Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimizin birinci cildine, Felasife Hakkında başlıklı bab'la devam ediyoruz. Darul Harp küffarı'nın putperest halleri felasifenin halinden ahsendir, daha iyidir. Çünkü muzaaka halinde Hak celle ve alaya iltica ederler ve putlarını Hak Teala'ya vesile-i şefaat kılarlar. Ne aceptir ki hikmete mensup addedilen süfehadan bir cemaate hukema derler. Ne itibarla bunlara hukema denilebiliyor ki? Onların ekser ahkamı ilahiyatta kazibedir. Kitap ve sünnete muhaliftir. Meğer ki ama ya basir ıtlakı kabilinden istihza tarikiyle denmiş ola. Bu süfehadan bir cemaat tarik-ı enbiyayı iltizam etmeyip yalnız bulundukları asırda mutabian-ı enbiyadan olan sufiye-i ilahiyeyi riyazet ve mücahedeları hususunda taklit ile kuşufu hayaliyi mukteda kılıp ve kendi safha-yı vakitlerine mağrur olup hab u hayallerine itimat suretiyle hem dal hem modul olmuşlardır.
Hem sapıtmışlardır hem de başkalarını saptırmışlardır. Bilmezler ki onlarınki safayı nefstir, rahı dalalettir, sapıklık yoludur. Yoksa ra'yı hidayet olan safayı kalp değildir. Zira safayı kalp ancak mutabaatı enbiyaya mütevakkıftır ve tezkiye-i nefs kalbin safhasına merbuttur. Mahalli zuhur-i ilahi olan kalbin zulmet ve kasveti mevcut iken nefsin safa peyda eylemesi ne demektir? Ancak düşman olan İblis-i lainin yağma eylemesi için çera-ı füruzan edinmek hükmündedir. Hadis-i Şerif'te şeytan beni Adem'in kalbine icrayı nüfuz için istila eder, buyurulmuştur. Eğer riyazat yolu tasdik-i enbiyaya mukarin ise o vakit şayan ı itimad ve itibardır. Düşman olan İblis-i lainin mekruh hilesinden mahfuzlardır. Nitekim Ayet-i celilede Benim kullarım üzerinde senin hiçbir tahakkümün olamaz. Meğer kirazıp sapanlardan senin izince gidenler olsun.
Onun zoru ancak onu yar edinmekte olanlara ve onu kendisine yani Allah'a eş koşanlara karşıdır, buyrulmuştur. Enbiya-ı Ezama ittiba edenler mason ve mahfuz olurlar. Sairlerine ise bir devlet müyesser olmamıştır. Devamlı olarak İblis-i lağinden halas olmak mutasavvver değildir. Onların hepsini toptan muhakkak ki azdıracağım. Ancak içlerinde ihlasa erdirilmiş kulların müstesna buyrulmuştur. Allah kime nur vermemiş ise artık onun için hiçbir ışık yoktur. Ne acep muameledir ki felasifenin ukul-i nakısası tavr-ı nübüvvetin nakizi tarafında vaki olmuştur. Bunlar ne imanı billaha dürüst bilmişlerdir ve ne de ahirete imanı dürüst eylemişlerdir. Alemin kıdemine kaillerdir. Enşikak-ı semavat ve intişar-ı kevakib ve indikaki cibal ve inficarı bihar ki kıyamet gününde nassı Kuran ile mevuddur. Kuran-ı Kerim onu natıktır ve bu sözüm ona hukema zümresi onlara kail değillerdir.
Ve haşr-ı ecsadı münkirlerdir. Cesetlerin yeniden toplanmasını inkar etmektedirler. Ve nususi Kuraniyeyi, Kuran'ın naslarını, ayetlerini inkar ederler. İşte bunlar ne acep müminlerdir ki Huda Resulünün emirlerini ve Furkanlarını kabul etmezler. Bundan ziyade sefahat-ı sahur olunamaz. Bunların cemaati ömürlerini alet talim ve taallümüne sarf eylemişlerdir. Fakat maksadı aksa olan zat ve sıfat ve ef'ali vacibi elden bırakıp dalalette kalmışlardır. Şu şahıs gibi ki nice seneler alat-ı harbi keskinleyip hazırlayıp harp vaktinde elini ve ayağını hapsedip zaferyab olamaz. Felasife ilmi malayani dairesine dahildir. Daimi olan ahirete faydası yoktur. Ancak o ilim ki tavrı nübüvvete merbuttur, necat-ı Uhrevi de ona menudtur. Akıl da onun idrakinde acz ve kusur sahibidir.