Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin Aziz, Latif, pak, Münevver, Mutahhar, Mücella ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygamber-ı nizam ve firan-i zanın ve bütün geçmişlerimizin mümin ve mümatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı şerif. Günlük riayet edeceğimiz edepler hakkında başta İslami esaslara uygun hareket etmek. Biz İnsan insan başı boş bırakıldığını mı zanneder? Demek ki bir kayıt altındayız. O zaman kendi başımıza hareket edemeyiz. Nasıl hareket ederiz? Allah'ımız bizim esaslarımızı Kitabı Kerim ile ve Hadis-i Muhammediye ile sünneti Muhammediye ile sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz ve sadatı kiram hazaratı nelere dikkat edeceğimizi tespit etmişlerdir. Genel bir mana İslami esaslara uygun hareket etmek. O zaman bakarız Allah'ın kitabına diyelim ruhumuzun eğitimi olan bir yoldayız. Bununla alakalı olan ayeti celileler var mı?
Hepsi zaten bunu ifade eder. Çünkü Resulullah'ın ahlakı Kuran'dır buyruluyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Kuran-ı Azimüşşan'a muvafık, hareket etmek ama bilmemiz gerekir. Şimdi sıralamaya gayret edeceğiz. Nezaket ve iltifatla konuşmak. Yunus Emre'dedir, söz ola kese başı, söz ola kestirabaşı, söz ile oğlu aşı, bad ile yağ ile bir söz. Demek ki birbirimize olan konuşmada görüşmede beni beş yüz tebessümlü bir şehre ile sözlerin yumuşağını konuşmak. Bir hadisi şerif de buyruluyor sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz cennette öyle köşkler vardır ki dışından içi içinden de dışı görünür, böyle şeffaf köşkler vardır.
O köşklere kimler girecek denince birincisi efşüsselam selamı yayan böyle karşılaştığı zaman müminlere selam veren ikincisi linulkeelam sözü yumuşak konuşan daha sonra et ama taam yemek yediren ve salla bil leyli ve nasüniyem insanlar uykuya daldığı zaman gece kalkıp namaz kılanlardır buyuruyor. Demek ki yumuşak konuşmak nezaket ve iltifatla konuşmak meziyetlerini bazen kendisine çokça gıyabında söylemek. Bu eşler arasında Allah korusun ailenin sırrını dışarı vermek değil bu. Bu çok büyük bir saygısızlık olur. Bu kendi aralarında kalır. Bu karıyla kocanın meziyetlerini böyle özelliklerini çokça kendi aralarında konuşuyorlar. Tabii kendisine konuşması gerekir. İşte senin vasıtan da ben gece ibadete kalkar olduğum. Ne diyor? Kocası da bunu hanımı dadir. Çünkü ibadete kalkınca o da kalkmaya muhabbet edecektir ve diğer hususlarda temizlik hususunda olsun en mühim konulardan birisi budur.
Bir evladın yetişmesinde olsun sair konularda ne olursa olsun birbirlerine meziyetlerini, üstünlüklerini söylemek. Bunu Sami Efendi Hazretleri, Kaddisallahu sırra, annemize diyor kimsenin diyor valide sultan bulman hasebiyle büyüklerimizin zevcelerine böyle hitap ederlermiş. Padişah hanımlarına valide sultan deniyor ya, çok duyardım eski üstadımızın evlatlarından, validemiz diye konuşurlardı. Annemiz için güzel hitaplarda bulunmak. Buyuruyor ki, senin valide sultan oluşunla bana Sami efendi diyorlar O da diyor ki İslam'ın edebine erkanına tesettürüne bürünmemek Buna riayet ettiğin için bize de Sami efendi diyorlar. Böyle onun özelliklerini birbirlerine ifade etmek. Diyelim ki uygunsuz onu da yerine göre en güzel şekilde lin iledirler. Yumuşaklıkla hareket etmek. Bunu biz Kuran-ı Kerim'de, Nahl suresinde son ayetlerdedir.
Ve cadilhüm billetihi ahsen en güzel şekilde yani öyle bir noktaya getirilir ki kırmadan dökmeden halledebilmek. Şöyle söylerler biz büyüklerimizden duyduğumuz eğer kadın sesini fazla çıkarıyorsa kocası sükut ediyor. Kocası sesini yükseltiyorsa kadın sesini alçaltıyor. İşte o bir söz söylediği zaman bir diğeri ben altta kalmayayım diye o bir söze karşılık beş cevap vermeye kalkarsa o zaman orada huzursuzluklar başlar. Biz üstadımızdan ne gördük ve ne duyduk söyleyeyim size. Buyurdulardı. Bu aile olarak değil. Etraftan bazı sıkıntılar yerimiz itibariyle küçük olduğu için bu küçük havuzlar tez kirlenir. Deniz ise kirlenmez. O kadar kirlenmez. Küçük olması hasebiyle sıkıntılar çok. Bu sıkıntılar da şunu söylerlerdi bize, daraldığımda bunaldığımda, daralıp bunalma değil de daraltılıp bunaltıldığında camiye girerdim, iki damla gözümden yaş akar, hallederdim diye.
Buradan size şunu anlatmak istiyorum. İtam müdürü Abdullah Efendi diye kıymetli bir insanmış. Dedem Rahmetullah Ali hazretleri cezaevine giriyor. O cezaevi buyururdu, bize cennet oldu. Halbuki öyle sıkıntı çekmişler ki anlatamam, anlatamam o sıkıntılarını, tahammül edecek gibi değil. Ora derdi bize dermiş cennet gibi oldu o zatın nasihatleri ile. Dedem artık son günleri cezaevinden çıkacaklar diyor ki üstadım bize öyle bir nasihat etki irşadımıza vesile olsun Öyleyse Mustafa Efendi ben yemeyeyim sen ye Ben kötüyüm sen iyi Böyle yaparsan o olgunluğun işaretidir. Bunu dedem şiir kalıplarına dökmüş eller yahşi ben yaman eller buğday ben samandırmiş. Şimdi öyle bir haldeyiz ki birimiz şöyle aşağıya oturtulacak olsa buna bile tahammül edemiyoruz. Hani sözlerde iltifatta bile eksiklik olacak olsa gönüller değişiveriyor. O zayıflığın işareti, bu mevlamızı tanıyamama halinden zuhur eder.
Neyse cezaevinden çıkmış itham müdürü Rabbülle Efendi Hazretleri zevze-i muhteremeleri kasaptan et alacak ve onunla da yemek yapacak. Kasaba et ver demiyor. Kasap da kendisini tanıyor zaten. Yalnız parasını o alacağı bir kilo iki kilo neyse etin parasını masanın üzerine bırakıyor. Şu eti ver demiyor, sesim haramdır. O da veriyor ve yemeğini yapıyor. Zaten Esad El-Bidî Hazretleri, Kaddesallahu Sır'a kocasına da icazet veriyor, annemize de veriyor. Hacı Fatma annemiz bu. Yalnız Hacı Fatma annemize demiş ki, Fatma Hanım sizin icazette dereceniz kocanızdan altmış derece üstün. Aman ha söyleme. Arada bazı sıkıntılar doğabilir. Annemize bazı tabiatından dolayı olsa gerek, Sert muameleleri olurmuş uygunsuz halleri. Annemiz neden bunu yaptın demiyor. Bunu ben oğulları olan Hacı Ahmet Atasayar amcadan dinledim. Bizzat şahitli ispatlı. Sırf gözyaşlarıyla cevap veriyor.
İşte sen bana bunu neden böyle yapıyorsun? Bu uygun mu? Bu senin şanına şerefine yakışır mı demiyor, sırf gözünden yaş akıtıyor. Verdiği cevap bu. O öyle bir annemiz ki gençliğinde Üstadımız Hazretleri Kayseri'deki hulefa içerisinde sohbet buyuruyor. Çok genç. Öyle sohbet buyurmuşlar ki bir ara bir ara kendisini manevi tasarruf manevi bir güç tesiri altına almış. Olur bu. Onun manevi hali adeta sözlerini su üstünde saman çöpü gibi kılar. Şöyle bir bakıyor üstazımız kendisini etkileyecek orada kimse yok. Yalnız perdenin arkasında oturan Hacı Fatma annemiz o da böyle aşkla dinliyor. Aşık oğlum, sadık oğlum diyormuş. Onun manevi tesiriyle bu hazuhur etmiş. Validei muhterememiz, Meryem annemiz şunu anlattı bize. Kendisiyle karşılaşmış. Annemizden pardüşüsünü istemiş. Allahu alem dil ile istememiş. Kalp ile istemiş.
O da kızım şu boyun kısmı biraz eskimiş vaziyette ama kabul edersen buyur demiş. Çok nezaketli konuşuyorlardı. Almış onu, bir ara giydiğinde o cübbenin altında tahammül edememiş ilahi aşk ve muhabbetten dolayı. Üstadımıza demiş, efendim böyle bir hal var demiş. Efendimiz de son derece dinimizin emirlerine saygılı kadın elbisesi olduğu için kollarını aman ha bana giydirme. Şunu omuzuma at diyor. Kendilerinin ifadesi omuzuma koyduğunda koyduğunda secdeye kapandım buyurdu. Şimdi düşünelim. Bizim balkonlara asmış olduğumuz yıkadığımız çamaşırlar Bir başkalarının göreceği yerlere asılması ve orada asarken bizim haram olan görünmesi caiz olmayan uzuvlarımızın bir başkaları tarafından da görünmesi.
Eğer üstadımızın anaları son anında dedem bu halini bize haber ver, şu anda ne durumdasın deyince Habibullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem Cenabıhakk'a kavuştuğu gibi Rabbime kavuşuyorum velayet ölçüsü içerisinde. Neden bu hale geldi? Kadınlığa ait bir eşyayı erkeklerin göreceği yere asmadığı için. Efendim bundan ne var ki bundan ne var ki onların yaşadığı hal öyle bir manevi durumdalar ki Cenabı Hak ile hemhal olmuşlar. Aradan bütün perdeler kalkmış, zulmani olan da kalkmış, nurani perdeleri araman aralamanın yoluna girmişler. Böyle bir yolun salikleri olarak bir araya gelmiş durumdayız. Acaba ne kadar onlara benziyoruz? Yaşantımız itibariyle ne kadar benziyoruz? Meziyetlerini bazen kendine çokça gıyabında söylemek münakaşa etmemek. Bu doğru değil. Şunu kendimize bir alıştırabilsek evet dediğin doğru dikkat edeyim. O zaten bunu der demez pamuk gibi olur.
Dediğin doğru gerçekten ben dikkat edemiyorum. Bunu demeye de gerek yok. Şöyle başımızı indirmemiz kafi. Ama bu yok ki. Neredeyse yerler birbirinin değişimi şekline geliyor. Dokunacak, üzülecek söz söylememek, Bunun açmış olduğu yara kolay kolay giderilemez. Yıllar olur unutulamaz. Bu büyüklerimizden anlatılır. Onların huzurunda bir söz söylenir. Denir ki falan adam bana yıllar öncesi belki kırk sene olmuştur. Şöyle bir söz söyledi. Ben kırgınım. O ehlullahtan olan kimse de der ki şu anda biz kaç türlü yemek yedik? Diyelim üçtür, dörttür. Evladım bunları hazmettin de bu kadar yediklerimizi yirmi sene oldu diyorsun. Otuz sene, kırk sene. Kırk seneden beri yediklerimizi hazmettik de o bir sözü hazmedemedik.
Eşinin akrabasının aleyhinde bulunmamak, burada aleyhisselatu vesselam efendimizin edebi Muhammediyesine baktığımız zaman buyuruyor ki Ebu Cehlin oğlu İkrime Radıyallahu Anh iman ediyor. Bakın efendimizin edebine, ahlakına. Babası Ebu Cehil İslam'ın en azılı düşmanı. Buyuruyor ki babası aleyhinde onun yanında konuşmayın. Belki üzülebilir. Değil ki Müslüman olan ibadette saatte neyse artık yaşantısı öyle bir kimsenin aleyhinde senin baban şudur, senin anan şudur, senin kardeşin şu, senin sülalen şu. Zaten sen bu sülaleden geliyorsun şu sülaleden demenin ne kadar yanlış olduğu anlaşılmış oluyor. Ashabı Güzin efendilerimizin anneleri ve babaları kimdi? Müşrikti. Ama öyle bir aşı yapıldı ki bu ilahi aşı onlardan bir eser bırakmadı. Nasıl bir aşı?
Aslında ruhani ve manevi ahlakımızın güzelleşmesi, itikadımızın tashihi düzelmesi, ibadetimizin Cenabıhakk'ı görür gibi ibadet olması için girilen dahil olunan bu yolda aşısız mümkün değildir. Aş ister. Nedir aşı? Aşı ne olacak? Meryem validemizin Ali İman suresinde geçen ayeti celilelerdir. Meryem validemiz nasıl bir aşı ile aşılandığını Rabbimiz lütfederse göstermek istiyorum. Al-i İman suresinde. Bakın nasıl aşılanıyor. Ayeti celilede bildirildiği üzere Nisa suresinde bakın batılların yaşadığı bir hayat gibi bir hayat sürmemek için kendisini mihraba hapsettiği için Cenabı hak ona kış gününde yaz meyvelerini önüne getiriyor ve kendisi de kendisi de Zekeriya Aleyhisselam'ın gözetiminde ve Rabbimiz onu en güzel şekilde de kabul buyurmuştur. Dikkat edeceğimiz bu.
Biz öyle bir yoldayız ki buna ihsan mektebi denir Allah'ımızı görür gibi taat kılma mektebinde bir kere bizim gözetimcimiz sadat-ı kiram hazaratı sıddık-ı azamdan bu zamana kadar gelen efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem Gerçek alimler nebilerin varisleridir, onların gözetiminde hayat süreceğiz. Biz Meryem validemizi anlatınca bizim üstadımızın zevce-i muhteremelerinde de bu güzellikler velayet ölçüsü içinde görülmüştür. Son zamanında yatağa neredeyse bağlı gibiydi. Elleriyle bir şeyler yiyor gibi. Yoksa o sıkıntıya tahammül edilemezdi yerine göre elleriyle sanki manevi ikramlar oluyor onu yiyor gibi bir hali vardı ve öldüm diyordu nefes aldığı halde O da ölmeden evvel ölünüz sırrına mazhariyet değil de neydi Meryem validemiz bilinmedi maalesef. Bilenler müstesna. Çok doğruydu. Müstakim bir anamızdı. Evladı olmamıza rağmen layık olmadığımız itinayı gösterirdi.
Oğlum kızım çocuğum çoluğum demedi. Allah'ımızın emrinde zerre kadar taviz vermeyen Meryem Valide'mizdi. Oğlum bu kadar insan peşinde dikkat et diyor. Bu güzel sözü herkes söylemez ama o Meryem validemizi. Bakın, öyle Hakk'a hukuka Cenabı hakk'ın emrine riayet etti ki üstadımız kocalardan bir tanesine hacda annenizi buraya davet edin buyuruyor. O da arkasından gelmiş sırf parmağını üstünde kaba elbiseleri parmağını omuz kısmına koymuş. Bir sene dedi o yabancı erkeğin parmağının dokunuşu hatırımdan çıkmadı. Sanki eli oraya değmiş gibi dedi ben Allah'ımızdan haya ettim. Bu bir tanesi. Eşinin akrabasının aleyhinde bulunmamak, yeri geldikçe müsaade almak, efendimiz aleyhisselatu vesselam Berat gecesinde ya Aişe müsaade eder misin Rabbime kullukta bulunayım, ibadette bulunayım? Ne güzel bir edep bize burada göstermiş oluyor. İşlerini, yemeklerini, konuşmalarını takdir etmek.
Bilhassa geceleri vakitledikçe eşinin yanında bulunmak. Evin ve çocukların işlerini yolunca idare etmek. Sami bendi Hazretlerini beyler beyinde bir eve davet ederler. Ev sahibi onun ayrılmasını hiç istemez. Der ki efendim akşam biz sofra hazır diyeceğiz. İştirak buyurun. Evlerine de akşam geleceğini söylemiş. O zaman şimdi bu elimizdeki telefonlar yok. Çevirmeli telefonlar. Buyuruyorlar ki eve haber vermedin. Telefon açıyor. Annenizi diyor telefona çağırın. Diğer odadan telefonun bulunduğu odaya gelinceye kadar vaktimiz zayi olmasın diye okumuş olduğu kitaptan bir veya bir buçuk satır daha okuyor. Vaktimiz zayi olmasın diye. İki kişi bir araya gelip de onun bunun aleyhinde bulunmanın ne kadar çirkin olduğu dersi de burada bize verilmiş oluyor. Ne diyeceğiz?
Sen bana ondan söz getirdiğine göre benden de alır ona götürürsün diyebilmeliyiz ve ailedeki geçim ne kadar güzel bir hayat olduğunu bize bu misal göstermiş oluyor. Akşam diyor bırakmadılar gelemeyeceğim diyerek özrünü beyan buyuruyor. Evin ve çocukların işlerini yolunca idare etmek. Komşularla iyi geçinmek. Her işi müşavere ederek yapmak. Seyri süluke giren erkek veya kadın eşinin de girmesini sağlamak. Birbirlerine yolun huzur ve feyzini ve faydalarını anlatmak. Dedem Şeyh Mustafa Hulusi Gatta Sallallahü Hazretleri bakın ne diyor. Aişe annemiz dedemin zevce-i muhteremesi, babanızın diyor sakallarının tenleri zikrullah ile diyor bütün hareketteydi. Vücut ve kalp hali müstesna. Dedem de diyor ki biz sabaha kadar Cenabı hakk'ın muhabbetinden konuşuruz.
Erkek hanımına dersi bizzat üstasından almış olduğu emirle kocası vasıtasıyla vermek, çocukların İslami terbiyesi ile her gün meşhur olmak. Din dersleri kitabını yerine göre beraber okumak ve anlatmak. Sohbetlere devam etmek, sohbetlere de davet etmek. Sohbet yaranına halisane hizmet etmek canı gönülden. Sohbette edinilen bilgiyi eve de aktarmak. Çocukları sohbette bulundurmak ve hizmet ettirmek. Evde dini ve ahlaki bir kitaplığı da tesis etmektir. Hadis-i şerifte dikkat edilecek hususlardan Mevla Zülcelal'imiz erkekler kadınlar üzerine hakimdirler ayeti celilesi zorbadır, güçtür, kuvvetlidir. Yumruğunu sıkar. Onu da mahveder demek değildir. O onun eğitimini dini ve manevi eğitimini sağlar demektir. Onun aynı zamanda yetişmesine çalışan kimsedir. Esselamri erricalu gavuamun alaenisa burada game fiili onun yetiştirilmesi manasını içerir. Eve hakim erkektir reis odur, mesulde odur.
Öyle olunca kadın erkeğin meşru olan emrine itaatle mecburdur. Bunu ayet ve hadisler açıkça beyan eder. Yorgun gelen aile reisini evine bağlamak, dinlendirmek, yuvasında saadetten onu doyurmak ve kendi hizmet ve emeğini ona hissettirmek. Bizim mahallemizde bulunuyordu. Buradan değildi ama başka bir şehirdendi. Yaz günleri bulunuyordu. O bize şunu anlattı. Ankara'da kıymetli bir kimsenin Mustafa Erbil Bey diye onun mobilya işlerini yapıyor. Kendisi marangoz diye eskilerden. O anda ben bunu anlatacağız, onun yanında bunu da vermiş olayım biiznna-i Teala Bir Allah dedim diyor sesini yükselterek. Buyurmuş ki: Derin sular ses çıkarmaz. Yine bir evin diyor işiyle meşgulüm, kocası geldi. Hanım onu biraz neşesiz gördü. Ahmet Bey şöyle bir otur, ben sana bir kahve hazırlayayım dedi diyor. Zaten o yumuşak ifadesi onun diyor kaygısını, kederisini hep unutturdu. Böyle diyor, neşelendirmek.
Hangi kadın zaruret olmaksızın kocasından boşanmak isterse cennet kokusu ona haramdır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kıyamet gününde Cenabı hak nezdinde en kötü bir mevkide bulunan insanlardan biri de ailenin mahrem münasebetlerini sırlarını ifsat eden kimsedir buyuruyor. Ailenin ilminin ahlakının amali salihasının yükselmesine çalışmak sıhhatini hava almasını meşru olan eğlenmek ve dinlemesini temin etmek erkeğe düşen vazife ve adatlandır. Hanımını hizmetlerini takdir eder. Yorgunluğunu giderecek, kelam eder. Söyleyeceği şeyleri usulüne uygun bir şekilde söyler. Seveceği şeyleri alır. Onu neşelendirecek işler yapmak, söz verdiği vakitte gelmek, farz ve sünnet olan hukukuna riayet etmek bir görevdir, vazifedir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim iyidir.