İhsan Mektebi program mısın? Yeni bir bölümünde birlikteyiz sevgili dinleyiciler misin? Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömer'ül Faruk isimli eserine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şam'ın fethinde kalmıştık. İnşallah sohbetimiz bu konuyla devam edecek. Şam şehri Suriye'nin en meşhur şehridir. Cahiliyet devrinde Araplar bu şehri ticaret maksadıyla ziyaret ettiklerinden bu şehir bütün Arabistan'da aizi şöhret bulunuyordu. Yani büyük bir şöhret sahibiydi. Binaenaleyh Hazreti Halid Şam muhasarasını çok ihtimamlı özenli bir şekilde yapmaya mecbur oldu. Şehrin muhtelif kapılarına zabitlerini tayin ile kendisi de bizzat beş bin askerle babüş şarkı tutmuştu. Muhazaranın kuşatmanın tevhid ettiği doğurduğu müşkilat problemler şehrin Hristiyan ahalisini tazyik etmekteydi, sıkıntıya sokmaktaydı. Şam halkının yegane ümidi İraklin humustan gönderdiği imdat kuvvetleriydi.
Hazreti Halid humustan muvasalatı beklenen, ulaşması beklenen imdat kuvvetlerini durdurmak için zülkıla mevkiine bir kuvvet göndermişti. Bu sırada Hazreti Ebu Bikr irtihal buyurmuş, Hazreti Ömer de makamı riyasete geçmişti, yönetime geçmişti. Irak tarafından gönderilen kuvvetler Şam yolunun kapalı olduğunu görmüş, Şam ahalisi de yese düçar olmuşlardı. Ümitsizliğe kapılmışlardı. Bu sırada vuku bulan hadise adeta bir te'idi gaybı gibi tesir etti. Yani gaybi bir yardım destek gibi tesir etti. Şam patriğinin bir oğlu dünyaya gelmiş, halk bu vesileyi tesid ederek kutlayarak içki içmiş ve sızmıştı. Hazreti Halid düşmanın ahvalini, durumlarını yakından takip eder, geceleri az uyur veren ehemmiyetsiz hadiseyi bile kaçırmaz değerlendirirdi.
Hazreti Halid mahsurların o akşamki vaziyetinden haberdar olunca, yani kuşatma altındaki o insanların o akşamki durumlarından haberdar olunca birkaç kahraman zabite birlikte hazırlanarak şişirilmiş tulumlar üzerinde su hendeğini geçmiş, duvarlara kement atarak kale duvarını aşmış, kendisini birkaç askerde takip etmişti. Hazreti Halid radıyallahu anh şehre girdikten sonra kale kapılarının muhafızlarını vurarak kapıları açtı. İslam askerleri de bir tufan gibi coşarak şehre girdiler. Hazreti Halid'in şehre girdiğini gören Hristiyanlar kapıları açarak Ebu Ubeyde'ye iltica ve Hazreti Halid'in şiddetinden himaye istediler. Şehirde hiçbir yağma vuku bulmamış hiçbir fert esiri harp muamelesi görmemişti. Bütün Suriye'nin fethine bir mukaddime teşkil eden bu zafer Hicret'in on dördüncü yılının Recep ayında vuku bulmuştu.
Takip edilen usule göre ganaimden ganimetlerden beşte biri Medine'ye gönderildi. Hazreti Ali'nin mütalaası üzerine Ganayım arasında bulunan ganimetler arasında bulunan ve İran Şevketinin timsali olan o meşhur halı Nuşi revan'ın saltanatı gibi parçalanarak Ashab-ı Kiram arasında taksim edildi. Hazreti Ali kendi hissesine isabet eden parçayı yirmi bin bir hemen satmıştır. CELULA MARİKESİ. CELULA birkaç ay muhasara edildi. İranlılar birkaç kere huruc hareketi çıkış hareketi yaptılarsa da muvaffak olamadılar. Son bir huruc hareketi daha yapmışlar, Müslümanlar da şiddetle mukabele etmişlerdi. O gün de şiddetli bir fırtına çıkarak gündüzü geceye çevirmişti. İranlılar ric adlerinde, dönüşlerinde köprülerini yerinde bulamadıklarından birçoğu hendeklere düşmüştü. Müslümanlar taarruzu şiddetlendirmişler, Leyletü'l-Harir'den beri misli görülmemiş bir harp vuku bulmuştu.
Evvela oklar kullanılmış, bittikten sonra mızraklarını da kırılıncaya kadar istimal etmişler kullanmışlar sonra da kılıçlarla harbe başlamışlardı. Müslüman başkumandanlarından Hazreti Haşim kalenin kapısı önüne gelmişti. İranlılar firar etmek istemişlerse de kendi elleriyle ördükleri tel örgülerine çarparak kaçamamışlardı. Bir netice İranlılar yüz bin maktul vermişler, Müslümanların eline üç milyon altın kıymetinde defineler geçmişti. Bu marekeyle Müslümanların Irak fethi itham bulmuştu, tamamlanmıştı. Bu zafer tafsilatını vermek üzere Hazreti Ziyad vakayı canlandıran ifade ile malumatı büyük bir cemaati müsliminin huzurunda tafsil etmişti. Hazreti Ömer de askerlerimiz yaptıkları işlerle dillerimize talakat bahşediyorlar demişti.
Hazreti Ömer, altın, gümüş, elmas, mücevherat bütün ganaim yığınları karşısında gözlerinin yaşını zapt edememiş, sebebi sorulduğunda nereye servet para girerse adavet ve münafetet onu takip eder demişti. Yani nereye servet para girerse düşmanlık ve nefretleşme onun ardından gelir demişti. Fihl Vakası. Müslümanların Şam'ı zaptta muvaffak olmaları Bizanslıları hiddetlendirdiğinden her taraftan büyük bir ordu toplamışlardı. Şam'a dört merhale mesafede Fihil eski bir şehirdir. Müslümanlar karargah kurmuşlardı. Müslümanların az müsebatını görünce Bizanslılar sulha meyl ile murahhas istediler. Hazreti Muaz bin Cebel zühdü takvasıyla maruf ashaptandı. Hristiyanlar da bunun şöhretini duymuşlar. Hürmet göstererek kıymetli halı üzerine oturtmak istemişler. Hazreti Muaz'da fukaranın hakkını ve kanını gasbetmekle dokunan bir halının üstünde oturmam. Sizin hürmet ettiğiniz şeye ben ehemmiyet vermem.
Yere oturmak yalnız kölelerin yapacağı bir şey ise biliniz ki Allah'ın benden daha aciz bir kölesi yoktur demişti. Hazreti Muaz'ın bu derece tevazu ve mahviyet karlığından hayret etmişler, Müslümanlar arasında senden daha yükseği var mıdır diye sormuşlar, Hazreti Muaz'da bana Müslümanların acizi olmak kifayet eder demişti. Bu sözler üzerine Hristiyanlar arasında sükunet hakim olmuştu. Sonra buraya niçin geldiniz denildi. Sizden talep ettiğimiz şey Müslümanlığı kabul etmek, namaz kılarken Kabe'ye teveccüh etmek, içki içmekten, domuz eti yemekten imtina etmektir. Bunu kabul ederseniz bizim kardeşlerimiz olursunuz. Kabul etmezseniz teslim olup idaremizi kabul ve cezye verirsiniz. Aksi takdirde hakem kılıçtır. Çokluğunuza ehemmiyet vermeyiniz. Cenabı Hak buyuruyor ki Nice küçük ordular büyük orduları Allah'ın izniyle yendi. Allah sabredenlerle beraberdir.
Mallarınıza canlarınıza hakim bir imparatora tabi olmakla iftihar ediyorsanız biliniz ki bizim reisimizinse hiçbir kimse üzerine hakkı ricanı yoktur, üstünlüğü yoktur. Zina irtikap edecek olursa en adi adam gibi recm edilir. Hırsızlık ederse cezasını bulur ki bu cezasının azamisi elin kesilmesidir. Bizim reisimiz perde arkasında oturmaz. Kendisini bizim üzerimize Faik tanımaz, kendisini üstün görmez. Herkesin malik olduğu maldan fazlasına malik değildir dedi. Bizanslılar bir mevki terk ile sulh olmak istedilerse de Hazreti Muaz reddetti. Bilahere Bizanslılar baş kumandan Hazreti Ebu Ubeyde ile müzakereye teşebbüs ettiler. Bizans Murahası Hazreti Ubeyde'yi büyük bir ihtişam içinde göreceğini ümit ettiğinden onu yere oturmuş, okları muayene ederken görünce başkumandanın kim olduğunu sormak zorunda kalmıştı. Murahhas bütün Müslümanların azmü celladetini simalarından okumuştu.
Kendisine başkumandan olarak Hazreti Ebu Ubeyde gösterilince Bizanslı inanmadı ve Hazreti Ebu Ubeyde'ye başkumandan olup olmadığını sordu. Hazreti Ebu Ubeyde evet başkumandan benim dedi. Bizanslı Murah Hasta Müslümanlar avdet etmeyi kabul ederlerse adam başına ikişer altın vermeyi vaat eylediklerini beyan etti. Hazreti Ebu Ubeyde reddetti ve orduya Darus emrini verdi. Allah'ın kulları. Allah'ın Nusretini sabr-u iktam ile bekleyiniz. Çünkü Allah Sabirlerle sabredenlerle beraberdir dedi. Bizanslılar elli bin kişiye bağlı gitti. Ulaşıyordu harp başladı. Hazreti Halid ilk safta harbin bütün şiddetine maruz kalmıştı. Düşman da ok yağdırıyordu. Hazreti Halid bir manevra yaparak biraz geri çekilince düşmanın bir kısım kuvvetini merkezlerinden tamamen ayırarak şiddetle hücum ile hepsini eritmişti.
Haşim bin Utbe bayrağı kaldırarak bunu düşman merkezine saplayamazsam geri dönmeyeceğim dedi ve atından sıçrayarak kalkanıyla ilerledi. Sahneyi harp içinde kalmış, Bizanslılar kaçmaya başlamıştı. Bu zaferi müteakip Ördünün bütün şehirleri Müslümanların eline suhuletle kolaylıkla düştü. ZULHUN ÇARTLARI. Herkesin malı, canı, yeri, yurdu, mabedi her türlü taarruzdan masondur, korunmuştur. Ancak Müslümanlar tarafından camiler inşa için bazı arazi istimlak edilecektir. Yermuk Harbi. Bizanslılar Şam ve Humus'un sükutundan düşmesinden sonra Antakya'da toplanmışlar, Arap istilasının ilerlemesinden dolayı Irak'le şikayette bulunmuşlardı.
Irak Suriye rüesasının liderlerinin muteberlerinden birkaçını davet ederek Arapların adet kuvvet ve teçhizat itibariyle madun oldukları halde, daha düşük, daha aşağıda oldukları halde onların istilalarına mukavemet edemediklerini söylemiş, bunlar bir cevap veremeyerek başlarını eğmişler. Tecrübe didelerinden biri şu sözleri söylemişti. Müslümanların maneviyatı bizim maneviyatımızdan faiktir, üstündür. Onlar gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiriyorlar. Kimseye zulmetmiyorlar. Birbirlerine kardeş muamelesi yapıyorlar. Bizse vaktimizi fıskı fücurla imrar ediyoruz, geçiriyoruz. Sözümüzü tutmuyoruz, birbirimize zulmediyoruz. Binaenaleyh Müslümanların hareketi bir şevki heyecan ile yapıldığı, Müslümanların her adımları cesaret ve ikdam ile atıldığı halde biz fütur ve inkisar içinde bulunuyoruz dedi. İmparator bütün Suriye'yi tahliyeye karar vermiş bulunuyordu.
Yalnız Suriye'nin her tarafından kendisine iltica eden Hristiyanların Ahu Enini onun namus ve haysiyetine dokunduğundan toplayabileceği bütün kuvvetlerle bir kere daha düşmanla karşılaşmaya karar vermiş, bütün ordularının Antakya havalisinde toplanmasını emretmişti. Hazreti Ebu Ubeyde zabitlerini davet ederek kendilerine şu yolda hitap etmişti. Cenabı hak sizi defaat ile imtihan etti. Bütün imtihanlarından muvaffak çıktınız. Bu muvaffakıyetin semerisi olarak Cenabı Hak şimdiye kadar Nusret ihsan etti. Şimdi ise düşman yeryüzünü titretecek kuvvetler ihzar ediyor, hazırlıyor. Ne yapmamı tavsiye ediyorsunuz? Müzakere neticesinde humusu tahliye ve himaye edemeyecekleri için humus ahalisinden evvelce cizye olarak aldıkları yüz binlerce altınları iade etmeye karar verdiler ve iade ettiler.
Hristiyanlar Müslümanların adaletinden pek mütehassıs olarak inşallah yine döner bize hakim olursunuz demişlerdi. Museviler de memnun olduklarından biz yaşadıkça imparator humuza giremez demişler ve şehrin kapılarını kapamışlardı. Hazreti Ebu Ubeyde yer müle hareket etti. Hazreti Ömer de İslam ordusuna şu emri gönderdi. Ömer size selam eder ve der ki ey İslam'ın rüknü olan yiğitler düşmanlarınızı imanla karşılayınız. Üzerlerine aslanlar gibi hücum ediniz ve onlara zerre kadar ehemmiyet vermeyiniz. Sizin ihraz-ı muvaffakıyet edeceğinizi biliyoruz. Başarı elde edeceğinizi biliyoruz. Bu mektup üzerine Müslümanların maneviyatı kat kat yükseldi. Bizanslılar iki yüz bin askerle ilerlediler. İçlerinden bir Patrik mübareseye çıktı, düelloya çıktı. Hazreti Halid ona karşı Kays Bin Hubeyreyr'i çıkarttı.
Kays şu şiiri inşa etti, okudu: Kocalarını, evlatlarını öldürerek dul bıraktığım haclenişin kadınlara sor. Harp günü bir harp kahramanı değil miyim? Patrik daha silahını davranmadan Kays kılıcıyla patriğin kellesini ikiye ayırmıştı. Bütün Müslümanlar Allahu Ekber sayalarıyla taarruza geçmişlerdi. Her tarafta düşmanı zedelemişlerdi. Yermuk Harbi'nin ilk günü böyle geçti. Kıymetli dinleyeceğimiz inşallah İhsan Mektebi programımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ahmut Sami Ramazanoğlu anlatımıyla Yerbuk Harbi'nde bakalım daha neler olacak inşallah bir sonraki programda tekrar görüşmek dileğiyle.