Inayet kılıcını takınması, şu on iki hasleti yerine getirmedikçe caiz değildir. Biraz daha açacak olursa diyor ki şeyhi kamilin, şeyhi kamilin sarı başına takması, cübbe giymesi, seccade üzerinde oturması, eline tesbihini alıp çekmesi, şu on iki hasleti yerine getirmedikçe caiz değildir. Şu on iki hususu yerine getirsin de isterse bunlardan hiçbir şey olmasın diyor. Yeter ki şu on iki hasleti kendisinde gösterebilsin. Bu sadece bir şey için de değil. Hepimiz için gerekli. Mühim bir husus. Hasletani minellahi şu ikisi de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hususiyetidir. Şu iki hususta Hz. Ömer'e aittir şu iki özellikte ve hasleten min usmana radiyallahu anh ile alakalıdır. Şu iki hususiyet de Hazreti Osman'la alakalı. Şu iki özellik de Hz. Ali Efendimiz'le alakalı. Allah'ımızın Celle Celalühü bizden istediği, kendisinin ahlakıyla ahlaklanacağımız iki tane özellik var.
Şimdi bu iki özellik demek pek münasip düşmez. Çünkü o bizim ifadelerimizde, nelerimizde anlatılacak gibi değil. O ancak kalbin tanıyabileceği, ruhun anlayabileceği bir husustur. O kendisini nasıl anlatmışsa o öyledir. Yani biz Rabbimiz şu şekilde, bu tarzda diyemeyiz. Sıfatlarıyla anlatırız. Mesela rezat sıfatıyla anlatırız. Mesela rezzak sıfatıyla anlatırız. Deriz ki kurdun da rızkını, kuşun da rızkını, denizlerin altındaki balıklarında, havada uçan kuşların da, yerde sürünen sürüngeyenlerin de hepsinin de rızkını mahlukun yapısına göre veriyor. Mesela bir kuş, semada bir kuş, elmanın kabuğunun ateşe atılıp yanmasından meydana gelen, meydana gelen o eserle rızkını temin bunu nasıl anlatırsın, nasıl edersin? Öyle bir rezzakı kerim ki, mesela biz iki gün misafir ederiz, üç gün misafir ederiz, ama dördüncü gün ne zaman gidecek diye gözüne bakarız.
Hele bir de gelen misafir evde uygunsuz bir harekete başlarsa onu kovarız. Rabbimiz İsa Allah'ın oğlu diyorlar. Bu zehir Allah'ın oğlu diyorlar. Allah'ımızın haram kılmış olduğu büyük günahlar işleniyor. Küçük günahlar yapılıyor, yine de artık ben senin rızkını veremem yeter. Sen benim emrime uymuyorsun deyip de rızkını kesmiyor. Rahman sıfatıyla hem misafir hem de müminin rızkını veriyor. Nasıl tarif edilir, nasıl anlatılır. Kutup ayılarının rızkını veriyor, bir bakıyorsunuz gözle görülmesi çok zor olan şöyle uçuşan hayvancıkların da rızkını veriyor, tarife sığmaz. Mevlayı zülpeladay O manevi rızkı olmasa biz buraya gelmezdik. O manevi rızkı bizi buraya getirdi. İnsanların istirahat anıdır. Buna rağmen biz birkaç ayet ve hadis-i şerif, güzel sözler, birkaç ayet ve hadis-i şerif güzel sözler duyacağız diye geliyoruz.
O manevi rızık öyle bir nimet ki elimizdeki eser Abdülkadir Geylani Efendimiz'in olduğu için söylüyorum, aşıkları üftede, uzak demez bağdada demişler. Aşıkları üftede, uzak demez bağdada. Yani öyle aşıkları var ki onun, üftedi demek bu parça bir kelime, düşmüş demek. Yoluna düşen aşıklar altı aylık bir yol deyip de üşenmezler. Mevlana Halid'in, Hadi Sallallahü Zıra, Mevlana Halid'in Kabe-i Muazzama'dan Mekke-i Mükerreme'den çıkıp Hindistan'a cihan Abat Dehli'ye doğru gidip kırk gün kalınca artık şeyhimin kokusu burnuma gelmeye başladı der. Kırk gün yaya geliyor bu. Gerçi kervan ama hayvanlarla gidiş nasıl olacak. Altı aylık bir yolculuk, kırk gün kaldığı zaman artık şeyhimin kokusu geliyor diye bağlamaya başlıyor. Kırk gün pıh bunu kırk günlük mesafe kaldı da şeyhimin kokusu geldi dedirten nedir manevi almış olduğu rızıktır.
Yoksa adımı Bir kardeşimiz ben diyor böyle buzlu, karlı, kışlığı, fırtınalı bir günde üstadımıza, Kaddafi üç defa geldim diyor. Dağlar kurtlarla dolu. Buna rağmen duramamışım diyor. Sabah geldim yaya olarak, dağı açtım geldim, öğleyin geldim, akşam da geldim diyor. Dağların kurtlarla dolu olduğu bir zamandı. İsmail adlı topraklı, Haddi Sallallahü Sırrı Hazretleri üstazını ziyarete gelirken Karadeniz taraflarında gemiye biner, gemi o zaman hayvanları taşıyor. Hayvanların olduğu bölüme düşmüş. Şeyhimin diyor şeyhimin öyle bir arzusu, öyle bir zevki gönlüme girdi ki, Çünkü üstazıma gidiyordum, efendime gidiyordum. Bu anlatılır mı, bu rızık anlatılabilir mi? Kişi Kabe-i Muazzama'ya gidiyor, bu manevi bir rızıktır. İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretleri bugünkü vasıtalar değil şimdi üç buçuk saatte iki saatte iniliyor.
Aylarca bürünüyor, aylarca bürünüyor elli beş defa hac çekiyor, elli beş defa hac. Turan Baba diye Turan Baba diye kendisi Buhara'lı Konya'da meskun yüz on altı yaşında ahirete göçen bir zat çark ile çark ile haccen ile bununla da rızkını temin eder yolda. İşte bıçakların çarklanması, daha bir keskin hale gelmesi bunu temin eder ve çarkını da bu yolculuğun hatırası diye evinin bahçesinde muhafaza eder ve ziyaret ederlerdi. Kendisi yüz on altı yaşında. Bir buçuk saatlik Kapı Cami'ne bulunduğu yerden bir buçuk saat süren mesafeyi cemaatle beraber namaz kılacağım diye yürüyen bir insan. Sabahatını ve diğer namazları olduğu gibi cemaatle kılacağım diye bir buçuk saatlik geri yürüyor. Bu zat şunu söylendi, derdim ondur, dokuzunu diyemem ağyara ben. Sekizinde kaldı aklım yediden avara ben. Altısı bende bulunsa beşini çekmesem elem. Dördünü lütfeylese mevle, üçünü ya param ben.
Ah gönül eyvah gönül. İyi ki dem hali değil, yalvarırım iyice gündüz bir reme. Bunu haydi bilin dedi, haydi bilin dedi, derdimondur. Derdimon dedi aşere-i mübeşşere, On Allah'ın veli kulu, sahabelere de bu tabir kullarıdır veli kulu. Dokuzu ezvac-ı tahirat annelerimiz, sekizi sekiz cinle, yediden avareben yedi cehennem, altısı imanın altı şartı, diğeri İslam'ın şartı, dördü abdestin, üçü guslün, ikisi gece gündüz yalvarır ram dediği ikiden hali değil, imanla mı öleceğim Allah korusun. Yoksa bunun muhalifi bir durum mu olacak dediği o. Yalvarırım iyice gündüz bire ben diye Mevlamızı diyor. Şimdi bu gıdayı almış, altı ay gider mi, üç ay sürmüş Üstad-ı Ali'mizin yolculuğu üç ay. O gemi bugünkü şartlar dahilinde değil. Yüzünüzdeki yüz suyu derler, içleri dönmek suretiyle, içleri dönmek suretiyle çok hasta olurlar. Onu demiyorum. Şu kadar diyeyim, içleri dışlarına çıkar.
O geminin sarsmasından dolayı bu portsayt limanında nasıl olduysa gemi bir yere saplanır. Çıkmasının imkanı yok, çıkmıyor. Gemiyi kurtarmak mümkün değil, çıkmıyor gemi. Evet. IŞİD kamilimiz geminin ön kısmına doğru oturur murakabe halinde. Muhammed Bahaüddin Hazretleri buyuruyor ki ben Allah'ımızdan ahit aldım, Rabbimden ben ahit aldım. Birisi eğer evlatlarımızdan birisi daralır da da bize müracaat etmezse elleri yakamda elleri ellerim yakasında kalsındır. Bundan dolayı Üstad zalimiz bir müracaatta bulunur, müracaatta bulunur. Rabıta halinde veya murakabe hali, onlarda murakabe ve müşahede olur. Yalnız mürşid-i kamilimizin o müşahedesinde Sami Ramazanoğlu üstadımız geminin ön tarafından tutar şöyle bir sallar. Çünkü tamamen kuma çakılmış bir vaziyette. Oturmuş gemi bir türlü kurtarılması mümkün değil şimdiki gibi Gemiyi kurtaracak aletlermiş, bilmem falanmış, çekicilermiş hiçbirisi yok.
Belki aylarca kalabilir o. Fakat ucundan tutar böyle biiznillahi Teala bir hareket eder gemi kurtuldu kurtuldu deyip bağrışırlar. Kara göründüğü zaman kara parçası, günlerce tabi deniz yolculuğu hep ağlaşmaya başlarlar. Kabe-i Muazzama'ya geliyoruz diye hepsi ağlamaya başlar. Daha kara parçası görünür görünmez. Bu manevi gıda değil de nedir, nasıl olur? Mesela Raviyetü'l Adeviyye annemiz namaz kılıyor, namaz kılarken gözüne önüne bir rahatsızlık meydana geliyor ki sivri bir madde gözüne batıyor. Hiç duymamış. Neden duymamış? Haşer gıdasını almış da onun için. Namazdaki Allah'ımızın Azameti ilahiyesinin tecelli ediş nimetine kavuşmasının neticesi. Biz şimdi meyveleri tadıyoruz ya, artık bunun yazı gözü kışı, ilkbaharı, sonbaharı kalmadı. Afrika'sı, şusu bu suda kalmadı. Her tarafta nimet dolu.
Fakat bu biz yediğimiz nimetin diyelim ki adamın gözü görmesin, önüne siz çileği koysanız, ağzına aldı bu çilektir. Armudu siz hazırlasanız dilimleyip koysanız bu armut der. Elma elma der. Niye hepsinin kendine mahsus bir tadı ver. İbadet ve taatin de kendisine mahsus tadı var. Fenafil ihvan olmanın tadı var. Allah için kardeş olanların birbirlerini sevmelerinin tadı var. Nedir onların tadı iyilikte ve takvada yardımlaşmak, kötülükte ve düşmanlıkta asla. Fenafiş şeyh olmanın tadı var lezzeti var. Nedir o? Bu bizim manevi babamızdır. Biz onun elinde gassal elinde meyyit gibiyiz, yıkayıcı elinde ölü gibiyiz. Ne demek bu? Yıkayıcı elinde ölü gibi. Biz her zaman yıkayıcı elinde ölü gibi bir berber ilünde dahi oturuyoruz. Aman halk bıçak bir tarafıma sıkıntı verirdi, hiç hareket etmiyoruz. Sakaltıraş oluyor. Aman jilet bir tarafımı rahatsız eder diye sükut ediyoruz.
Bunun kadar da mı teslim olmayacağız? Bir berbere teslim olduğumuz kadarıyla mı biz üst ağzımıza teslim oluruz. Ona teslimiyetin tadı manevi babamız oluşur. Altmış yıl geçer yine babasını unutmaz adam. Ah ah babam olsaydı da bana iki tokat atsaydı der. Ah der babam olsaydı. Bir tane kardeşimiz annesi yıllar öncesi ahirete göçmiş. Daha çocukken göçmiş. Bu büyükannesinin yanında kalmış. Buna diyorlar ki anne kokusunu arıyor musun? İçini çekerek diyor ki ah annem diyor. İmam-ı Azam rahmetullahi hazretleri cezaevine atılır, kendisine dayak atılırken sopa atlar, sopa atarlar. Annem duymasın der. Anne kokusu insanın şu kılınır. Her şeyi ona tatlı gelir, annesini arar kişi. Bir kuzuyu görmez misiniz annesine nasıl sarıldığını, biz yavru olan kediye, anne yavru olan kediye, anne olan onun üzerine atlıyor.
Eğer siz bir ıslak deriz biz, at yavrusuna, hakaret edecek olsanız annesi derhal üzerinize hücum eder. Bir civcive hakaret edilecek olsa, eza edilecek olsa annesi sizin gözünüze doğru tırnağını atmaya çalışır, gagasıyla belki gözünüzü çıkartmak ister diye yavruma dokunma diye. Hep bunları bahşeden Mevla'yı Zülcelal'dır. Bunlar bir gıdadır. Allah'ımızın maddi vermiş olduğu gıdayı O maddi olan gıdayı toplu olarak saymaya kalksak bile sayamayız biz. Manevi gıda nedir? Bir kere dini mübini İslam'ın öyle bir gıdası var ki insanda Müslüman olmanın Hazreti Ömer radiyallahu anh bu gıdayla dedi ki babam hattab müşrik olduğu için kabul etmiyorum dedi. İmanın bende öyle bir tadı öyle bir lezzeti var ki babam da olsa kabul etmiyorum. Sıddıy-ı Azam oğulum da olsa biri imanın tadından dolayı ben karşı çıkıyorum. Yani oğuldur, kardeştir, annedir, babadır demediler imanın tat ve lezzetinden dolayı.
Bu münevver yolun öyle bir tat ve lezzeti var ki, derler ya büyüklerimiz, mellem yezuk lem yarif tatmayan bilmez.