Sayı derdinde işlerimiz. Musahabe serimizin bugünkü bölümünde sizlere Semahat ve Muavenet konulu sohbeti aktarmaya çalışacağım. İslamiyet insaniyet alemine, huzur ve sükun teminine ve fertler ve cemaatler arasında muhabbet, şefkat, merhamet esaslarının tespitine son derece aris olduğu içindir ki Müslümanlara sadece zekat farizalarını icbar ile iktifa etmiyor. Muhtelif suretlerde tecelli ederek başka isimlerle anıldığı halde gaye ve mahiyetleri bir olan çeşitli yardımlaşmaların hepsine teşvik ediyor. Alem-i beşeriyet için en müthiş hüsran ve mahrumiyet ocakları kesilen ihtiras, tamah, cimrilik gibi çok fena huylara alışmaktan İslamiyet şiddetle nefret eder. Semahate, kereme, şefkate doğru teşvik eder. Ve buna sadaka, hak, zekat, birru ihsan, sıla, maun gibi türlü türlü isimler verir.
Çünkü isimlerin ve tarzların değişmesiyle buhle, cimriliğe meyil olan nefisler biraz daha kolay razı edilir. İhsana varmayan sıkı eller biraz daha çabuk açılır. Sonra İslamiyet bir ihsanın sarf cihetini yalnız fukara ile biçarelere hasretmiyor. Çok şümullü, çok umumi tutuyor. Evet fukara ile biçarelere ihsanı nasıl teşvik ediyorsa yetimlere, dullara, yolda kalmışlara, kölelere, cariyelere yardım etmeyi de öylece emrediyor. Kezalik anaya, babaya, akrabaya, uzaktaki yakındaki komşulara, yol arkadaşına iyiliği, velev ki muhtaç olmasınlar, şiddetle emrediyor. Maksat, insanlar arasındaki muhabbet, merhamet rabıtalarını kuvvetlendirmek, ruhları birbirine ısındırmak suretiyle yabancılığın ortadan kalkması, münafet ve ihtilaf hislerinin kalplere yol bulmamasıdır. Şüphe yoktur ki birru ihsan, rıfk ile muamele, muzır temayülleri, fena fikirleri defedecek en büyük kuvvetlerdir.
Delil isteyenler varsa adabı İslamiyeyle yükselmiş asırlardaki Müslümanların arasında hükümran olan o muhabbeti, o sükun ve selameti hatırlayabilirler. Müslümanlar nereye gitmişlerse o sükun ve selameti görmüşler ve yerli halka muhabbetin, yardımlaşmanın eşsiz örneğini göstermişlerdir. Hangi bir kavim ki İslam'ın gölgesi altında bulunsun da hukuk ve imtiyazların kafesinden istifade edemesin? Bu görülmemiştir. O hukuk, o imtiyazat ki sırf onları korkutmamak için Müslümanlar başka milletlerin rahat ve huzurunu kemiren, memleketlerinde sükundan, itminandan eser bırakmayan, kin, haset mücadelelerinden, istircap, husumet muharebelerinden en uzak bir ümmet olarak yaşadılar. Hem İslam'da Sıla-i Rahim yalnız Müslümanlara mahsus değildi ki. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ehli kitap ile müşrikine de iyilik yapılmasını tergib buyurdular.
Kastalani, Sure-i Mümtehine'deki Allah din uğrunda sizinle vuruşmayan, sizi diyarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmayı ve insafla muamele etmeyi yasak etmez. Çünkü Allah insaf edenleri sever mealindeki ayetin tefsirinde şöyle söylüyor. Bu ayet müminlere muhasama ve mukatelede bulunmayan gayrimüslimlere iyilik olunması için ruhsattır. Sonra müşrik valide ile müşrik kardeşlere ve başkalarına iyilik edilmesi hakkında birçok hadisi şerif vardır. Ehli kitap olan Yahudilere ve Hristiyanlara gelince İslamiyet bunların ihtiyarlarına, acizlerine, erzak ve atayı bezlederdi. Şimdi bu mevzuya dair Kuran'da, sünende varid olan ayat ve ahadisi nakletmek münasip olacak. Sure-i Rahat'ta. O kimseler ki Allah'ın ahdini yerine getirirler ve misakı nakzetmezler. O kimseler ki Allah'ın verilmesini emrettiğini verirler, Halıklarından çekinirler, hesap gününden korkarlar.