Devtirmiyor diyorum, diyorum. Ben bakkaldım ben diyor. Kerazımın yüzünü sabun verdik bile, pirinç verdik bile şöyle toz kılına tuttuğunu da bir toz ağırlığınca hata yettiğinden kiraz terazının limitiliğini tuttular dedirtmiyor diyorum duymuyor mu diyor. Ben açıktan gördüm. Kelerim açıktan görmüş tas köyünde. Bazen diyor Mehmet amca görmüşa kültürsün. Allah'ım çok çalışmış. Ben bile dün anımla yavaşlıyor. Ya gelin de düşünüyor ha onu da düşünüyor, geliyor adama. Mehmet amca göreceğiz ve duruyor beni. La ilahe illallah Muhammedun rasulullah hoca çalışma, İmamdan alınca Havratı imamı alsam efendimiz hiç kimse imansız kesmek muhtemel. Sen üç deyince hatırımıza geldi efendimiz demiş ki birisi hilaf-ı şeriattan lezzet alamıyoruz demiş. Birisi de, birisi de dünyanın zirve ziynetine israf olan şeye çok merak ediyorsunuz. Süre şunu da artar daha yüzü burası nesi olacak?
Burası harap olacak bilmeyen bile kardeşim. Davutdan lezzet alamıyorum. Fikriyorum ama lezzet gelir mi oğlum diyor, dünya muhabbeti orda olursa. Foklaşmış diyor Efendimiz, dünya muhabbeti orda. Fok olan yere melek girer mi? Girmeden dertte diyor. İkincisini ermem diyor. İkincisi kat ve birkaç sahiplendirerek dövüşür senin bunu bana bakıyor. Çünkü onun kalbi hasbı. Bizim bir çevirimizi, bir keçimizi duvara koyarım da uyur, eğer diken koyarsak bir elden uyuz o sürüye katışırsa o gün derdiksün bütün sürü uyu satar. Onun gibi ürken insana diyor, gaflet ve kalp sahibine hastalığı. Efendimiz'in burada çok sohbet etti. Kadınıza gelecek. Hayat sokakta diyor namaz kılan ihbarlarımız diyor, biri soruda kalmış diyor. Beynimizi dinlemiş diyor. Gelmiş kalbimizi gitmiş diyor. Farzini sikederdi. Lakin şimdi unuttumsun, neden olduğunu da bilemedim. Üstad murakabe eyvah.
Hayat-ı Fıkiyyede Mevduhu Şerif okun bana, okunana karşınızda kalbi, kasim münkir fayda varmış, cömert vermiş, hastalandırmış. Oturduğunuz yerde rabıtasız oturmamış onun sünneti manevisi altına çekilirseniz İslam nimetini diye olduğu anda şükretmiyor ve haram da murat ve islam da olduğunu zannediyor. Ve Hz Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem amun geceki Ebu Leheb'de nasibi olmayan sana oldu. Bin dört yüz küsur sana oldu. Yani yanımda beraber yaşayanlar, birer bile iman etmedi. Girdi, mucizeyi gördü. Ayşak oldu geldi. Ayşak oldu geldi. Başın içinden insan çıktı. Sıffra hamlettir. Yalanmazdı, uyduramazlar. Bir yerde bir şey Asat-ı Münevver'den diyelim. Tabi kendi mevzu diyelim çünkü şeyleri bir şeyler. Asat-ı nazarden yazılmış Kuran diyelim. Sıhıh diyelim, en yakışıklı budirler neler zahmet onun ne ettin o kanı diyorlar, Sana ALLAH her imkanı verdi kılıcını an.
Kılıcını an şöyle bir felç gelse hepsini öldüreceğim. Demek önce o da söyle salla verir demek! Ya Rabbi! Ben bunları helak için geldim! Bunlar doğru yok! Getireyim niye geldim diyor! Yani ben bunlara gazat girdiğim diyor! Bunlar beni bilemiyor! Bunları hidayettedir Ya Rabbi! Diye dua ayırıyor. Yani kullerin kavim diyor ona da. Bunları hidayettedir Ya Rabbi! Diyor. Bu Muhammed Bin Evlad'ın hiçbir sevinmesin. Siz okuyor musunuz? Ben sizden anlıyoruz bunları. Yani nasıl nereye efendim? Öyle oldu, böyle oldu. Hazırız onlar gelmedi. Yedi sene sonra oldu. Yedi sene sonra. Bir sene beni elleri kafirlerden acıyıp doğunca ekmek atanlar o. Sıdbır da Azam ayağının altını ejderha soktu. Cebeli sivil dağına bir saat da çıktılar. Ta ordan ciltte görünüyor, deniz bölünüyor. Rasulullah'ı ziyad ettiriyorlar. Bir anlayınız bunlar. Evet, oraya çıkarttılar.