İslami Hayatın Temeli ve Haya Kavramı kaydında Arifani ilahinin bir sıralaması var burada. O sıralamaya göre hareket etmek istiyorum. İbadette dört husus ifade buyuruyor. O dört husustan birisi de haya. Çok güzel bir ifadeydi bu. Çok güzeldi. Ebu Süleyman Eddarani Gatta Sallallahü Sırra Hazretleri'nin Allah'ımızın kullarının kullarının dört amel üzere olduğu birincisi alel havf Cenabı…
Arifani ilahinin bir sıralaması var burada. O sıralamaya göre hareket etmek istiyorum. İbadette dört husus ifade buyuruyor. O dört husustan birisi de haya. Çok güzel bir ifadeydi bu. Çok güzeldi. Ebu Süleyman Eddarani Gatta Sallallahü Sırra Hazretleri'nin Allah'ımızın kullarının kullarının dört amel üzere olduğu birincisi alel havf Cenabı hakk'ın korkusu. İkincisi ver reca onun rahmetinden ümitvar olmak. Üçüncüsü ve Cenabıhakk'a büyük bir saygı içerisinde bulunmak. Dördüncüsü velhaye utanmak ve eşrefu'nun menzileten El Hayy'a. Makam olarak makam deyince artık değişir hal değil de artık tamamen yüzleşmiş. Onda belli bir vakit utanıyor, ondan sonra terk ediyor, böyle değil. O geceleri de, gündüz de de, açıkta da, giztede de her zaman haya sahibi. Dört husus saydı ama çok önemli, hepimizin bunu idrak etmesi gerekir. El havf, Allah korkusu celle celaluhu.
Velrece devamlı korku da insanı yese götürebilir ümitsizliğe. Mesela ben kurtulmam der gider bu tehlike. Onun için korku ile ümit arasında olmak ve tabiin Cenabıhakk'a büyük bir saygı. O saygı olduğu zaman emiri ilahiyede de çok dikkatli olur. Nehyettiğine de hiç yaklaşmaz zaten. Velhay'e utanma duygusu bu buyruluyor şeref bakımından en üstün olandır diye zikretmiş. E buradan hareket edelim. Böyle sevgidir, bir söz söylenir ya aşk söyletir, dert ağlatır diye. El hub sevgi yan tehu. İnsan aşk ve muhabbet içerisinde oldu mu görüyorsunuz ya şiir söylüyor. Ondan sonra konuşuyor. Velhaya, haya duygusu içerisinde olan kimseler de yes kötü, sükut eder. Zaten belli olur, hayalı insan sükut ettiğinde belli olur. Vel havu yaklibu. Bu ilahi korku nedir? İnsanda bir kaygıdır. Ne olacağı? Bizim bir müslimümüz vardı de. O biz faizinde bulunmadık ama bulunanlar şunu söylüyordu.
Böyle kolayca halkınımızın bileceği bir söz. İşte burası muştur, yolu yokuştur, Giden gelmiyor acep ne iştir? Demek istiyor ki giden gelmiyor. Biz aleyhissalatü vesselam efendimiz bir hutbe okudular. Adlı devesinin üzerinde buyurdular ki sanki ölüm bizim üzerimize yazılmamış, hep başkasının üzerine yazılmış, onların miraslarını yiyoruz, hiç de çekinmiyoruz diyor. Şimdi omuzlarımızı alıp götürdüğümüz, kalbe koyduğumuz o kimseler acaba onun altında ne yapıyor? Bunu söyleyeyim. El haya ve hüve ala seleseti aksamin. Haya üç şekildedir. Bu haya dediğimiz biz burayı okuyalım diye konuşmuyoruz, haya sıfatı murakebedir aslında. Geçelim biz. Hayaü'l am böyle bizim gibi insanların avam denir ya avam halk demek. Halkın hayası keşke bu olsa bunu olsun yakalayabilsek. Kusurlarından dolayı. Şimdi efendimizin çok güzel bir ihvanı vardı. Bu devel'de Hacı Borazan Mehmet Efendi.
Nefsin üzerine silah atılmaz derdi, babam diye konuşurdu. Nefsin üzerine silah atılmaz derdi. Çok doğru söylermiş. Avam denen bir insan ama hasın hasıydı o. Biz biz ziyaret ettik. Ruhu şad olsun. Ziyaret ettikten sonra efendimizin huzuruna geldik. Bizde bir out var. Buyurdu ki içleriniz temizlenmiş, o insanı o kaba saba görünen bir insan ama Üstadımız Hazretleri iki kişinin ayağını öperdi. Birisi Tahir hocamız, o da ona kapanıyordu tabii. Bir de borazan hacı Mehmet Efendi. Kimde ne olduğu belirsiz yıkın hacı babaydı. Demek ki haliyle durumuyla müstesna bir kimse. Onun dediği gibi nefsin üzerine silah atılmaz. Şimdi bir şey diyecek olsan hemen ben böyle miyim diyor. Tövbe edelim, istiğfar edelim. Bize Bandırma Ali Efendi şöyle bir hadise anlattı. Ben diyor bir yerden geçiyorum, adam içki şöyle dursun, ispirto içiyor diyor. Biz de hiç duymaz, bunu ispirto içindir miyiz? Bilmiyorum.
İslami Hayatın Temeli ve Haya Kavramı ne anlatıyor?
İslami Hayatın Temeli ve Haya Kavramı kaydında Arifani ilahinin bir sıralaması var burada. O sıralamaya göre hareket etmek istiyorum. İbadette dört husus ifade buyuruyor. O dört husustan birisi de haya. Çok güzel bir ifadeydi bu. Çok güzeldi. Ebu Süleyman Eddarani Gatta Sallallahü Sırra Hazretleri'nin Allah'ımızın kullarının kullarının dört amel üzere olduğu birincisi alel havf Cenabı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demek ki bu iyice azmış. Eszade Elbili Hazretleri bir hadise anlatıyor. Adamın birisi içkiciye gelmiş, bana demiş en keskin içkiden vereceksin, en keskin. Vermiş, haya ederim diyemem. Anadan doğmuş gibi olmuş. Daha geliyormuş, diyormuş ki ben sana demedim mi daha keskin bir içki vereceksin? İçkici demiş ki söyleyeyim bakmışsın o haline, daha ne vereyim diyormuşum. Böyle birisi Ali Efendi'yi görünce Allah'ımız rahmetler eylesin, saymadı koymamış. Biraz sakallı ya, şimdi nur gibi sima, kendisini görmüştüm belki. Bakın ne diyor? Daha bende sayamadığım öyle kötülükler var ki demiş. Saymalı, koymamış zaten. Diyormuş ki bende daha saymadığım ne kötülükler var. İşte bu insanlıktır, İslamlıktır. Ne var? Ben şöyle mi oldum? Kötülük mü yapıyorum? İçki mi içiyorum? Kumar mı ölüyorum? Allah'ımız muhafaza buyursun. Bu hoş bir sıfat değil tabii.
İnanın mürşidimizdeki edebi burada anlatmak mecburiyetinde kaldım. Bu işin değişik bir şekli. Öyle bir haya sahibi ki üstadımız evladı durumunda olan birisine yaşını başını almış, sakal koy diyemiyorum. Bundan hicap ediyor, tanıyorum. Konya'da böyle mübarek elini fuselenlerden birine öpen demek. Diyor ki bir fotoğrafın varsa bana ver diyor. Veriyor. Üstatımız onu alıp bir zarfın içerisine bırakıyor. O sakal koy demekten hicap ettiği kimse huzuruna gelince eline o zarfı uzatıyor. Herhalde üstadım bana bir harçlık veriyor diyor. Ayrılıyor, ayrıldıktan sonra bakıyor ki bir fotoğraf sakallı. Vay sultanım diyor vay. Ne edep, ne haya, ne ahlak diyor. Mürşid-i kamillerimizden birisi evlatlarının hiç kusurunu diyemezmiş, hiç diyemez. Giren onun yerine ağlar, sızlar Cenabı hak ona tevbe nasip etmiş.
Bir gün Sami Efendimiz Hazretleri Kaddafi Sallallahu Aleyhi Sırra o asaleten gelen bir halifesine Adana Allah Resul Efendimiz bir vekalet var, bir de asalet var. Vicdancağız efendimiz hep saygımız olmakla birlikte hepsine çünkü bizzat icazetleri aleyhisselatu vesselam Efendimizden mükerreren duydum. Çoğ anlattıktık bunu biz. İşte İskenderun'un herhalde dört yol. İbrahim Efendi de öyle değil mi? İskenderun dört yol. Orada yedilerden Mehmet Efendi Hazretleri Arnavut. O kaç kere sormuş Hızır Aleyhisselam'a. Efendim Sami Efendimizin halifeleri Adanalı Hasan Efendi, Yahya Aslan Efendi. O Hasan Efendi'ye demiş ki Hasan Efendi ben geliyorlar ziyarete, hatalarını diyemiyorum demiş. Utanıyorum. Gece karanlığında yaptıkları gözümü apaçık görünüyor. Benim hamurum şefkatle yoğurulmuş, utanıyorum. Böyle kitap okuyorum, okurken ilk başta değil ortalarında söylüyorum.
Sohbetin işte bir yerine denk getirmeye çalışıyorum. Ne olur söyle bunlar anlamıyorlar. Söyle de yapmasın da ben haya ediyorum buyuruyor. Haydi bu bizim bir mürşid-i kamilimiz, Allah'ımız görmüyor. Şu çok hoşumuza girer bizim. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ahirete düştü, Sıddıy-ı Azam dedi ki o da bil beşer de ahirete düştü. Allah bakidir, haydır, görüyor ve biliyor. Biz onun kuluyuz, ona göre. Belki burada gelecek, gelince söylerim. Hani bizim azacağımız, ne bileyim tuğyan ineceğimiz hiçbir şey yok. Allah muhafaza etsin gören ol. Daha üç yaşında Sehl bin Abdullah Ettüsteri Hazretleri dayısına diyor ki dayı kalbim kararıyor diyor. Üç yaşında bir yavrunun kalbi kararır mı? Bize büyük bir ders. Ne yapayım derken Allahu nai, Allahu şahid idi, Allahu şahit idi diyor. Allah benimle beraber. Allahu naeri, Allah görüyor bizi. Devamlı gözetlemektedir Cenabı Hak.
Şahidi Gizli ve açık her şeye şahit olan bir Mevla. Bunu bilsek yeter. Bak unutmayalım. Kaydediyorsunuz herhalde. Otururdum sohbette biz bak hiçbir şey kabul etmeyin diye trilyonlarca defa diyor insan çekiniyor, nefsimize bir pay çıkarıp da helak olur muyuz diye. Otururdum sohbette gerilere, yazardım üstadımızın önemli notlarını yazardım. İnsana büyük bir deva oluyor. Öyle söz söylüyorlar ki Bayezid Bistami Hazretleri diyor ya bir deri divan eden diyor bir deriden söz çıkar defterü divana sığmaz diyor. Öyle bir söz söyleyin ki onların defterü divana sığmaz dediği nedir? Fanilerden değil, bakilerden ilim aldığı için öyle. Fanilerden almıyor bizim gibi, bakilerden alıyor. Baki olan Allah'tan alıyor celle celalühü ilmi. Olur mu? Tabii biz o hali kesbetmeyince anlaşılması da zor olur. Allah'ımız uyanmalar nasip etsin, uyanışımız şu olacak.
Ne kadar insana ulaşabilirsek, bak size yazdırdım, onları Ashab-ı Güzün ne yaptı? Efendimizden duyduğunu etrafa gönderiyorlar sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bu din böyle gelişir. Yani bizim mürşidimiz gerçek bir mücahitti. Üç kişi sen bul, üç kişi sen bul diyordu. Aralarımızda bir araya geldiğimizde hep bununla çalışalım. Yani bu kervan Sıddıyka Azam'dan beri devam eden bir kervan. Onun için güçlü ve kuvvetli olalım. Şimdi bazı bahçıanlar böyle ekimle dikimle meşguller. Bahçesine girer de girer de eğer ettiği, diktiği yetişmezse eli kolu kırılır. Ne şevki kalır, ne aşkı kalır. Yok eğer yetişmişse, meyve vermişse sevinir. Onun için sohbetlerinde duyardım. Ne bu diyordu. Mesela şimdi bazı kütükler var, böyle damarla ona nasıl denir bilmiyorum. Oğlum koltuğum kırıldı derdi böyle. Yani bizim gibi olan insanlara öğüt ve nasihatte budaklı bir ağaç gibi kırılmıyor diyordu.
Kendilerinden duyduğumuz Mürşid-i Kamillerine girerken hazırlık yaparak girdilerdi. Gönül hazırlığı yapardı. Burada İpek hocamız da öyle. İşte sohbete iştiraksınız deyince dur, dur. Ben hazırlanmayınca tövbeler, istiğfarlar gelemem diyor. Evet, bizim gibi insanların hayası inşallah bu olsa yine yeter diyoruz ya. Ve huve minet taksir kusurlarımızdan dolayı, nefsin üzerine silah atılmaz dediğimiz bu o zatta Kabullenemiyoruz. Acziyetimizi bilsek bu da güzel bir sıfat. Ve hayevül has seçkin insanların hayası ve huve minel isra. İsraf ne? Yediği içtiği değil. Yediğimiz içtiğimizle isyana gitmemektir. Yerine göre en önemlisi bu zaten. Yediğimiz taamla isyana gitmemek, kötülüğe gitmemektir. İsraf deyince mi? Hep hatırımıza bu yemekler geliyor. Beynin israfı kadar tehlikeli bir israf yoktur. Allah'ımızın kudretini düşünecek bu beyin.
Ondan sonra gönül onun muhabbetini taşıyacak, onun dışına taşarsa israf da buna kıyas ederiz artık. Ve hayaül ahas çok seçkin insanların hayası ve hüve minel celal Allah'ımızın Celle Celalü korkusu gönlüne girmiş. Ona muhabbet içerisinde. Bu korkuyu öyle bir aslandan neden ürküp de kaçmak gibi değil o. Bambaşka bir ilahi hazdır o. Haya imandandır. Ve nısfun şükrün. İman iki yanında müteşekkil bir bütündür. Bir yarısı sabır, bir yarısı şükür. Şimdi düşüneceğiz biz. Efendimiz burada meal olarak kabul edin, meal olarak, hadisi şerifin meali gibi. Şimdi buyuruyor ki aleyhissalatü vesselam Efendimiz, iman iki yarımdan müteşekkil bir bütündür, düşüneceğiz. İman kadar büyük bir nimet olamaz ama kalitesini arttıracağız. Kalitesi rabıta, murakabe, zikrullah şu azalarımıza sahip olmak. Rabıta, murakabe ve azalarımıza sahip olup Cenabı hakk'ın bizi her an gördüğünü düşünmek.
Düşüneceğiz, acaba neden bunlar imanın yarısı deyip kafa yoracağız. Sabır ve şükürdür. El haya, el-Haya, bin Navaril hak haya neymiş? Cenabı hakk'ın Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü bildiğini bilmektir. Koluna üç yüz altmış defa nazar ediyor. Bu tecelliden haberdar olmaktır. Allah'ımızın zaten yakın ama o yakındığını bilmek bize bizden daha yakın. Min şuhudil hadra, o şuhud halini anlatmakta zorlanırız ama yine ehlullahın beyanına göre rüyetü'l hak da bilhak hakkı hak ile bilmektir diyor. Yani Cenabı hakk'ın bildirdiği kadar. Ne kadar bildirir? Bizim üstadimize göre, bizim halimize ve durumumuza göre velhuzuru vakden murakabe ile, yani yolun açılışı murakabe ile gönlümüzü yedi kat semayı yok bilip Arş-ı Azam'a açmakla, bak insanda doyumsuzluk duygusu vardır. Hepinizde var bu. Bak bu doyumsuzluğu Cenabı'a ta yedi kat sema daha ötelerine gidiyor, sonsuzluğa gidiyor.
Zat-ı Ahediyette ne varsa dünyada onu görebilmek. Mesela dağa batsa onu yaratan rabüm demek. Bu şekilde anlayacağız. Hani biz böldüğümüzde takılıp kalmayacağız. Müsebbibü'l esbap olacağız. Bu müşahede hali şimdi burada hayayı anlatırken kulun Cenabı hakk'ın kendisini gördüğünü biliyor, yakın olduğunu biliyor ve şuhud halidir. Şuhudu da anlatırken bize başta Cenabı hakk'ın içimizi, gönlümüzü muhafazaya çalışacağız. Bak kalbimiz, büyüklerimizin yine bir sözü aman ha, kalbiniz hırdavatçı dükkanı gibi olmasın diyor. Eşyanın biri orada, biri bir tarafta bilmem plan. Bir dünya sevgisi, bir şeytanın aldatması, nefsin istekleri, yersiz duygu ve düşüncelerle içinizi kirletmeyin, içinizi koruyun, muhafaza edin. Çünkü Allahu Zülcelal gönül alemini seyretmektedir. Ve gale, İbni Ataullah, el el ilmü lekber, el heybetü velaya ilmin zirvesi ilmin zirvesi neymiş? El heybe velaya. Ne demek?
El Heybe Allah'ımızın azamet ve haşyet bu aradaki bir ifadedir. Bunu ancak yaşayanlar idrak ederler. Bu Allah'ımızın azamet-i ilahiyesine olan saygı ve utanmak, eiza ve heyhebe anhul heybe vel haya fela hayrafhi. Eğer haya duygusu bitmişse, Rabbimize karşı saygı da kalmamışsa geceler çok kısa da kalkamıyoruz. Ama Allah'ımızın azamet-i ilahiyesi gönülde belirirse gece kısaymış, bilmem falanmış, sabah namazına gelemiyormuşuz, dersimiz, evladımız, ezkarımız. Şimdi moralimiz bozulmasın diye demiyorum. Efendilerimizin sözleri var. İbrahim I Düssuki Hazretlerinin burada bir sözü var. Siz okursunuz adap Risalesinde İbrahim I Düssuki Hazretlerinin demekten ayağı izliyor. Keşke bulabilsem de hemen sahifesini de versem yalnız burada elbette farklı şeyler farklı. Tercümeler farklı. Burada çok güzel ifade ediyor. Belki de buldum şu aralarda. Daha efendimizin evlatları inşallah ona evlat oluruz.
Bilmiyorum ki evlatları. Tanıyorum ben. Siz evladısınız da. Öyle etinden, kanından, kemiğinden gelmek değildir evlat. Onun ruhundan gelebilmektir. İzinden yürüyüp gelebilmektir. Öğretinlermiş sohbetinden önce çok hoşuna gitti. Bu güzel sözler. Ve su ile güneyi gaddesallahu sırra anil haya kendisinden haya sıfatı soruldu. Fegal, ru'yetü'l ala dedi ki Allah'ın kudretini ve nimetini seyretmektir. Sayılır mı? Sayılamaz. Sayadın mı burada şimdi biz? Allah'ımız sayılmaz buyuruyor, nasıl sayacağız? Nasıl sayacağız? Şu bir gözümüzün gördüğü nimeti bile ifade edemeyiz. Ve ru'yetü'l ve ru'yetü'l taksir. Şimdi Allah'ımızın nimetini görüyor, kusurunu da görüyor. Şimdi yüce Kudret sayılamayacak nimet ve bunun yanında böyle bir Rabbomuza karşı nasıl hata ediyoruz diyoruz, işte bu aradaki duygudur diyor haya. Çok güzel izah buyurmuş.
Biz buradan gidince ayetlerden ve Hadis-i Şeriflerden ona sıra gelince ifade ederiz. Lokman Hekime ve etrafındakilere sormuş Lokman Hekime, Etrafındakiler soruyorlar. Edep ve ahlakı kimden öğrendin? Edepsizden. Görürler edepsizden edep öğrenilir mi? Onun yaptığı gibi yapmadın. Sözde değil, dişte belli eder edebini insan. Sözünde değil, işinde. Biz konuşuyoruz ya şimdi, bunda değil. Eğer bu biz dediklerimizi tatbik ediyorsak ondadır edep. Yemin etmesinden değil, sır tutmasından belli olur edepli insan. Ve bir yolculukta ve bir de ticarette belli eder edebini insan. Evet günümüzde pek azdır edepli insan. Gelişinden değil gidişinden belli eder edebini insan. Alma vaktinde değil verme vaktinde belli olur edepli insan. Ve nasihatte değil, hayatında uygularken belli eder edebini insan. Evet günümüzde pek azdır edepli insan. İyi günde değil, kötü günde belli eder edebini insan.
Mağarada herkes derviş, şehre inince belli olur edebini insan. Ve seviyorum derken değil, ayrıldığında belli eder edebini insan. Evet günümüzde pek azdır edepli insan. Ey gönül, sen sen ol kimsenin gönlünü yıkma, dikenin ucuna çık da edep çizgisinden çıkma, Mevlana. Her şey çok olunca ucuzlar. Edep bunun aksinedir. O çoğaldıkça, o çoğaldıkça değer kazanır. Bir insanda yok ise edep, neylesin medrese mektep? Okusa alim olsa yine merkep, yine merkep. Necip Fazıl, Safeküleyhun Rahmetullahi. Utanma insanın ruhunda asıldır, insanı insan olarak muhafaza eden de budur. İlim meclisinde ilim meclislerinde aradım, kıldım talep ilim geride kaldı illa edep, illa edep Yunus Emre. Edep aklın tercümanıdır. Bunun manası şudur. Herkes aklı kadar edepli olur. Edebi kıt, ahlakı bozuk olana hakiki manada akıllı denmez. Sırrı sakati sırra. Edep hududa riayet etmektir.
En büyük edep ilahi hududu muhafaza etmektir Necip Fazıl rahmetullahi. Neye işaret ediyor? Tevbe Suresine. Onlar Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı aşmazlar. Bak ona dikkat çekiyorum. Edebime elvermez edepsizlik yapana, susmak en güzel cevaptır, edebi elden gidene. Yunus Emre, Hava kirliliğinden değil, haya kirliliğinden nefes alamıyoruz Necip Fazıl Rahmetullah Ali değil mi sözmüş? Hadisi şeriflere girecek olursak, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem örtüsü içindeki bakire kızdan daha çok haya sahibiydi. Hoşlanmadığı bir şeyi görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh. Şimdi dikkat edinizse ifade çok müstesna. Örtüsü içerisinde bakire kızdan hayalı diyor. Şimdikileri demiyor, hayalı olanları söylüyor. Efendimizin hayatı hakkında bir hadisi şerifi var, bunu kısaca geçeyim isterseniz. Raviler sayılıyor, en sonda elhamdülillah.
Biz Allah'tan utanmıyor muyuz ya Resulallah? Elhamdülillah. Gal baş ve onun ihtiva ettiklerini korumaktır. Başımızda bulunan göz kulak, dil başka ne var bilmiyorum. Bunları muhafaza etmektir, beynimizi korumaktır. Beynin tezkiyesidir. İnşallah tasfiye de olur. Hep kalbin tezkiyesi diyoruz, beynin tezkiyesi çok önemli. Efendimizin Mekke döneminde şirk düzeninden tevhide daveti budur işte. Mide öyle diyebilirim karın ifadesi nasıl bilmiyorum ve ihtiva ettiklerini midemize haram lokma giydirmemek, namusumuzu korumak, kalbimizi muhafaza etmektir. Ve tete refkaral mevte vel bila, ölümü ve övüldükten sonra kemiklerin çürüdüğünü hatırlayıp öğüt ve ders almaktır kim ahiret saadetini istiyorsa dünyanın süs ve püslerine itibar etmesin. Böyle olan kimse Cenabı Hak'tan hakkıyla haya etmiş olur. Şurayı yine kısa geçeceğim. Efendimiz böyle Ashabı Gücün'le oturuyorlar.
Ravi Ebu Vakıf Halis İbni Avf radıyallahu anh. Resul-i Ekrem Efendimiz Mescidi Nebevi'de oturuyor. Otururken üç kişi geldi. Birisi gelip bir aralık buldu, oraya oturdu. Allah'ımız efendimiz buyurdu ki Sallallahu Aleyhi ve Sellem o 0 halkaya girdi, o halkaya girdi, Allah'a sığındı. Allah da onu barındırdı. Bir ikincisi haya etti, halkanın arkasına oturdu, onu da söyleyeyim buyurdu. Rabbi Zülcelal'imizle o insanları rahatsız etmekten utanınca Allah'ımız da ona ona karşı lütuf ve ikramda bulundu diyeceğim. Çünkü buradaki utandığı ifadesi Allah için celle celalühu nasıl kullanılabilir? Bir üçüncüsü ise ayrıldı gitti, Allah da ondan rahmeti de mağfireti de ayrıldı diye buyurdu. Onun için cemaatimiz içerisinde birlik ve beraberdik inşallah. Daha Hadis-i Şerifler var, Enes Radıyallahu Anh'ten rivayet edildiğine göre. Bir işte çirkinlik bulunması onu lekeler.
Hadis-i Şerif'i okuyun, çok güzel olur. Ve gale nebiyyus sallallahu aleyhi ve sellem, işte çirkinlik bulunması onu lekeler ve kirletir. Bir işte haya duygusunun bulunması ise onu süsler diye buyurdular. Efendimizin yine Hadis-i Şerifleri pek çok Ayet-i Celileler sadece ayet numarası vermek istiyorum. Hasas suresinde yirmi beşinci ayeti celile o kız çocuklarının utana utana gelmeleri ve bunun yanında çok ayeti celleler var. Bundan bu Nahid suresinde, Necm suresinde yine Ayet-i Celileler ve bunun yanında Enam suresinde ve diğer surelerde pek çok Ayet-i celleler var. İlla haya kelimesi olarak geçmez de hayayı ifade eder. Necm suresinde ve buna benzer ayeti celileler. Hadisi şerifler önümüzde. İnşallah dikkat ederiz, haya sıfatı çok önemli. Hayalı olan kimse kötülüğe katiyen yaklaşmadığı gibi kötülük bunun çevresine bile gelemez. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.