Muhterem kardeşlerim, üç aylık bir sohbet programı hazırlandı bizim de denetimimiz altında. Çok güzel gerçekleştirdiler, Bunu mutlaka uygulayacağız. Bakın hepimiz görüyoruz, Gazze'nin hali malum. Çoluğun, çocuğun, babalarının, vesairlerinin kolları kopmuş, ayakları yok. Yerine göre çok büyük hastalıkların içerisindeler. Kimisi kalp rahatsızlığı, kimisinde kanser rahatsızlığı saymakla bitmez. Gönderildikleri yerden hanelerinin bulunduğu yere geliyorlar, hane diye bir şey yok, ev diye bir şey yok, yıkılmış. O yıkıntıların altından yakınlarını aramaya çalışıyor. Gücü yok, kuvveti yok, yiyeceği yok, içeceği yok. Bunları görüp de hazırlamış olduğumuz o programı uygulamamak mümkün değildir. Bu sıkıntıların çoğu hemen hemen hepsi bizim Rabbi Zülcelal'imize tamamen rabt olamayışımızdan ileri geliyor.
Eğer biz Allah'ımıza tam teslim olacak olsak Cezayir ulemasının paralı olarak takip ettiği ayeti celileyi kendimize hedef seçip de, Siz kendi nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz imanınızı kemale erdirmedikçe, taklidi imandan tahkiki imana geçmedikçe, iman tasdik olmadıkça, sıddık-ı azamın imanı gibi bir imanı elde etmek için gayret göstermedikçe, ibadet ve taatte ihlası elde etmedikçe, samimi olmadıkça, ahlakımızın güzelleşmesi için gayret etmedikçe, muamelelerimizin düzgünlüğüne riayet etmedikçe Allah'ımız bize hayırlı gün göstermez. Hep bizim kendi halimize göredir şekillenen dünyadaki hadiseler kuraklık olsun, yağmurun yağmayışı olsun, suların çekilmesi vesair evimizdeki hayatımız, evimizin dışında komşularımız, akrabamız vesair ettiğimiz, gittiğimiz, biçtiğimiz ne varsa hepsi bizim yaşantımızla alakalı. Biz kendimizi düzelteceğiz.
Nefsimizi hayvani halden insani bir hale, Rahmani bir güzelliğe büründürmedikçe, ruhta kemali sağlamadıkça mümkün değil. Nasıl sağlayacağız? Hacı Hasan efendimizi dinleyen kimselersiniz, hem sesli olarak, canlı olarak da sohbetleri var. Sohbetlerine ait kitap da mevcut. Bunun yanında Sami Efendi Hazretleri derseniz öyle bir rahatsızlık çekti ki bu program için diyorum, bunu tatbik etmemek mümkün değildir. Eğer bir kapının bağlısı isek mutlak ve mutlak uygulayacağız. İlla başımıza taş mı yağacak? İlla o yığıntıların altında mı kalacağız? Nefsimizin şerrinden kurtulmak için, insanlığın huzuru için bunları mutlak tatbik edeceğiz biz. Ne güzel tarif edilmiş, öyle sohbet mahalline gelir, şöyle bir bakalım, bir program var, üç aylık da hazırlanmış, neydi bu? İşte iman hakkında İslam ilmi halinden şu sayfaya bakılacak, Orada zaten sayfa numarası var.
İşte Sami Efendi Hazretlerinin musahabelerinden üçüncü musahabe diyelim, orada kırk birinci sayfada böyle yaparsak bunu yapmayalım, daha bir ehil, daha bir gayretli kardeşimiz olsun sohbeti yaptıracak kimse oradaki bulunan cemaatin en aşağısı olarak kendisini kabul ettirmedikçe, nefsimizi firavunun nefsinden yetmiş iki derece aşağı görmedikçe o kimse sohbet yaptıramaz. Bu elimiz altında bulunan top sohbet yaptığımız kimseleri Hacı Hasan Efendi Hazretleri yudum yudum sularla temin etti, yudum yudum sularla temin etti. Geceleri ağladı sözümü tesir ettiremiyorum diye, onun zorla temin ettiğini, böyle kahve kaşığıyla topladığını kepçeyle harcamaya kimsenin hakkı yoktur. İkiyi dört etmedikçe, sayıyı kat be kat yükseltmedikçe mümkün değil.
Merkeplerin üzerinde köyleri dolaştı, trenlerde gitti, üstasını anlattı efendim sığara dumanlarından çok rahatsız oluyorum diye, sonra Cenabı hak vasıtaları lütfetti, hizmet edenler ihsan buyurdu, öyle gitti geldi. Bir Sami Efendi Hazretleri diyorum, bak okuyacağımız o eserde gaflet yok, katiyen gaflet yok. Cenabı hak emir olarak buyuruyor. Sakın ha sakın gafillerden olmayın buyuruyor. Gaflet yok. O da kadar bilgimiz olacak ki kafi haber verebilelim. Gözünden rahatsız doktor diyor ki aman ha istirahat buyursun, hemen akabinde iki saat görüşme yapıyor, rahatsızlığını ifade etmiyor. Doktora haber verilince doktorun söylediği söz şu, eğer bu rahatsızlık bir başkasında olsa başını bir şu duvara, bir de bu duvara vurur. Böyle olduğu halde o eserleri gündüz hazırlık yaptı, gece de yazmaya başladı. Uyku galebesiyle kalemin sağa sola gittiği de müşahede edilmiştir.
Bizim üstadlarımız böyle çalışsın da bir sohbete çalışmadan gelinmez. O kardeşlerimizi bağrına basmadıkça, katiyen, yani orada sohbet ettiren kimsemiz kimse bulunmadığı için ifade edilmiş, o da kendisini, kendisini orada bulunanların çok gerisinde bilecek. Bak Kalender Camii'ne giriyoruz. Girdiğimizde Haccasen efendimizin tavsiyeleri var. Biz ondan da mı yükseğiz? Haşa, yüz bin kere haşa. Kölenin diyor ücreti olmaz ya, köleniz olarak hizmetteyim söylüyor. Öyle mütevazi bir hayat yaşamadıkça mümkün değil. Gözlerimle gördüm Sami Efendi Hazretlerini. O ilerlemiş yaşında çay geldi, inan çayı bir sağına, bir soluna etrafına dağıtmaya başladı. Yanında oturan da müstesna idi ama, yanında oturan müstesna idi. Daha gözümüzün görmediği oturanlar da vardı, onlar ayrı.
Aşıklardan bizzat geldi bize, Hacab kullanacağımızca, onu işte çıkarken kılavuz diyeceğiz, dedi ki Acasın efendimizin yanında oturanı gördünüz mü dedi ve sonra kendisi ifade etti, Hızır Aleyhisselam yanındaydı dedi. Dedem söylüyor, Hızır yanında görünür şeyhim, Muhammed yanında Sallallahu Aleyhi ve Sellem görünür şeyhim böyle oldukları halde öyle mütevazi ki. Yani sohbet verince halifeyim demez insan kendisine. Halifeli Resulullah'tan gelir, vekalet ayrı. Zaten Hacasan efendimiz asaleten gelen bir Allah'ın veli kulu, mütevacı olacağız, cömert olacağız, sohbet ettirenin güzel ahlak sahibi olması ifade edilir. İkincisi seyr-i sülukünü tamamlayacak, halinden istifade ettirecek, böyle halden istifade ettirme olmaz. O zaman ne yapalım? Bunların hiçbirisi yok bizde. Terk mi edelim? Tövbe edelim. Bu da bir ayrıyeten cürüm, hata olur. Tövbe edelim, istiğfar edelim, Allah'ımıza yalvaralım.
Elamanu elaman çağıralım. Bak burada Hacı Hasan Efendimiz'in nasıl üzülmüş, nasıl üzülmüş bir şiir yazmış. Dedim ki bizim kalbimiz dayanmıyor, siz de tabi öylesiniz, gönül dayanacak gibi değil. Sami Efendi Hazretlerini Ladikli Ahmet babamızın hizmetinde bulunan Ahmet Şahin, bu erdemli, o anlattı. Dedi ki insanların zina ve riba, bu halde düşmeleri Efendi Hazretlerini boylu bosslu Barret Sultan, yirmi sekiz kiloya düştü. Ne demek? Bir çocuğun kilosu, yirmi sekiz kiloya düştü. Tahammül edemedim, huzurunda bulundum. Şu kollarında zaten çok zayıf. Şu kemiğin boşta kaldığını gördüm derinin içinde. Neden? Bizim gibi insanların yanlışlığından üzüle üzüle üzüle bu hale geldi. Üzmeyelim, Allah için üzmeyelim büyüklerimizi. Mütevazi olalım, beğenmeme diye bir şey yok, arz ettiğim gibi onları temin etmek için çekmiş oldukları ezaları bir görseniz, ne sıkıntılar çektiler.
Esadi Erbili Hazretleri memleketini terk etti, journallediler, muhalifler tekrar memleketine döndü. Sonra Cenabı hak İhsan buyurdu, geldi, bütün derdi Allah'ımızın kulları Ne yerden karubanı gam, göçer olsa konar bende. Ve la rahında şimdi bir muayyen menzil oldum ben. Biz bunun acasını hep elimizde de gördük. Bir defasında sıcak evin içerisinde donuyordu adeta, sıtma tutmuş gibi. Meğer evladından birisi, bunların böyle sağa sola giriyorlar, yük taşıyan arabalar var. Allahu alem hata olmasın, benzinlerimle tükenmiş. Böyle tüple ısınmaya niye çalışıyorlar ama üşmüşler. Üstadımız onu yaşıyor, bu bir tanesi. Daha ne üzüntüler, ne sıkıntılar. Kimlerin dertlerini çekmedik ki?
O zaman Bulgaristan'da camiler ahır haline getiriliyor, isimler değiştiriliyor, tahammül edemedi, yatağa düştü sıhhatli ve afiyetli olan üstadımız bir kısım inancının müdafaası içerisinde olan kimselerin çekmiş olduğu ezaya tahammül edemediği için ayakta namaz kılamadı. Nasıl yalvardı, nasıl yakardı Cenabıhakk'a? Bu edebi takip edelim, bunlardan zerre kadar ayrılmayalım, bizim başka çaremiz yok. Bir, çaremiz böyle konuşurken çarelerde söyleyen, bir, Atıullah ve atiyyül resul, mutlak itaattir Allah'a ve resulüne. Daha ne diyeceğiz ki? Kuran-ı Kerim önümüzde. Bizi uyarmak için gelmiştir Kuran-ı Kerim. Bizim hayat kitabımız onunla ahlaklanmak için huyumuzu Resulullah'ın ahlakı neydi denince Kuran'dı. Kuran-ı Kerim'e muvafık bir hayat yaşamamız için geldi kitabı Meci. Sonra efendimizin sünnetleri sallallahu aleyhi ve sellem katiyen tembellik yapamayız.
İşte halkta bir kametit namazı kılıverelim, katiyen. Katiyen çok sıkışık anımız olur. Bunu derken bile hicap ediyorum, utanıyorum, sünnetleri terk edilmez. Gece taheccud namazı, katiyen. Şimdi oturmamız tabii bir kısım kimsemiz müstesna olmakla birlikte bir hayli zaman alıyor. Bu bir hayli zamanda Kuran-ı Kerim okunur, bunun yanında evrad ezkar çekilir, irşad ve ıslahımızla meşgul oluruz çok gece kalkmamak ne demek ya Allah'ın Resulünün mübarek ayakları şişerken gelmiş geçmiş günahları affolmuş, Öyle olduğu halde ayakları şişiyor, uyuya uyuya gözümüz şişmesin. Allah için ricada bulunuyorum, gayret gösterelim, uyandırmıyorum bizi bu gazi ve etraftaki sıkıntı gören Müslümanların durumu. Senede bir defa yıkanan var, gündüz saat on bir de avucuna konan azıcık bir yiyecekle akşamı eden mümin kardeşlerimiz var.
Yemek beğenmemeler, ikide bir evin takımlarını değiştirmeler, araba değiştirmeler vesaireler. Her zaman okurlayacağız Efendimiz Hayruzik el-Habi, Hayruzk, Meik, İstesen zengindi. Zengindi zaten, elhamdülillah. Hepimiz zenginiz elhamdülillah. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Cenabıhakk'a şükrediyorum, hamdediyorum. Hepimizin durumu güzel ama Allah'ın kullarının irşad ve ıslahını istedi. İstese bu küçük bir beldede kalmazdı. Mekke'de de evi vardı, Medine'de de evi vardı. Her yerden davet olunuyordu ama Allah'ımızın kullarını ifşat ve ıslah için durmuyordu. Bir kişiye bin kişi gibi sohbet ediyordu. Bu göndereceğimiz ve gönderdiğimiz üç aylık vazifeyi son derece dikkat edeceğiz. Rabbim şahit olsun, şahit olaya Rab, şahit olaya Rab, şahit olaya Rab. Bu kadar emek veren üstadlerimiz varken biz zaten acil bir kuluz ama onların bu görevlerini emrolunduğu için yerine getirmek mecburiyetindeyiz.
Kendimizi mesul tutuyoruz. Gayret göstereceğiz.