İslami Ahlak ve Evlilikte Dini Tercihin Önemi kaydında Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri manzara rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi nuru iman ve ibadet ve taatle takva ile razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın…
İslami Ahlak ve Evlilikte Dini Tercihin Önemi ne anlatıyor?
İslami Ahlak ve Evlilikte Dini Tercihin Önemi kaydında Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri manzara rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi nuru iman ve ibadet ve taatle takva ile razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 22 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri manzara rahman ve makarr-ı iman olan kalplerimizi nuru iman ve ibadet ve taatle takva ile razı olduğu amellerle meşbu kılmayı bizlere nasip ve müyesser kılsın. Ahlaki hususta İslam'da ahlak ele alınırken, diğer ülkelerde dört veya beş altıncı yaşlar derken dinimiz olan İslam'daki ahlakın güzelleşmesi daha evlenmeden önce başlar. Çünkü Haliküzülcelal, essayir billah, iman etmedikleri sürece, Rabbimiz iman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Şundan emin olun ki imanlı bir cariye sizin hoşunuza gitse de müşrik bir kadından iyidir. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin. Anlıyoruz ki ancak Müslümanlarla evlenmenin icap ettiği beyan buyuruyor. Bunu aleyhissalatu vesselam Efendimiz'in şu hadisi şerifi, teyit buyurur.
Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyorlar. Kadın şu dört şey için nikah edilir. Birincisi malı için, ikinci olarak hasebi, nesebi için, üçüncü olarak güzelliği için. Dördüncü olarak da dini için. Fazlı Fer bizzat, din, teribe, yedi erkek. Siz dini yönünü tercih edin ki her tarafınız bereketle dolsun buyuruluyor. Burada bazı ehli tahkir şuna işaret etmişler. Dört şey için nikah edilir buyurulurken dini yönü en sonraya bırakılmıştır. Bu da insanlarımızın dini yönü tercihte çoğu geri kaldıklarını beyan ediyorlar. İşte malını soruyorlar, hasebi, nesebi, güzelliği ama bunun yanında dini yön en sonraya kalıyor. Halbuki tercih edilecek olan nedir? Dini yönüdür. Rabbimiz Kuran Azimüşşan'da Nur suresi yirmi altıncı ayeti celilede, başta okuduğumuz ayet celile Bakara suresinde iki yüz yirmi birinci ayeti celile, esraili bille.
El habisetu dil habisin, Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler de kötü kadınlara yaraşır. Aynı şekilde iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yaraşır. Peygamber de Sallallahü Teala Aişe de Radiyallahu Anh'a, Safvan da son derece Radiyallahu Anh'a ahlakı ve iffeti, hem ahlak hem de iffet yönünden seçkin müminlerdir. Bu tertemiz insanlar, o iftiracıların ortaya attığı asılsız suçlamalardan tamamen masumdurlar. Bu yüzden Rab'leri katında onlar için hazırlanmış bir bağışlanma ve cömertçe bahşedilen nimetler vardır. Belki hadise anlaşılmayabilir. İfk hadisesi İslam tarihinde Aişe annemize yapılan bir iftira. Cenabı hatta onun temizliğini, böyle bir şeye katiyen ulaşmadığını kitabı Kerim'inde haber veriyor. Essamu'l mubigat diye yedi tane tehlike haber verilir Hadis-i şerifte. Birisi de suçsuz, günahsız, hiçbir şeyden habersiz kadınlara yapılan iftiralardır.
Minerricel, kötü erkekler onlara yaraşır. Kötü kadınlar kötü, Allah korusun, erkeklere yaraşır. Yine kötü olan, yine kötü olanlara derken burada el ahlakul habis'e mislül kibir, vel ucub, ver riya, resumea, vel hıkd, Burada Halık ve Zülcelal mesela kibir gibi şirke yakın günah buyruluyor, kibir. Çok kötü bir günah. Allah muhafaza buyursun. Buraya bir tane Hazreti Zühtü hocamız Rahmetullahi Ali'yi teşrif buyurmuşlar. Dedemle çok görüşürmüş, gelirlermiş. Dedem de üstadımıza buyurmuş ki ileride başına şöyle bir iş gelebilir, sana şöyle bir soru sorabilirler. O da şeytan işte neden şeytan oldu? Kimi diyecek ki kibrinden, kimi diyecek ki hazetliğinden, kimi şu, kimi bu diyecek. Aman demiş sen ilim sıfatını inkarından de demiş. Gerçekten dedem ahirete göçmüş, ahirete göçmüş. Hacı Zühtü Efendimiz gelmiş, etrafını hocalarımız atmış. İstahazımız da daha genç.
Ne kadar dedemi seviyorsa üstadımızın elini elinin içine almış demiş, babanın kokusunu senden alıyorum diye, böyle sevgiyle. Bu soruyu da sormuş. Şeytan neden şeytan oldu diye. Hemen birisi hasetle inan demiş. Demiş ki, şu memlekette haset olmayan kimseyi gösterir demiş. Onların bir diğeri işte kibrinden. Kibritmeyeni göster demiş. Fakat o arada üstadımız muhterem pederi alilerinin dediğini hatırlamış, söyleyebilirim. Depremir gibi olmuş. Herhalde sen bir şey söyleyeceksin demiş. Efendim söyleyeceğim ama siz mübarek bir insansınız. Etrafınızdaki kimseler de hep hocalar, müdelris, kıymetli insanlar cesaretli demiyorum demiş. O zaman buyurmuş ki sen kulağını göster, ben onun de olduğunu bilirim demiş. Efendim demiş, ne kibrinden, ne hasetliğinden, ilim sıfatını inkarımdan demiş. Hoca Efendi galeyana gelmiş, demiş ki kiminiz kibir ediyor, kiminiz hasetlik.
Bu yavru kader olsun bir mütalaanız olmadı mı demiş. Böyle dedemin gösterdiği çöp yollar olmuş. Şunu anlıyoruz Dedem çöp talinde bulunmamış, gördüğümüz ol. Böyle yanındaki öğrencileri onlar da bizim gibi talebelerdir. Mahcup olmasınlar, mahsun olmasınlar, onlar da talim etsin diye bunlar çok çalışmış. Hatta demişler, Mustafa Efendi sen kendi dersine bak, ne kadar bir şefkat varsa, merhamet varsa bu merhametinden dolayı Allah'ımız kendi tarafından ilim mühletmiş, müstesna zaten. Burada demek kibir gibi, ucu kendimizi beğenmek, Allah korusun, rüya, gösteriş, süm'at, yapmış olduğumuz bir iyiliği, bir hayır yapıyorsak onu duyurmaya çalışmak. Bu hept, vel haset, bu kin, çivi, hasetlik, bu manaları taşı. Çok kötü bir ispat. Akşamdı burada müezzinlik yapan Mehmet Efendi, Namazda da okudu diye. Şu kötü bir sıfat. Bu Çin kadar kötü bir sıfat. Bu doğuda neden? Böyle kan davaları ne olur?
Allah korusun. E bizde bulunduk var. Çünkü bir tanesi dedi ki ben yolda giriyorum diyor. Yolda giriyorum. Şöyle döndüm. Şurama soğuk bir madde değdi, dedi. Meğer silahı dayanmış, dedi. Yahu düşmanım zannettin demiş. Vuracakmış. Biz yine gidiyoruz, arabanın içerisinde bıçaklar, mamalar vesaire. Nedir bu dedim. Dedi ki, düşmanımız varsa dedi, denk gelirse, diye aldır dedi. Böyle bir hal. Böyle bayram olduğunda anlatıyor kardeşimiz de, hiç diyor, böyle bir mesele kalmaz, barışırlar ki. Ya bakmıyorum, bazı kimselerimize on sene geçmiş, yirmi sene geçmiş. Hala kim? Bu çok kötü bir sıfat. Bu efendimiz hazretleri bayramlardan mübarek gecelerde aklı ilahi, her o tarafı kaplar deyip bir şey, önce anlatırlardı. O kaplar dedi mi sanki kaplamış gibi olurdu. Hem yaşıyor hem de yaşatıyor bir izne tane. Yalnız şu dört kimselerdir sıralar onlar affı ilahiden mahrumdur. Kim o?
Birisi de Müslümanlara kin benzer. Efendimiz Hazretleri bilen olur şimdi burada Yirköy var. Çok uzak değil. Daha çocuktum ama insanın çocukta gördüğü de, Hadis-i Şeriflerde de var, mermere KAZIRAN YAZI gibi, buyur unutmuyor insanı. Orada bir uğraşırlardı bayram gününde neden? Mesela birbirleriyle dargın olanlar var, tarla davası var, vesair var. Öyle uğraşır, anlaştırırlardı. İşte haydi bakalım, haydi sen musafaha it ne diye. Bu sülük durmaz ya. Bu çöplü bir sıfat. O ne için görülüyor? A'raf suresinde Cenabı hak hemen hemen Sure-i Cellenin baş kısmına doğru pek de başlar değil de esammül ve nezana mafi suluk min velhim. Biz onların kalplerinden kimi, kibri, hasedliği kaldırdık buyuruyor. Efendimiz Hazretleri Konya'da bulunuyor. Konya'da bulunuyor. Bir kimse var ki evladı. Hatta şahidim. Onun dersinden yere şahidim. Böyle nefü ispat dersinden Efendimiz'den talim etti.
Sonra bu, çok yangın ateş gibiyken ters oldu. Yanındaki şoför kardeşimize diyor ki amcamıza yaşlı gideriz. Ne diyorum diyor ziyaretine gitsek? Efendim siz biliniz diyor. Halbuki evladım şöyle buyurdular, baktım dedi, gönlümde hiçbir sıkıntı diye bir şey görmedim dedi. Bizzat şahit olduğum bir hali var. Bir gün dedi ki ben hasetlik nedir bilmem dedi. Allah'ınızı temizlemiş, nur olmuş. Tayyip. Nur ve varmışlar tabii. Hatta Hacatullah amcamız onun üvey kardeşi olur. Ona dermiş, Hacabtilla bize dairenin olan var mı? Abi, dargın bilmem de, şöyle biraz duruşun neyi acayip alamıyor. Pek öyle sıcak görünmüyor. Haydi onun yerine gidelim. İş böyle düzelir. Yani bayramlar, seyranlar, düğündür, nişandır, bunlar vesiledir. Allah'ımız muhafaza görsün. O dil habiti, çirkin hayatı düzgün olmayan kimseler için. Böyle baş olma arzusu var.
Mal, mülk bu sebepten, hasetlikten, kinden, kibirden, onunla meşgul olan ve bu halin içerisinde olanlar bu tarzları güldü. Bunlar da nedir o? Bunlar da yukarıdaki saydığımız kötü sıfatlar için. Bir de vel ahlakut tayyibat, güzel ahlak, kep tevatür, tevazu gibi, alçak gönüllü. Vel ihlas, her şeyi Allah için yapıyor. Ves Selamet Usuludur. Böyle düşün de bu gibi sıfatlar, bu gibi hallet hiç yok ve züğürt, dünyaya da gönlünü kaptırmıyor. Mera, helalde bile çok dikkatli, saka, cömert, kerem, iyilik ve ve hayrunu zellik, diğer güzel huylar nedir? Güzel kimseler içindir buydu. Buyuruyor Allah'ımızın Kitabı Kerim'i. Bunu almamızın sebebi şu, siz de şahit oluyorsunuz. Ülkemizde birçok huysuzluklar müşahede ediliyor. Hiç arzu etmediğimiz halleri görüyoruz. Neredeyse böyle çarşıya, pazarı, insanın hiç çıkası gelmiyor. Böyle bir hava. Bu neden zuhur ediyor ki Allah'ımızın kitabı Kerim'ine baktım.
Nasıl ıslah oluruz, nasıl irşad oluruz, bunlar neden oluyor diye. Bir de demek ki evlatlarımızın düzgün olması, güzel ahlak ile mevsuf olması niye bakıyor? Daha evlenmeden önce araştırılıyor. Saliha bir han. Erkeğin salih, kadının da saliha olması. Bu cihetinin gözetilmesi. Sonra anne ve babanın düzgün olması çocuğun karakterine büyük tesir bırakmıyor Essahilden. Hadiseyi bilirsiniz. Bu Musa aleyhisselam ile Hızır aleyhisselamın kıssası. Şuna inanalım, oradaki ulema-i kelamımıza göre bilhassa ehli takip Hızır aleyhisselam olduğunu beyan etmiştir. Orada, Samet minne dünna ilme kendi tarafımızdan ilim verdiğimiz kimse diye. Ruhani hayatla hayt, temiz ruhlu insanların şeklinde görünebilir. Efendimizle münasebet kuran, biz peygamber olduğunu kabul ediyoruz, bir peygamberdir. Bunu şu şekilde de ele alırlar.
Eszade El-Bide Hazretleri, sohbetler, böyle onu Sami Efendi Hazretleri sohbetlerini derlemiş. Musahabe altıda bir kitap haline getirmiş. Yarısı Esad Erbili Hazretleri'nden dinledikleri. Burada şu geçiyor. Bir İrşad-ı Şer'i, bir de Ricabü'l Gayb tarafından almışlar. İrşad-ı Şer'i bizim şeriatımıza haber veriyor. Mesela büyüklerimiz, Efendimiz hazretleri bir yerde vaaz-u nasihat ederken demişler ki hep böyle İslam tarihinden sahneler onları anlatıyor fıkhi konulara pek temas etmiyor demiş. O zaman Efendimiz hazretleri de fıkhi konulardan da işlemeye başlamış. Başlayınca imam efendim demiş ki efendim ben bunu yatsıdan sonra cemaate anlatıyorum. Siz gene mevzunuza dönün. Öyle anlatmış ki guslün, guslün üç farzının yanında on bir edebe dikkat edilecek diye. Hatta kadınlar bölümünden çıkanlar oluyor. Bizim guslümüz gusül değil diyorlar mı? Tek tek.
Emin olun öyle anlattı ki burada söyleyemiyorum ben. Keşke efendimizin bir kürsüsü var, onu kaldırmasalardı, yani bunu niye kaldırıyorlar ki? Şeyde gördüm, Tarsus'ta, alim bizzat onun kürsüsünü muhafaza ediyorlar, koruyorlar. Şimdi efendimizin o kıble kısmında, bu develde de cami, çarşı camisinin, böyle ön kısmında da vardı öyle bir kürsü. Böyle bir kürsü. Ben daha çocuğum. Kış günüydü zaten çocuğum ama geriyordum camiye, böyle minberin dibinde dinliyordum. Efendimizin konuştuklarının bir kısmı hatırımda. Ayağa kalktı. Bir bir. Tek bir nasıl getirdi? Şimdi baktım da imam kardeşimize hoşuma gitti. Tek bir de bakıyorum kafa eğiliyor, bir de bakıyor. Hiç bozma. Bak böyle. Namazda zaten boşluk diye bir şey yok. Elimizi buradan kaldırıyoruz ya Allah'ım entübear. Bak çoğumuzun yok. Alıştığımız bir şeyi terk edemiyoruz. Böyle kafamız inip kakıyor. Öyle olmayacak. Orada öyle bir tarif etti.
Bize misafirler geldi. Onun anası da profesördü, diyeyim size. Babası da profesördü, kendi de profesördü. Geldi, ruhu şad olsun. Üst ağzımızı bulunca hakikate yedi. Ve yanında kimseler var. Namazı tarif etti. Yine çocuğum, çocuğun bu Taşhan diye bir köyümüz var. Orada bulunduğu mecliste hocolanlar da vardı. Haydi dedi, Allahu Ekber demenin fıkhi yönünü anlatın dedi. Herkes konuştu. Efendimiz ele aldı. Allah, Allah Musa I Celali, Farızdır. Ekber, Vacip'dir. Elleri kaldırmak Sünnet'tir. İzahidi elin, şu parmakların kıbleye karşı olması. Böyle hoca kesimleriyle bir araya geldiler mi hep bu konuyu işliyordum. Bak yine bir köyümüzde memleketimizde bak hocalarımız vardı. Orada bir konu, fıkhi bir konu ele alındı. Çocuk olduğum için onların okuduğu kitapları nerede mütalaa edeceğiz? El-Hidaye'den konuşuyorlar vesaire. Bize de dediler ki abdestin farzını anlat. Anlattım.
Hatırlıyorum, Biiznna'yı italya. El, yüz, baş ay diyorum elleri dirseklerle birlikte vesaire. Sonra yüzleri şu kıl bittik yerden diye böyle kolayca üretirlerdi. Çenemizin altına alır, yıkanacak. Orada dediler ki haydi adamın başında tüy yok. Bu nasıl olacak? Adet olunan yerdendirler. Şu hatırıma geliyor bunu anlatılırken, anlatırken İbrahim suresinde Cenabı Hak Esselamü tüb tüb tübbaha kübla i'min bil ibni rabb ya. Hurma ile misal veriyor Cenabı Hak. Onun her zaman meyve verdiğini. Mümin demek ki her zaman meyve verecek. Şimdi biz burada camideyiz. Camide olmak meyve vermek zaten. Evimize gittiğimizde de o olacak. Diyelim ki bizim misafirlerimiz gelecek, onlar değil. Yani en çok rahatsız olunan şey şu, ortaya bir metdahatı, bir söz söyleyip hep birden görüşmeler. Bu tarikat, girdiğimiz tarikat takva günüdür. Son derece dikkat edin. Sonra akşam hoca olan kardeşlerimiz konuştular.
Çok güzel. Bir kitaptan tarif ediyor, takip ediyor. Bitti bu kitap. Şimdi şeye döndüler, başka bir esere döndüler. Buradan, buradan günümüzdeki konuları da ele almaya başlarlar. Dediler ki biz kitaptaki konuları iç veririz. Ondan sonra kalan kısmını da insanlarımızın beyni bazen bulandırılıyor. Acayip. Kurban konusunu aldılar. Kurban konusunu mezheplere göre nasıl olduğunu, bir hayvanın kesire bilmesi için ne icap ettiğini tek tek tek anlattılar. Sonra efendim, konuşacak mısın dediler. Hatırıma şu geldi, dedim kulum ricasını kabul edersek Allah da bizim dileğimizi kabul buyurur. Biz de biraz kelam edelim, dedim. İbadetlerde şu var. Mali taatler, mesela kurban getireceğiz, mali itaat, mala dayanır anlayacağımızı. Ondan sonra bedeni, mesela namaz kıldın. Hem mali hem bedeni. Kurban da öyle. Mesela Hac. Fakat burada kalbi olan saatler işlenmiyor.
Halbuki Cebrail aleyhisselam aleyhissalatü vesselam efendimize geliyor. Mel İslam, mel iğne, mel ihsan. İhsanı nasıl anlatacağız biz? İhsan herhalde bakkal ihsan değil. El ihsan, en taabudallahke enneke terahu ve illem tekuntera feinehu yeraka. Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek, onu göremesek dahi Rabbimizin bizi gördüğünü bilerek taat yapmak. Bunu bedenen nasıl anlatabiliriz? Bu kalbin hali. İşte tarikat bu. Düşünüyoruz, hayır o da yani bu dönemde dertli olmamak mümkün değil. Şunu duymuştum da ne kadar doğruymuş. Sami Efendi Hazretleri, İstanbul'da bazen seyrüsefer yaparlarmış. Bir hafta kendisine gelemezmiş efendim, sazlıkla gördüğü kötülükten dolayı. Mürşidimiz gemide bir hal görmüş, demek ki bugünü görseler ne olurdu onlar? Onu bütün sohbetlerde anlatır. Girdi ki, cemiyet bildiğiniz gibi değil, dikkat edelim, yarın huzur iddiayı yapacağız. Hal bu.
Gittikçe bunlar memleketimizde yokken memleketimize de girmeye başladı. Memleketten evimize de sirayet etti. Böyle yavaş yavaş yavaş giriyor. Şeyi hatırıma geldi, Afganistan. Afganistan'da onlar çok mutaass, Çok hassas, aile konusunda. Mesela bir kimsenin ailesinin adını sorsan çok büyük bir hata ol. Yani Fatma Hanım desen buna razı olun. Bu kadar dikkatli. Ehli küfür. Diyorlar ki biz bu memleketi nasıl bozacağız? Bir kaydet var, bir çaba var. Biz onlardan mı hız alıp da çalışacağız? Bizim, elhamdülillah kitabı kerimimiz var. E hadisi Muhammediye var. Mezhep imamlarımız var. Mezhepte müçtehid olanlarımız var. Ahzab Risalesi'ni, bak okuyalım, her okuyuşta değişir o nur dolu. Öyle bir eser hazırlanmış ki, orada şimdi burayı kaybederim, bir konu buldum, Arapçasında şeyi, Behçet-ü Seniyye. Hayranlar kaldım, biz bakmamışız Sami efendimizin tavsiye buyurduğu bu kitaba diye.
Bu çok alim on iki yaşında ilme başlamış bir kimse. Benim demiş, bütün odam kitaplarla çakılı demiş. Sami Efendimiz kitaplarını oku ama adap Risalesine dikkat et. Onunla pek Türkçeyi okuyamazmış, okurmuş da tat almazmış. Demiş bu Hasan Efendi de olabilir, onun ihvanında olur, Adam yaşlanır, kitabı kalır, okuyan da olmaz. Ondan isteyin demiş. Kitabı almış. Okum diyor. Bak burada bir satır. Kaç yere aldın burada? İnsanın fıtratında mevcut olan diyor marifetullah var. Evliyaullah diyor. Bu Rabbımızı tanıma. İnsanın tabiatında var. Yaratılışımız da var. Bunun için diyor, selefi salihin çok gayret gösterdiler diyor. Nasıl işlenmiş, nasıl ifade buyurmuş. Bak bir cümlesi. Bizim yaratılışımız zaten nurdu. Şuradan anlayalım daha bedenlerimiz yaratılmadan önce Elestübi rabbikum, ben sizin Rabbiniz değil miyim hitabına galu bela ve rabbimizsin, dedim.
Yani insanda yeknuz, gizli olan bu güçleri, bu manevi halleri ortaya koymak istiyor. Mesela ne deniyor? Memleketimizden petrol fışkırıyor deniyor. Sonra madenler, hiç bilmezdik yani bu bor madenleri, vesaireler bilmezdik. Şu yakın çevremizden altın madenleri vesaire. Daha birçok ismini sayamam. Dolu madenler var. Bak bunlar ne yapılıyor? Maden mühendisleri var. Onlar tespit ediyorlar ve çıkarılıyor. Bir uranyumu gördüm, hatta defalarca baktım. Dedim bir hata da olmasın. Bir uranyumu madenli bir gram, bir gram yüz trilyon dolara bedel. Bir hata mı olur olabilir? Baktım, baktım bu. O zaman düşünüyorum insandaki maden hem de hadis-i şerif olarak geçer. Bu cezbe dediğimiz zaman o sıçramalarla değil o. 0 cezbe, o, onun tarifi yok bunun. Bunun tarifi yok. Kalbinde öyle bir hal yaşar ki dünya gözünde hiç kalır. Bakın, Efendimizi dinlediniz. Dünyanın en güzel kızını verelim deseler istemem.
Bunu boşuna demedi. Malını, mülkünü size tapuya istemem, istemem diye dönüyor. Rıza-yı İlahi'ni isterim diye. Hep bundan dolayı söylüyor. Kalbindeki muazzam bir huzur anlatılamaz o. Bak yine geliyor, bu gibi konular oldu mu Ehlullah diye giriyor. Bizim o, dirgahtaki Muhammed abimiz gerçekten müstesna imiş. Bize şunu anlattı. Böyle kemale eren bir kimseye, kemale eğilmiş ama bir firat giydirilmiş. Filat giydirilmiş. Sonra denilmiş ki ne hissediyorsun? Anlatamam demiş. Öyle bir huzurun içindeyim ki anlatamam demiş. Bu mübarek yol o. Bakın içimizde mevcut o cevherler. Ne demek o uranyum dediğimiz vesair dediğimiz bor madenlerini diyoruz ya bunlar hep bitecek ama bitmeyen madenleri Cenabı Hak insana lütfetmiş, ihsan etmiş.
Bir Mürşid-i Kamil'in görevi maden çıkarmak için şimdi ne kullanılıyor bilmem siyanürler bilmem bilenler biz kazma kürek diyoruz da anlaşılsın diye, dozerdi, bilmem plandı. Şimdi efendilerimiz, biz bu madeni çıkaralım diye Sisi Bey-i Şerife'yi okuyun mu diyor. Başta bir himmetlerini almamız gerekiyor. İnsan kendi başına hiçbir şey yapamıyor. Belli bir noktaya kadar yapıyoruz. Mesela bir vagondur, onu rayların üzerinde dip iteliyoruz, diyor. İtelediğimiz kadar iniyor ama lokomotif eder bağlanırsa ne oluyor? O onu çekip götürüyor. Biz eğer efendilerimizin, sadatı kiram efendilerimizin yollarını izlersek, onlar mesela şu kurban tatilinde nasıl, nelere dikkat etmiş, bir kurban eve girmesi de önemli. Ama bunun yanında bir bakıyoruz, oruç tutuyorlar, sadece bir iftarlık olarak alıyor, geri yanığı bahşediyorlar. Mesela, yani bu yol diyor, hep kıymetli bir yol ki.
Şimdi geliyorum, kıymetli hocalarımıza hak vermemek mümkün değil. Bizim hocamız şunu söyledi. Dedi ki, Tarikat-ı Aliye, kamil insanların yolu dedi. Gerçekten mi? Yarabbim benim kendimi boğazımın caiz olmadığı için bu hayvanı kendi yerime boğazlıyorum. Bunun her bir azasına karşılık beni de affeyle mağfiret eyle. Hatta kurban kesililirken edepleri var Risale-i Nur. Mesela, kesen kimsede akşamki komşuları söylüyor. Hoca kardeşlerimiz, ben çok mesrurum. Bir abdestli olarak kesilmesini. İşte abdestsiz kesseler nasıl olur, ne? Münakaşası yapıyor. Sonra o hayvanın bacağını tutanın da abdest olması evladır diye güzel güzel. Onlar işleniyor. Yani eskileri hep hatırlıyoruz da insan öyle oluyor, eskileri çok hatırlıyor. Böyle biz Kayseri'de okurken bile esnaflarla hep konuşurlardı. Şu hocam şöyle buyururdu, bu hocam böyle buyururdu diye. Okuldaki derslerimizde bile. Hep onlar bunu verirlerdi.
Ne yapacağız? Bakın Efendimiz ne güzel yol göstermiş. Fıkıh ile Hadis'i öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşidebinde bir uğran, sakal altı sualdir bu diye. Bak, kendisinin mütalaasını Rabbimizin izniyle biliyoruz. Nimeti İslam. Mehmet Zihni Bendi. Bunu Efendimiz çok kalındı. Böyle parça parça bölümlerini ayırdı. Taharet, namaz, ordu, zekat diye. Bütün mütalaa ettiğini gördüm. Bir kadın geldi. Kadın dedi ki, Efendimize oyun ölmüş dedi. Bunu dedi yiyebilir miyiz? Orada şunu söyledi. Dedi ki, tüyleri dedi böyle dikilmiş mi dedi. Ondan sonra gözünü sordu. Gözünü dedi, böyle dedi, sormuş bir hal var mı dedi. Ayağını dedi, şöyle bir attın mı dedi. Bütün delilleri ortaya koydu çıkar. Burada bir cenaze namazı kılındı. Olur. Bazı kimseler var, kerahat vaktiydi, neydi? Hasan Hocamız da var. Efendimiz sırala alırdı. Efendim daha ne diyeceksin dedi. Gerçekten dedi İslam'ın fıkırı dedi.
Tam ortaya koydunuz. Yani bizim gibi insana Efendimiz ne anlasın? Köyden gelmişiz, kentten gelmişiz, tahsilimiz yok. Bizlere bu gibi menkıbelerle, nelerle yola getirmeye gayret ettiler. O şeyi dedim herhalde Efendimizin kürsüsü alınmasa ben üzülüyorum. Çok sevdiğim için efendimizi siz de seversiniz. Hatırası durması lazım. Yani neydi yani bunu kaldırmanın çok üzüldüm de biraz üzüntümü girerim diyor. En iyisi hepimiz onun hatırası olduğumuza göre edebe, erkana, ahlaka, takvaya, veraya dikkat ediyor. Hacı Hasan Efendimiz bu. İsterseniz Hadis-i Şerif okuyorum. Hadis-i Şerif'te Hacı Hasan Efendi gibi olun, buyruluyor. Sami efendi gibi olun buyuruyor. Es'adi Erbili gibi olun diye Hadis-i Şerif var. Hani nerede? Bir çocuğun babasına benzemesi nimettir buyuruyor. Burada kalkıp da isim mi verilecek?
Bak, bizim manevi babalarımız, nihayet edeceğiz, ortalık böyle oldu deyip de yangın, bacağı sarılmış durumda şu anda. Bak çocuklarımıza sahip olamıyoruz. Belli bir yaşa kadar. Akıl baliğ oldu mu? Mümkün. Bak, görüyorsunuz, ellerde telefon. Biz bunu bile hep hoşgörüyoruz. Neden hoşgör görüyorsun, değil mi? Kötülük hoş görülmez. Buraya gençler bir ara toplandı. Yedi yüz tane genç toplandı. Belki daha fazlaydı. Bu gençlerin elinde hep telefonlar maç seyridtiler. Dedik ki buna da şık. Neden? Daha bir beterine gitmeyelim de dedi. Hadise bu. Ondan ne yapacağız? Elimizden geldiği kadar riayet edeceğiz. Bu bir çocuğun ahlakının güzelliği hususunda evlenmeden önce saliha bir. Ondan sonra anne ve babanın düzgün olması, hatta bir kadının verdiği süt bile çok önemlidir. Sütü verirken yavrusuna, o anda karakteri çocuğa geçiyor. Onun için bak rabıta da diyoruz ki rabıta layık olmayalım ana sütü dibi.
Şimdi hazır sütler de var. Onlar ana sütüne benzemez. Mesela ananın çocuğunu bağrına basarak onu, onu emzirmesi, bu da bir ayrı bir nimettir çocuğun karakterinde çok önemli. O çocuğun şefkat ve merhamet duygularının erişmesine sebep bu bağrına basması. Ne yapıyor? O sütte artık ne varsa olduğu gibi çocuğun karakterine yansıyor. Bak rabıtada da rabıta yaptığımız kimse bir kere fenafir, fenafillah, ve Kabillah olmadıkça rabıta yapmak caiz değil zaten. Yani beşeri diye bir şey yok, beşeriyetten kurtulmuş. Efendimizin sallallahu teala yemen tarafına mübarek burunlarını çevirip de bana rahmani bir koku geliyor buyurması gibi. Bu illa şöyle bir tefekkür edelim. Yemen tarafına burun çevrilecek de oradan rahmani koku. Biz bu rahmani kokuyu her şeyde duyacağız. Suda duyacağız. Suda rahmani kokuyu nasıl duyacağız? Bunun devamlı akması nedir? Bu nereden kalmıyor?
O sudaki letafet, suyun az bir kalın olması, kalın olması öyle damarlar var ki insanda çok hassas damarlar var. İnce damarlar var. Bunu bilirsiniz, bilirsiniz. Murat kandır Allah korusun. Öyle bir nimet bahşediyor ki şu havai teneffüs ettiğimizde bu hava rahmani bir koku değil de nedir? Kim mürtediyor bunu? Adamın boğazına tükürse, tükürse nedir? Tam neredeyse hayatına, hatime çekilecek. Yahu bir nefes alayım da bütün malım mülküm senin olsun der bu nimetin bahreden. Cenabı Hak demek rahmani kokuyu almak demek. Ateşte o, bak güneş, bir hanemizi ısıtmak için ne yapıyoruz? Sadece oturma odamızı ısıtmakla kalmıyor. Ondan sonra yatak odasını da ısıtıyorsun. Pek mutfak ısıtılmaz. Ondan sonra giriş yerini, asıl önemli olan da o zaten, o soğuğun girmemesi için, mesela onu kapatanlarımız, o açık duracak o. Soğuğun girmemesi için. Neyse, her odaya da ayrı ayrı petekler koyuyoruz.
Bir evin ısınması için Allah'ımız bir güneşle bütün alemi ısıtıyor ve ısıtıyor. Bu Rahmani kokuyu almak değil de nedir? Şu üzerini basıp çiğnediğimiz, geçtiğimiz bu toprak, bak bize nasıl cömertçe bir tavırda bulunuyor. Ekiyoruz, dikiyoruz ve sonra Allah'ımız öyle nimet veriyor ki, o memleket halkına göre, tabiatına göre, fıtratına göre veriyor. Bazı yerlerde turunçgiller. Bazı yerlerde daha başka nimetler insan buyuruyor. Sonra nimetler ilk ne yaptı? Böyle bilemem, sırasını dam ama bildiğim kadarıyla. Çilekler oldu. Ondan sonra kirazlar oldu. Bak, mevsimi mevsime nasıl lütfediyor Cenabı hak? Bir anda hepsini vermiyor. Ondan sonra kayısılar, ondan sonra şeftaliler, armutlar, elmalar. Hey Ya Rab. Bir de kışın veriyor Cenabı Hak. Yer elmaları, vesaireler. Ne bileyim, fındığıdır, fıstığıdır. Yani her şeyde rahmani koku mevcut demek istiyorum.
Sadece bunu alıp da Yemen tarafına çevirip bana Veysel'imin kokusu geliyor derken her şeyden Veysel'in kokusu geliyor, mukaddes Allahuussilra. Mesela çoluğumuz, çocuğumuz onlardan rahmani koku gelmez olur mu? Allah'ımızı yaratmış. Bak, bu kokuyu efendimiz hissetmiş. Bak, gençlerin alımlarından öperken dediği sözü biliyoruz biz ne. Allah'ım ne güzel bir göz, ne güzel bir kaş lütt etmiş diyor. Nasıl alıyor bu kokuyu? Eserden müessire geçiyor. Hiç eşyada kalmıyor. Yani niyaz-ı Mısır'in bu eşyada da esma görülür diyor. Bak, biz hiç anlamamışız. Burada Haccattlanacağımız irtihal etti. Bir mevlid okundu. O mevlid'de söylediği söz, rahmani koku değil demeydi? Bir tanesinin sesi, çok muazzam, sesi güzel demedi. Bak, tik, tik değilsek, hepimiz dinledik çoğumuz. Allah'ımız ne güzel ses lütfetmiş dedi. Bunlar bu. Aslında çok büyük bir fark yok.
Bakış açışlarımız, açılarımız anlayışımızın düzelmesi gerekiyor. Onun için tarikata, aliyede müdrik olmak çok önemli. İdrak etmek çok önemli. Bu gereke fiildir. Gereke derin demek, derin düşünmek gerek. Bak yolda gidiyor. Efendimiz yolda giderken Rahmani kokuyu alıyor. Nasıl oluyor? Pis'le geziyoruz. Oradaki taşları görmüş yolun kenarındaki taşları Böyle normal taş. Onun üzerinde de kırmızı işaret var. Oradan Rahmani kokuyu nasıl çıkarıyor bakınız. Eğer diyor sol tarafa arabayı kıracak olursak o taş kan işaretidir. İnsanın parçası bile kalmaz. İşte sağ tarafa çekerse, sağa çektiğinde niye tehlike olacak? Bid'atler, onu anlatıyor. Mesela Ramazan-ı Şerif'te bir gün, Kurban Bayramı'na dört gün oruç tutulmaz. Canım ben müttaki bir adamım. Ben oruç tutmadan duramam. Yapamaz işte. Ondan sonra buna ne güzelmişsak rahmani kokuyu her şekilde duymuş. Biz zannediyoruz ki seccadenin üzerinde.
Seccadenin üzerindeki vazife onun dışındaki bütün yaşantımızda da Rahmani kopuyor almak için. Anlatmakla bitiremem. Demek ki Allah'ın Resulü'nün sallallahu teala ise bakışı ibretti bu. Biz bunu okuyup geçiyoruz ama tefekkür ettiğimizde şöyle davranıyor. Yolu anlatıyor işte. Daha çok, bakın bizi irşad için düşünüyorum. Ben misalciyim diyordu. O misalciyim demek ledünni ilme sahip demek. O herkesin gönlüne düşmez. Bizde şiir yazardı. Şiir yazardı. Yazardı. Efendimiz hazretlerini yazardı. Böyle ne iş yaptığımı sordu. Durum anladım. Dedi. Oğlum şiir yazma dedi. Bazen dalgalanırsan yaz dedi. Şükür bu kadar bir müsaade oldu dedi. Ondan sonra misal gelirse gönlüne onu yazdı. Misal gelirse mesela Mevlana'mız ilimdir yazdı. Bakıyorsunuz, tilkiyle, çakalla misal veriyor. Amca anlayışımız bu. Burada Musa Aleyhisselam ve Hızır Aleyhisselam yolculuk yapıyorlar, yolculuk yapıyorlar.
O uçuk gibi bir duvar onu düzeltiyorlar. Bak buradan çok manalar çıkarıyorlar. Çok manalar. Burada diyor ki Musa aleyhisselam, bak diyor ücret atsa idin, Hızır aleyhisselamın bu tavrını kanaat diye, hem de muteber eserlerde. Hadaikül Hakaid diye bir eser var. Orada duydum. Düzelttiğim o duvara gelince, o şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aitti Ve yıkılmak üzere olan bu duvarın altında vaktiyle onlar için saklanmış bir hazine gömülürdü. Rahmetli babaları da çok iyi bir insandı. Bu yüzden Rabbin çocukların ergenlik çağına ulaşıp hazinelerini çıkarmalarını diledi. Bu sebeple buyuruyor ki ve kane ebu huma salih ha. Babaları salih insandı. Bunun tersi olur mu? Vakit geldi biliyorum. Onu da aldım. Hem de Ayet-i Celilelerle aldım. Neden? Mesela çok iyi bir kimseydi ama evladı zehirlenerek çıkıyor. Çok kötü bir insan ama evladı salihlerden oluyor.
Buna iki misali tefsirlerden vesair eserlerden gördüm. Bir şu. Ebu Cehil, malum, en büyük düşmanı İslam'ın oğlu Abdullah, yok İkrime, Efendimizin en güzeli saadeti. Bak, efendimizdeki bir inceliğe bakalım sancaları. Şimdi İkrime Hazretleri gelecek, bakın ne diyor, aman ha babası hakkında yanlış bir söz söylemeyin. Sana Ebugi, dokunur, buyuruyor. Babası, İslam'ın düşmanı, gitti de kurtulduk ne demeyin, buyuruyor. Bu evladına dokunur buyuruyor. Yani bir kimsenin, annem şuydu, babam şuydu demeyin. Mesela, Hazreti Selman'a diyor ya, sahabenin bizzat, diyor, siyah kadının çocuğu çekiliyor. Ona çok üzülüyor. Bu rengi ben mi boyadım diyor, ben mi verdim? Mesela Ebu Cehil'den böyle bir efendimizin çok sevgi kimsenin olması. Hatta burada onun hallerinden yazmışız. İkrime, yok İkrime radiyallahu anh'da öyle bir güzellikler varmış ki bir mücahit, İslam mücahidi.
Sonra Abdullah Bin Übeydün Selül en büyük münafıklardan birisi. Oğlu Hazreti Abdullah'a iman etti. Hatta babamı güldürüyor mü diyor. Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de Tohumu ve çekirdeği parçalayıp içinden yemyeşil filizler çıkaran Allah'tır. Çünkü o öldüren ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Hal böyleyken nasıl oluyor da Rabbinizin mesajından yüz çevir çeviriyorsunuz? Sure tefsirlerden almışız, çok uzun. Kevser suresini almışız, Fahreddin Razi hazretlerini okuyalım. Buradaki izahına hayran kaldık. Bir kevseri işleyişini. Sure-i Celile-i Gemilelerden almış. Dedim hepsine baş gelemem dedim, mümkün değil, bitmez. Bu kevser hususunda biraz konunun dışı olacak ama Fahreddin Razi Rahmetullah Ali Hazretleri Asr Suresine almış. Burada diyor üç tane kevser var hatırlayabildim. Bir, iman. İkincisi, salih amel.
Üçüncüsü de, üçüncüsü de hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek. Bunun yanında diğer sureleri de alın. Gerçekten bize, kardeşimiz burada değil, karşsaydı, sadatı kiram efendilerimizden bir eser gönderdi. Efendilerimize anlatıyor. Orada mürşid-i kamillerimizden biri buyuruyor ki bana huru kun mukattaa, bu elif, lam, mim. Bir diyor harfin sırrı açıldı, altında denizler, deryalar yatıyor bitmez diyor. İnşallah bunu derinleşirsek olacak, rabıtada bir derinleşsek aslında kolay, bak dersimize hep bir çekelim de demiyoruz. Diyoruz ki gece kalktı, Sallallahü's Selami yetiştiremedik. Onu da diğer vakit dokuruz. Rabıtanızı böyle ala rasul usul yapmayla olmaz. Esad Esad Erbili Hazretlerinin rabıta risalesinde geçiyor. Yüz binlerce diyor. Veli rabıta-ı Şerife ile yetişti. Ondan sonra da rabıta döneminde aynen süt emen çocuk. Devamlı herhalde anasını emip durmuyor.
Belli bir hale yaşa geldikten sonra bu Ahkaf suresinde ifade buyuruyor ve belli bir yaşa geldi mi anası onu sütten kesiyor. Aynen bunun gibi. Mürşid-i kamilimiz belli bir noktaya gelince çekiliyor zaten. Rahuta da yapamaz. Kalbini arşı azama açıyor. Kim şu dünyada zenginlik istemiyor? Yarış bu. Oturmadaki konuşmalar bu. Asıl zenginliğin ahiret zenginliği olduğunu ne güzel beyan etmişler. Burada bir köyümüz. Oturuyoruz. Karşımızda bir leylek yuva yapmış. Daha bir bahartı yuva yapmış. Yavrular var. Dışarıya geliyor. Gözlerimizle gördük. Çok ibret alacak bir hal. Ağzından onlara yiyecekler veriyor. Bunu görünce insan, dikkate geliyor. Allah'ım diyorsun, şu hayvandaki şefkate, o yavrularına bir bir yiyecek veriyor. Sonra bak Allah'ımız bize ne yiyecekler veriyor, onu bilmek istiyorum da o da bitmez. Burada otururken bir müddet sonra o yuvadaki kuşun biri kuş değil.
Leylek, yavrusunu uçtu gitti. Bu tekrar anasından, ağzından yiyecek mi alacak? Bu rabıta dönemi demek diyoruz. Ondan sonra kendisi de rızkını bulmaya başladığı zaman buyuruyor Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Murakebeye kalbinizi alıştırın. Kalplerimiz Allah'ımızın cemalini seyredecek olan bir yer. İnşallah bu ancak böyle konuşuyoruz konuşuyoruz da bir çözüm gerekiyor. Çözümü, dersimizi güzel çekelim. Efendimizin zahiri, batıni, şifa tarifini çok güzel okuyalım. Ezberleyelim onu. Ondan sonra Sami Bendi hazretlerinin musahabesi, kitapları. Kaç okuduğumu bilmiyorum. BAGARA suresinde on üçüncü, on dördüncü ayet celiledeyim. Bu konuları hazırlamak için üzerine düşemedik. Gördüğüm hayran kalıyorum. Nasıl bir eser hazırlamış? Bir müsveddesini hocamızdık kendisi. Vefat etti. Mütala ettik. İlim ehlinin eseri. Hayran kalmamak mümkün değil. Ne nimet bahşetmiş. Biz bir yere gittik.
Böyle çok manzaralı bir yer İstanbul'da ismini veriyorum. Üsküdar'da Denizli, Seydi'den güzel bir manzara. Orada oturdular. Herkes bir kitap aldı. Kitap aldı. Onu mütalaa ettiler, bıraktılar. Hani o bitti. Ondan sonra yemek faslına geçtiler. Düşündüm, dedim onlar bir, iki, üç kitap var. Bizim efendilerimizin sayılamayacak kadar kitapları var. Okuyalım, mütalaa edelim. Yoksa şu cemiyette boğulup kalmayalım. Bördüğüm bir hadiseyi, bak size bunu söyledim. Sami Bende hazretlerinin. Bir İstanbul turu bir hafta kendisine gelemiyor. Sonra alışıyor insan Allah korusun. Kendimizi böyle rıhtıma çekmeyince Kuran ve sünnet rıhtımına, Allah korusun bu dalgalar götürüyor. Bak yavrularımız gidiyor. Kızlarımız gidiyor. Bir yaşantılarına bakalım. Bir Fatıma annemizin yaşantısına bakalım. Bir ehlullahın yaşantısına bakalım. Bir de yavrularımıza. Bizim hocamız böyle yazı tahtasına vefat etmiş.
Bu uşağa dursun. Bir nokta koydu. Bu elli senelik geçti. Belki elli seneden de fazla. Koydu oraya bir nokta. Dedi ki, bundan dedi milimetrik bir sapma olacak olsa gittikçe açık çoğalır dedi. Biz dedi, hakikatten dedi, az bir sapacak olsak yahu bu bayezid zamanı sizin anlattığınız. Bu geçmiş zaman gelirsek dedi, çok uzaklaşırız. Hayatımız batılların hayatına döner Cenabı Hak aleyhisselam. Bu ayeti celleyi çokça okurlar. Zalimlere rükün olmayın. Onların yaşantısı gibi bir hayat yaşamayın. Mesela, diyecek üstadımızın anneleri kefenimi de diyor. Erkekler ölmesin diyor kefenimi de. Öyle işte zaten Aişe anne olmuş. Böyle olduğu için ta Bağdat Meşayıfından mektup geliyor. Mustafa ben de sizin iki ay önce bir hanımınız vefat etti mi, nedir deyince, Resulullah'ın huzurunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kadın gördüm. Kim ya Resulullah? Şeyh Mustafa Efendi'nin hanımı.
Nasıl bu hale evde size hizmet edelim? Kadınlığa ait bir bez parçasını dahi erkeklerin göreceği yere asmadı ve uzaklaşmayacağız. Yani imanımız, düşünüyorum. Tabii herkesin bir derdi var, bizim de bir derdimiz var. Düşünüyorum Allah'ım imanımızı nasıl kurtaracağız? Allah'ım imanımızı nasıl kurtaracağız diye düşünmeyin. Daldık ya. Diyorum yarabbim, o iki taşın arasına gireceğiz, biz ne diyeceğiz? Gittiler, onları da bizim gibi yaşıyordu. Son netice o. Bunları atlıyor benden. Vakit de geldi. Çok uzun bir hazırlık yapmışız. Kevser suresi hakkında diyorum tekrar, Fahrettin Raci Hazretlerinin belki tefsirinden Türkçeye çevrilmiş olabilir. Baktığımız zaman göreceğiz orada. Nasıl bir Kevser anlatılıyor? Mesela burada ve Nedir Kevser? Mucizedir. Her peygamberden almış hemen. Mesela buradan, buradan Davut Aleyhisselam'a o kuşlar. Neml Suresi'nde Allahu alem on altıncı ayet celle olacak.
Efendimize ise Burak Bahşolunmuş diye tek tek tek işlemiş. Sonra bunu yine bir okuduk bir yerde. Dedik ki bizim yapacağımız peygamberimiz müstesna bir peygamber. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ona iyi bir ümmet olmanın yoluna bakalım. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
İslami Ahlak ve Evlilikte Dini Tercihin Önemi | Mihmandar