İslami Başarı ve Muvaffakiyetin Sırları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İslami Başarı ve Muvaffakiyetin Sırları
İslami Başarı ve Muvaffakiyetin Sırları kaydında Hangi iş olursa olsun yeter ki hayır olsun. Bunda başarılı olmak için ne yapmamız gerekir? Biz ilim tahsil etmek istiyoruz. Bu ilim tahsilinde nasıl başarılı oluruz? Ticari bir konuda acaba bizim başarımız nasıl olur, bu işten nasıl karlı çıkabiliriz, hangi konu olursa olsun onda başarılı olmanın sırrı nedir? Ahmet Mekke'yi kalpte…
Hangi iş olursa olsun yeter ki hayır olsun. Bunda başarılı olmak için ne yapmamız gerekir? Biz ilim tahsil etmek istiyoruz. Bu ilim tahsilinde nasıl başarılı oluruz? Ticari bir konuda acaba bizim başarımız nasıl olur, bu işten nasıl karlı çıkabiliriz, hangi konu olursa olsun onda başarılı olmanın sırrı nedir? Ahmet Mekke'yi kalpte sallallahü sırra büyük velilerden başarıyı şu şekilde anlatır. Başta günahtan kaçacaksınız. İkincisi güler yüzlü ve tatlı dilli olacaksınız. Kendilerine yüz göstermesi neticesi bir azgınlık, bir tuğyanlık başlar. Cenabı hak lütfediyor, ihsan ediyor, bol bol veriyor. Fakat bu bolluğun karşısında şükrü değil de Süleyman aleyhisselamın dediği gibi şükür mü edeceğim yoksa küfranında mı olacağım? İsyana doğru girince bakıyorsunuz hem ruhen kaybediyor hem aile hayatı olarak da mahvoluyor. İşinde de sıkıntılar baş göstermeye başlıyor.
Fakat işlerini görürken namaz vaktinde geldiği zaman namazını kılıyor. İbadet ve taatinde zerre kadar bir fütur yok. İbadet ve taatini yapıyor. Bu gibi insanların da çok başarılı olduğunu görüyoruz. Bu bizzat müşahede ediliyor, görülüyor iş hayatında ve güler yüzlü, tatlı dilli olmak. Bu başarının sırrıdır. Abdülhakim arvas kalpte sallallahü sırra yine bu şekilde ifade eder. İsyandan kaçacaksınız başarılı olmak için. İkinci olarak da fakirin, yoksulun, düşkünün duasını alacaksınız. Eğer onların duasını alırsanız siz başarılı olursunuz. Bir hayvanın dahi ilim tahsilinde olan bir öğrenci yirmi sene kadar devam eder fakat başarırız. Hocası da onun samimiyetinden dolayı hiçbir şey söylemez. Artık bir şey bilmiyorsun, öğrenemiyorsun, bu kadar yıl geçti demez.
Fakat bir gün o yirmi sene devam edip de hiçbir şey anlamayan talebe ders yapılırken hocasına ders veren hocasına hocam siz bu ibareyi artık cümleyi diyelim, okurken fetha okusanız daha güzel olur. Meksur değil de fetha. Öyle okuduğu zaman Hoca efendi maluma sahibi de bir insan altından ledünni ilimler çıkıyor. Rabbimizin kendi tarafından verdiği ilimler. Biraz ilerliyor. Hocaya, hocam bu kelimeyi şöyle kullansak daha güzel olmaz mı dediğinde yine aynı sırlar zail oluyor. Fakat hoca görüştükçe, o kitabı mütalaa ettikçe hata olarak demeyiz de zaten öğrenci de burada hatalısınız demiyor. Hocam burayı da şu şekilde mütalaa etsek ne buyurursunuz deyince, evladım sen, sen gece kalktığında o köpeğin ellerini Rabbi Zülcelal'imize kaldırdığında, dua ve niyazında ben de amin diyordum. Beni bu kadar sıkıştırma, öğrencilere dersi siz verin diye o günkü tabirle minderini ona teslim eder.
Rahdesini diyelim ona teslim eder. Hadise şu, o öğrenci medresede odasında istirahat ederken çok soğuk bir gün dışarıda köpeğin acı acı bağırdığını duyar. Duyar. Yavrularını meydana getirmiş, buzların karların içerisinde hayvan perişan bir durumda. Derhal şefkatle, merhametle o mahluka acıyarak köpeğin yavrularını eteğini alır, köpeği de yavruların da medresedeki hanesine getirir. Orada büyük bir kalp, onda bulamaç deriz biz, suyu kaynatır. İçerisine unu elemek suretiyle onun karnını afiyetle doyurur ve yavruların da o karlı buzlu soğuk havada yok olmaktan muhafaza eder ve hayvan tazarru ve niyazda bulunur. O öğrenci de, o öğrenci de amindir.
İslami Başarı ve Muvaffakiyetin Sırları ne anlatıyor?
İslami Başarı ve Muvaffakiyetin Sırları kaydında Hangi iş olursa olsun yeter ki hayır olsun. Bunda başarılı olmak için ne yapmamız gerekir? Biz ilim tahsil etmek istiyoruz. Bu ilim tahsilinde nasıl başarılı oluruz? Ticari bir konuda acaba bizim başarımız nasıl olur, bu işten nasıl karlı çıkabiliriz, hangi konu olursa olsun onda başarılı olmanın sırrı nedir? Ahmet Mekke'yi kalpte…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Abdülhakim arvasi hazretlerinin buyurduğu gibi başarının sırrı günah işlemezsek, gariplerin de duasını alırsak, Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz, Allah'ın melekleri de size Rabbi zülcelalimizin rahmetini biiznillahi teala sağanak sağanak yağdırır. İsyandan kaçarsak muvaffak oluruz. Çok ilim ehli insanlar tanırım, çok zeki de olmalarına rağmen, isyan sebebiyle mahvolduklarını, yapılan Rabbimize karşı bile bile yapılan, yanlışlıklardan dolayı ne kadar maluma sahip olsa dahi sözü de dinlenmemiş, itibar da görmemiştir. Bir ticaret hususunda da öner vesair çalışmalarda da bunu müşahede ederiz. O zaman biz başarmak istiyoruz. Ne yapacağız? Bir kere sevmesini bileceğiz. Eğer bir işçi çalıştırıyorsa işçisini sevecek. Severek onu ikaz edecek. Sevmek suretiyle ikaz edecek. İçinde sevgisini Rabbimizin bir kuludur diye sevecek başarısı için yerine göre çok acı ikazda da bulunacak.
Fakat o da bilecek. Diyecek ki bana böyle yapmasının sebebi, bana böyle yapmasının sebebi başarılı olmam için bir öğretmense öğrencisini sevecek. Kuran muallimi öğrencisini mutlak sevecek. Bizim kıymetli hocalarımızdan biri İpek Hoca, Hasan Türkmenoğlu. O evini öğrenciler için yatılı bir kurs gibi hizmete adamıştır. Öğrencileri sanık ki onun bir evladı gibi yatırıyor, kaldırıyor, ikram ediyor, dışarıdan gelenlere de sevgi ve muhabbetini, güler yüzünü, tatlı dilini hiçbir zaman eksik et. Et. Neticede mezun olan öğrencileri hocalarına öyle bir saygı, öyle bir sevgi duyuyorlar ki, sanki kendilerinin öz babasından daha saygılı ve sevgili daha bir üstün halde görmeye başlıyorlar. Bu sevginin neticesidir. Bunu biz hayatta çok görüyoruz. Başarılı olmak, sevmekle alakalı. İkazında bile sevdiğini ifade edecek. Mesela bir mürşid-i kamilin evladına iltifatı semdir. Sem zehirdir.
Sen eğer bir aşı yapacaksan, eğer o ağacı kesmezsen kalemleri nasıl takacaksın? O çok o ağacın yaramaz dalları nasıl kesilip de meyveye güç ve kuvvet gidecek. Elbette ki bu ameliye bu işlem yapılacak. Bir mürşid-i kamil de evladının yetişmesi bilecek mi? O bilir. Gün gün geçmek suretiyle der ki ben pek sabah namazına kalkamazken bile üstadımızın yapmış olduğu o tekdirli bir şekilde acı gibi görünen ikazlarıyla teheccüd namazına bile kalkıyorum diyecek. Bir gün üstadımız bize şunu anlattılar. Hava saba bir adamdı. Öyle bir evrat ezkar üzerinde durdum ki, evrad ve ezkar üzerinde durdum ki tesir etmiş olmalı ki bir gün sonra efendim beş yüz dıştan Allah diyordum Celle Celalühü dilimle, beş yüzde dilim hareket etmeden bir de baktım ki kalbim yanıyor. Sonra şiddetle vurmaya başladı. Hakiki müminler, Cenab-ı Hak zikredildiği zaman kalpleri titrer.
Demek ki severek yapılan ikazlar nasıl güzel neticeler veriyor. Ama bunu mürşid-i kamillerimiz çok iyi bilirler. Sevecek. O mürid de yolunu sevecek. Bağlandı bendim, gidemem gayriye diyecek. Beni tekdir eden üstazımdır. Eğer bir doktor ameliyat olacak olan hastasına, bunu incitmeyelim, aman ha rahatsız rahatsız etmeyelim dese, o iğneleri nasıl yapsın, o ameliyat için kullanacağı neşter deriz. Onu nasıl atmak suretiyle, eğer onun midesinde bir rahatsızlık, Allah korusun ciğerlerinde bir rahatsızlık, diyelim bağırsaklarında, iç uzuvlarında bir rahatsızlık, bir safra kesesinde rahatsızlık, bir böbreğinde rahatsızlık, eğer alınmasa ikinci böbreğe de sirayet edecek, derhal onu alacaktır ve bunu kesmek suretiyle yapacak. Yapmayayım dese ne olur? Ona iltifat olmaz, onu ölüme doğru götürür. Eğer mürşid-i kamiller bize es-Saidü billah müjdelediği gibi bizi inzal etmese, korkutmasa.
Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ashabı ile görüşürken, mübarek gözlerinin kızarıp, şu boğaz damarlarının gayretinden dolayı kabardığı gibi hareket etmese, biz nasıl kötü ahlaktan güzel ahlaka geçebiliriz? Çoğumuz namaz farz mı, değil mi, geçirmenin cezası nedir, dillerin yapmış olduğu hatadan dolayı gireceğimiz sıkıntı, gözlerimizin harama bakışlarıyla kurşunların dökülmesi, kulağımızın yersiz sözleri duymakla göreceğimiz cezaları haber vermese, bildirmese, bu hususta bizi ikaz etmese ve bizi rabıta-i şerifelerle ameliyat etmese nasıl kurtulabiliriz? Üstadımız hazretleri Mehmet Efendi diye kasabamızın, kazamızın, Yerköy denen mahallinden Hacı Mehmet Benli, İstanbul'a Sami Efendi hazretlerini, kalpte Sallallahü sırra ziyarete gönderir. Buyururlar ki hanelerinde ziyaret edersen teveccühte bulunur.
Yok eğer Tahtakale'de nalburiye mağazasında görüşecek olursanız sadece sohbet ederler. O da çok arzu ile evinde bulunmak ister ama iş yerinde görüşür. Hasretle, nedametle, üzülerek memleketine gelir rabıta anında Sami Efendimiz Hazretleri beyaz bir elbise giymiş. Ameliyata mahsus, arkasında bulunan hulepasından üstadımız hazretleri, Adanalı Hasın Efendi vesaireler. Onlar da ellerinde bıçaklarla, ameliyat bizleri ile artık ne gerekiyorsa onunla gelirler. Göğsünü yararlar. Yaramaz maddeyi biiznillah atarlar. Gönlü nuru ilahi ile dolar ve baygın düşer. Eğer dikkat edersek bizim için de aynı hal vuku bulur. Seyyid şerif Türcani hazretleri üstazı Ali'sinin huzuruna gelir. Halbine yönelince üstazı, mesela İmamı Gazali Rahmetullah İlberi üstazı Alif Harmedi Hazretleridir. Hepsi müracaat etmiş irşad ve ıslahi için bu gibi kimselerin.
Gönlüne dönünce, kendisinden geçmiş bir vaziyette, bir bir müddet sonra kendine gelir. Hoca efendi ne hissettin deyince, efendim böyle bacanın kurumlarının döküldüğü gibi, bir derinin, bir derinin, kılının kılçığının giderildiği gibi gönlümden uygunsuz olan hallerin çıktığını gördüm. Hoca efendi işte o ilmin gururuydu, buna benzer kibirlerdi, benliklerdi, ucuptü, fena duygu, arzu ve isteklerdi, onlar silindi diye buyur. Bir tarih dere, köyün iki tane kardeşimiz, kar oğlu İbrahim ve Çam Mehmet diye iki kişi. Kişi. Peşlerinde bu günahkar de var. Ziyaret nasip oldu. Ziyaret yoktu. Fakat nasip oldu. Evvela izni bizim istememiz için gönderdiler. Buyurdular ki o gelecek olanlar beni gördüler mi? Görmediler dedim. Belki de görmüş olabilirlerdi. Görmediler dememin sebebi seni üstadım.
Rabbimizin bezediği o güzelliklerle, Habibullahın manevi işlemeleriyle, ezadi er birliği hazretlerinin seni dokumasıyla kim tanıyabilir dedik ve görüşme nasip oldu. Kapıyı bile kendileri açtılar, önümüzden yürüdüler. Çiftçilikten anlattılar ilk anda. Ondan sonra öyle bir görüşmeye başladılar. Mükerrem insanın riayet edeceği beş esası sıraladıklarını hatırlıyorum. Kuran azimüşşan'ı okumayı, tedebbürle, namazı huzurla kılmayı, midemizi fazla doyurmamayı, gece teheccüd namazı kılmamızı, zikretmemizi ve sadık ve salihlerle olmamızı. Biz ayrıldık. Üstad-ı Alimize hadiseyi anlattı durumu. Üstadımız bir Allah dedi. Oğlum size teveccüh etmiş buyurdu. Üstadına öyle bir sevgisi vardı ki Sami Efendimiz hazretleri tabağı, şeker tabağını kendileri tutmak için kalktılar. Biz hemen hareket bir daha al buyurdu. Bir daha aldım.
Öyle hissediyorum, sünnet-i seniyyeye riayet için Cenabı Hak tektir, teki sever, Bir de babanı al buyuruyor, aldın. Bunu anlatınca üstadımız ne kadar üstadını seviyor? Bir Allah dedi ama bambaşka bir hal oldu. Biliyorsunuz İmam-ı Azam, rahmet el-Barih on bir defa huzur-ı nebeviye hayasından girmez. Sonra bir derviş efendimiz aleyhissalatu vesselamı görür. Buyururlar ki söyleyin imama, selamımı arz edin huzuruma gelsin. Bu rüya anlatılınca gören kimseye bu hadiseyi başındaki takkesini verir. Bize iltifat buyurduğu, elinde avucunda ne varsa ol, olduğu baştır. Allah bu şekilde sevmeyi ve sevilmeyi bize nasip buyursun. Sevecek, yolunu sevecek. İşini helal rızık temini için sevecek. Kardeşini sevecek, üstadını sevecek, resulünü sevecek sallallahu aleyhi ve sellem, zat-ı kibriya isteyecek ve azim, büyük bir gayret başaracağım diyecek.
Bizim bir yeğenimizdi, bir hocaya der ki hocam acaba ben okur da bir alim olabilir miyim? Ve Elhamdülillah okudu. Türki devletlerde tahsilde bulundu. Bir araba gazasıyla Rabbimize kavuştu. Karar lılık ve güvenecek ve dayanacak. Sabır gösterecek ve inanacak. Çare yok demeyecek. Ya siz böyle diyorsunuz da ama bu çare yok, bu olacak bir iş değil. Harbiden, şimdi bir mantıklı konuşun, işin olur şekliyle ifade edin, bu olacak bir iş değil demeden Allah-u Teala'nın izniyle yaparız diyecek. Olmaz, olacak bir şey değil. Diyeceğim. Görünen köy kılavuz istemez bu. Mümkün değil. Demeyecek, yapmaya gayret edelim. Olumsuzluğu hiçbir zaman öne getirmeyecek, yaparız diyecek. Binlerce söz etmektense bir gram iş yapmak ondan üstündür. Akıl vermek çok kolay.
O, siz diyelim ki iş yapıyorsunuz, gayret gösteriyorsunuz her hususta eğer iş yapmıyor, sadece kelamla yetiniyorsa siz çay, çay tabağını dahi tutarken neden sol tarafa eğik tuttu? Neden çay bardağını getirirken biraz yukarıdan tuttu? Neden şöyle yürüdü, neden buna böyle dedi, bilmem filan. İş yapmıyor ya. Devamlı iş yapanı tercih eder, tenkit eder. Her şeyde tenkit, yaptığı hiçbir şey yok ama akıl şöyle subük daha iyi olur. Böyle subük daha iyi olur. Hadi yap. Yok. Yap dediğin zaman bahaneler çok ama şu iş yanlış, bu iş yanlış. Hadi sen yap doğrusunu göster. Biri mühendis biri de doktor. Bunlar bir mescitte namaz kılarlar. Doktor der ki cami çok kirli. Böyle bir secdeye varıyoruz. Elimiz, yüzümüz, dizlerimiz hep tozla kalkıyor.
Mühendis olan der ki, bunu demek kolay ama biz cemaate girip temizliğin Rabbimizin emri olduğunu, Habibullah'ın en mühim tavsiyelerinden birinin bu olduğunu ve bu temizliğin güzelliğini anlatmayınca onlar ne bilecek? Kelam etmek kolay. Uçan kuşa dahi kusur izni ederler onu. Şu iş yapıyor, iş yapmaz hiç. Yapana bahane, yapana bahane. Nasıl önüne taş koyacağım, nasıl durduracağım. Halbuki o taş koyduğunda o insanın geçir ve mükafatı daha fazladır. Zaten insanlar da onlara güvenmezler. Yapılacak bir işi güçleştirmeyeceğiz. Zorluğu yenmeyi hedefleyeceğiz. Ya bize bir iş verildi, ben bunu yapacak şekilde değilim, yapamam, nasıl yapayım demeyeceğiz. Ben bunu yeneceğim. Bir tarih idarecilerden birisi, bizim hocalarımızdan kıymetli kimselerden birini Ramazan-ı Şerif'te davet eder. Der ki hocam, bizim sizden arzumuz hafız olacaksınız. Kuran-ı Azimüşşan'ı tefsir de edeceksiniz.
Bize hatimle namaz kıldıracaksınız. Bu hocanın, üstadımızdan dinledim, hıfzı yoktur, hafız deyin. Hiç yok demez, olur der. Belki gece yarılarına kadar fazla da olabilir. Bir cüzü ezberler, azmi der ezberler ama azmi der. Öyle gayret etmiş ki derilerinin dahi soyulduğunu söylerler. Böyle çalışmış ve başarmış. Yine bizim hoca kardeşlerimizden birisi Amerika'da Müslüman devletlerden, halkı Müslüman olan devletlerden gelenler olur. İşte bir Pakistan'dan, bir Hindistan'dan, bir Cezayir'den, bir Tunus'tan vesair yerlerden her gün bir tanesi namaz kıldırır. Türkiye'den bir kardeşimiz tanıyorum, ona da siz de kıldırın derler. Yalnız o bildiği ayetlerden okur, derler ki mevzu başı olarak ifade edilir. Ayından ayına Kuran-ı Azimüşşan'da konu başlıkları gibi. Böyle okunması ona tavsiye edilince hiç diyor bilmediğim halde ezberledim. Bir azim, bir gayret, bir çapa istiyor.
Ben bunu başaracağım Allah'ın izniyle demek. Adımımızı sağlam bir şekilde atmak. Ben bunun üstesinden gelirim. Koparacağım bu işi diyeceğiz. Ben nefsimin ıslahını bu yol vasıtasıyla bir izne temin edeceğim, işimde de başarılı olacağım, yenilmeyeceğim Rabbimin notuyla diyeceğiz çünkü imtihan surullaha yansurdum. Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz. Yapılacak bir işi güçlük göstermeden kolayca yerine getirmek, zamanı çözüm için kullanacağız. Biz bunu sıkıntı olarak görmeyeceğiz. Zamanı çözüm için. Bir fırsat varsa Allah'ımız bize bu hayatı büyük bir fırsat olarak lut etmiş. Kabrimiz Ali Keremallahu aleyhi vechi efendimizin buyurduğu gibi amel sandığıdır. Orayı amelle Allah'ımızın Celle Celalühu, razı olduğu taatlerle doldurmaya gayret edeceğiz. Zamanı çözüm için kullanacağız. Sıkıntıları ortadan kaldırmak için.
Müminlerin kafalarındaki sıkıntıları, gönüllerindeki sıkıntıları, insanların yaşantısını, Rabbi Zülcelalimizin istediği şekle götürebilmek için, zaman bize büyük bir fırsattır. Cahili alim, kibirli olan kimseyi, olan kimseyi mütevazi, kötü ahlakta olan kimseyi güzel ahlak sahibi kılmak için gayret edeceğiz. Zamanı çok iyi değerlendirip, bunun çözüm için, zamanı kullanmak için yavrularımızın irşadını daha yedi yaşındaysa ona elinle yüzünü yıka yeter, yıka yeter deyip yanımıza alıp namaz kıldıracağız, zorlamayacağız. O hatırladığı zaman gelir zaten. Böyle başlayacağız zamanı çözüm için kullanacağız. Devimizin ıslahında da öyle, etrafımızda da öyle. Bir kere uzaklık olmayacağız. Biz uzağı her zaman yakın etmeye çalışacağız. Bir namazı dahi kılarken, o bizim sanki son namazımız gibi kılacağız. Yakını uzak gitmeyeceğiz. Her gelen yakındır. Ölüm bize yakındır.
Ali Kerim aleyhi veche efendimizin bir sözleri var. Soruyor, ölüm insana ne kadar yakındı. Kaş ile göz arası, bu uzun endişedir. Kirprikle göz, uzun emelidir. Sizce nasıldır üstadım deyince, gözün akiyle karasından daha yakındır. O zaman yakını uzak etmeyeceğiz. Her an ona hazır Böyle özürler, mazeretler beyan edip, kendimizi tembelliğe deyip çalışmaya gayret edeceğiz. Düzenli bir çalışmayı hedefleyeceğiz. Eğer o işin hali varsa bunu biz zorlaştırmayacağız. Çözümü sorun haline getirmeyeceğiz. Her sıkıntıda bir çıkış yolu bulacağız ve diyeceğiz ki, Allah'tan korkana Cenabı Hak çıkış yolu lütf eder. Müşavere edeceğiz, istişare edeceğiz, olmaz. Yok bu iş olacak. Nasıl olacak? Bir fikir beyan edeceğiz, diğeri bir fikir, bunu halledeceğiz, biz. Bir yetkili gece yarısına kadar bir konuyu müşavere eder. Değişik görüşte insanlar var. Derler ki olmaz, katiyen olmaz. Gece yarısına kadar.
En sonunda Cenabı Hak ikna etmeye muvaffak kılar, önlerine, önlerine, dosya kağıtlarını artık o idareye mahsus imzalayacaklarını ise bir defteri verir, isimlerinin altına haydi imzanızı atın, her satır atar tamam haydi git, istirahat edin. Bu ne ile olur, bu çözümü zorlaştırmadan, sorun haline getirmeden, her sıkıntıda bir çıkış yolunu bulmak suretiyle. Diyelim hiçbir şey yapamıyoruz. Yapamıyorsak diyelim evi, dam diyoruz, tavanı çökmüş, penceresi, kapısı, duvarı her işi birbirine karışmış. Elimizi böğürümüze götürüp artık ne yapabiliriz demeyeceğiz. Taşını ve toprağını bir tarafa, ağaçlarını, kapısını, pencere tarafa, ağaçlarını, kapısını, penceresini diğer bir tarafa temeli kazıp taşları oturtacağız ve muvaffak oluruz Allah'ın için. Ben yenildim, yapamam. Bu işin içinden çıkamam, kalkamam yok. Ben bu işi Rabbimizin lütfuyla başaracağım.
Bunu gönle koymadıkça ne nefsimizin ıslahı olur, ne ruhumuzun bu işimiz artık sıkıntıya giriyor, dergimizdi bizim yeni dünya dergisi. Alınan karar burada değilim, umredeyim. O kardeşlerimiz tabii iyi bir niyetle söylüyorlar, kapatacağız. Demişim ki ben buradan şu kadar bize bir yardım gönderilmişti. Onu alıyorum, bak alamam, hizmet için veriyorum bunu. Bunun yanında bir başkası da, derhal bir telefonuna şunu veriyorum, düğüm çözüldü ve bunu kapatmam dedi. Bu dergiyi kapatmam Allah'ın izniyle. Bu radyoyu kapatmam Allah'ın izniyle. Daha bir ilerisine dayadım atarım Allah'ın izniyle. Rabbimizin lütfuyla eğer Halıkı lemyezel bize, ve entümul alevun siz en üstünsünüz, inküntu müminin, müminler oldukça müjdesini verdikten sonra sırtımızın yere gelmesi mümkün değildir.
Eğer biz yeniliyorsak hatamızdan dolayı Rabbimize karşı, eğer muvaffak olmuyorsak, garip, fakir, yoksul insanların duasından Bunun dışında katiyen müminin yenilmesi yoktur. Ama diyeceksiniz ki, muharebelerde Müslümanlar yerine göre başarısız oldular, mağlup oldular. Dinimizde mağlubiyet yoktur. O başarısızlık bile başarı olarak bizim amel defterimize geçecektir. Nasıl geçecek? Girdik cihada yenildik. Orada biz şehit vermedik mi? Şehit peygamberlerden sonra ilk rütbe onlarındır. Kazandı işte. Hayatta ise direnmesinden dolayı Ey iman edenler Allah'tan korkun. Sabredin ve direnin. Kaçmayın, muharebe meydanından kaçmayın.
Gerek zahiri düşmana karşı, gerekse batında nefse karşı, şeytana karşı, dünyanın muhabbetine ve şerli insanlara karşı katiyen, yenilmeyin, direyin direnin ve siz vatanınızın hem zahirde hem de batında korunması için nöbet bekleyin ve Mevlamızın korkusunu gönlünüzde taşımak suretiyle felaha erin mümin için, katiyen, gayb sözü edilemez, her an başarılıdır. Yine muvaffakıyet için dilin yerini beynin alması lazım. Derler ya, kellim, kellim le yanpa. Konuş, konuş, konuş, konuş, konuş faydası yok. Ne yapacağız? Beynimizde çalışmayan noktalar çok fazla, yüzde ikisi, yüzde üç, yüzde beş yüzde üç, yüzde beş çalışıyor. Geri yalın mesuluz biz bundan Allah'ımız bunu vermiş bize nimet olarak. Bunu çalıştıracağız. Yedi yüze yakın ayet I celile var beyinle alakalı. Sadece akıl olarak geçmez, tevekkül olarak geçer, ulul elbab tabirleri kullanılır. Siz affetmez misiniz, siz düşünmez misiniz?
Ders almaz mısınız demek suretiyle Cenabı Hak beynimizi zorlamamızı bize ifade buyuruyor. Heriad ü figan koparmayacağız. Bunun yerine gayrete geleceğiz, çabaya geleceğiz. Cenabı Hak cümlemizi muvaffak kılsın.