanlar rükünlerine dikkat ediyor, farzlarına, vaciplerine, sünnetlerine vesveseyi gönlünden def ediyor. Aman ha şeytan benim ibadet ve taatimden hiçbir şeyi çalmasın diye çok dikkatli hareket eden kimselerdir. Namazlarında ve gayretlerinde çok dikkatli olan kimselerdir. Efendim tekrar edeceğim. Birincisi nefsine zulmeden ve ağzından ne gelirse onu söyleyebiliyor. Kulağa onu bunu dinleyerek yanlış hareket ediyor, eller öyle, ayaklar öyle dikkatsiz. Vaktinde kılması yok, abdestine riayet etmiyor ve erkanına, erkanına, namazın rükünlerine riayet de yok.
İkincisi ise kendisini muhafaza etmeye çalışıyor, vaktinde kılmaya çalışıyor, rükünlerine dikkat ediyor. Zahiri ne icap ediyorsa şerhi onları yapıyor, abdestine dikkat ediyor, Vesvesenin gelmemesi için mücahede'de de bulunuyor, evet. Üçüncüsünde daha bir dikkatli. Menhafe'de ala hududiye ve erkani'ye ve cehe'de nefse hu, Şimdi ikincisi böyle dikkat ediyor ama üçüncü halde o azami riayet ediyor. Aman ha gönlüme gelmesin bu yanlış düşünceler diye daha bir dikkatli riayet ediyor. Dördüncü üstünde bunda ise en ince edetlerini düzeltiyorum, en ince. Mesela biz gördüğümüz büyüklerimizden abdest alıyorlar, hiç suyu zayi etmiyorlardı, görüyordu. İblitten alınmıyordu, bakın diyorlardı ne kadar az bir su harcamışız. Bu Efendimiz'in şoförüydü, o anlattı ben dedi Sami Efendi Hazretleri'nin abdest görevini bana verdiler. Ben dedi suyu çok açar dedim.
Yürüm dedim, mübarek elimi yıkayacak, bir tanesi hemen kapattı dedi. Böyle simit boşa vermiyor, tabii hayran kalmış dedim. Otuz sene kürsülerde konuşan bir vaiz, şunu anlatıyor. Ben diyor otuz sene abdestli namazı anlattım da diyor, bir abdest suyunu döktüm, o zaman gördüm diyor abdest nasıl aldın? Onun iç rivayeti artık bizim bilemeyeceğimiz bir husustur. Böyle çok dikkat ediyor. Kamil bir şekilde diyor, yapmaya zaten gayret veriyor. Hiçbir şeyde gafleti yok. Mesela biz tellerimizi yıkıyoruz ama yıkarken de elimizle yapmış olduğumuz hatalara tövbe edersek iş demiş. Onlardaki nurun ala nur olduğu için kendilerine mahsustur, dile gelecek gibi değil. Dördüncüsü Tamamen o Allah'ımızın muhabbetine böyle gark olmuş ve onda da kaybolmuş. Ben ben diyor namaz kılarım bunu duyunca o hatırlanır ancak mülklerimiz, eğer diyor hatırıma benim dünya gelirse diyor sehiv secdesi diyor.
Yok cennet ve onun nimetleri gelirse diyor, yok. Dünya gelirse ben diyor kaza ederim, eğer cennet uçmalı diye ifade ediyorum. Cennetteki nimetlerini gelirse secdeyi seviyor karı. Burada Sami Efendimizin çok güzel yazmış, Şu anda bulamayız, şu anda belki bulamayız, çok güzel yazmışlar. Orada namazın erkanında, namazda huzur bölümünde Hatem-i esam geçer. Orada Yusuf diye bir zat, efendim nasıl namaz kılarım deyince işte her zaman ölüm meleğini tepenizde bilin. Cehennemi sorumuzda, cenneti sağınızda, Allah'ımızın huzurunda olduğunuzu bilerek oradaki ifade çok güzeldi. Bunu söyleyince Yusuf isminde birisi demiş ki kalkın demiş otuz yıldır kıldığımız namazı kaza edelim, kılamamışız, işte bu. Evet, kendilerini tamamen teslim etmişler, namaza tamamen teslim etmişler. Dediğimiz gibi biz bunu diğer taatlerimize de ne yapacağız? Teşmil edeceğiz, hepsini içerisine alır.
Gadisteareka galbuhu şehnessale ve ubudiyyete rabbihi tebareke ve tealef ile. Rafkamıza kullukta tam bir teslimiyetin içerisindeler. İşte bu yaşandığı için, yaşanan anlatılan men iza guame ilessalate guame ileyhe kederik ve leke ma haze kate kadar kalbehu ve ve baahu beyne yedeyi Rabbi Yezid ve Celle. Bu ise diyor gönlünü Rabbimizin böyle huzuruna teslim etmiş, ancak bu kadar diyebiliyoruz biz. Nazırunbi kalbi ile gönlü ile de Cenabı Hak'ta nazar ediyor. Muraki bel leh, devamlı Rabbimizin kendisini gözetlediğini biliyor. Mümteliyen min muhabbetihi ve azametihi, onun azamet-i ilahiyesi ve muhabbetiyle gönlü dopdolu. Keennehu yerahu ve yuşahiduhu, sanki onu görüyor ve müşahede ediyor. Kalp, izmehallet, tilkel ve servis tamamen vesveseymiş, bilmem ne, o ölmüş, bitmiş ondan. Vel haterat, böyle düşünceler de yolunda kötü düşünceler olmaz zaten.
Vel tefa'ad hucubuha beynehu ve beyne rabbi, Rabbi ile kendi arasındaki perdeler de kalkmış. Onun diyor faziletini biz haber veremeyiz ki diyor. Semavat ve ağız genişliğinde derece ve makamlar bunlar daha ziyade halden öten makam olarak geçer, hal geçer. Hal böyle bir an tövbekar oluruz, vay neden böyle yaptık gitmeseydi gelir, onlarda makam olduğu için hiçbir zaman değişmez. İnsanların içinde de olsa değişmez, dışında da olsa değişmez. Bu yerleşmiş artık. Ve hade fi salati meşkulüm bir rabbiye azve vecen barirul ayn-ı bilh artık o göz aydınlığı bir nimet içerisinde meşguliyeti, Rabbimiz, nasiblerimiz. Telkısmü'l Evvel birincisi nedir, o namaz kılan birincisi? Muathebun, öğrenmişlik olur mu diye bakıyorum. Telkısmü'l Evvel birincisi muatabun, ita yani ceza gerektir. Öyle diyor ya namaz kılanlara yazıklar olsun diye o gafletle kılmalardır. Onlar diyor ceza göreceklerdir.
Ve sani muhasebun ikincisi hesaba çekilecektir. Ve saalis üçüncüsü mükebferatun an, o da bağışlanan kimselerdir ve rabi gördüğümüz mücebün ecir ve mükafata mazhardır. Rabb-ül hamisüm mukarrabun min Rabbihi, Rabb-ül Zülcelal'imize yakın olan kimselerdir. Burada şunu söylüyor. Aleyhisselatu Vesselam beni buyurdular ki bana dünyanızdan üç şeyi sevdir etti, Birisi de gözümün nuru namaz buyuruyor. Gözünün nuru namaz olur, ahirette de aynen o şekilde Rabbimizin nimetine mazhar olur, manevi nimetine. Ve gurret aynuhu, buyurun eydan. Bihhi fitdunye ve men garret aynuhu billahi garret bihi kıllı aynim. Eğer Rabbimizin muhabbetiyle o nurlanacak olursa her zaman nurludur. Ve menlem tekarra aynuhu billai teala tekatta adnefsuhu ala etdunye hasara, eğer bu nimete mazhariyet olmazsa zarar da demek. Kişi namaza durduğu zaman Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor.
Girfe'ul hücub beyniyi ve beyne abdi, kulum ile benim aramdaki perdeleri kaldırın. O kimseler duyamaz, ellerin, nelerin çözemezsiniz. O hasretle geceyi bekler, gündüz de yapar da gece daha çok münacat ve Rabbımızla birleşme anı olur onlar için. Feyza iltebe'de gale erkuha. Zaten onlarda bu durum olmaz. Rabbimiz ona, onları artık lütfunda, ihsanında şöyle düşünelim ashabına: Tel cezau'l ihsani illa lisan, iyiliğin karşılığı buydu. Cenab-ı Hak yine iyiliktir, onlar bunun içerisinde. Biz bunu nasıl elde ederiz derseniz burada sıralanmış A'dap Risalesi'nde sadece başlığını söyleyeyim. A'dabu A'dabu Zahirihi mahatsubhanehu ve dal. Zahiri olan edeplere nasıl dikkat edeceğiz? En başta kalbimizin tahareti, temizliği.