İslami Aile ve Çocuk Eğitimi ile İsrafın Önlenmesi
İslami Aile ve Çocuk Eğitimi ile İsrafın Önlenmesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Okumuş olduğum Ayet-i celile-i cemile'de, yetimlerin hukukunu koruma hususunda, daha onlar çocuk, yavru halinde, bu yavruluğundan istifade ederek, istifade ederek, büyüyecekler de geri alacaklar diye. Daha sıfır, yavru. Belki yeni doğmuş da olabilir. Bir yaşında, üç yaşında, beş yaşında.…
İslami Aile ve Çocuk Eğitimi ile İsrafın Önlenmesi ne anlatıyor?
İslami Aile ve Çocuk Eğitimi ile İsrafın Önlenmesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Okumuş olduğum Ayet-i celile-i cemile'de, yetimlerin hukukunu koruma hususunda, daha onlar çocuk, yavru halinde, bu yavruluğundan istifade ederek, istifade ederek, büyüyecekler de geri alacaklar diye. Daha sıfır, yavru. Belki yeni doğmuş da olabilir. Bir yaşında, üç yaşında, beş yaşında.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Okumuş olduğum Ayet-i celile-i cemile'de, yetimlerin hukukunu koruma hususunda, daha onlar çocuk, yavru halinde, bu yavruluğundan istifade ederek, istifade ederek, büyüyecekler de geri alacaklar diye. Daha sıfır, yavru. Belki yeni doğmuş da olabilir. Bir yaşında, üç yaşında, beş yaşında. Büyüyecekler diye o malları israf ile hemen yemeğe kalkışmayın. İsraf etmeyin buyuruyor Mevla i'cüc Celalimiz. İsraf nedir? İsraf, tecavezül haddi fi külli fialim, yefalhu'l inse. Hangi husus olursa olsun, belli konularda değil. Hangisi olursa olsun. İnsanın haddi, sınırı geçmesidir. Hangi iş olursa olsun. Rabbimizin, Furkan suresi altmış yedi.
Ayeti celile de de bildirildiği üzere, Furkan suresinde Rabbi zülcelal'imiz, Celle Celalühü, onlar öyle kimselerdir ki, Rabbimizin kulları öyle kimselerdir ki harcamalarında, harcamalarında ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Ikisi arasında orta bir yol tutarlar. Hazreti Ka'ab, İlan ve Mirare radiyallahu anhüm ecmain. Bunlar Tebük Seferi'ne katılmamıştı. Selam verilmiyor, selamları alınmıyor. Ta ki Rabbi zülcelalimizden affı ilahi gelinceye kadar. Rabbimiz mağfiret buyurdu. O zaman hazreti kav dedi ki Ya Rasulallah, bütün malımdan çıkacağım. Hayır buyurdu. Ancak üçte birinden, Mevla yolunda sarh edebilirsin. Rahmetullah ali. Eğer Allah'ımızın emrinin dışında bir harcamada bulunacak olursa kişi, bu israf etmiş olur. Yok canım şuradan gelip çıktılar. Bunlar diyelim ki ahlakı bozan işler yapıyorlar.
Gözün isyana kaymasına, gönlün fenalığa dönmesine, elin ayağın, uzuvlarımızın, Rabbimizin razı olmadığı işlere döneceği işler için yardım istiyorlar. Yahu şuradan adamlar geldi, boş mu bırakayım bunları? Bunlara az da olsa bir şey verdim, çekip gittiler. Bunu bile yapmayın, israf olur. İleride söyleyeceğim bunun büyük günah olduğu haber verilmektedir. Diyelim ki emeği yok, karşılığı da yok bir kazanç, emek yok. Karşılık da yok böyle bir kazanç. Bunlar bir kurum oluşturmuşlar, böyle bir iş için. Bedavadan kazanmak, bedavadan kazanmak. Onun bunun hakkını gasp ederek, işte bunlar şöyle işler yapacaklarmış diye, çok vermedim, çok az verdim bile diyerek, israfa gitmeyin, Allah'ımız razı olmaz. Mesela, bir içki kurumu, insanların beyinlerini altüst eden, gençliğimizin ve hepimizin yaşantısını tamamen bozan, bütün kötülüğün yayılmasına vesile olan bir kurum diyelim.
Buna yapılacak az bir yardım dahi bizi helaka götürür. Çünkü Sufyani Sevri hazretleri, rahmetullahali zalime yardım etmeyin buyuruyor. Biz bu ayeti celileyi sofra duasında bile yaparız. Yeiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz. Cenabı hak israf edenleri sevmez. Yine Vahir suresi kırk üçüncü ayeti celile de, israfın ne kadar acı bir akıbetinin olduğu haber verilmektedir. O israf edenler var ya, biz ne de israf olur, bunu da sıralamaya çalışırız inşallah. Hüm ashabunlar, onlar ateş yaranıdırlar. Bütün işlerinde sınırı geçmiyor. Bütün işlerinde. Biraz olsun anlamamıza kolaylık sağlamak için ne yapalım? Bir misal arz edelim. Yollarda artık trafiğin koymuş olduğu hız sınırları var. Diyor ki şehir içi tam bilmesek bile bunu sadece bir misal olarak arz ettiğimiz için yanlış olabilir. Diyelim elli. Siz şehir içerisinde elli kilometreyi geçmeyeceksiniz. Hız sınırı şehir içerisinde budur.
İşte biz gidiyoruz bir vilayete ilçede, orada hız sınırı nedir? Doksandır veya yüzundur. Bunun yanında otoban öyle bir yol yapılmış ki, hainmak gibi bir yol. Belki bundan fazla olabilir. Yüz yirmi olur. Yüz otuza da belki dayanabilir. Ama bunun dışına çıktığımız zaman ne olur? İsraftır. Bunun israfı nedir? Şimdi yolda çevirecek. Hız sınırına bakacak. O cebimizden verdiğimiz para nedir? Ne olacak o? Israftır. Bütün işlerimiz ne? Mevla'yı züc celalimiz, Gafir suresi, yirmi sekiz. Ayet-i celîlede, İsrafın yine ne kadar büyük bir tehlike olduğu bize beyan buyrulmaktadır. Demek ki, İsraf çok büyük bizim maddi ve manevi bünyemize zarar açan bir hususmuş.
Halık'ımız, Vafir suresi yirmi sekizinci ayeti celile'de, innallah, şüphesiz her şeyinde müstesna, kendisini nasıl vasfediyorsa öyle olan, kemal sıfatlarıyla muttasıp, noksan sıfatlardan beri olan Mevla-yı Zülcelal'imiz var ya, la yehdimen, şov bir kimseyi hidayete eriştirmez. Yani onu muvaffak kılmaz. Kim o? 0 israf edenlerdir. KEDdap yalanlayanlardır. Mesela peygamberlerimizi yalanlıyorlar. O yalanlayanları ve israf edenleri ömrünü israf ediyor. Şimdi o peygamberleri yalanlamak suretiyle hayatını şirk bir hayata terk ederek, büyük bir israfın içerisine giriyor. Cenabı Hak onlara muvaffakıyet ve başarı göstermez. Yine israf hususunda, biz şu terim ile bunları ifadeye çalışıyoruz. Bütün arz edeceğimiz konuları içerisine alması hasebi ile. O da yapılan her bir işte artık maddi olsun, manevi olsun, israfın doğru olmadığını.
Zümer suresinde, Halıkellem yazan, Zümer suresinde, elli üçüncü Ayet-i Celile-i cemilede de ki, ey kendi nefisleri haddi aşan kulları. Mesela Adem aleyhisselam ve Havva validemiz, yasaklanan meyveden yiyince, Araf suresinde, halık ellemyezel, onları yirmi üçüncü ayeti celile de şu şekilde haber veriyor, es sahibiyle. Adem aleyhisselam ile Havva annemiz dediler ki rabbena, ey bizim rabbımız bizi terbiye eden, hayata görmemize vesile olup büyüten, yaşatan, rızık veren, hayatımızın her safhasını düzenleyen, her şeyi bir düzen içerisinde devam ettiren, Rabbi zülcelal'imiz, Biz nefsimize zulmettik. Demek ki israf, israf, nefsani arzulara düşmekle de olur. Allah'ımızın emrinin haricine çıkmakta bir israf olduğunu, biz Zümer suresi elli üçüncü ayet-i celile de görüyoruz sahabe. Ey nefislerine uymak suretiyle haddi aşan kullarım. Allah'ın rahmetinden helal edin, istiğfar edin.
Rabbi zülcelal'imize yönelin. Eğer tamamen Rabbi zülcelal'imize dönerseniz, şirkten bile tövbe ederseniz, küfürden tövbe ederseniz, nifaktan tövbe ederseniz, olduğu gibi Cenabı Hak sizi bağışlar. Taze bir hayata girersiniz, bir daha işlememek suretiyle. O rabbi zülcelal'miz, huvve o, vafur rahim, çok bağışlayan ve kendisine dönen kullar için acıyandır. Anamdi lillah ibn-i Amr. Bu Amr ibn-il As radiyallahu anhuma buyuruyorlar ki, Allah'ın nimetlerinden yiyiniz. Meyvesinden de yiyiniz, etlerinden de istifade ediniz, dut etmiş olduğu yenilmesi caiz olan hayvanlardan. İçinizde, yiyinizle ve Allah'ın yolunda sarf da iydiniz ve elbiselerde giyiniz. Yalnız israfa gitmemek şartıyla. Yetecek kadar varsa onun dışına gitmemek şartıyla. Karnımız doymuşsa, daha da canım istiyor demeden, çok tatlı olmuş, bir de böyle yiyecek bulamayız hiçbir yerde demeden.
Giyiniz ama bir başkasına karşı üstünlük taslamalı. İşte benim şu giydiklerim var ya marka demedi. Herhalde bu çevrede benim gibi de bir giyen yok demedi. Razı olur, üç şeyden de razı olmaz. Sizden razı olduğu Mevla-i zülcelal'in, sadece kulluğu ona yapıp, ondan başkasına dönmemek, ortak koşulmaktır. Mesela şimdi düğünler yapılıyor ya, yaptığımız düğünleri. Dinimizin ölçüleri içerisinde yapmak. Biz zannediyoruz ki şuraya taştan yontacağız bir put, onun önünde secdeye kapanacak. Bu değil bu. Yahu Ay'a tapacağız, Güneş'e bunlar değil. Sadece bu şekilde anlamayalım. Tefsile baktığımız zaman, müfessir-i nizam, bunu izah ederken, yaşantılarımızda emri ilahinin dışına çıkmamak. Ve endatasimu bihablillahi cemiyen. Hepiniz birden Allah'ın ipine sarılmanız var ya, bundan razı olur Mevla.
Dersiniz ki, biz ancak büyüklerimizin diliyle, habl ü metini hak olan, kopmayan, dağılmayan, bozulmayan, bütün gönülleri de Bütün gönülleri de bir araya getiren, kafaları da bir araya getiren, namazda durduğumuz gibi vücutlarımızı da bir araya getiren, cihatta şu cismimizi bir araya getiren, sevgi, şefkat ve merhamette Allah için muhabbette, sevgide gönüllerimizle bir araya getiren Mevla'yı Zülcelal'in Kuran ipine sımsıkı tutununuz. Vela teferrahu. Sakın ha anlayış ol. Anlaşmazlık çıkarmayın. Ve yekrehu lekun, dil ve gair. Allah'ımızın da sevmediği gil ve ga'i. Hus. Ve ketretesüe. Sordukça soruyor, sordukça soruyor. Mesela soruluyor bir husus, pek haber vermiyor. İlla üsteleyip altından geliyor, üstünden geliyor, sağından solundan, illa bir şeyler koparacak. Böyle girsiz sorular sormayın.
Şahsi ile ilgili, eviyle ailesiyle ilgili, işiyle gücüyle alakalı onu rencide etmek için, sor ha sor, sor ha sor böyle bir hale girmeyin. Mesela bir kusur biliyor ya, duymuş bir kusur. Onu araştırıyor. Soruyor, soruyor. Bu hale girmeyin, Allah'ımız bundan razı olmaz, belki tövbe eder. Rabbımıza döner. Bir tarih şöyle bir hadise anlatılır diyerek, o yapılan işe vurgu yaparak rahatsız ve rencide de etmeyin. Ve egatelmen. Canım şimdi çok zengin oldum. Ben iğne ile kuyu kazıyordum ama çok zorluklarla geçimimi temin ediyordum. Şimdi durumum çok iyi. Ondan dolayı harcıyor da harcıyorum. Cep telefonu mu? En üstün. Evet en üstünü alalım. Durumumuz müsaitse alalım. Derler ya, ben ben kıymeti düşük, mal alacak kadar zengin değil. Diyelim gücümüz yetmiyor, biz bir elektrik süpürgesi aldık diyelim. Ama param o kadar yetiyordu. Arıza aç baba aç.
Açıyordu arıza, eğer onun bir üstünü alsa idik, biz bu kadar harcama yapmazdık. Her şey duydu. Canım bu kadarına yetti, benim param bunu alabildi. Söyleniyor aman ha bunu almayın, bu sıkıntı açar. Bunun için demişler, ucuz mal alacak kadar ben zengin değilim. Ama almışsak, iyisini ve güzelini almışsak, bundan daha ötesine gitmeyin israfa gider. Bu ifade edin. Ve edat el mah var. İdare eder. Diyelim ki evimizin döşemesi idare eder. Ama şöyle bir model de çıkmış demeyin. Allah'ımızın Celle Celalühu, razı olmadığı amel bu. Şimdi çok değişikleri meydana gelmiş. Zaten o değişiklikler internete bakarak numarasıyla, sayısıyla, her şeyiyle buluyor. O numaraları tespit ederek, kalitesini, kalitesini, satış mağazasına varıyor zaten, bir mobilya alacaksa, şu numarada, şu evsaf da bana diyor mal vereceksin. Gitmesine de gerek kalmıyor yerine göre. Böyle bir hale girmeyin.
Eğer onu almışsan bulmuşsun, internetten bakıyorsun çoğu kardeşler, çoğu insanlarımız ne yapıyor? İnternet üzerinden alımını, satımını yapıyor. Yani bunu en güzel şekilde yapmışsak, daha da ileriye giderek israfa gitmeyin, Allah'ımı sevmez Zilhicleüh. Ve kamil müminlerin de devamlı içini sıkarım. Günah haber verilir ya günah, insanın kalbini tırmalayan, gönlünü karartan ve başkasının görmesini istemediğimiz bir haldir. Eğer biz Rabbi Zülcelal'imize dönen bir kul ise, bu sıkıntı verir bize. Tamam bu yeter. Bu kafi. Bundan ötesi, bak hiç bulamayan insanlar var demek suretiyle kurtuluruz. Efendimize sallallahu teala aleyhi ve sellem bir arabi geliyor. Abdest hususunda soruyor. Nebi-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, azaların üç defa yıkanmasını haber veriyorlar. Fakat adam bunu çoğaltmaya kalkacak olursa, o zaman yanlış yapmış olur.
Elimizi yıkıyorsa üç defa, ağzımıza su veriyorsak, işte ağzımıza su verdiğimizde biz o azanın da günahına tövbe edersek, küçük günahlarımız dökülür. Yahu suda var, üç yıkacağıma beş yıkarım, altı yıkarım demeyeceğiz. Üç defa. Diğerinde israf olur. İnşallah yavaş yavaş konuya yaklaşmaya gayret ederiz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyorlar. Adem oğlunu midesini doldurmasından daha şerli bir tap yoktur. O zaman ne yapacağız? Nebiye Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bizi ayakta tutacak kadar birkaç lokma, ekele tabirinin olduğunu biliyorum. Biiznillahi Teala. Birkaç lokma sizi ayakta tutacak, birkaç lokma yeter. Artık geri yandığına gerek yok. Midenizin üçte biri yemek için. Diğer üçte biri de içmeniz için. Ondan ötesi de nefes almanız için. İşte çok yedim bir hazmetmem gerekir diyecek tavra girmeyin buyuruyor efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Eğer o hale girersek, insanın karnını tıka basa doldurmasından daha şerli bir kap yoktur buyuruyor. Rahimehullahü teala. Bir tefsir sahibi, mübarek, zat, ulema-i kiramdan. Aynı zamanda müfessir-i rahmet-i vali buyuruyor ki, yeme de içme de, giyim de kuşamda. Çünkü tarifinde biz bunu verdik. Bütün işlerimizde dünyevi ve uhrevi haddi aşmamaktır. Buyuruyor ki, Siz sakın ha yemeniz, içmenizde sınırı aşmayın. Allah'ın Rasulünün buyurduğunu yapın sakınlarca. Eğer siz sınırı aşacak olursanız, o zaman aklınıza ve bedeninize zarar verirsiniz. Pulamayi kiramdan olsa gerek, bizzat üstadımızın üstadına gelirler. Evrad ve Ezkar hususunda, efendim ben ilimle meşgul bir kimseyim, vaktim de olmuyor. Hakikaten ilimle meşgul olan kimseler on sekiz saat demez, yirmi dört saat demez. Çalışırlar. Tabi istirahatlerini de yapmak suretiyle çalışırlar.
Buyuruyor ki insan, hoca efendi düşünün, yemeği yedikten sonra bir saat kafası çalışmaz. Diyor. Ne kadar güzel söylemiş. Üstadımızın üstazı rahmetullahi aleyh. Ne kadar güzel söylemiş. Eğer çok yiyecek olursanız aklınız ve bedeniniz zaafa uğrar. Artık sizi rencide eder gibi olmasın sözlerimiz. Yemelerde içmelerde kolesterol yükselmiş, aman şeker yükselmiş. Tansiyonlar vesaireler ne kadar azaltıyoruz, ne kadar azaltıyoruz. Bedenimize nasıl rahatsızlıklar veriyor bu? Yemelerimiz ve içmelerimiz. Buyuruyor ki mübarek, bedeninize ve aklınıza zarar verir. İbnü'l-Kayyım el-Cevziyye, Rahmetullah ve Ali Hazretleri, İla ahirin ibare. Biraz uzunca ifade buyuruyor Ömer. İbnü'l Kayyi Mevceviziye Rahmetullahi buyuruyor ki eğer siz, eğer siz, yemede ve içmede sinere geçecek olursanız, hem dünyevi hem de uhrevi işlerinizi zarara uğratırsınız. Dünyada belli.
İşte tabiplere soruyorlar ya, insana en faydalı olan nedir? Midemizi fazla doldurmamak. Dili mehirlerine soruyorlar öyle, vesaire. Husus derdine. Bunu ifade ediyorlar. Ahiretimize de elbette zarar verecektir. Liyevmil miad diye bir eser. El-İstidad lievmil miad diye. Üstad zalimiz bundan alsa gerek veya başka bir eserden de olabilir. Çok yiyen insanların belasını sıralarken, çok haya ediyorum ama dedikleri için söylüyorum. Siz mescide giderken o da ihtiyaç yerine gider. Bak ahiretimize de nasıl zarar veriyor. Mesela akşam, fazla yedik diyelim, gece ibadet ve taate kalkışların ne kadar güç olduğunu artık görüyoruz. Demek ki israf sadece yemede ve içmede de değil. Bunu Allah'ımız lütfederse vaktin yetişmesi mümkün değil. Dünyevi hususlarda bile, uhrevi konularda da israfın ne kadar yanlış olduğu. Sadece, beyanı de bilirim. Nedir?
İtikatta israf, ibadette israf, ahlakta israf, ilimde israf, birçok konularda israf, bilahiri. Biz o kısma geçmeden önce, efendimizin mübarek sözleri ile biraz daha geliştirmeye gayret edelim konuyu. Kim ki çok yeme ve içmeye alışırsa, o kimsenin kalbi siyahlaşır. Büyüklerimiz burada çok güzel manalar vermişlerdir. Misallerle ifade ederler. O da insanın midesinin, midesinin kalbin altında olduğu, bunu bir tencereye benzetirler. Ocağın üzerine koymuş olduğumuz tencere, yemeği pişiriyoruz. Ne yapacaktır? Onların yine mübarek dilleri ile Buhari zulmanisi, kapağını simsiyah edecektir. Eğer yeme ve içmede aşırılık olacak olursa, kalbimiz siyahlaşmaya başlar. Ne olur siyahlaşınca? Nur olmayacaktır tabi. Ne namazın nuru olur, ne orucun nuru bir ticaretin nuru olur, olmaz da olmaz. Ticaretin öyle nurları var ki, biz bu nurları hiçbir zaman göz ardı etmememiz gerekir. Çok önemli. Nedir?
Ticaretteki bizim nurumuzu yok eden, mesela esnaflığın, ziraatin ilmi halini bilmeyişimiz. Ben dükkan açacağım, ben market açacağım, ben şöyle bir ticaret kuracağım. Ama bunun ilmi halini biliyor muyuz? Haram kazancın yollarını biliyor muyuz? Kar hadlerini biliyor muyuz? Risale-i Nur'a arz ediyorum. Aşırı hırs, hak edilmeyen ücretler, bunları biliyor muyuz? Tapu ve kadusra işlerinde sınır hırsızlığını biliyor muyuz? Emek hırsızlığını, hem devlete karşı hem patrona karşı biliyor muyuz? Demek ki ticaretin de bir nuru var. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bize ticaretin nurunu öyle haber veriyor ki ve Ondan büyük nur mu olur? Güneş tepelere yaklaşmış. Allah'ım bizi bu terden kurtar da cehennemine at dedikleri an insanlar. Ama ticaretin nuruna erişmiş, israftan kurtulmuş, düzgün bir ticaret yapıyor. Diyelim ki biz ameleyiz, bir başkasının işinde de çalışıyoruz.
Ama adamın başını kaybettik, şu vakit deliydi, gelmez artık, uzağa gitti, şu yakın yerler de olsa gelir bir bakar da, şimdi göremez deyip işi terk edivermek, oyalanmalar, boşa vakit geçirmeler. Hep bunlar ticaretin nurunu yok edilir. Et teciru's-sadu ticaretini düzgün ve doğru yapan tacir, Kıyamet gününde arş-ı azamın gölgesinde gölgelenecektir. Şimdi ticarette de israf etmeyeceğiz. Düzgün yapacağız, israf etmeyeceğiz. Daha biz birbirlerimizde de Allah için kardeş olduk. Bu kardeşliği ile israf etmeyeceğiz. Nasıl kardeşliği israf etmek? Bir bağımız var. Ama bu bağ maddi menfaatler bitti mi, dostlukta bitiyor. Hani o sıcak sıcak görüşmeler, gün geçmiyor belki bir gün içerisinde beş altı defa silikon açıyor. Nasılsın, iyi misin, neredesin, bugün şurada olalım, bir ihtiyacınız var mı onu gidelim, gel şurada bir yemek yiyelim, size bir ikramda bulunalım.
Çoluk nasıl, çocuk nasıl, aile nasıl her şeyi sorulur. Ama menfaat bitti mi, ne arıyor, ne halini, ne de ahvalini talep. Hiç, bilgi yok. Bu israftır işte. Nasıl israf etmeyeceğiz biz? Dostluk Yav benim o zaman maaşımı veriyordu, ondan seviyordum. İşte bazı işlerde çok yardımcı oldu bana, destekledi. O desteğinden dolayı ben de seviyordum, bağrıma basıyordum, emeğimi esirgemiyordum. Oğuz da Allah için. Yani nefsimize dokunduğu için değil, Allah için. Bak çok güzel bileceksiniz. Bazı misaller istiyor, mecbur kalıyorum. Mürşid-i kamilimiz, sizi tenzih ederim kardeşlerimizi, bir kimseyi reddetmişler. Bak nefsi için değil. Bunu üstazı alileri sorunca, efendim şahsıma olsaydı bağışlardım. Ama yolumuza kir getirmeye başladı. Yolumuza leke getirmeye başladı. Ondan dolayı deyince redtiniz reddimiz, kabulünüz kabulünüz. Bak şahsıyla hiç alakalı değil. Hep Allah için.
Gaza bedel ederse de Allah için, israf etmiyor. Dostluğu ve kardeşliği israf etmiyor. Mesela Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz, Şam-ı Şerif'ten bir kardeş geliyor, bir kimse geliyor. Kardeşim nasıl oldu deyince, o ateşi de hak etti gazabı da fetahir hayırdır. O benim yine kardeşimdir. Bak kardeşlikte israf yetmiyor. Kuran-ı Kerim'den ayeti celileler yazıyor. O benim kardeşimdir diyor. Ne kadar güzel korunmuşlar. Mesela kişi diyelim ki, kadın kocasına karşı bilgisinde israf etmeyecek. Hoca da karısına karşı sevgisinde israf etmeyecek. Sadece onu eti ve kanı için almayacak. Bedeni için almayacak. İsraf, neden? Dedem Şeyh Mustafa Efendi Hazretlerinin Hulusi, Gade Sallahu Sırra dediği gibi, eğer kişinin zevcesi de hanımı da evradlı, ezkarlı ama öyle gelişigüzel bir evrak değil. Bir süreye kadar aşk muhabbet ondan sonra tamamen ters. Vefa olur insanda vefa.
O samimi raviatü'l adeviye edebinde olan kimse. Eğer olursa Cenabı Hak'ta vuslatta, kavuşmakta çift atlı araba gibi olur. Yani şimdi tarif edecek olursak, sekiz silindirili bir vasıta gibi olur. Daha da misal verilebilir. İşte bunu israf etmeyeceğiz biz. Kişi hanımıyla münasebetini israf etmeyecek. Canım sen yememi iyi pişir tamam, israf Ya ben yemek kitabı aldım hususi, çalışıyorum ediyorum, işte bak buna baksana sen. Bundan yemek yap. Ben bir kimseye misafir oldum da öyle börekler, çörekler yapmış ki sen neden yapmıyorsun? İsraf bu israf. Neden israf bu? Neresi israfmış? Mevlana'mızın sözünü hatırladığımız zaman bileceğiz. Hanım çorba yok mu? Yok. Kuru ekmek de mi? Yok. Öyleyse evimiz Rasulullah'ın evine döndü. Sallallahu aleyhi ve sellem. Efendim biz tuzu az olacak olsa veya çok olacak olsa, olur ya kadındır, o da bir beşerdir. Şaşmıştır. Sizi rahatlatmak isterim.
Ama gelin bunu da söylemek istemiyorum. Gel söyle derseniz, siz bizim candan dostlarımızsınız. Siz bizi satmazsınız. Bu da israftır. Çünkü Rasulullah'ı müşrikler, sihirbazdır diye sattılar. Kahindir diye, şairdir diye. Nice velileri memleketinden, yurdundan çıkardılar. Siz o değilsiniz elhamdülillah. Bir pilav pişiriliyor ama pilav köpürdükçe köpürüyor. Allah Allah diyorlar, ne bereket bu, ne bereket. Haynattıkça köpürüyor, piştikçe taşıyor. Diyorlar büyük bir bereket bu. Sonra öğreniyorlar ki bakın berekete, tuz yerine tursil atılmış. Tursil o pilavı atılınca, tabii ki çamaşırın kaynadığı gibi yemek kaynamaya başlamış. Tursil atılmış çünkü tuz yerine, arttıkça artmış. Bunlardan dolayı değil de Beytullah'ı tavaf eder gibi karıştır. Aman ha abdestsiz yapma. O da diyor ki bakın kadın kocasına karşı müsrif olmayacak. Aman ha yemeği yerken ağzına götürdüğün lokmayı besmele ile ye.
Sağ elinle ye, solun elle yemek şeytanın işidir ve abdestsiz sofraya oturmadı. Ve diyor ki kocasına karşı müsrif değil. Bize şu sofrada ancak çoluk çocuk bir araya geliyoruz. Bize İslam tarihinden anlat. Bize Kuran'dan haber ver. Bize ilmi hallerimizi bildir diyor ve İsrafil. Öyle bir kadın ki kocası ondan razı. Neden? Çünkü diyor ki haya ediyorum ama bunu siz muhakkak muhafaza edeceksiniz. Satma yok. Satanlar dürüst insanlar değillerdir. İnsan kardeşini satmaz. Nasıl? Hz. Ömer'in radiyallahu anh kardeşin azdı deyince o benim kardeşimdir dediği gibi. Hz. Halid'le radiyallahu anh bir sahabe arasında bir sıkıntı olunca münafıklar araya girer, der ki ben evet bir çekişmemiz oldu ama o benim kardeşimdir, satmıyor, israf etmiyor kardeşim. Kardeşim diyor, bağrına basın. Diyelim ki bize misafirler geldi. Bu misafirliği israf etmeyeceğiz, çoluğuyla çocuğuyla gelmiş. Çocuğunu bağrımıza basacağız.
Aman evladım sen mi geldin diyeceğiz. Öpeceğiz koklayacağız. O zaman ne olacak bereket meydana gelecek. Anası ve babası sevgi duyacak. Ben çoluk çocuğumla geldim. Yerine göre en kıymetli vazosunu kırdı. Yine de aman yavrum en iyisini yaptın. Biz daha güzelini alırız hiç önemi yok diyerek öpüp kucaklayacak. Onun da ömrü bu kadardır diyecek. İsraf etmeyeceğiz. Cennete giren kadın, hocasına öyle yollar gösteriyor ki, diyorum ya Rabia tül'l Aldevi'ye. Düşünelim Meryem validemiz öyle üstadımızı memnun etmiştir ki, bu anneniz bize söyledi o. Benim dünyevi hususta hiçbir şeyimi düşündürmemiştir. Siz ibadetinizde, taatinizde, sohbetinizde, zikrinizde bulunun.
Ben gelen misafirlerin mi onların bütün ihtiyaçlarını gideririm diye ayaklarına sülükler tutturduğu halde, çocuğu daha çok küçük yaşta onu da bir yere oturtarak, önüne bugünkü gibi eğlenceler de yok, birkaç kırıntı yiyeceklerle oyalayıp misafirine yüzlerce insana misafir vermesi, onu razı edip kendisinin de cennete ithal olması değil midir? Annenizin yüzünü hiçbir ecnebi görmedi diyecek şekilde, yaşının doksanı mütecaviz olmasına rağmen ağzını dahi yabancı erkeklere karşı örtmesi edep değil de nedir? Onun cennete girmesini icap ettirmezdi. Bir sıkıntı meydana geldi o devre, bir sıkıntı. İnanın korktum üstadımız o kimseyi reddedecek diye. Derhal anamız, Meryem validemiz, Rahmetullahi Aliya, Yunus Emre'nin manevi annesi Tapduk Emre'nin zevcesi gibi devreye girdi. Bir, bir münafık yüzünden dört yüz kişi ölmüştür inanma. Böyle hayırlı bir kimseye aman ha, gönlünü bozma üstadım demiştir.
Sizin gibi kıymetli insanları ona vasfede ede, aman ha olabilir geçer, ben şöyle de güzel hallerini duyuyorum diyen bir anamızdır. Daha anlatmakla bitiremem, bunun için üç saat ister. Eğer böyle olursa gerçek ana o. Gerçek ana o. Tabi kardeşlerimizin kokusuna geliyoruz biz. Sizin iman kokunuza geliyoruz biz. Sizin Allah için sevgi ve Allah için buğz kokunuza geliyoruz biz. Ama o genişlerimizde, gelişimizin asıl müsebbibi, anamızın gerçek bir, Havva annemiz gibi, gerçek bir Fatımaüz Zehra, gerçek bir Aişe-i sıdrıda, gerçek bir ölçüler içerisinde, velayet sınırları içerisinde, Hatice'ten Kübra, amine annemiz gibi ahlaka gelişmesinden dolayıydı. Efendim gözün de israfı var mıdır? Gözün de var, dilin de var. Var mıdır? Bilmin de var mıdır? İtikadında, ibadetin de, ahlakın da var mıdır? Hepsinin de israfı vardır. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Elhamdü lillahi rabbil alemin el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.
Kaynak: Genel
İslami Aile ve Çocuk Eğitimi ile İsrafın… | Mihmandar