Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyiciler Mahmud Sami Ramazanoğlu GaddeSallallahu Sirrahü'l-Aseyes'in eserlerinden inşallah sizlere aktarmaya çalıştığımız İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde birlikteyiz tekrar. Bugün yine kaldığımız yerden Bakara Suresi tefsirinden inşallah devam edeceğiz otuz beş. Ayet-i kerime ile. Sakın şu ağaca yaklaşmayın buyuruyor yüce mevlamızı. Bu ağaç menhiyatı temsil eder yasaklanan şeyleri, nehyedilen şeyleri. Menhiyata yaklaşan Cenab-ı Hakk'a muhalefet etmiş olur.
Kula gereken şey Allah'a ibadet ve taat ile yaklaşmaya çalışmaktır. Cennet nimetlerinden ve Allah'ın rızasından çıkmamak için muhalefet derekelerine düşmemeye çalışmalıdır. Halilurrahman İbrahim Aleyhisselam, Allah'a sual ederek Ya Rabbi, Adem'i niye cennetten çıkardın, dedi. Cenab-ı Hak cevaben bilmez misin ya İbrahim, dostun cefası türlü türlüdür, şiddetlidir. Şeyh Muhammed Muhyiddin Üftade bunun izahı mahiyetinde buyurmuştur ki Adem'in cennetten çıkması şu vechiledir. Adem orada tevhid mertebelerinden bir mertebeyi gördü. Cennetteki mertebelerin en yücesiydi. Allah'tan oraya varmayı istedi. Allah da cevaben oraya ancak ağlamakla vasıl olabilirsin, ulaşabilirsin buyurdu. Bu sebeple Adem, ağlamayı çok severdi. Halbuki cennet ağlama yeri değil sürur yeridir, sevinç yeridir. Bu sebeple ağlamak için dünyaya inmeyi istedi.
Necmüddin Kuddise sirruh buyurmuştur ki Adem inayet-i ilahiyeye nail oldu. Mescudi melaik oldu. Yani meleklerin secde ettiği varlık oldu. Mükerremiyet tacı ile taçlandı. Saadet libası elbisesi giydirildi. Kurbiyet sergisi üzerinde boynuna dostluk payesi takıldı. Her vakit kendisine şu nida gelirdi. Ey Adem. Kaza gelince feza daralır. Neticede şeytan onları selametten melamete, ferahtan hüzne, nimetten azaba, muhabbetten mihnete, kurbiyetten gurbete yani yakınlıktan uzaklığa, ülfetten külfete, vuslattan firkate çıkardı. Kavuşmaktan ayrılığa götürdü. O ağaçtan yemeden evvel her şeyle önsiyeti vardı. Bu sebeple insan namıyla tesmiye olunmuştu. İnsan diye isimlendirilmişti. O ağaçtan yiyince her şeyden korkmaya, çekilmeye başladı. Herkesi düşman saydı. Muhabbetin hakikati mahbuptan gayrı her şeyi düşman saymaktır.
Mahbup nasıl muhabbette bir başkasının kendine ortak olmasını istemezse Mabud da ibadette bir başkasının kendisine ortak olmasını istemez. Bu sebeple haydin oradan inin birbirinize düşman olarak buyrulmuştur. Bir de ayette başlangıçta Halilullah İbrahim Aleyhisselam da böyleydi. Evvela parlak bir yıldıza sonra Kamer'e, Ay'a, Güneş'e gönül bağladı. Bunlar mı benim Rabbim, dedi. Kulletin yani dostluğun tadını alınca ben vatanları sevmem, sizin ortak koştuklarınızdan vereyim ben, uzağım. Bunların hepsi bana düşmandırlar. Ancak alemlerin Rabbi müstesna dedi. Cennetten indiklerinde Adem Hint diyarındaki Serendib Adası'na indi. Adem'in üzerindeki cennet kokuları sebebiyle bu vadilerin ağaçları hep güzel kokulu olur. Adem Aleyhisselam'ın indiği yer Hint diyarındaki Serendib Adası yüksek bir dağ olup denizciler tarafından uzak misafirelerden görülür.
Orada bir taşta Adem Aleyhisselam'ın ayak izi bulunduğu Mervîdir, rivayet edilir. Gece vakti pırıl pırıl görülür. Oraya her gün muhakkak yağmur yağar ve Adem'in ayaklarını yıkardı. Bu dağın zirvesi çok yüksektir. Senendib Dağı diye maruftur. Dağlar Allah'ın hazineleridir. Kullarının menfaatleri için koymuştur. Adem Aleyhisselam uzun boylu olup bulutlar başını mesh ederdi. Havva da Cidde'ye indirildi. İkisi arasında yedi yüz fersah vardır. Tavus Hint arazisine, yılan Sicistan'a yahut İsfahan'a, İblis de Yecüc ve Mecüc Seddi'ne indirildi. Adem rızkını ziraatçilikle kazanmaya, Havva da hayız, hamilelik, doğum sancısı, akıl noksanlığı gibi şeylere müptela kılındı. Allah yılanın ayaklarını karnına koydu. Rızkını da toprak kıldı. Tavusun ayaklarını çirkinleştirdi. İblis'in suretini suretlerin en çirkini, halini de hallerin en kötüsü kıldı.
Adem ve Havva'nın cennette kalmaları ahiret günleri miktarıyla öğleden ikindiye kadar sürdü. Ahiret günlerinin bir günü dünyanın bin senesine mukabildir. Rivayet olunur ki yılan cennette Adem Aleyhisselam'ın hizmetçisiydi. Adem'in düşmanına yataklık yapmak suretiyle ona ihanet etti ve düşmanlığını ısrar etti, belli etti. O da yeryüzüne düşünce düşmanlığı arttı. Yılana denildi ki sen Ademoğullarının düşmanısın. Onlar da senin düşmanındır. Onlardan kim seni görürse başını ezsin. Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yılanların öldürülmesini emir buyurmuşlardır. Zorda kalıp yılan ve akrebin zararından emin olmak isteyen ayet-i celilesini okusun, Allah'ın izniyle salim kalır. Büyükler buyurmuşlardır ki muhabbet tanesi Adem'in kalbinde tohum gibi filizlenince Allah Adem'in şahsını kalbinin müstaharrı, yeryüzünü de Adem'in müstaharrı kılmıştır.
Yeryüzünde size bir müstakar, bir konaklama yeri, bir yerleşme yeri ve bir vakte kadar müstefid olacağınız, yararlanacağınız meta vardır buyurmuştur. Yani muhabbet tohumlarının ibadet ve taat sularıyla filizlenip yetişerek Rabbinin izniyle meyvesini her an veren her an marifet meyvesi alınan bir ağaç yetiştirmeniz için. Hakikatte mahlukat ağacının semeresi marifettir. Eğer bir kulda marifet-i ilahiye yoksa meyvesi yoktur ayet-i celilede buyurmuştur. Müfessirlerin birçoğu Mabud'u tanımadan yapılan ibadet her vechile, her yönüyle noksan olacağından Ayet-i Celile'nin Sibak ve Siyakına bakarak, öncesine ve sonrasına bakarak yani beni tanımaları için diye tefsir etmişlerdir. Bunun için de muhabbet şarttır. Marifet meyvesi ubudiyet dallarından fışkırması için tohumun muhabbet tanesi olması lazımdır.
Nitekim Nebiy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın haber verdiği vechile Davud Aleyhisselam Cenabı Hakk'a Ya Rabbi mahlukatı niye halk ettin, niye yarattın diye sual ettik de cevaben Ben bir kendisi mahfi idim. Gizli bir hazineydim, tanınmayı istedim. Beni tanımaları için mahlukatı halk ettim, yarattım buyurdu. Zahirdir ki şurası açıktır ki marifetin tohumu nüvesi muhabbettir. İbn-i Mesud Radıyallahu Anh demiştir ki Allah'a en sevimli gelen söz, babamız Adem'in işlediği hatadan sonra söylediği şu sözdür Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet olunmuştur ki Adem Aleyhisselam, Ya Rabbi Muhammed hakkı için istiyorum, beni mağfiret et dedi. Cenab-ı Hak Muhammed'i nereden bildin dedikte Adem beni halk edip ruh nefh edince ruh üfleyince gözlerimi açtığımda sakı arşın üzerinde La ilahe illallah Muhammedün Resulullah yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki indinde en mükerrem odur.
Çünkü ismini isminle beraber yazmışsın. Cenab-ı Hak evet öyledir buyurdu ve onun şefaatiyle Adem'i mağfiret etti. Adem ya Rabbi beni vasıtasız olarak bizzat yedi kudretinle kudret elinle halk etmedin mi dedi. Cenabı Hak evet ya Rabbi beni cennetinde sen sakin kılmadın mı? Evet. Ya Rabbi senin rahmetin gazabını geçmedi mi? Evet. Ya Rabbi kendimi ıslah eder, sana rücu eder, tövbe edersem beni cennete tekrar koyar mısın dedi. Cenabı Hak da cevaben evet buyurdu. İbn-i Abbas radıyallahu anhuma demiştir ki Adem ve Havva cennet nimetlerinden mahrumiyetlerine iki yüz sene ağladılar. Kırk gün bir şey yemediler, içmediler. Adem Havva'ya yüz sene kadar yaklaşmadı. Şeyh bin Havşeb demiştir ki Adem yeryüzüne düşünce Allah'tan utancına üç yüz sene başını kaldıramadı. Büyükler dediler ki eğer bütün ehl-i arzın gözyaşları toplansaydı Davud'un bir hatası üzerine döktüğü gözyaşları kadar olurdu.
Davud'un ve bütün ehl-i arzın gözyaşları da toplansaydı Adem'in cennetten çıkarıldığında döktüğü gözyaşları kadar olurdu. Ömründe biricik hata işleyen böyle büyükler bu kadar gözyaşı dökmüşler. İsyandan ve tuğyandan bir andolsun çıkmayanlar ne yapmaları lazımdır? Teemmül edilmelidir, düşünülmelidir. Tevbe, batıni kirleri, iç kirleri, manevi kirleri gideren bir sabun olup kul kötülükten vazgeçer ve amelini düzeltirse Allah da onun durumunu düzeltir ve kaybettiği nimeti ona iade eder. Malik Bin Dinar anlatıyor. Bir gün bir çocuğa uğradım. Toprakla oynuyor ve bir gülüyor, bir ağlıyordu. Şuna selam vereyim dedim. Nefsime büyüklük geldi, vazgeçtim. Sonra dedim ki ey nefis, Nebiyi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem büyüklere de selam verirdi, küçüklere de. Vardım selam verdi. Bu Aleyhke selam ve Rahmetullahi ve berakatü'l Ey Malik Bin Dinar diye mukabelede bulundu. Şaşırdım.
Dedim ki bugüne kadar beni görmediğin halde beni nereden tanıdın? Dedi ki, ruhum ruhuna melekut aleminde mülaki olduğunda şimdi de hayy ü layemud olan Allah sizi bana tanıttı. Sordum. Akilla nefis arasındaki fark nedir? Dedi ki, seni bana selam vermenden men eden nefsindir. Selam verdiren de aklındır. Cevabına taaccüb ettim. Dedim ki derdin ne de bu toprakla oynuyorsun? Dedi ki çünkü biz ondan yaratıldık. Yine ona döneceğiz. Yine sordum. Görüyorum onunla oynarken bir gülüyorsun, bir ağlıyorsun. Evet dedi. Rabbimin azabı gözümün önüne geliyor, ağlıyorum, rahmetini hatırlayınca da gülüyorum. Dedim ki, ey oğulcuğum daha senin ne günahın vardı ağlıyorsun ki? Bana böyle deme ya Malik dedi. Her vakit görüyorum. Annem ateş yakarken büyük odunları küçükleriyle tutuşturuyor. Onun için ağlar. Hz. NEYİLER'miz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünün de sonuna geldik.
Sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahu Aleyhi ve Sellemülazisin Bakara Suresi tefsirinden bazı ayeti kerimelerin tefsirini aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda kırkıncı ayeti kerime ile birlikte olacağız. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's- Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.