Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırrahü'l aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Siretü'l-Aseyes'in Bakara Suresi tefsiriyle devam ediyoruz. İhsan Mektebi programlısı sevgili dinleyiciler. İnşallah bugün kırk yedinci ayeti kerimeden itibaren ele almaya çalışacağız. Elli dokuzuncu ayeti kerimeye kadar olan bir bölüm var önümüzde. İnşallah bu kısmı sizlerle paylaşmaya gayret edeceğim süremiz elverdiği müddetçe.
Ey İsrailoğulları size in'am ettiğim, verdiğim bunca nimetimi ve sizi alemlere tafdil ettiğim üstün kıldığım zamanı hatırlayın ve öyle bir günden korkun ki o günde hiçbir kimse hiçbir kimse namına bir şey ödeyemez. Kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz. Kimseden bir fidye yani bedel alınmaz. Onlara herhangi bir surette yardım da edilmez. Yine hatırlayın o zamanki sizin oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı sağ bırakmak suretiyle size işkencelerin en kötüsünü yapmakta devam eden Firavun hanedanından sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden gelen büyük bir imtihan vardı sizin için. Bir de o zamanları hatırlayın ki sizin için denizi yarıp hepinizi kurtarmış, Firavun hanedanını ise gözlerinizin önünde boğmuştuk. Hatta Musa ile kırk gece vaatleşmiştik. Yine siz onun arkasından zalimler olarak buzağıya tutunmuş, onu tanrı edinmiştiniz.
Bilahire sizi bundan sonra da affetmiştik belki şükredersiniz diye. Yine Musa'ya doğru yola gelesiniz diye o kitabı ve Furkan'ı vermiştik. Musa kavmine Ey kavmim siz buzağıya tutunmakla yani onu Tanrı edinmekle şüphesiz kendinize yazık ediyorsunuz. Hemen Yaradanınıza tevbe edip kendinizi öldürün. Böyle yapmanız Yaradanınız katında sizin için çok hayırlıdır demişti de Allah tövbelerinizi kabul etmişti. Çünkü o tövbeleri kabul edenin, kullarına çok çok merhamet edenin ta kendisidir. Bir de hatırlayın o zamanı ki siz Musa ile birlikte Allah'tan özür dilemek, Onun emirlerini dinlemek üzere çıktığınız vakit, ey Musa biz Allah'ı apaşikar görünceye kadar sana katiyen iman etmeyiz demiştiniz de gözünüz bakıp dururken sizi o saika çarpmıştı.
Sonra ölümünüzün arkasından yine sizi diriltmiştik belki şükredersiniz diye ve Tih'te güneşin sıcaklığından korunmanız için üstünüze bir bulutu gölge yapmış, size kudret helvasıyla yelve kuşunu indirmiş, size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyilerinden, güzellerinden yiyin, onları saklayıp biriktirip de nankörlük ve tamahkarlık yapmayın demiştik. Onlar bu nankörlükleriyle bize zulmetmemişler ve edemezler, ancak ve ancak kendi kendilerine zulmetmişlerdi. Hatta Tih'ten çıktıktan sonra şu kasabaya girip dilediğiniz yerde istediğinizi bol bol yiyin, kapısından da secde ederek saygı göstererek girin veya Rabbi üzerimizden günahlarımızı düşür deyin. Tövbe edin de kusurlarınızı mağfiret edelim. İyilik ve itaat edenlerin ecirlerini daha da artıralım demiştik. Fakat biz ne dediysek de zulmedenler sözü kendilerine söylenenden başkasına çevirmişler.
Biz de o zalimlerin üstüne fasıklıklarının bir karşılığı olmak üzere gökten murdar bir azap indirmiştik. Değerli dinleyicilerimiz Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Serracü'l-Aziz bu ayet I kerimeleri şöyle açıklıyor. Firavun bir gün rüyasında büyük bir ateşin Beytülmakdis'ten gelip bütün Mısır'ı sardığını, oradaki Kıptilerin cümlesini tamamını çıkardığını ve Beni İsrail'den kimseye zarar vermediğini gördü. Kahin ve sihirbazlara rüyasının tabirini sordu. Dediler ki Beni İsrail'den İsrailoğullarından bir çocuk doğacak, sen onun eliyle helak olacaksın ve mülkün onun eliyle zeval bulacak. Firavun bunun üzerine Beni İsrail kabilelerinde doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emretti. Adamlarına dedi ki Beni İsrail'in kabilelerinde doğduğunu gördüğünüz yahut işittiğiniz ne kadar erkek çocuk varsa derhal katledeceksiniz. Kız çocuklarına dokunmayınız.
Ebeler bu işle vazifelendirildi. Can korkusuna bu cinayeti işlerlerdi. Rivayete göre Musa'nın da öldürülmesi için on iki bin çocuk doksan binde yeni doğan çocuk katledolundu. Allah bu öldürülen çocukların cümlesinin kuvvetini Musa Aleyhisselam'a tasarruf kuvveti olarak verdi ve bu sebeple onun mucizatını zahir ve bahir kıldı. Sonra Beni İsrail'in ihtiyarlarında da ölüm arttı. Kıptilerin reisleri Firavun'a çıkarak Ölüm Beni İsrail'i silip götürüyor. Küçükleri boğazlanıyor, büyükleri ölüyor. Herhalde biz de neticede aynı akıbete duçar kalacağız dediler. Bunun üzerine Firavun bir sene boğazlanıp bir sene bırakılmasını emretti. Harun Aleyhisselam yeni doğan çocukların boğazlanmadığı, Musa Aleyhisselam da boğazlandığı senede doğdu. Firavun hanedanı bunca korkularına ve zulümlerine rağmen Allah'ın kasasından hiçbir şeyi def edemediler.
Firavun bütün gücünü toplayıp kollarını, paçalarını sıvadı. O kadar didindi fakat Musa'nın doğmasına ve yetişmesine mani olamadı. Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır. Bunda peygamberlerini üzen Beni İsrail'e büyük bir bela verilmesi pek güç bir imtihan var. Nefislerinin mezmum desiseleri, zulümatı son derece bozulan ahlak-ı içtimaiyeleri yani toplumsal ahlakları ve peygamberlerinin Allah'tan getirdikleri emirlere alabildiğine itiraz etmeleri ve yapmamakta direnmeleri onları perişan etmişti. Her emrine itaat etmeleri gereken peygamberlerine ne türlü itiraz ettikleri bu sure-i celile'nin elli beşinci ayetinden itibaren inşallah ilerleyen bölümlerimizde tafsil olunacaktır, açıklanacaktır azimecilerimiz. Bu ayet-i celilede tembih olunmaktadır ki kullara sürurlu ve kederli zamanlarında gelen nimetlere daimi şükür musibetlere ise sonsuz sabır ve tahammül göstermek lazımdır.
Çünkü şükredilmezse nimet azaba, sabredilmezse musibet helaka döner. Eğer iman gözüyle bakılır ve tedebbür edilirse düşünülürse görülür ki musibetler Allah'a duaların azaldığı, ibadetlerin terk olunduğu, masiyetlerin arttığı vakitlerde umumi olarak gelir ki bunu Allah kullarının nimet bolluğuna ve afiyet devamına kavuşmaları ve nimete şükür hali içinde kendine dönmeleri için dua etsinler, niyazlarını artırsınlar diye yapar. Eğer kullar basiretlenip uyanmazlarsa bu hal uyanıncaya kadar devam eder. Çünkü Allah'ın muradı kullarının kendisine her halleriyle rücu edip dönüp Rabbimiz demeleridir. Bunu ister tavan yani isteyerek gönülden desinler ister kerhen istemeyerek çaresiz kalarak desinler. Şerefiyle, alnının akıyla Rabbim deyip Allah'a rücu etmek müminlerin zilletle yüzünün karasıyla ve yüzüstü ateşe sürüklenip götürülürken demek de kafirlerin halidir.
Rivayet edilir ki Cenabı Allah peygamberlerinden birine şöyle vahyetti. Kuluma bela indirdim. Belayı kaldırmam için bana dua etti. Ben de duaya icabette geciktim. Beni şikayet etti. Dedim ki ey kulum kendisiyle sana merhamet ettiğim bir şeyden dolayı sana nasıl acıabilirim? Sana verdiğim bela bir rahmettir. Bunu kaldırmam için rahmetimi istiyorsun. Bu mümkün değildir. Bir kimse kendisinden lütfu ilahinin kesildiğini zannederse bu akli, tabii ve şeri konularda bakış eksikliğinden neşet etmektedir. Akli olanı şudur. Hiçbir bela yoktur ki akıl ondan daha büyünün mümkün olduğuna hükmetmesin. Bütün dünya belalarının bir kabirde toplandığını kabul etsek ahirette cehennem ehlinin belaya uğrayanlarının en büyüğü olacağından bu onun için bir lütuf olacaktır. Zira Cenabı Allah daha fazlasıyla azap etmeye kadirdir. Tabii olana gelince her belanın içerisinde bir hayır, bir lütuf vardır.
Belanın bir nevi inhisar ettiği düşünülürse yani sadece bir türle sınırlandırıldığı düşünülürse hayır olduğu görülür. Mesela Allah korusun cüzzam hastalığına müptela olan bir insan ama bir kimse gibi değildir. Zengin olmak şartıyla cüzzam ve körlük fakirlikle birlikte bu hastalıklara benzemez. İnsanın dini muhafaza edildikten sonra bütün bu hastalıklar çok basittir. Şer'i olansa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdu. Allah bir kulu severse onu belaya uğratır. Kul bu belaya sabreder de rıza gösterirse Allah onu seçip tercih ettiği kullarından eyler. İbn-i Abbas Radıyallahu Anh'dan rivayet edildiğine göre peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde Yahudileri Aşura gününü oruç tutarken görmüş ve onlara demiş ki oruç tuttuğunuz bugün nasıl bir gündür? Dediler ki bu büyük bir gündür. Bugün de Allahü Teala Musa ve kavmini kurtarmış.
Firavun ve kavmini de suya gark etmiştir, boğmuştur. Bunun üzerine Musa bir şükür olarak bugünü oruçlu geçirmiştir. Bu sebeple biz de bugün oruç tutuyoruz. Böylece Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem biz Musa'ya sizden daha layık ve daha yakınız diyerek Aşura gününü oruçlu geçirmiş, ashabına da bugün de orucu emretmiştir. Bu hadis-i şerifin zahiri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aşura günü oruç tuttuğunu, Yahudilerin haberine göre Hazreti Musa Aleyhisselam'a iktidar için uymak için bugünü oruçlu geçirmeyi emrettiğini göstermektedir. Ancak Hazreti Aişe'nin rivayetine göre durum böyle değildir. Hazreti Aişe şöyle diyor. Aşura günü cahiliye döneminde Kureyş'in oruç tuttuğu bir gündür. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cahiliye döneminde bu orucu tutuyordu. Medine'ye geldiğinde de bugünü oruçlu geçirdi ve ashabına da emretti.
Ne var ki Ramazan orucu farz kılınınca Aşura günü orucunu terk etti. Artık bundan sonra dileyen tuttu, dileyen terk etti. Naklolunur ki aşura günü bir esir kafirlerden kaçtı. Kafirler onu aramak için bineklerine binerek takip ettiler. Esir arkasında süvarileri görüp yakalanacağını anlayınca başını semaya kaldırarak şöyle dua etti. Allah'ım bu mübarek günün hakkı için beni onlardan kurtarmanı istiyorum. Bunun üzerine Allah onların hepsinin gözünü kör etti ve esir kurtuldu. Bu esir o günü oruçlu geçirdi ancak iftar edecek bir şey bulamadı. Uykuya vardı, rüyasında yedirilip içerildi. Bundan sonra yiyecek ve içeceğe ihtiyacı olmadan yirmi sene yaşadı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurdu ki bugünün faziletini talep ediniz. Bugün Allah'ın diğer günlere tercih ettiği mübarek bir gündür.
Bugünü kim oruçlu geçirirse Cenabı Allah o kimseye melekler, enbiya, resuller, şehitler ve salihlerin ibadetlerinden bir pay ayırır. Bu pay oruçtadır. Aşura günü kılınacak namaza gelince bu konuda Şeyh Abdülkadir Geylani Kuddise sirruh İbn-i Abbas'tan rivayet edilen uzun bir hadis-i şerif zikretmiştir. Kim Aşura günü dört rekat namaz kılar, her rekatında bir kere Fatiha elli defa İhlas suresini okursa Allah onun elli senelik günahını bağışlar. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızı inşallah burada bitiriyoruz. Bir sonraki bölümümüzde Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Sirrahü'l Azeyes'in Bakara Suresi tefsirine inşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kaddesallahü's-Sırahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi.
İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.