İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Hazreti Meişler misin? Mahmut Sami Ramazanoğlu eserlerinden eserlerinden Hazreti Halid Bin Velid Radıyallahu Anh'ı tanımaya devam ediyoruz. Şam etrafındaki muharebelerde Halid bin Velid konusuyla inşallah bugün sizlerle birlikteyiz. Hazreti Halid radiyallahu anh busanın fethini müteakip Şam'ı istihfaf ediyordu. İmparator her akide Suriye'nin merkezi olan Antakya'da bulunuyordu. Seyfullah Hazreti Halid Bin Velid gibi fıtraten arslan, hilkaten cesur bir kumandanı şecaat unvan mahiyetinde Ashab-ı Güzeyin Rıdvanullahi Teala aleyh mecmain hazıratı olduğu halde Ceziretü'l Arab'ın kah şarkına ve garbına, kah şimaline ve cenubuna selli seyfi adaletle harikulade yararlıklar gösterdi.
Sabahı kı bes aletleriyle düşmanlara hücum etmeleri ve bu defa Busra'nın fethi ve General Romasın İslamiyet'i kabulü İmparator Herakli son derece süre ve düşüncelere gark etmiş ve uykusunu da gayb etmişti. Bir gün sarayında dalgın bir halde oturuyor, karşısındaki umerası da mağlubiyetlerinden boyunları aşağıya eğilmiş duruyorlardı. Onlara dedi ki nasıl oluyor da aç ve bir ilaç nizamsız ve silahsız birkaç Arap toplansın da bizi münhezzim kılsınlar? Yazıklar olsun ah. Bu defa General Romas'ın Müslüman olması ve busranın fethi beni bütün bütün dilhun etti. Alçak General Romas en son bu fezahatı yaptı ha? Evet, mutlaka ben bunlara satvet ve azametimi göstermeliyim. Bunlara mükemmel bir derse intibah vermek zamanı geldi. Fakat bu defa hiçbir kimseyi kumandan intihap etmeyeceğim. Kim isterse muhayyerdir gitsin. Bu kadar general kumandan gönderdim, hep mahvoldular.
Umeradan biri ey melik, emir sizindir. Biz hiçbir vakit Araplarla muharebe etmekten çekinmeyiz. Bu hususta emrinize hazırız dedi. Fakat Seyfullah'ın ismini işitmekle titreyen umerayı askeriyeden hiçbirisi meydana çıkamadı. Lakin imparatorun kız kardeşinin oğlu daha tecrübe görmemiş kalus namında genç bir general tazimle işte ben gider o adi esbaplı Arapların hakkından gelirim. Elindeki kılıcı göstererek, bu kılıcımla askerlerinin hepsini mahvederim, dedi. İmparator, otur oğlum, iş senin bildiğin gibi değil, Dorihan da böyle senin gibi söylemişti. Nihayet Kalus arkadaşlarının intikamını alacağını ve muzafferiyetle avdet edeceğini ısrarla söylediğinden, Irak tarafından ordu kumandanlığına tayin edildi. Kalus üniformalı elbisesini giyerek kılıcını kuşandı. Önünde papazlar ve buhurdanlar olduğu halde sokaklardan kılıncını şakırdatarak geçmekteydi.
İmparatorun sarayındaki nişanlısı Mari de buhurdanlıkla bin adım kadar ilerleyerek Kalus'u teşci eyledi. Birkaç gün sonra Humusa vasıl olarak Hama kalasında misafir oldu. Humus valisi kıyamla bugün memleketimiz tehlikede bulunduğu halde Dımaşk Valisi İsrail'in otuz bin kişilik bir ordusu olmasına rağmen şehrin içinde tahassun etmiş havfinden çıkamıyor diye şikayet eyledi. Kalus şema vararak umera ve müteahhizan huzurunda Heraklin emirnamesini okudu ve ithamında arkadaşlar siz de hamiyet kalmadı mı? İncil'in ahkamını unuttunuz mu? Bu kadar kuvvet ve kudrete malik iken şu dört buçuk araba karşı mağlup oldunuz da nihayet memleketlerimizi elimizden kaptırdınız? Yazıklar olsun size. İsrail'e dönerek mahiyetinde otuz bin kişilik bir ordu bulunduğu halde silahsız nizamsız Araplardan mı korktun? Utan, anan seni bugün için doğurduğunu tahattur etmiyor musun?
İsrail, ben göz göre göre bu kadar adamı tehlikeye atamam, o senin vazifendir dedi. Kalus, ilk önce bizden mübarezeye kim çıkacağını biliyor musun? İsrail, tabii sen dedi. Callus, ya buranın valisi sen olasında neden evvel mübarezeye ben çıkayım? İsrail, ben idareyi mülkie memuruyum, meydanı mübarezede dövüşmek askerlere ait bir vazifedir. Kılıncı kuşanmadan evvel buralarını düşünmeli değil miydiniz general? Kalus, benim emrime itaata mecbursun yoksa imparatora şikayetle idam ettiririm. Bu hali gören sair umera-i askeriye gelerek anladık, ikiniz de korktunuz, geliniz kura atalım, hanginize isabet ederse meydana o çıksın dediler. Bu karara razı oldular. Kura'da nöbet kallus'a isabet etti. Ömründe mübareze görmemiş hususi ve ali köşklerde nimet içinde rahat yaşamış bir gencin Halid bin Velid gibi bir kahraman şiirin pençei adlinden kurtulması muhal olduğundan korkusu ciğerlerine işlemişti.
Naçar zırhını giydi. Meydana çıktığında Şurahbil bin Hasene'yi karşısında bulmuştu. Fakat Hazreti Halid Şurahbil'i geriye çağırıp onunla ben imtihan olacağım dedi. Kalus tercümanı cercise hitaben bu Arap'la ben mübareze ederken sen de bana muavenet et dedi. Cercis ben silah kullanmasını bilmem tercümanlık ederim dedi. Hazreti Seyfullah oraya atını sürdü. O vakit Kalusun dizlerinin bağı çözüldü. Kalus tercümana sor bu kimdir? Tercüman Müslüman emiri meşhur Halid bin Velid dedi. Kalus şu araba benim kudret ve azametimi anlat, belki havf eder. Tercüman, ya Halid, bu General Kayser'in kız kardeşinin oğlu ve bizim kumandanımızdır. Bütün Ceziretü'l Arab'ı şecaatiyle titretti dedi. Halid, sen beni generalinizin şecaatiyle mi korkutacaksın? Bana ırak yak kalasının demir kapılarını kıran havran sahralarını alt üst eden Halid bin Velid derler. Generaline söyle imtihan olalım, uzun söz lazım değil.
Tercüman generale, efendim bu Arap korkacak bir adama benzemiyor, sizinle dövüşmek arzusundadır, ordularımızı mahveden işte budur, haydi bakalım general seni göreyim, bir hamlede mahvetmelisin. Kalus, aman Cercis, Halide söyle bana bir gün mühlet versin de gideyim, umera-yı askeriye ile meşveret edeyim. Cercis, ya Halid, generalimiz bir gün mühlet talep ediyor. Umara-yı askeriye ile meşveret edecekmiş. Cenabı Halid bu halden ziyadesiyle gazapnak olarak ve hey hain, sen benimle istihza mı ediyorsun diyerek atından aşağı indi. Kalusu tutup birkaç defa yere vurduktan sonra kılıncının tersiyle darp etmeye başladı. Bu ne derece kavfu haşyettir ki kendi gözleri önünde generallerinin dayak yediğini gören kırk bin kişilik muntazam ordusundan bir fert bile çıkıp da tesadüf edemedi.
Tercüman cercis de feryat ile orduya avdetle cereyanı ahvali anlatınca sus edepsiz, asker arasında korku vereceksin diye Cercisi hapseylediler. Kalus dayak yerken Rum lisanıyla aman bana ilişmeyiniz de ne kadar para isterseniz vereyim diye bağırıyordu. Bu hali uzaktan müşahede eden İslam askeri hep bir ağızdan tek bir aldılar. Romas ile uzatı kiramdan birkaç kişi gelerek Kalus'u aldılar. Romaz Kalus'a ne ağlıyorsun? Nasıl imparatorun yanında atıp tutmaya benziyor mu? Kayıptır bak, bu kadar asker sana bakıyor. Bir ordu kumandanı olmuşsun da çocuklar gibi ağlıyorsun dedi. Hazreti Halit, Romas'a, bu herif ne söylüyor? Romas, çocuğu korkutmuşsunuz da size para vereyim, bana ilişmeyiniz diyor. Çünkü bunların emeli ve arzuları paradan başka bir şey olmadığından bizi de öyle zannediyorlar. Bunun üzerine Hazreti Halid'in emriyle kalus hapsedildi. Nöbet İsrail'e geldi.
O da imtina etmek istediyse de umeranın ısrarı üzerine ömründe kılınçılınca dövüşmeyi görmediğinden vücudu titremeye başlamıştı. Çünkü Hazreti Halid'in pençei kahrından kurtulamayacağına aklı kesmişti. Nankör İsrail silah kuşanıp ortaya çıktı. Hazreti Seyfullah da bir Arap atına binmiş olduğu halde bunu karşıladı. İsrail Hazreti Halid'e yaklaşarak, sen bu Arap askerinin büyüsün, Düşün ki ordu çobansız koyun gibi kalacaktır. Hazreti Halit, benim askerimin hepsi arslandır. En aşağı olanı benim fakat sen kimsin dedi. İsrail, Rumların kumandanıyım, bana İsrail derler, can alırım dedi. Hazreti Halit, öyleyse bugün de ben senin canını cehenneme göndereyim. İsrail, aman ya Halit, bir şey soracağım. Esir genç general sağ mıdır? Hazreti Halit, bizde yalan söylemek haramdır. Kalus'u soruyorsun değil mi? Ben onu hapsettim, sadır. İsrail, niçin sağ bırakıyorsun?
O Rumların en ileri gelen bir generalidir. Hazreti Halit, evet, ben de öyle olduğunu biliyorum fakat ikinizi beraber öldürmek için saklıyorum. İsrail, sana bin dirhem altın vermiş olsam onun başını kat eder de bana verir misin? Hazreti Halit, bu bin dirhem altın kahlüsun kanı bahasıdır. Kendin için ne vereceksin? İsrail taaccüble, demek beni telef etmek istiyorsun öyle mi? Bari evvel benzeni idam edeyim diyerek hücum etti. Cenabı seyfullah da ona şiddetli hamle ile bir kılıç salladı ise de İsrail at oynatmasını bildiğinden rast getiremedi. Haydi uğraştılar. Nihayet Cenabı Halid bir kılıç darbesi ile merkumu yere düşürüp ayağının altına aldı.
İsrail'in mağlubiyetini gören Rumlar tahammül edemeyerek asakir-i İslamiye üzerine hamle ile hücum etmek istedilerse de uzaktan Ebu Ubeyde Dübnül Cerrah Hazretlerinin ordusunun bayrakları ve uzatı kiramın nasiye-i bahadırhaneleri göründüğünden cesaret edemeyerek geri döndüler. Ebu Ubeyde Hazretleri'ne istikbal için umerayı İslamiyeden bazıları karşı çıktıkları sırada Müşarun ileyh Halid bin Velid'i sordu. İsrail'le mübareze eylediğini söylediler. Cenabı Seyfullah'ın beri yanda İsrail'i yere vurduktan sonra sürüyerek halusun yanına getirdiğini gören asakiri İslamiye'ye pek memnun ve mesrur oldular. Hazreti Ebu Ubeyde ve Hazreti Halid radiyallahu anhuma sair umera ile bir mahalde içtima ile yarınki muharebe hakkında meşveret ve müzakere eylediler.
Kalus ile İsrail'in esir düşmesi düşmanın manevi kuvvetini sarsmış, bunun üzerine Hirakl Şam'ın ehemmiyetini takdir ederek büyük bir ordu göndermişti. Bir tarafta Rumlar Tuma'yı kendilerine kumandan tayin ile harbe hazırlandılar. Yeni gelen orduya karşı Hazreti Ebu Ubeyde'nin rei üzere yolunu keserek bağtaten hücum edilmesine müttefikan karar verildi. Orduyu İslam salat-ı fecr I badel eda, o çemenzar-ı biştara üzerinde harbe hazırlandılar. Rumlar da askerlerini teşvik kısmında birçok haçlı bayraklarla papazları önlerine sürerek buhar yakıyorlar ve dua ediyorlardı. Her iki taraf karşı karşıya gelince kumandanı besalet unvan Hazreti Halid, asakir İslam'ı altı fırkaya taksim ile tertibi vechile vaziyet aldılar. Rumlar cenahayene kuvvet vererek asakir-i İslam'ı muhazara etmek fikrindeydiler.
Sağ cenahkaidi Hazreti Dırar ile sol cenahta bulunan mesukul apsi düşmana iki taraftan şiddetli hücumlar gösterdiğinden Rumların bu tedbiri bozulmuştu. Elhasıl her taraftan mücahidini din fedakarane surette hücum ile her iki taraf yekdiğerine karıştılar. Tek bir sadaları yükselmeye başladı. Bu esnada Müslümanların ricatını kesmek için Tuma yeni kuvvetli bir fırka göndermişti. İşten haberdar olan kumandanlardan Abdurrahman Cemil El-Hacmi maiyetiyle bu yeni fırka üzerine hücum ile dağıtmıştı. Muharebe gittikçe kesbi şiddet eyledi. O gün muharebe bitmedi. Ertesi gün muharebe devam ile bir taraftan Ebu Übey'de, diğer taraftan Halid bin Velid maiyetleriyle beraber sağa ve sola hücum ediyor, kılıçlar parıl parıl yanıyor, kanlar dökülmeye başlıyordu. Nihayet Rumlar on bin kadar telefat verdikten sonra mütebakisi Şam'ın içerisine firarla kal'a kapılarını kapattılar.
Asakir-i İslamiye'de Şam'ı muhasara ettiler. Hazreti Seyfullah'ın emriyle Kalus ile İsrail, Umera-yı askeriyeden mürekkep bir meclis huzuruna getirildi. Bunlar yolda yekdiğerini muaheze ediyorlardı. Callus da ıslanmış kirpi gibi yıpranmış olarak Hazreti Halid'in huzurunda durdular. Bakalım aralarında nasıl bir konuşma cereyan etti sevgili dinleyişlerimiz. İnşallah bunu da bir sonraki programımızda göreceğiz. Hazreti Halid bin Velid radıyallahu anh'ı tanımaya devam edeceğiz. Görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.