İslami Bilinçlenme ve Manevi Gelişim kaydında Kimiyetimizin gönlünde etler. Her çeşit dine dair vurgular, övgüler, sövgüler ölümle dolandırıcılık söz konusu iken bunlardan çok ama daha çok vahyi içinden olarak yapılan kandırma Olmuyor. Hallerdir. Tartıştan diyor bir şey belli etmez ama içinde değişik haller yaşar. Boşuna büyüklerimiz bize tavır olarak değişik davranmaz. Onlara ait…
İslami Bilinçlenme ve Manevi Gelişim ne anlatıyor?
İslami Bilinçlenme ve Manevi Gelişim kaydında Kimiyetimizin gönlünde etler. Her çeşit dine dair vurgular, övgüler, sövgüler ölümle dolandırıcılık söz konusu iken bunlardan çok ama daha çok vahyi içinden olarak yapılan kandırma Olmuyor. Hallerdir. Tartıştan diyor bir şey belli etmez ama içinde değişik haller yaşar. Boşuna büyüklerimiz bize tavır olarak değişik davranmaz. Onlara ait…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kimiyetimizin gönlünde etler. Her çeşit dine dair vurgular, övgüler, sövgüler ölümle dolandırıcılık söz konusu iken bunlardan çok ama daha çok vahyi içinden olarak yapılan kandırma Olmuyor. Hallerdir. Tartıştan diyor bir şey belli etmez ama içinde değişik haller yaşar. Boşuna büyüklerimiz bize tavır olarak değişik davranmaz. Onlara ait artık. Çok şey gördüğümü yaşadığımı şahit olduğumu ve maruz kaldığımı da söyleyebilmem mümkündür. Ne yazık ki içeride dolandırıcıklar da artık çoğumuzun malumudur. Yeniden onları tek tek izah lüzumda yoktur. Bir de içeriden ve dışarıdan dinimiz üzerinde bilim yoluyla aldatmalar, sömürenler, dolandıranlar var ki onlar şu an için hala şaşırtmayı başarabiliyor ve de etkili olabiliyorlar. Mesela kaderi inkar gibi ilim noktasında vesaire Fatiha suresi üzerinde tartışmalar çok.
Eskiden de gerçekleşen insanları, içerikleri ve dahil oluşu yolları vesilesiyle aciz bırakan çok olayı bugün dahi mucize diye ararken bir taraftan da anlamaya anlamlandırmaya çabamız devam ediyorken bilim vesilesiyle bazı gruplar da yeni menkıbeler mucizeler yazmaya devam ediyorlar. Böyle bilimsel gelişmelerin ilerlemesi ancak fikri, vicdanı, zihni, vehimi, saldırı, hür insanların kendilerini geliştirmeleri ve her an öğrenerek yenilikleri bir üst idrak ile hayata aktarmalarıyla mümkün olabilir. Böyle söyledi ama bizim tarikat-ı adiyemizdeki esası ortaya koydu. Dedim ki beyin perdelerinizi açın, idrakli olun. İbadetli olmak değil, idrakli olmak. İbadet yerine göre nefsin kalması gibi olur. Çünkü ibadette biz özü özünde özü bulamadığımız için.
Evet, Bizim memleketimizde de bilindiği gibi çok farklı teknolojik yol, yöntem ve aletleriyle insanları ele geçirme, etkileme, itibarsızlaştırma gibi beyin yıkama yolları var. Allah korusun Celle Celalühü. Bunun çok farklı alanlarda çok sıra dışı ve etkili örnekleri de mevcuttur. Zalimler, dolandırıcılar ve dalga oldukları her daim varlar ve olacaklar. Ancak çağ halktan iyilerinden de çok daha önce hazırlıklı, bilinçli, donanımlı, eğitimli, adanmış ve sahip olarak giriyorlar ki halk, yani bizleri istedikleri şekilde yönetiyor, yönlendiriyor, ödüyor ve sahip oluyorlar. Bu meydanda hiçbirimiz hür ve bağımsız olduğumuzu düşünemeyiz. Aksine hepimizde her şeyi az çok bildiğimiz halde kendi kendimizi ikna ederek kandırarak yapmamız gerekirken yapmadığımız, yapmamamız gerekirken yaptığımız, her türlü işten ve korkak, çıkarıcı, bencil, merhametsiz kimseler de doğuruyor.
Aslında hizmet ettiğimizi zannediyoruz ama kendimizi çok kandırıyoruz. Başkaları da bizi bilmeyecek zannediyoruz maalesef. Bunlar biraz değişik konular bu. Bu cemaate uygun düşmez. O insanın içindeki duygularının, düşüncelerinin ehlullah nazarında malum olduğuna ait. Ne kadar kendisini gizlese hizmet veriyorum, şu ne diyorum, bu ne diyorum dese bile onların gözlerini gördüğüne dair ki bu Ey Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Yani bu nimetlere karşılık sonsuz bir nimet. Öyleyse Rabbin için namaz kıl kurban kes, bu nimetin şükrünü eda et buyur diyor. Belki izah edecek ama namaz kıl demek, bedeni bütün saatlerini kolluk görevlerini yap demek. Şimdi kurban kesten mali olarak, biri beden olarak, diğeri mali olarak Allah'ımıza şükrünü eda et. Doğrusu adı sanı ortadan kalkacak olan sana kin tutan kimsedir buyuruyor.
Burada tabii ulemayı kiramız müfessirini yazan bütün giderler. En çok terbiye edilen görüş şu, mesela Elmalılı Hamdi Yazır hocamızın Kevser hakkındaki ifadelere bir kitap kadar var. Hemen hemen bir kitap kadar. Ondan özet olan şu. Bu adı almasının sebebi kendisinden içenlerin sayısının çok olmasından ya da bu nehrin faydalarından, bu oluşundandır denmiş. Zira efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem semaya yükseltildiği zaman gördüklerini anlatırken şöyle buyurmuş. Ben bir ırmak üzerine götürürdüm. Onun iki tarafı sahili içleri boşaltılmış olarak halis inci kubbelerdi. Ey Cibril bu nedir diye sordum. O da işte bu Kevser'dir diye cevap verdi. Kevser ikinci mana olarak bir havuzdur. Bir havuzdur. Belki o nehir bu havuza suyunu akıtmaktadır. Yahut. Cennet nehirleri bu havuzdan çıkarak farklı kollara ayrılır. O zaman bu havuz cennet ırmaklarının kaynağı haline de gelmiş olabilir.
Surenin fazileti hakkında Hazreti Enes radiyallahu anh efendimiz buyuruyorlar. Son kısmı hadisi şerifin efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kevser'e tarif buyururken, o aziz ve celil olan Rabbimin bana vaat ettiği bir nehirdir. Onun başında çokça hayırlı şeyler vardır. O bir havuzdur. Üçüncü olarak efendimizin Kevser'den gaye ehli beyti yani çocukları ve mübarek soyudur. Çünkü bu sure efendimizi yani soyu kesik olarak vasf edenlere cevap mahiyetinde girmiştir. Buna göre mana şu şekilde olur. Allahutaala o Nebi-i Zişan'a zaman geçtikçe sürüp gidecek nesiller vermiştir. Sürübeit'e zaman zaman kast eden pek çok gafil ve zalim kimse çıkmasına rağmen günümüzde dünyanın her tarafında bu pat nesilden gelen çok sayıda kimsenin bulunması da bu hakikati gösterir. Ehli bey başlı başına bir konudur. Kuran-ı Kerim'de Allah'ımız onlardan şirkin küfrün nifakın bütün kötülüklerini silmiştir.
Nur bir nesildir o. Dördüncü olarak Kevser efendimizin ümmetinin alimleridir. Sallallahu aleyhi ve sellem. Hocam arkaya oturmasın şöyle. Hace vardı hacemiz. Fahrettin Razi Hazretleri buyuruyor ki belki de en büyük veren çok hayır budur. En çok en çok hayır budur. Vahiy kaynağından feyiz alarak Resulullah'ın zikrini yaşatmak, dininin eserlerini, şeriat ve ahlakının bilgilerini yaymak için ümmete hayır ve fazilet üretmek suretiyle cennette Rıdvan kaynağından beslenip akan Kevser nehrine benzerler. O ilmiyle amil, iflas sahibi, ihsan sahibi güzel ahlak. Kevser aynı zamanda Nübüvvettir de denmiş. Peygamberliğin başlı başına büyük bir hayır olduğunda hiç şüphe yoktur. Peygamberlik mertebesi rububiyetten, Allahü Teala'nın rab oluşundan sonra gelir. İkinci dereceyi teşkil eden yüce bir mertebedir Allah'ımızdan sonra Celle Celaluhu.
Çünkü Allah'ımız Celle Celaluhu peygamberlere itaat etmeyi kendisine itaat etmek saymıştır. Fakat Allah ayeti kerim. Bu nü bu nübüvvet mertebesi içinde Allah'ı en çok üstün kabul ettiği takvim itibariyle en son gönderdiği halde hepsinden önce zikrettiği kimse elbette ki Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellemdir. O, bütün insanlar ve bütün cinlere gönderilmiştir. İlk önce haşrolunacak ve şeriatı hiçbir şekilde nesh olunmayacak. Yani şeriatı kaldırılmayacak onun esasları. Kuran-ı Kerim'de ve diğer dini eserlerde efendimizin üstünlüğünü gösteren birçok delil vardır. Böylece efendimize bir insanın ulaşabileceği en üst makam ihsan edilmiş olmaktadır. O da makamı makbul. Daha Kevser demişler, Kuran-ı Kerim'dir. Kuran'ın faziletleri de sayılamayacak kadar çoktur. Sonra yedinci olarak Kevser İslam'dır. İslam en büyük hayır kaynağıdır.
Çünkü dünyalı ahiret iyilikleri sadece İslam ile elde edilir. Sekizinci olarak, Kevser taraftarları ve adamları çok olan manasını da söylemişler. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellemin sayısının sadece Allah'ın gireceği kadar çok inananı ve taraftarı olduğunda şüphe yoktur. Peygamber Efendimiz ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim buyurmuştur. Ben Allah'ın Halini dostu İbrahim Aleyhisselam'ın duası, buyurdu. Ben Halim Allah'ın dostu İbrahim Aleyhisselam'ın duası, İsa aleyhisselamın müjdesi ve ben kıyamet günü şefaati makbul olanım. O vakitten bütün peygamberlerle beraber bulunurken bize insanlardan bir ümmet gözükür ve hepimiz bu topluluğun kendi ümmeti olmasını ümid ederiz. Bir de bakarız ki bunlar abdest almalarından bizleri ağ parıltılı tintilerdir. Onları abdest eserlerinden parlak olarak nişanlanmış bir şekilde görünce ben ya benin Rabbine yemin olsun ki bunlar benim ümmetim derim.
Derken onlar hesaplı olarak cennete girerler. Burada hep hadis kaynaklarıyla mevcut. Efendimizin dokuzuncu olarak şanının yüceliğidir Kevser. Bu hususta İnşirah suresinde geçer. Senin şanını yükseltmedik mi buyuruyor diyor. Sana da ayeti celilesi ile. Sonra Kevser ilim demektir. İlim başlı başına büyük bir hayır. Aynı zamanda fazilet kaynağıdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ya Rab, ilmimi arttır, Rabbi şeklinde dua etmesi emredilmiştir. Ona çok hayır verilmiştir. Yani kime çok hayır verilirse, yani bu hayrı hikmet verilirse çok hayır verilmiştir. O halde ilim ve hikmet başlı başına büyük birer hayır kaynağıdır. Ey Allah'ın resulü dedim, kevser havzının kapıları nedir? Kapları şu cevabı lütfettiler. Nefsimi kudret elinde tutan zatı ecellü alaya yemin olsun, onun kapıları açık ve karanlık bir gecede gökteki yıldızlardan daha çoktur.
Cennetin kaplarından kim içerse artık ömrünün sonuna kadar bir susamaz. Ağuzun cennetten çıkan iki olduğu gürül gürül akar, genişliği uzunluğuna denktir. Bu da Alman'dan eyleye olan mesafe kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha Ümmeti oraya su almaya gelir. Peygamberlerin her biri aleyhimüsselam. Hangisinin suya geleni çok diye övünürler? Su almaya gelen ümmeti en çok olan peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem, ben olacağımı ümit ediyorum, buyurur. Rasul-ü Ekrem Efendimiz Salli Allahu alem, kevser nedir diye sorulmuş. Cennetten bir nehirdir. Allah onu Celle Celalühü bana verdi. O sütten daha beyaz baldan daha tatlıdır, onda nehirde bir kuş vardır. Boynu deveboyuna benzer buyurdular Hazreti Ömer atılarak Radıyallahu anh, öyleyse o müreffehtir dedi Efendimiz, onu yiyen ondan daha müreffehtir buyurdular. Daha yani üstündür, kıymetlidir, değerlidir, huzura inmiştir, kıymeti haizdir.
Efendimiz buyurdu ki sanırsam ben havza ilk geleniniz olacağım. Yine buyurdular. Ben havuzun başına gelen önce geleceğim sizden, bana sizden bazı kimseler yükseltilip gösterilecek o kadar ki eğilsem onları tutarım ama hemen geri çekilecekler. Ey Rabbim bunlar benim ashabım derim ama bana, senden sonra bunların ne adler yaptıklarını sen bilmezsin beni. Ben de dini benden sonra değiştirenler rahmetten uzak olsun, rahmetten uzak olsun derim. Resul-i Ekrem efendimiz buyurdular ki sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetim havuzun başına başında yanıma gelecek. Ben tıpkı devesinden başkasının devesine kovan bir kimse gibi havuzumdan bazı insanları kovarım. Yanındakiler ey Allah'ın Resulü bizi tanıyacak mısın dediler. Evet buyurdu. Sizin başkasında olmayan bir alametiniz olacak. Sizler yanıma alın ve abdest uzuvlarında abdestin eseri olan bir nurla geleceksiniz.
Ancak sizden bir grup benden engellenecek. Onlar bana ulaşamayacaklar. Ben ey Allah'a, ey Rabbim, onlar benim ashabım, onlar benim ashabım diyeceğim ama bir melek bana cevap verdi. Senden sonra onlar ne miktarler ortaya çıkardılar biliyor musunuz diye. Ne diye rivayette? Şöyle buyrulmuştur. Havuzun geniştir. Onun rengi kardan daha beyaz baldan daha tatlıdır. Onun maşrabaları yani çilelerin içecek kasları yıldızlardan daha çoktur buyurmuştur. Hemen diyor acele okuyun pek çok. Bir gün ey Allah'ın resulü kıyamet günü bana şefaat edin dedim. İnşallah yapacağım buyurdular. Ben tekrar sizi nerede arayıp olayım derim. Beni ilk aradığınız zaman sırat üzerinde ara. Sizi orada rastlayamazsam mizanın yanında. Orada rastlayamazsam beni havuzun yanında ara. Zira ben üç bu yerin dışına çıkmam buyurdular. Ateşi hatırlayıp ağladım. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem niye ağlıyorsun diye sordu.
Cehennemi hatırladım da onun için ağladım. Siz kıyamet günü ailenizi hatırlamayacak mısınız dedim. Aişe Sıddıyka validemiz. Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz. Mizan yanında. Tartısı ağır mı geldi? Hafif mi? Öğreninceye kadar. Sahipelerin uçuştuğu zaman kendi defterini nereye düşecek? Öğreninceye kadar. Yani nereye düşecek buyruldu. Hani sağ tarafan mı Allah korusun diyen tarafan mı? İşte kafirlerin de bizim büyüklerimizden duyduğumuz ehlullahın dilinde getirip çok güzel oluyor. Onlar özün özünde özü bulmuş. Söz anlayabilsek baştan hepsini. Özün özünde özü bulmuş. Onların sözünden güzel olur mu? Onun için üzülürdüm ben bazı bilenlerimizin. Bir gitti. Kafaya şöyle elini koyduk. Cuma çok üzülürdü. Şimdi deyim size, konuşur de efendim. Onu bakılır. Onun bakılır mı? Hareketesine, şeyine vesairesine olur mu? Ne demek o? Ondan sonra böyle bir yorumlama yapar gibi. Ama çok üzülürdüm mesela.
Çünkü konu ben o paki, konu ki hala hükmeden bir metod. Olmaz, onların müstesna. O bahçede çalışırdı, hep yormayın. İşiniz olsun dese adam ağlıyordu. Sen ayet okuyorum, ağlanmıyor. Hadi içeri okuyorum, böyle ağlanmıyor. Ya. İşim olsun diyor ağlıyor. Onun için evlatları olarak biz ona çok dikkat edeceğiz. Biz her şeyi ibadette görmüyoruz. Muamele aslında. Bin muamele de Ya ben neden böyleyim diye bunun gibi muhasebesini yapmıyorum. Onun için diyoruz ki bu Agat Risalesi, bu coşku, enammülle burada, elimde hayran kalıyorum. Bu Arapçası hayran kalıyorum. Diyorum ki bu temizliği bizim biz yapmıyoruz diyorum kendi kendime. Yapsak öyle bir temizlikten haber veriyor ki, işte burada. Bu temizliği sağlayacağız. O zaman güzellik ortaya çıkar. O zaman Allah'ın kulları da bize saygı duyar. Hayvana da saygı duyar, kainat da saygı duyar. Bir kuşmuş. Sufyan-i Çeviri diye hatırlıyorum.
Haddise Allahu Aleyhi ve Sellem. Giderken veya nasılsa kuş başını teleğinin altına doğru koymaya çalışıyormuş. Efendim bu nedir demişler. Kul Allah'tan haya edince mahlukat da ondan haya ediyor. Bunları gidip tefekkür edeceğiz okusa çok iyi olur. Bu Tezkiyatü'l Evliyaane çok güzel. Burada biz geçendi Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nin tavsiyelerini okudu. Hayran kaldı. Zannediliyor ki bunlar hep böyle kalpten geçenleri söyleyen bir onlar değil. Onları içten saymamış. Bir tanesi gelmiş Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne, Kaddafi Allah resulü bir tabak armut getirmiş. Armudun kulpunu şöyle çoğu bunu anlatıyor Efendimize bunu anlatmayalım. Daha çok istikametinden konuşalım. Onun Allah'ın kullarına olan şefkati ve merhametinden konuşalım. Nasıl keramet o? Şimdi kulp bunu işaretlemiş, içine karıştırmış. Efendi Hazretleri biliyor tabii. Şöyle karıştırmış, vermiş.
Oğlum ilk gelen olmasaydın seni reddederdin demiş. Bizi bununla mı ölçüyorsunuz demiş. Onlar Allah'ımızın kitabını bak özünü üzümü de gitmiyorsun. Yani okuyup geçmemiş. Onu yaşamakla birlikte, asıl onun ne diyeyim artık hikmetine erişmiş, hikmetine erişmiş. Ondan dolayı onların şöyle böyle halleri bizi meşgul etmemeli. Şöyle bitireyim bunu. Ateşi hatırlayıp ağladım. Resulullah niye ağlıyorsun diye sordu. Cehennemi hatırladım da onun için ağladım. Siz kıyamet günü ailenizi hatırlamayacak mısınız dedim. Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz. Mizan yanında. Tartısı ağır mı geldi, hafif mi? Öğreninceye kadar. Sahifelerin uçuştuğu zaman kendi defterini nereye düşecek? Öğreninceye kadar. Sahipelerin uçuştuğu zaman kendi defterlerini nereye düşecek? Öğrenceye kadar.
Sağına mı soluna mı yoksa arkasına mı sıratın yanında cehennemin iki yakası ortasına kurulunca onu geçinceye kadar buyurun, ben de sizi hatırlayamayacağım diye. Dış nazarımız çok güzel birileri temas buyurmuşlar. İnşallah okur. Amel etmeye çalışırız. Çok gayet hoş. Hele burada bir konuydu. Burada marifetullaha girme hususunda söyleyeceğim ama biz bunu diğer kitaplarda pek görmedik. Bu Ankara vaizlerindendi Osman bir Şevket yardım edici. Aman Osman buyurmuş. Bağdat Risalesi okuyalım diye. O da böyle Türkçe okumayı istemezmiş. Demiş olsa olsa bu Hacersen efendimiz de olur. Efendimiz de çok sakıy yoksa kim bilir kitabını yok. Zaten Şam'ı Şerif'te bahsediyoruz. Sayısı daha az donuyor. Osmanice efendimiz göndermişler madem. Sami sultanımız burada tavsiye buyurdu diye. Orayı bulamadım. Yalnız burada bir şeye işaret etmişler. Cennette içinden dışı dışından iki görünen köşklere bir mana vermiş.
Biri çok böyle tatlı, lezzetli, yumuşak konuşuyor. Bir yerdeydi, şimdi bu partilerin çok kızıştığı bir zamanlar oldu. Yani bunu açmayayım, buraya memleketimiz olduğu için bir şeyden onu tecrübe gerek yok. Adamlar demişler ki biz ona muhalif de olsak onun sohbetine girelim, o 0 din istek dokunmasın eline sözleri diye. Tabii derste alıyorlar bunlar. Girecek olanlar evet, yani sözü çok yumuşak, tatlı. Ve at ona taam, yemek yediren, evet ve gece kalkıp insanlar uykuya daldığı zaman namaz kılan kimselerdir. Burada şuna bir işaret buyurmuş. Birincisi yumuşak söze tevazu diye bir işarette bulunmuş. Tevazu. Allah Allah. Yemek yedirmeye de ikram diyor. Çok büyük bir ihsandır. İhsandır. Sonra namaz ile emretmek, bu da ne demiş acaba? Nefse karşı muhalefet. Devamlı sülukünde adım atmak. Böyle anlayabildim artık. Sülukünde diyor adım atmak. Hiçbir zaman zaten duraklama yok, onu kabul etmezler.
Devamlı gider diyecek, devamlı gider diyecek. Güzel güzel, aradım bulamadım ama çok güzel. O şeydi ne bileyim, marifetullah'a inerse yaratılır sırrına inerdi. Çok güzel bir ifadeydi. Böyle hemen geçiyoruz. O cami efendimizin eserlerini kıymetli inşallah. Okunut faydalanırız onlarla. İnsan bir konuydu bu, ele alamadı. Talim etmek ve her zaman gelişmek üzere olmalı. İnsan öğrenmeyince ölür. Evet. Kuran Azimüşşan'da iki kelimenin hiç geçmediği ifade ediliyor. Birisi emeklilik, biri de tatil, bir emeklilik geçmiyor, biri tatil. Çünkü senin rabıt, rabbike, hatta yeti iken yakin, söylüyor. Ölüm gelinceye kadar Rabbınıza ibadette bulunuyor. İşte yaşım arkadaşlar altmış beşe geldi, ben geziyorum yok dinimizde. Peygamberlerimiz istedi değil mi aleyhisselatu vesselam efendimiz? Yoruldum, bu ay ben İzmir'de Çeşme'ye giderim, Bodrum'a giderim. Vah diye. Vah diye. O mürşid-i kamillerimizde bile var.
İnsan ne zaman ölür? İnsan son nefesini verince ölmez. Biz diyoruz ki artık son nefesini vermiş, nabzı da atmıyor, öldü deriz. İnsan talim etmeyince ölür. Tarikat-ı Ali'ye girip de böyle ahlakımızda kemali, nefsimizin mertebelerini aşma, bunları yapamazsak ölürüz. Eğer bir insan öğrenmiyorsa, nefes alıyorsa da yürür. Öğrenmeye devam ediyorsanız, o zaman siz dirisiniz ama faydalı ilim olmak şartıyla. İlim alemde var olan şeylere ait olan bilgidir. Bu çok önemli bir tabir. Bunu değildir deyin. İlim ilim alemde var olan şeylere ait olan bilgidir. Ama ilim sahipsiz bir bilgi de değildir. İlim sahipsiz bir bilgi değildir. İlmin sahibi kimdir? El Alim olan Allah'tır. Onun için marifetullah diye ifade ediyorlar. Aman ha marifetullah'ı tahsil edin okurken Rabbimizle alakalı okur. Mesela şimdi biz namaz kılacağız Allah'ımız lütf ederse.
Namazın bir anlamı diyor, ulema-i Kiram'ı söylüyor, sıla anlamında. Diyorlar ki Allah'a ile irtibat kurarak kılmak. Bakın ibadette en önemli yön şu. Gün şu, ibadeti yapmak değil. İbadeti yaparken bizim kendi şahsımızı anlamamızdır. Biraz oranda isteyeceğim olsun.