Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde yine sizlerle Mahmut Sami Ramazanoğlu eserlerini paylaşmaya devam ediyoruz. Fatiha suresi tefsirine başlamıştık inşallah. Bugün Fatiha suresini bu programımızla birlikte bitirmeyi planlıyoruz Rabbimiz izin verirse. Ayeti kerimesi ile devam ediyorduk. Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol ayet-i celilisini şahit olarak getirmişti. Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretleri. İnsan yetişmesi, zahiri ve batıni kuvvetleri bakımından bir kısım tabii ve ruhani, ahlak ve sıfatlara sahiptir, kimisinde ifrat halindedir, kimisinde tifrit halindedir. Kula gereken itidali muhafaza etmektir diye ifade etmişti bir önceki programımızda. Bunu sizlere zikretmiştim, paylaşmıştım. Dinimizde cimriliğin de mezmum, yani yerilmiş, israfın da mezmum olduğunu ifade etmiştik ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bazı sahabiler bütün sene oruç tutmak, bütün gecelerinin tamamını ibadetle geçirmek, zürriyetten kesilmek ve bütün ömürlerini bir çeşit ibadete hasr eylemek üzere Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemden izin istediler. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de bunların cümlesinden nehyederek istikamet yolunu gösterdi ki bu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emrettiğini yapmak nehyettiğinden de içtinab etmektir. Ayet-i celilede Rasul size neyi verirse alınız, hangi şeyden nehyederse ondan sakınınız buyurulmuştur ki dini yaşamakta sıratı müstakim, yani istikamet yolu budur. Hace Abdülhalık Guclivanni hazretlerine nefsin istediğini mi yapalım, istemediğini mi diye sual olundukta, bunu tayinde insan çok defa yanılabilir. Allah'ın emrettiği yapılır, nehyettiği yapılmaz hakiki kulluk budur.
Salikin yoluna şeytan karışır mı diye sual olundukta nefsi ifna etmenin son hududuna varmayan bir salik öfkeye düşünce şeytan onun yoluna karışır. Nefsini ifna eden salikte öfke bulunmaz. Yalnız gayret ile öfkeyi karıştırmamak lazımdır. Gayret Allah ve Resulüne ittiba hususunda muhalefet edenlere karşı davranıştır, celadettir. Bu gayret zuhur edince şeytan kaçar, diye buyurmuştur. Bir gece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dolaşırken Hazreti Ömer radıyallahu anh'ın evine uğradı. Ömer Radıyallahu Anh yüksek sesle Kuran okuyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem niye böyle yapıyorsun diye sual buyurduk da uyuyanları uyarmak, şeytanı da kovmak için ya Rasulullah diye cevap verdi. Rasulullah Efendimiz, sesini biraz hafiflet diye buyurdular ve oradan Ebu Bekir es Sıddık Radıyallahü Anh'a uğradılar. O da Kuran'ı çok hafif sesle okuyordu.
Ona niye böyle yapıyorsun diye sual buyurduk da kendisine münacat ettiğim bu kadarını da işitiyor diye cevap verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Eba Bekre sen de sesini biraz yükselt buyurdular. Resulullah efendimizin yaptığı vechile şu ayet-i celile bu iki halin itidalini beyan eder. Namazını tamamen cehretme. Onu iyice de kısma. Bu ikisinin arasında bir yol tut. Hidayet üç kısımdır. Birincisi hidayeti amme. Bütün zihayatı, hayat sahiplerini içine alır, her birisi kendisine menfaat verecek şeyi bilir ve temine çalışır. Zarar verecek şeylerden de kaçar. Taha suresindeki Rabbimiz odur ki o her şeye hilkatini vermiş, sonra ona yolunu göstermiştir. Hidayeti hassa müminleri içine alır. Allah'ın kendine iman edenlere cennetin yolunu göstermesidir ki Allah'a iman eden ve salih ameller işleyenleri Rableri imanlarıyla hidayete eriştirir ayeti celilesiyle ifade olunan hidayettir.
Üçüncüsü, hidayeti, ahas. Hakiki hidayettir ki, hakikate buradan yol bulunur. Bu, Allah ile Allah'a gitmektir. Yahut Allah'ın kulunu kitabıyla hidayete eriştirmesidir. Ben Rabbime gidiyorum, beni o hidayete eriştirecek. Allah dilediğini kendine seçer, ona yönelenlere de kendisine varan yolu gösterir. Allah, kendisine yönelenleri vücudu beşerilerinin zulümatından kurtarıp, vücudu ruhanilerinin nuraniyetine ulaştırır. Bu, Allah'ın sıratı müstakime ulaştırmasıdır. Bu hidayete ermek için Kuran ve sünnete temessük, yani tam sarılmak şarttır. Ayet-i celilede Ey ehli kitap, size kitaptan gizlediğiniz çok şeyleri beyan eden ve çok şeyleri affeden Resulümüz gelmiştir. Size Allah'tan bir nur ve her şeyi açıklayan bir kitap gelmiştir. Allah onunla rızasının peşine düşenleri selam yollarına ulaştırır ve izniyle karanlıklardan çıkarır, nura kavuşturur. Ve onları sıratı müstakime hidayet eder.
Sıratı müstakim dini kayyımdir, İslam'dır. Yine Kuran'ın delaletiyle Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin üzerinde bulunduğu ahlaktır. Cenabı Hak onun hakkında muhakkak ki sen çok yüksek bir ahlak üzeresin, buyurmuştur. Keza sıratı müstakim, Allah'ın ve Resulü'nün yoludur. Nitekim Muhakkak ki sen sıratı müstakimi Allah'ın yolunu gösteriyorsun. O Allah ki semalardakiler ve arzdakiler hep onundur. Biliniz ki bütün işler dönüp dolaşıp nihayet Allah'a varacaktır. Bu yola basiret üzere davet olunmuştur. Basiret üzere de ittiba lazımdır. De ki, işte benim yolum, kendimi ve bana tabi olanları Allah'a basiret üzere davet ediyorum. Bizi sıratı müstakime ulaştır. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yoluna değil.
Sıratı müstakim kendilerine nimet verilenlerin yoludur ki bu Meryem suresinin elli sekizinci ayet-i celilesinde beyan olunduğu vechile bütün peygamberlerin yoludur. Onları sıddıklar, şehitler ve salihler takip ederler. Allah ariflere marifet, velilere sıdk, saffet, rıza ve yakin, ebrara hilm ve reffet, müridlere ibadet zevki, müminlere uhuvvet lezzetini in'am etmiştir. Hadis-i şerifte beyan olunduğu vechile gazaba uğrayanlar ve lanetlenenler Yahudilerdir. Dalalete düşenler de Hristiyanlardır. Bunlar, peygamberlerinin tebliğlerini kabul etmedikten başka, Allah'a ona layık olmayan sıfatlar isnat ettiler, küfürlerinde inat ettiler. Niceleri türlü tereddütlerden sonra imana gelip hemen arkasından küfrettiler ve küfürlerinde inat ettiler. Bununla kalmayıp peygamberlerini bigayr-ı hakkın haksız yere katlettiler. Kimileri Allah fakirdir, haşa biz Ganileriz dediler, zenginiz dediler.
Kimileri Allah çocuk edindi dediler, haşa ve lanetlendiler, gazabı ilahiye uğradılar. Bunlar, peygamberlerine gönderilen vahiy nurunu görmeyenler ve hevai nefs yolunda helak olanlardır. Beşeriyetlerinin zulümatını ve şeytanlarını taklit yolunda perişan olanlardır. Allah bunlara gazabıyla lanet etmiş, rahmetinden tard etmiştir. Bunlar Hazreti Muhammed Aleyhisselam'ın müstakim şeriatına, dosdoğru yoluna tabi olmadıkları için Allah'ın insana layık görüp verdiği ahsen-i takvimden ve mertebe-i insaniyetten düştüler. Birçokları hem sureten, hem sireten hınzırlara, maymunlara çevrildiler. Bunlar Kuran'da sarahatle açıkça beyan olunur. Onlar, sıratı müstakime yönelmeyince insaniyet derecesinden düştüler ve rububiyetin kendilerine sayısız nimet ve mühletlerini unuttular, tevhid yoluna girmediler, şeytanı dost edindiler ve ona teslim oldular. Hevalarını ilah edindiler.
Ahireti unutup dünya ile mutmain oldular. Tevhid etmediler, tesliyet ettiler. Allah, haşa, üçün üçüncüsüdür dediler. Allah'ı unuttular, Allah da onlara kendilerini unutturdu. Ve bize onlar gibi olmamaklığımızı emir buyurdu. Kitabının başında da bu en büyük duayı öğretti. Cenabı Hak hadis-i kudside buyurmuşlardır ki Namazı kendimle kulum arasında ikiye taksim ettim. Kuluma da istediğini vereceğim. Kul, hamd alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur dediği zaman Allah kulum bana hamd etti der. Kul o Allah ki Rahman'dır, Rahim'dir dediği zaman Allah kulum beni sena etti der. Kul o din gününün malikidir dediği zaman Allah, kulum beni temcit etti der. Kul, ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım dileriz dediği zaman bu benimle kulum arasındadır ve kulum için istediği vardır der.
Kul, bizi sırat-ı müstakime, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ulaştır, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin yollarına değil dediği zaman Allah burası kulum içindir, kulum için de istediği vardır, der. Amin. Ey Rabbimiz, duamıza icabet et, kabul et demektir. Ebu Hüreyre'den rivayet olunduğu vechile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz amin dediği zaman amin deyiniz. Amin deyişi melaikenin aminine tevafuk edenin geçmiş günahları mağfiret olunur buyurmuşlardır. Rivayet olunur ki Şam'dan Ebu Cehil'in yedi kervanı büyük bir mal ile yedi bölük halinde gelince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı onu gördüler. Sahabenin ekserisi aç ve çaresiz idiler. Nebiyy-i Ekrem ashabının haline de bakmakla gönlü bir parça meşgul oldu. Hemen muhakkak ki sana seb'ul mesaneyi ve Kuran'ı azimi verdik ayeti celilesi nazil oluverdi.
Yani Ebu Cehil'in yedi kafilesinden çok daha hayırlı olan seb'ul Metaneyi yani Fatiha'yı ve Kuran'ı azimi verdik, buyruldu. Cenabı Hak, Nebiyy-i Ekrem'in bunu kendisi için istemediğini de bilmekle, vela tahsen aleyhim. Sen onlar için de mahzun olma. Ve müminlere kanatlarını ger, buyurdu.
Fahr-i Razi'nin tefsir-i kibirinde Molla Fenari'nin de Fatiha tefsirinde beyan ettikleri vecih, Fatiha suresi baş tarafında mebde ve meade, yani dünya ve ahirete mütarlık bütün mesaili meseleleri, marifetullahı, ilmi Kuran'ın mevzuunu ve mukaddimatını, ortasında ilmi Kuran'ın mevzu-i hassı özel konusu, gayesi ve dini İslam'ın en büyük kanuni fıtrat olan nispeti İlahiye ile cümle esrar-ı içtimaiye ve hukukiyeyi beyan ettikten sonra son kısmında da tarik-ı hakkın en güzel tarifini en muazzam bir belagat ile tespit etmiş ve bunların cümlesini başındaki elhamdülillah cümleyi baliğasına dercedip ebeden geçerli olduğunu Allah adı ile ilan eylemiştir. Şu halde İslam, gazaba uğratmadan, dalalete düşürmeden, saadet ve selametle Allah'ın nimetlerine ve Allah'a götürüp Elhamdülillah dedirten apaçık, dosdoğru ve hak, hakikat, istikamet yoludur.
Bu din ile tedeyünün başı, evvela Allahü Tealayı tanımak, ona ancak sana ibadet ederiz, her işimizde ancak senden yardım dileriz diyerek kemal-i tevhid ile ahd ü misak ve ondan sonra kemal-i ihlas ile icabını icra için cümle hukukun hududunu bildiren ve üzerinde sühulet ve selametle yürümek mümkün olan müstakim şeriata hidayet ve tevfik talep eylemektir ki böyle güzel bir talebin duanın cevabı Sure-i Bakara'nın başında beyan edilmiştir. Bize düşen ihsan ile, yani Allahü Teala'yı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan da o seni görüyor buyurmuşlardır. Hidayet-i hakikiyede her an bu duygu ve şuur içinde bulunmak ve bütün hayatını bu inanca göre tanzim etmektir. Rabbimiz cümlemizi bu yoldan ayırmasın sevgili dinlerim. Elhamdülillah. Bir programımızın daha sonuna geldik.
Sizlere bu bölümümüzde Mahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSallallahu Sirrahü'l-Aziz'in Fatiha suresi tefsirinden bir bölüm aktarmaya çalıştım. Bu bölümümüzle birlikte Fatiha suresinin tefsirini burada bitirmiş oluyoruz. İnşallah bir sonraki programımızda bir başka konuda tekrar sizlerle birlikte olmayı umut ediyoruz.