Sakınlar lazım. Ey müminler. O fitneden sakının ki, o fitne yalnız sizden zulmedenlere isabet ile iktifa etmez. Belki umumunuza birden isabet eder ve şunu bilin ki Allah'ın azabı şiddetlidir. Fahr-i Razi ve Misaburinin beyanları reçile bu ayette vacip Teala Hazretleri, zaruri ve umumi olan günahlardan sakınmakla emretti ki insanlar yetdiğerine zarar verecek hatalarda bulunmasınlar. Çünkü umumi felakete sebep olan hatalar zina, livata, tabun ve veba ve günümüzdeki rahatsızlıklar gibi umumi belaya sebep olacağı gibi ölçek ve terazide noksan vermek. İhtikal. Gahdu, galaya, kırklığa sebep olur. Haktan sükut. Emri bil maruf nehyi anil münkerde müdahale. Bu kelimeyi Türkçe olarak kullanmak istemiyoruz. Biçimsiz Türkçede ifadesi güvenli.
Azinin isyanına rızayı ve bid'atlerin zuhuru ve kelime-i İslamiye'nin dağılmasını ve sözlerin bir araya gelmemesini ve emri cihatta tekasül cihadın yerine getirilmesinde tembellik, küffarın galebesine mucip olacağından bu gibi umumi belaya sebep olacak günahlardan her müminin sakınması lazım olduğunu vacip Teala tavsiye etmektedir. Veren mühim ayet I celile de sonra kulla orada alayım. Harada ve denizde meydana gelen bela ve busibe sıkıntılar sizin elinizle yapmış olduğunuz hatalardan buyuruyor. Tarihe baktığımız zaman Lut kavminin helakine kısaca ayeti celile, Ankebut suresinde otuz üç ve otuz dördüncü ayeti celilede, malum Filistin muhitinde bulunan, bu fiili söylemler haya eder. Lut kavmini doğru yola davet etti. Bu kötü fiillerinden dolayı. Kendilerine yapılan daveti kabul etmemelerin üzerine helak edildiler. Ayet-i celile de elçiler ona korkma.
Çünkü İbrahim Aleyhisselam ikram etmek istedi misafirlere. Bir buzağı Kuran Azimüşşan'da geçtiği üzere geçti. Yemiyorlar tüm meleklerden bulduğu için derhal dediler korkma, üzülme, Biz seni ve aileni kurtaracağız. Bunu Lut Aleyhisselam'a diyorlar. Korkma, üzülme. Esselam. Korkma, üzülme, biz seni ve ailene kurtaracağız. Ancak, kalbin başka, o geride kalıp helak edilenlerden olacaktır. Şüphesiz, biz bu memleket halkı üzerine afakıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz. Malum gökten inen taşlarla helak olmuşlardır. Ondan sonra sebul kavmi, uzatmadan. Ağır kavminin helakinden sonra Hicil bölgesinde sebul kavmi. Bu kavim de çok büyük nimetlere nail oldular. Yalnız bu nimetler şükre değil de isyana kendilerini sevk etti. Yüce Rabbimiz onlara Salih peygamberi gönderdi. Salih Aleyhisselam onları Allah'a, imana, ibadete, itaate çağırdı. Malum mucizeden gösterdi.
İşte bir gün deve o sudan istifade eder, bir gün de siz, aslında her gün istifade ediyorlar. O devenin sütünden de faydalanıyorlar. Fakat zalimler o deveyi kestiler. İman edenler dışında Semud kavmi şiddetli bir gök bürüntüsüyle helak oldu burayı. Rabbimiz Teala ve Tekaddes Hazretleri esadı. Elhamdülillah. Elhamdülillah. Biz Allah'a kulluk edin diye uyarması için Semud kavmine. Şimdi, bütün peygamberlerinde zaten ortak özellik bu. Diğer Ayet-i celleler de var, Ayet-i celileler de var, çok bu hususta. Allah'ımıza ortak koşulmamasını, Rabbimize ibadetin haz kılınmasını, sonra Nuh suresinde de geçtiği üzere bana itaat edin diyor Nuh aleyhisselam. Allah'a isyandan sakının, kolluk edin diye Sevr kavmine kardeşleri Salih'i peygamber olarak göndermiştik. Birden ne görsün? Onlar birbiriyle çekişen iki gurup olmuşlar. Malum azgınlarda bunların isimleri de var.
Bir araya geldiler o deveyi kesmek suretiyle helaka vurdular. Bunun yanında yine gördüğümüz Kuran-ı Kerim'de Arkavul. Bunlar da Yemen bölgesinde. Dediğimiz gibi nimetlere nail oldular. Taşlarını da oturuyorlar. Şöyle, bökenli evler binalar yapıyorlar. Fakat bir türlü geçmiş peygamberlerden ve helaklerinden ders almadılar. Onlar da isyana gittiler. Şirke devam etmeleri üzerine Cenabı hak esabibillah. Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz, haram günlerde üzerlerine dolduracak bir rüzgar gönderdik ahiret azabı. Elbette daha rezil edicidir, onlara yardım da edilmez. Ayeti gemide tekrar okuma düşünüyorum, İnstagram. Bir hutbede dahi, evet güzel kardeşlerimiz okuyorum ben. En çok dikkat edeceğimiz ayetler ve hadisi şerifleri. Diyoruz, diyorum ki kendi kendime, ayeti celîleden nüfuz okusalar hatimden belli hadis-i şerifir tamam diyor.
Yani bunun üzerine yoğunlaşsana Allah'ımızın ayati ilahiyesi çok önemli. Mesela cemaat anlamadı diyelim. Bunu eğer ibadet ve taatimiz, ihlasımız, Rabbimize bağlılığımız çok olursa ölür anlar Tefsir yapan bir hocamız ve benim diyor cemaatim içinde hiç anlamayan kimseler de var diyor. Fakat diyor, ruhlar anlar. Ben okurum diyor ayet-i kerimeni. Diğerleri diyorum okumuştur. Sardık nahiv. Bunu biliyordu onların da ruhları anlar diyor. En azından günde eksil eder. Ayetler çok önemli. Nuh aleyhisselamın kavmini malum. Bunu daha ziyade Araf suresinde bulunur, Hud suresinde bulunur, Kamer suresinde bulunur, diğer surelerde de mevcuttur. Kuran-ı Kerim'le aşina olmamız lazım. Kuran-ı Azimüşşan'la özdeşleşmemiz gerekiyor. Buyuruyor ki büyüklerimiz, Kuran Azimüşşan'ın batını insanın iç alemidir. Zahiri de dışıdır. Bu kadar hem de bomboş oluyor. Hazreti Adem'den sonra insan nesli malum çoğalıyor.
Nuh Aleyhisselam peygamber olarak gönderiliyor. Malum bir geminin yapması emrolunmuyor. O geminin her yanından geçtikse diyorlar, tabii çölde daha su yok, bilmem filan yok, deniz yok. Ne bu gemiyle uğraşıyor diye alay ediyorlar, çok uzun sürer. Alayla gördüm. En sonunda da Cenabı Hak, Kuran'la hakikatin ne olduğunu gösterir. Zaten hep böyle olmuştur. Peygamberlerimiz davet etmiş, anlatmış, söylemişler. Ondan sonra da başlarına musibet gelince artık bunu kıyasilerin sözü, önümüzü. Rabbi Zülcelal'imiz bunların şirkine mukabil. Tabii dokuz yüz elli sene uğraşıyor. Dokuz yüz elli sene. Essahi billa. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken, tufan kendilerini yakalamaydı. Şimdi bu gibi insanlarda bu helak eden kavim var malum, şu düşünce hasıl oluyor.
Mesela diyorlar ki okuduğumuza göre, yani peygamberler diyor ki işte bela gelecek, musibet gelecek. Hani, hele ünlü bir azgınlıkları var ki, emin olun taştan, semadan yağacak taşa başlarını düşür. Hani diyor, getirin. Hani söylüyordunuz, aman ha sözünüzü dinleyin, dinlemezseniz çok büyük bir bela var, belagat var. Hadi getirin mi? Ve bu belalar da geliyor. Ankamus suresi, on dördüncü ayeti celilere. Sonra, artık diğer durumlara baktığımız zaman efendimizin mübarek hayatında başlamış zaten, Saganullahu Teala'sinin. Toplu ölümler olarak toplu ölümler olarak haber veriliyor. Felaket ve musibetler. Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin mübarek hayatlarında tağut altı yüz yirmi yedi yılında meydana geliyor. Hazreti Ömer radıyallahu anh devrinde altı yüz otuz dokuz, yirmi binden fazla insanın öldüğü ifade ediliyor, tağutun.
Hatta asabi müziğinin büyüklerinden bile, Ebu Ubeyde Bin Cerrah gibi, radiyallahu anh, altı yüz yetmiş yılında Kufe'de zuhur ediyor. Tabii binlerce ölüm var bu arada. Arada. Mesela, yetmiş biner kişinin öldüğü zaten. Seksen kişinin, seksen bin kişinin hayatını kaybetti. Altı yüz yirmi sekiz yılında, yedi yüz altı yılında, yedi yüz yirmi beş, yedi yüz otuz üç yılında Şam'da şiddetli bir kanun meydana geliyor. Yedi yüz kırk dokuz, dokuz yüz on bir, dokuz yüz yetmiş yedi, Bağdat'da birçok doğal afet meydana geliyor. Yangından, depremler, Dicle Nehri'nin taşıması gibi. Bin seksen beş yılında meydana geliyor. Sonra, beş yüz kırk bir, beş yüz kırk iki yilları arasında Bizans İmparatorluğu, iki yüz yıl boyunca tekrarlanan elli milyon kişinin öldüğü tahmin ediliyor.
Toplamda yüz milyona yaklaşan saydaki kişinin, salgın hastalıkla yok oldukları Sasani İmparatorluğu, Akdeniz etrafında bulunan liman şehirlerini etkileyen bu salgın bu kadar bölümlere sebep olmuştur. Bunun yanında daha saymakla bitmez. Bin dokuz yüz on sekiz diyelim İspanyol nezlesi. Bundan birçok insanlar iki milyon kadar kişinin ölümüne neden olmuştur. Bin dokuz yüz elli yedi yılında olmuş yirmi dört milyon olduğu tahmin ediliyor, ölümlerin. Uzak Doğu'ya, daha sonra Avustralya Bayramı ve Avrupa'ya yayılmıştır. Daha çok bin sekiz yüz kırk dokuz yilları arasında görülüyor. Bölümlerin iki yüz bin kişi olduğu söylenmekte, daha birçok, bin sekiz yüz doksan dokuz, bin dokuz yüz yirmi üç arası bir buçuk milyon insan vefat ettiği. İki bin üçte malum Çin'de patlak veren sekiz bin kişinin etkilenir ve bitmez ve tükenmez. E tabii bu arada ne yapacağımız bizim önemlidir.
Bu bilen insanlar için ilahi bir ikazdır. Rabbimize dönmemiz gerekir. Said I Nursi Kudsi, katlesen olan sır ve üstadımız bunu çok güzel ifade ediyor veren son olarak derleniyor, toparlanıyor Hadis-i Şerifler var. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, mümin bir diken batışı veya ondan daha küçük bir musibetle veya bir ağrıyla sıkıntıya düşerse Allah onunla mutlaka onu bir derece yükseltir ve ağacın yaprakları döküldüğünde küçük günahları dökülür diye buyuruluyor. Yalnız burada duayla birlikte asık, Şii dua verebiliriz. Mesela öksürüyor. Namaz alırtıp, böyle tutadık. Yani riayet edilecek şartlarına dikkat edilecek. Gelin ise Allah'ın taktiğini. İnanın çoğunun kafası böyle. Allah'ın taktiğini. Önlem almayın, bize Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de buyuruluyor. Nasip ünlemi alma derseniz, mesela bir zina fiilinde bile Cenabı hak zinaya giden yolları kapatıyor.
Yani bir şey yasaklanırken, o yasaklanan fiilin işlenmesine sebep olan yollar da tıkanıyor. Yani gözün zinası, elin zinası, dilin zinası olarak haber veriyor. Çok. En son artık Ayet-i Celile-i Cemile Esselam. Ve tövbe ediniz. Bu tövbe arz ettiğimiz gibi Allah'ımıza yöneliş bu artık. İstiğfar bir ayrı, tövbe bir ayrı. Ona dönün, dönün. Ama cemiyen, topunuz birlenin. Ey müminler ki bu felaket, bu sıkıntılardan hem nefsani hem şeytani hem iç hem de dış düşmanlarından emin olasınız. Nefsinizin şerrinden de kurtulasınız. Nefsiniz mutmain ne halinden gelen. Sonra şeytan semtinizle bile dolaşamayan. Bunun yanında dünya gözünüzle basitleşen, ahirete miydiniz arttı diye ifade buydu. Burada tövbenin çok şartları var. Tövbe yedi şekilde. Yukarıda uzun uzun onun farkları, ondan sonra dikkat edilecek hususlar müfessirin nizam efendilerimiz tarafından çok güzel reyan bulunurmuş.
Bilhassa Tefsir-i Masari diye Masari can-ı can-ı can-ı can-ı can-ı abdullah İbni de ehli. Çok güzel bir tefsir bir mevcut. Türkçesi bilmiyorum, çıktı. Burada yedi şeklini ifade ediyor. Buyuruluyor ki, ve şükrul ina, Allah'ımızın nimetlerinden dolayı şükretmemek. Bakın şimdi marketler neler boşaltıyor bilmem filan. Olmadı işler, fiyatlar kat be kat geliyor. Neden? Şükretmediğimiz için, için, Allah'a hamd etmediğiniz için insanlarda büyük bir sıkıntı var şu anda. Kıymetli bir zat gibi konuşmasın, dinlenin. Başınız, özünüz yarılmadan gelin yahu, diyor. Başınız, özünüz yarılmadan gelin yahu, diyor. Allah'ımız, başınız, nüzulünüz ölürken yarılmasın, kabir de yarılmasın, kabirden kalkarken yarılmasın, mizanda yarılmasın, sıratta yarılmasın diye bizi ikaz buyuruyor. Bunlar bir dilinden iki birden. Ondan sonra bela umumi gelir. Cenabı hak muhafaza buyursun. O anda bilinmez.
Mesela bu, biz günümüzde yaşarız. Diyelim ki siz buradasınız. Burada derece belki on beştir. Daha fazla olabilir. Her taraf sıcak, güzel. Bir sıkıntı yok. Kar yok. Dolu yok. Fırtına yok. Fakat her cihasa doğru giderken ikazla ilerle. Direk aman çekme halatını alın, takozunuzu alın, yakıtınızı alın, tek elle, neleriniz, arabayı kontrol edin. Ne lütfen hava sıcak bir şey yok. Tam oraya vardığın zaman, belki de hava çok sisli olacaktır. Kalbi kışlık eyvah. Günümüzde bunu yaşıyoruz. Aynen bunun gibi orada eyvah dememek için bize peygamberini kızan devamlı ikaz ediyor. Hatta Aleyhisselatu Vesselam benim için habibim, sen bunların dertlerine düşer düşer kendi canından olacaksın. Efendim, ta'aç şahsi olmakla birlikte umumi olması önemlidir. Emri bil maruf nehyi anil münker. Kendi başımıza olmuyor. Bela o zaman umumi geliyor. Bizzat meşgul olmak gerekiyor.
Tabii, mülklerimiz diyeceğini, dinmiş, söyleyeceğini söylemişti. Burada tevbetimiz şekillerine bakalım. Ve şükrü'l-inam, Allah'ımızın lütfetmiş olduğu nimetler. Bunun kevvel neresi? Bu nimetler çoğaltıkça bak, kavimlerini de gördü. Rabbimize dönüş, tevbe dönüş dönüş manasında zaten hamdolsun yarabbim. Ben bunlara layık değildim, ihsan ettim diye ona bir, büyük bir saygı içerisinde olmak ve ta'zimul maka, eğer bir nimete erişmişse, sayayım isterseniz, bildiğiniz husus verin. Mesela üstadımızın gelmiş olduğu kutbiyet makamı, ne biliyorsun dersen, efendim o Kutbi yed makamı içelim de daha nelere geldi, bizim haberimiz yok. O onlara mahsus el ince bilinen husus verdi. Ene deyindi o zaman? Ben yanındayım üstadımızın. Buyurdu ki, layık değildik ama Cenabı hak mutlu etti diye şükretti. Şükretmek. Allah'ımız bizi Müslüman yarattı diye hamletmek, şükretmek. Tarikat-ı Aliye diyemiyorum.
Çünkü tarikat dahiyenin şartları alın ama sureten de olsa biz, takliden de olsa şu anda içindeyiz, hamdolsun, şükürler olsun. Cenabı hak taklidimizi tahkike ulaştırsın. Sonra ben murata ve tur Rabbim, her an Rabbimizin gözetlediğini bilerek ona dönüş. Bunlar ayrı ayrı izah edilebilir, kısaca söyleyeyim ve muhabbetü'l Habib, resulü kibliye sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz ve onun değer vermiş olduklarına değer başta Cenabı Hak'tan saygı, sevgi ve muhabbet. Bundan dolayı daha da bir gün. Onun emirlerine yapışıp of ben öyle şey. Karmer ona büyük bir saygının içerisinde olmak zaten bizim şu gülüşümüz de değişti. Şu gözümüzün bakmasını da değişti. Her şey Hesap gününün şiddetinden dolayı utanarak, sıkılarak acaba ne olacak diye Rabbimize koyduğumuzu bükmek. Ve Rabbımızda mükafat beklemek çünkü ümitsiz olmak doğru değildir.
Korkuyla bir tanesini ve fabrikilika sonun ne olacak deyip bu endişe hiçbir zaman içimizde girememektir. İyi de olsa, kötü de olsa sonun ne olacak, diyelim.