İslam Liderliği ve Manevi Önderlik kaydında Bu hususta ulemai kiram ve meşayi izam efendilerimiz bazı beyanlarda bulunmuşlar. Onların mübarek sözlerine baktığımız zaman el imam, imam ne demek? Yani önder ne demektir? Pil isbe, İslam'da önder halifetin, halifedir. Kuran azimüşşan'da Bakara suresinde, ashab-ı Hak insanı yeryüzüne halife olarak seçiyor. Yalnız bu halife gönderilmesi…
İslam Liderliği ve Manevi Önderlik kaydında Bu hususta ulemai kiram ve meşayi izam efendilerimiz bazı beyanlarda bulunmuşlar. Onların mübarek sözlerine baktığımız zaman el imam, imam ne demek? Yani önder ne demektir? Pil isbe, İslam'da önder halifetin, halifedir. Kuran azimüşşan'da Bakara suresinde, ashab-ı Hak insanı yeryüzüne halife olarak seçiyor. Yalnız bu halife gönderilmesi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu hususta ulemai kiram ve meşayi izam efendilerimiz bazı beyanlarda bulunmuşlar. Onların mübarek sözlerine baktığımız zaman el imam, imam ne demek? Yani önder ne demektir? Pil isbe, İslam'da önder halifetin, halifedir. Kuran azimüşşan'da Bakara suresinde, ashab-ı Hak insanı yeryüzüne halife olarak seçiyor. Yalnız bu halife gönderilmesi Allah'ımızın namına görevler icra ediyor. İki şekilde birisi umumi. Hepimiz Allah'ımızın dininin ihyası için gayret göstereceğiz ve ihya olacağız. İkincisi o özeldir. O özel. O bizim hakkı bulmamız için gönderilen kimseleridir. Ne demektir imam? Kebirul gavun, bir kavmin artık büyüğüdür. El imame, nedir? Müslümanların idaresini üstlenen kimsedir. Mesela ne deniyor Hazreti Fatih, rahmetullahi bütün İslam ümmetinin nesidir? Halifesidir. Abdülhamid Efendimiz, rahmetullah Ali bütün İslam aleminde nedir? Bir halifedir. İmam nedir?
El-Kur'en, imamu'l Müslimin Müslümanların imamı, öncüsü, yol göstereni Kuran'a azimüşşan'dır. Ne büyük bir önder bize. Kuran-ı Azimüşşan. İşte buna aşina olmamız, Kuran-ı Azimüşşan'la bütünleşmemiz gerekiyor. Birkaç rivayet var. Hem Cüneydi Bağdadi Hazretleri'nden, Hazreti Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hem Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nden hem de Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nden şöyle bir söz naklediliyor. Buyuruyorlar ki Kuran'ın zahiri ile insanın zahiri birdir. Ne demek? Bizim zahirde, bedende yapmış olduğumuz hareket şer'i mübine, Allah'ımızın dinine, emri Muhammediye uygun içecek, kitabı Kerim'e ve sünneti Muhammediye'ye. Bir de insanın batını, içi ile Kuran'ın batını birdir. O zaman bizim hiç kaçacak, göçecek yerimiz yok. Sadece Rabbimiz, esam diyor. Kefirru ilallah, Allah'a dönün buyruluyor. Allah'a dönün, başka çıkış oluyor.
Bazen derler ya, böyle yol tıkanıyor, yol çıkmaz deniyor. Bu yol çıkmaz, devam etmez. Başka yolların hiçbirisi çıkmaz. Ancak Kuran-ı Azimüşşan ve efendimizin yol sallallahu aleyhi ve sellem. Bir de onlara varis olan kimselerdir, başka. Demek ki bizim dışımız şerhi şerif ile bunu anlayacağız artık şer'i şerif ne demek olduğunu. Dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamelat yönleri buna uygun düşecek yaşantımız. Mesela artık mevsim itibariyle düğünlerin çok yapıldığı zaman. Bakın göreceksiniz. Çalgısız bir düğün var. Oyunsuz bir düğün var. Hani Müslümandı? Bunun yanında bir de ticaretimize bakarız. Ticarette olmadık işler, faizler neler? İşte ne tat kalıyor ne tuzumuz kalıyor. Zahirimiz dini mübine uyuyacak. Batınımız da büyük bir zatın sözü var bu konuda. O da buyuruyor ki Kuran'ı hafız olun. Öğrendiğiniz Kuran-ı Kerim ile amil olun. Amel edin. Bir de hikmetiyle kamil olun.
Bu gönül işi, bu ruhun işi. Bu tamamen Cenabıhakk'a yönelmekle hasıl olun. Biz burada izah etmeye çalışsak edemeyiz, mümkün değil. Bu kalbimizin Rabbımızdan bir an bile ayrılmaması ile olur. Efendimizle her an münasebetle olur Sallallahu Aleyhi ve Sellem'da. Yoksa gerçekleşmez. Hikmetiyle kamil olmak, insanın, Kuran'ın batınıyla insanın batını tat diyelim biz ruh diyelim sır diyelim bir bütünleşmesidir. El Kuran Kuran azimüşşan İmamül Müslimin Müslümanların öncüsüdür, yol gösterindir. Amin nefasetlerime. Ve seyyidüna Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemdir. Bak yine bizim kaçacak, göçecek yerimiz yok Peygamberimiz bize. Yol gösteren iki cahil güneş sallallahu aleyhi ve sellem. İmamu'l Eyimme. Cümlemize imamdır. El İmam kimdir imam? Ali bin Ebi Talib, Keremallahu veche Efendimiz buyuruyor.
İmam din herhalde anlaşıldı önce bize yol gösterelim, takip edeceğimiz kimse demek. Hüve Kelimetullah, Allah'ın tevhidi dinidir. Nedir? Ve hutcetullah, Allah'ımızın bize gösterdiği yoldur. Her şeyiyle ifade buyrulmuş, anlatılmış. Sonra ve veçullah, bu vecih kelimesi çok manaları içine alır. Allah'ımızın rızasıdır. Allah'ımızın cemalidir. Velhasıl Rabb'ımızın gösterdiği yol ve nurullah, Allah'ın Celle Celalühu nurudur. Ve Ayetullah Allah'ımızın bize göstermiş olduğu hikmetler, hakikatler, sırlar. Evet ve hüven nuru level, nuru evveldir ve kelimetül olaya, Kuran nazımüşşan'da ecir, Tevbe Suresi'nde. Tevhid, din, İslam, Kuran. Allahu alem bir muradi. Vel İmam ve cesedin semavi yun. Ne anlayabilirsek? Cesedi semavi. Çünkü Allah'ımızdan geldik, tekrar onu dinleyeceğiz. Semavi çünkü ruhlar aleminde halu bela, ben sizin Rabbiniz değil miyim deyince Rabbimizsın dedik.
Kuran azimüşşan arşı ilahiden geldi. İnsan ilahi alemden ve bu kutci değerlerden uzak değil. Onlar bizim içimizden mevcut ama biz uzaklaşıyoruz. Yoksa o hepsi mevcut insanda. Allah'ımız lütuf etmiş, ihsan etmiş, vermiş. Kendisiyle alakadar olacağımız esasları ifade buyurmuş. Sonra nedir imam? Ve emrun ilahi, ilahi emirdir ve makamın aliyyun, yüce bir makamdır. Ve nurun celiyyun apaçık bir nurdur. Ve sırrun hafiyun. Esrarına ayırmak ancak sır ehillerine aittir. Bunu şu şekilde de izah ediyorlar. Diyorlar ki Cenabı hak velisini gizlemiştir. Bir kısım kimseler diyor ki biz biliyoruz diyor. Mesela Hacı Hasan Efendi tanıyoruz biz. Sırlı gizli diyorsunuz ama apaçık görüyoruz, gördük de. Sami Efendi Hazretlerini de, Esad Erbili Hazretleri'nde duyuyoruz. Ta Hal Hariri Hazretleri, Ta Alakari Hazretleri, Mevlana Halid ta Esad Er, ta Sıddıkı Azam'a kadar tanıyoruz.
Tanıyorsunuz da buyuruluyor onun ruhi ve kalbi halinden haberiniz yok, yoksa biliyorsunuz ama onun bir müşahede halini bilemezsiniz. Onun tecelli anlarını bilemezsiniz. Bunu buyuruyorlar. Ve ruhun kutsiyun, kutsi ruhtur ve daha ilahi sıfatların tecellisine mazhardır. Alemin bil muayibat. Bu Lokman suresinin en son ayeti celilelerinde geçer. Bilinmeyen beş esas var. Bazen söylüyorlar kıyamet. İşte Allah'ımızın ilminde bilmiyoruz ama alametleri var. Küçük alametleri var. Büyük alametleri var, bunun gibi. Hüm hödatun, onlar bize Rabb'ımızın yolunu gösteren kimselerdir. Daha nedir? Nasihatçilerdir. Hıyar, Allah'ımızın seçtiği kimselerdir onlar. Onlar seçilmiş. Çünkü onlarda Cenabı hak o güzelliği Allah için nasıl söyleyebiliriz ki Celle Celalühü müşahede buyuruyor, biliyor Cenabı hak. Onun ne amel işleyeceğini, nasıl olacağını bildiği için seçilmişlerdir.
Ebrarun onlar gerçekten kötülük diye bir şey yok zaten. Ebrar dendiği zaman böyle nefsani bir hal yok ve ondan da konuşmazlar. Öyle bir sıkıntıları yok bunların. Hep ruhani halden konuşurlar. Bunu çokça duyduğumuz Ahmet bin Hanbel Hazretleri var ya o Bişr-i Hafi yalınaya gezermiş Allah'ımızın nurunu müşahede ettiği için. Ona ah bir nianillah diyor. Ya Bişr bana Allah'tan haber ver. Mesela herkes bunu demez. Nedir? Şu tarladan, bağdan, bahçeden, ekimden, dikimden şimdi tabiatta uyandı. Tabiatta uyandı, ziraattan konuştur. Nasıl ekeceğiz, nasıl dikeceğiz, bağı, bahçeyi naza hazırlayacağız? Mesela ticaret ehli ise hep buna ait konuşur. Ya nasıl kar edeceğiz? Nasıl bir düze çıkacağız? Hep bunu konuşur. Herkes mesleğine göre konuşur ve bunlarda da ebrar dindiği zaman hep hayırlı kimseler bunların işi gücü olur olmaz değil. Zaten olmaması mümkün değil.
Peygamberimiz imam, en büyük imam peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz her yönde örnektir. Ticarette de örnek, ziraatte de örnek, her hususta. Hayatına baktığımız zaman görünmemek mümkün değildir. Et-ke'ya, Allah'ımızdan çok korkan muttaki kimseler. Bizim asıl zayi ettiğimiz bu. Belki ibadetlerimizi yapıyoruz ama takva esasına göre yapabilmek, bu bir özelliktir. Rabbimizin korkusunu gönlümüzde taşıyarak yapabilmek. Nüceba seçilmişler. Eğer vakit müsait olursa bunların sıfatları da var, bunları da anlatıyor. Belki oraya geçeriz hemen. Sade, böyle seçilmiş efendi kimseler, şahsiyet sahibi. Böyle görüldüğü zaman hemen hatıra gelir. Ya ben bir kimse gördüm, zaten seçkimdi, o kimdi, bilmeye başlar bir şey. O kendisini belli eder. Mesela yüzünde insanın ben olacak olsa o yüzde o ben besbelli olur. Onlar Allah'ımızın benleridir, işaretli kimselerdir.
Yani boş olmadığını insanlar anlar. Gerçektendir. Seçkin bir kimseydi gördüm. Ne kıymetlidir. Olur bu. Sonra hukeme, hikmet ehli kimselerdir. Kiram, mükerrem insanlardır. Ve menaru lilhude, Hidayet bizi Rabbımıza kavuşturmaya vesile olan kimselerdir. Bizi ilahi nurlarla cehaletten, can bardanız, can bardanız, bizi cehaletten küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah ve masiva. Bir tarik ehli için en çok söylenecek budur. Bizi Allah'ımızdan gayrı düşüncelerden kurtarmaya çalışır. Hem onun huzurunda oturmanın bize çok faydası olur. Hem sözlerinin çünkü halktan çıktığı için sözleri kalbe tesir eder. Böyle kimselerdir. Cehaletten kurtarırlar. Onlar Rabbımızdan ilim aldıkları için Habibi, Kibriya'dan sallallahu aleyhi ve sellem onların ilimleri bize nurdur, ışıktır.
Allah'ımız bizim için onları aleme rahmet olarak göndermiş, ilahi rahmete erişmemize, ilahi yardıma vesiledirler ve beldelerinin kutuplarıdırlar onlar. Allah'ımız onlar sayesinde size taze hayatlar lütfeder. Halis, muhlis sterilce, seçkin kulların, kulların Hakk'a isalığına, Hakk'a kavuşmasına vesile olan kimselerdir. Allah'ımız onları habibine varis olarak, onun bize bildirmiş olduğu emirleri bildirmeye bizzat görevli olan kimselerdir. Aslında hepimiz görevliyiz ama onlar hususen. Özel olarak, özel olarak görevli olan kimselerdir. Ve gaima ma Allah'u Teala haddir müşahede. Bu müşahede halini onlarda biz çok genç yaştayken elde ettiğine Pan, çok genç yaşta elde etmişler. Mesela otururlar ya, oturdukları yerde irşadlarını yaparlar biiznillahi teala. Mesela adam Yemen'dedir. Uzak bir mekandadır.
Nerede olursa olsun, kalben eğer arada alıcıyla verici arasında münasebet olursa bu görevlerini icra ederler. Hem keşif sahibidirler hem keramet sahibidirler hem de uzakta da olsa Rabbimizin izniyle irşadına vesile olan kimselerdir. Yani bu herkeste de olmaz. Allah'ımızın lütfettiği kişilerde meydana gelir. Bizim israfımız için, irşadımız için Allah ile Celle Celalühü kul arasında vasıtadırlar. Öyle bir kelime, öyle bir cümle ifade buyuruldu ki bir kere Rabb'ımızı tanıyacak o davet eden kimse, Halık'ımızı tanıyan kimse, Mevlamızı tanıyan, marifet sahibi, irfan sahibi kimseler Allah'ımızın yoluna bizi çağırmaya görevli olan kimselerdir özel ama. Bunlar, Efendimizin risalet ve nübüvvet, biliyoruz ya risalet görevi bizi irşad için, insanlığın kurtuluşu için alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Bu rahmete irmemiz için Allah'ın gönderdiği her şeyde Mevla, her şeyinde Mevla olan kimselerdir.
Onun dışında hiçbir şey olmaz onlarda. Mesela bazı kristaller oluyor ama bu gibi değil. Bu esas kristaller mi? O kristallerin hangi yönden bakacak olsak o taraftan ışık süzülür. Böyle taklidi olan değil de hakiki olandan. Onların bakarsınız gözünden ibret nuru, kulağından hikmet nuru, elinden cömertlik nuru, ayağından Allah'ımızın kullarını Rabbimize sevdirmek için hayra delil olman nuru gönlündeki nuru tarif edemeyiz. Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahü'l- sırra bir düğün münasebetiyle sohbet oldu. Beni hep seçkin kimselerdi. Efendimiz hazretleri var zaten yanında oturuyordu. Hemen yanına aldılar. Üstatımızın yanına alıverdiler ve diğer kimselerde tanıdığımız böyle hule fası'ndan kişiler sohbet buyurdu. Şeyi anlattı Belkıs validemizi anlattı. Hüdhüd'ü anlattı. Anladığım bu. Daha imam hatipteyim o zaman. Ama biiznillahi teala anlattıklarını hatırlıyorum.
Sonra beş esastan konuştular. Hatta sohbetin sonunda üstadımız dedi ki keşke dedi şöyle bir küçük teybi Musa'ydı dedi. Seksen senelik sohbetinin dedi özetiydi bu konuşma dedi. Öyle konuşuyor lan bir bahçede kendi bahçeleri sonra bir hadise anlattı. Bir kul huzur-u ilahiye gelir ama rahmete mazhar olması için cennete girmesi bir amele ihtiyacı varmış. Cenabı Hak buyuruyor ki git bu ameli bul cennete dahil olursun. Kime vardıysa vermemiş. Esamih. Anası da bilmiyor, babası da vermiyor, kardeşi de vesaireler de. İşte herkes kendisine yeter bir derdi var. İşte herkes mesturesiz bir şekilde haşr olacak ya Aişe annemiz dedi ki ya Rasulallah utanmayacaklar mı? Ya Aişe öyle bir dertleri olacak ki birbirlerine bakamaz hale gelecekler buyurdu. Öyle mi? Rabbımızın huzuruna mahcup bir şekilde geliyor buyurdu. O zaman Rabbımız buyuruyor kimsenin Allah için bir dostun da mı yok?
O zaman Salih bir dostunu hatırlıyor dedi ama sesi değişti. O anda oldu ne olduysa. Oradaki hulefatdır, mücebadır, mükabadır hepsi ayağa ağıt. Gayri bizim içimiz sökülüyor ağlayacağım diye. Ama o ağıt ele geçecek bir ağıt değil. Baktım o mübarek insanlar duvara yaslandılar bahçenin, ağlaşıyorlar bütün. Ferihadı figan koptu. Meğer kalben teveccüh buyurmuş. İşte imam bu. Burada geçiyor ya Resulullah'ın halifesi, onlar bizim gibi insanları yola getirmek için hususen görevlendirilmiş ve daha sonra onlar nedir? Kuran'dır, Levh-i Mahfuz'dur, Rasulullah'ın halifeleridir dinimizin ikamesi için, dinin ihyası için. Bu sözler bizim kafamızda şafak attırmalı. Takip ettiğimiz kimselerin dinimizin ihyasına mı çalışıyor yoksa dinimizin yıkılmasına mı çalışıyor? Ona göre takip edeceğiz. Anlaşılmadı herhalde. Doğu'ya Efendimiz gelmiş. Ercişe gelmiş. Orada bir grup bu seçim zamanıymış, yakınmış.
Demişler Hacı Hasan Efendi'nin partisini öğrenelim. Soralım demişler. Fakat onu görünce ilahi heybetinden soracak onlarda hal kalmamış. Başları geriye eğilmiş. Halbuki çok şiddetli de gelmişler. Üstat arzumuz buyurmuş ki ben hak partisindenim. Allah'ın dinine kim yardım eder ben de ona yardım ederim. Ne güzel bir cevap vermiş. Bize asıl diyeceğim şu Allah'ımızın nurudurlar. O sohbet ne bitti. Bize sordu. Dedi ki efendimizi nasıl gördün dedi bizi. Benim tasavvurum şu oldu günahkar olarak, Allah'ımızın aciz bir kulu olarak. Mesela kıyameti anlatıyor. Kıyameti anlattı mı o hadiseyi yaşıyorsun sen. Mesela mizanı anlatıyor. Sanki sen mizanın başındasın. Sıratı anlatıyorsa sen sırattasın. Dedim böyle gördün bizi. Müstesna. Ondan sonra buyurdu ki böyle dedi bir tahtın üzerinde oturuyor dedi. Ona dedi emanet edilen hırka-i şerif üzerindedir. Halbuki giymiş vaziyette değil.
Onu ruhen giyiyor zaten. Onun üzerine almasına gerek yok. O giymiş onu zaten. Onu giymese zahiren de verilmez o. Sonra bütün letaiflerinden nurlar fışkırıyor. Tabi gören için Allah'ımız görmeye dualarınızla bizi de muktedir kılsın. El İmamül Ekber. En büyük imam yol gösterici nedir? El kalp. Kalptir. İnşallah ihya etmeye çalışırız fakat temizlik için çok gayret istiyor. Çok temizlik aletleri var. Camları temizlemeye ait. Arabayı temizlemeye ait. Diyelim ki bir mobilyanın temizliği var. Bir ahşap onun temizliği var. Çok. Elbisenin temizliği var. Aynen bunun gibi nasıl ki bazen inatçı killer oluyor. Bunların temizlik için kullanılan malzemeler olduğu gibi kalbimizin de temizliği için vermişler zaten Evradü Ezkarı. Niye temizlenmiyor? Dikkat edemediğimiz. Mesela bir çamaşırda eğer kir gitmiyorsa demek ki diyoruz biz bu temizlik aletlerini iyi kullanmıyoruz.
Yeniden bir daha temizlemeye çalışıyoruz. Hani kalbimizi her gün temizlemek için verdikleri evraklı eşkar Yüzünden geçtiğimizden oluyor. Şimdi üzerine eğilsek mesela diyor ki efendimiz hazretleri, Sami efendimize, efendim diyor çocukluğumdan beri yapmış olduğum hata bir karınca gibi olsa şimdi gözüme Erciyes Dağı gibi görünüyordu. Böyle okumamız gerekiyor. Anca böyle temizleyelim. İbni Arabi Hazretleri imamı anlatırken, İmamuz zahir, hüvel halifetul hakimissiyesi. Siyasi deyince partini anlamayalım. İslam'da esastır. Bu ad, seyisleri olur ya hani adil, adaletle hükmetmek, bu fıkıh kitaplarımız da var bizim. İmam-ı nadir. Allah korusun zalime olanı da var. Adile olanı da var fıkıh kitaplarımızda geçen. Bu adil bir devlet reisi ve İmamün batun huvel hakikatu alel hakika. Huvel halifetü alelhakika. Bizi hakikate götür her kimselerdir. Nedir biz şimdi nasılız?
Efendimiz dua buyuruyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ya Rabbi beni eşyanın hakikatine eriştir. Biz güzel cevizi görüyoruz da meyvesine erişebilmek hani onun yeşil kabuğunda geçeceğiz o şeriattir zaten. Ondan sonra sert kabuğu Tarikat-ı Ali'ye girince bazı zorlukları dolacak. Diyecekler az yiyelim, az konuşalım, az uyuyalım, nefsimize muhalefet edelim, bu insana zor da gelebilir. O set kalın. Ondan sonra işin marifet ve hakikat ciheti. O marifet nedir? Marifet diyelim ki o cevizin o taze olduğunda bunu görürüz. Dış bir zarı olur. İnce yaşamak. Allah'ımızın emirlerini takva esasına göre yaşamak. Hakikat nedir? Meyveye erişmek. Erişme. İşte buna bizi geliştirmeye çalışıyorlar. Gaye bu. Hani hiç insan geçiminde, ticaretinde böyle zengin olmak istiyor. Kar etmek istiyor. Bizi ilahi alemde karlı kılmaya çok gayret ediyorlar.
Aman gelişigüzel yapmayın, bire on değil, bire yedi yüz değil, Mükafatı Allah tarafından Celle Celalü verilen la yuzenu tartılmayan, la yuhsa hiç ölçüye niye gelmeyen bir mükafata erişin diyorlar Allah tarafından. Bu sebeple Bayezid-i Bistami Hazretleri ne güzel bir söz söylemiş. Allah'ım celle celalühü, senden seni isterim diyor. Bu hakikate erdiği için söylüyorum. Biz de söylüyoruz. İnşallah taklidimiz tahkike eririyor. Vel İmamu ladil kel kalbi beynel cevariah. Adil bir devlet reisi sanki azalar içerisinde kalp gibidir. Azalar onunla salih olur, kalp düzgün olursa. Kalp bozulursa azalar da bozulur buyuruyor. Necmettin I Kübra Hadisullahü Sırrı Hazretleri bize imamların enva'ını nev'ini nasıl kaç tane imam var, ondan beyan buyuruyorlar. Mesela dünyaya tabi olursa, onun süslerine aldanacak olursa, şehevi duyguların esiri olursa onlar dünya ehlidir.
Gözü dünyadan başka hiçbir şey görmüyor. Bazen sizler gibi bizler de duyuyoruz. Diyor ki dünyaya doyamıyorum diyor. Gerçekten şahit olduklarımız var. Efendim diyor dua et diyor böyle dünya malım ne kadar çok olsa diyor yine diyor aç gibiyim diyor. Doyamıyorum diyor. Efendimizin mübarek sözü gerçekleşiyor. Salli Allahute vesselam bir vadi altun verilse ikinci vadi ister. Buyurduğu gibi demek ki bu hal oluyor Rabbımıza dönmeyecek olursak. Ve yettebiune laahirah ve naimeha ve dereceatiha Biz eğer ahirete yönümüzü çevirecek olursak, oradaki nimetlere göz dikecek olursak bu ahiret yolunu açan öncülerdir. Onlar bize aman ha dünya ile kapılmayın. Çok kapılanlar var. Hangisine erişebildiler? Bir kıymetli kimsenin dediği gibi hiç diyor kefenle kefenle cep yaptıranı gördünüz mü diyor. Gerçekten öyle.
Böyle diyor parasını kıymetini değerini dünyevi koymuş olduğu kasasına diyor teker taktırıp da diyor kabre indireni gördünüz mü diyor. Gerçekten yok. Ve gavmun yettebiune resul sallallahu teala. Efendimize tabi, muhabbetellilahi ve talebendi gurbetihi ve marifeti Rabbımızı tanımaya ve ona yakınlığa ve muhabbete talip olan kimseler onlar ise Allah ehlidir. Mahrum etme Ya Rabbi. İmam külli amelin değil mi? Bütün amelimizde bize imam önce kimdir? İlimdir. Mesela geçirdik biz oruç ayını. O orucun farzıydı vacibiydi sünnetiydi edepleriydi bunları öğreneceğiz eserlerini ilimdir. Zaten ilimsiz mümkün değil öğreneceğiz. Bir sohbetin dahi edebini, erkanını nasıl olduğunu öğreneceğiz. Öyle koltuklara oturacağız, bir de dayanacağız. Ondan sonra gelişigüzel ayaklar ayaklarımızın üzerine atılır. Bu sohbet değildir. Ehlullah'ın istediği sohbet bir gusül abdesti.
Eğer vücudumuzda bir rahatsızlık varsa bunu yapacak iktidarda değilse abdestimizi huzurla alıp. Yolda gelirken en azından yirmi beş istiğfar iş edip. Sonra başta aleyhissalatu vesselam efendimiz ve sadat-ı kiramın üç iflas bir Fatiha ruh ruhlarını okuyarak edeple, rahatsızlığınız yoksa diz çökmüş vaziyette, boynumuz bir tarafa bükük böyle olur sohbet. Yani tefsir yapacağım dün tefsir yapacağı ortam oturuşu kalkışı çok acayip. Mesela bizim mezhep imamlarımız öyle dikkat etmişler ki kapılarına gelen kimseye sormuşlar İmam Ahmet Bin Hanbel, Rahmetullah aleyh. Acaba hangi konuda bize müracaat ediyorsunuz? Eğer hadisi şerif derlerse bekletiyormuş. Usul abdesti alıyor, elbisesini değiştiriyor. Böyle güzel kokularla kokulanıyor. Hususi Hadis-i Şerif'i nakledeceği odasına geçiyor. Bu dikkatlerle olur. Evet, böyle olması lazım. Ve imamu külli ilmin, bütün ilimlerde imam nedir? İnayet.
Şimdi biz öğrenmeye çalışıyoruz. Elimizden geldiği kadar gayret de gösteriyoruz. O zaman Allah'ımızın inayeti oluyor. Yani bu bedavadan oluyor. Her şey bir bedel karşılığı. O kadar dikkat ediyor, riayet ediyor ki Allah'ımız onu boşa sanmıyor zaten. Zerre kadar yaptığımız amele karşılığını veriyor ama kendi tarafından zatına göre veriyor. Dikkate göre değişir. Hazreti Ömer, Sıddik Azam radiyallahu anh Efendimize dedi ki ya Eba Bekir, bize öyle bir zor iş bıraktın ki ben dedi senin gibi nasıl dikkat edeceğim, nasıl riayet edeceğim? Mesela bir emri ilahide bu Hucurat suresinde geçen hepimizin hemen hemen malumudur Rabbimizin izniyle. Orada buyuruldu ki Resulullah'ın mübarek sesinden sesinizi daha fazla çıkarmayın. Öyle dikkat ediyor, Ya Sıddi'ye, ne diyorsun? Ya Sıddi'yi, duyamıyorum Ya Sıddi.
Diyor, ya Resulullah, sesinizi Resulullah'ın sesinden fazla çıkarmayın emri ilahiye, muhalif olurum diye korkuyorum diyor. Her hususta böyle. Sadece bu mübarek seslerinin üzerinde bir ses değil, her konuda. Nikahımızda da, ticaretimizde de, beşeri münasebetimizde de, yememiz, içmemiz, giyimimiz, kuşamımız, evladımız her hususta. Her devirde Allah'ımız kutupsuz bırakmıyor. Muhakkak lütfediyor, isyan ediyor. Büyük bir verasete, verasete nail olan kimse, Resulullah'ın velayet ölçüsü içerisinde velayet, velilik ölçüsü yerine bütün hususiyetlerine haizdir. İlminde de, irfanında da, ahlakında da, idaresinde de her türlü usta. Ve büyük bir diyor görevdir, vazifedir. Sami Efendi Hazretleri üstadımıza bu vazifeyi verirken kullandığı ifadeye bakın. Bu ifadeyi kullan. Hasan Efendi bu nimeti uzmadır diyor. O selamda vekilimsin ifadesi değil oradaki.
Vekaleti verirken işte bizi de selamda vekil kılmıştı. Bu değil o. Bu gerçek görevi ifa etmekte, vermekte kullanmış olduğu ilahi bir beyantır ve buyuruyor ki sonunda Hasan Efendi bu nimeti uzmadır. Bu nimeti uzmadır. Büyük bir nimettir Allah'ımızdan. Böyle Ramazan-ı Şerif'te böyle sofrada sofrada oturuyorlar uzattığımı biliyorum ama burayı biraz olgunlaştıralım Rabbımızı lütfen. Ramazan-ı Şerif'in ikinci günü. Birden efendimiz hazretlerinden söz açmıyor. Yahyalı nire, Medine nire. Oradan buraya manevi haberler geliyor. Buradan da oraya Rabbımızdan, Habiri Kibriya'dan haberler gidiyor ve bunlar kaydedilmedir diyor. Görevi icra ediyor, veriyor. Bu kuthi görevi. Hatta elimizde bir mektup var. Biz bunu açmıyoruz herkese. Hasan Efendi diyor bu kutsi göre inşallah yakın zamanda ehline iade edilecek. Orada mürşidimiz için kullanmış olduğu kelime sahibü'l kalp ve'l hal diyor.
Bir başkasını katiyen dediği sözü bile diyemem. Çünkü bize düşmez. Biz insanları yargılamak için gönderilen bir kimse değiliz. Eğer hatamız varsa dua edeceğiz birbirimize, ıslahımız ve irşadımız için. Bunlar fitneye sebebiyet verir. Ayrılığa sebep olur. Hiç gerek yok. Biz derleyici, toparlayıcı, insanları böyle kısım kısım ayran değil toplayan olacağız. Bir araya getirelim olacağız efendim. Ama burada hiç kimseye kullanmadığı ifadeyi kullanıyor. Sahibi'l kalvel hal Hacı Hasan Efendi. Bu, nasıl anlatayım? Şimdi diyeceğim, olur mu diyeceğiz. Onun için burada kalalım. Söyle derseniz bir kısmını şöyle diyebilirim. Böyle mürşidi Kamilimiz hacı amca kalktılar. Sapık. Kalktılar. Buyurdu ki cennetül müşahadede sohbet oldu. Cennetül müşahade cennetlerin üstünde. Sami Efendi Hazretleri İhvanı bize tevdi buyurdu. İş yerde yapılan bir şey değil ki. Yerin seçimi dedi.
Yerin seçimi ne dersen peygamberimizi bile seçmeyecekler sallallahu aleyhi ve sellem. Karyeteyni alayım diyorlar. Bu karyede, bu bölgede zengin olanlardan birisi diyorlar. Efendimize öksüz diyorlar, yetim diyorlar, fakir diyorlar. Zenginleri söylüyorlar ama Allah'ımız Habibini seçmiş sallallahu aleyhi ve sellem. Ben amcamızı hiç tanımıyorum ama gönüllü elhamdülillah muhabbet dolu. Sevgidim. Kim oldun? Nedir imam? İmam el imamul e'la, üstün olan imam hüvallah, Allah'tır celleci. Allah bes, bakiye bes. Rabbimize hürmet ediyorsun. Güzelliğimiz hep orada. Bir misaldi onu fırsat bulursam bir. El imamü ladil, adil devlet reisi kimdir? Insanın batınında içindeki kalptir. İmamu'l Asır, devrin imamı kimdir? Her asır, her devir, her zamanda bir kimsedir. Diğerleri imamandır.
Biri sağında, biri solunda, birisi mülk alemiyle, yani şu dünyadaki hayat ile alakalı, bir diğeri melekut ilahi alem ile alakalı. El İmamül Mübin, Muhyiddin Arabi Hazretleri buyuruyor, Gerçek imamlara haber verirken hüve halifetullahi fil arz, yeryüzünde Cenabı hakk'ın görevlendirildiği kimsedir. Takva sahiplerinin öncüleri. Allah'ımızın emirlerini bir kere korur, muhafaza ederler, Son derece dikkatlidirler emri ilahide. Bismillahirrahmanirrahim. İlahi görevlileri hep riayet eder, korur, muhafaza eder ve murakabe ehillerdir. O kadar mühim ki murakebeden bazı IŞİD-i kamillerimizde şu boyun kemiği dışarı çıkanlar var. Sebebi ne, sebebi ne? O kadar yönelmiş ki Rabbimize, o andaki alışveriş, o Ali ile Mehmet'le alışveriş yaptığı yok ki. Allah ile alışveriş yapıyor. Cenabı Hakk'ı zikrettiğinde Rabbimiz da onu zikrediyor, onun tadına lezzetine doyamıyor.
Çok kıymetli bir kimseydi Abdulkadir Efendi diye Eskişehir'de. Üstatımızı çok iyi tanırdı ama. Demek ki bu kıymetli olan varlıklar fazla olmuyor. Bir veya iki oluyor. Çok fazla olmuyor, az oluyor. Mesela bir Sarraf'a gitsen gümüşü de dolu, altunu da dolu ama zümrütü bulamazsın. Bulamayız. Yakup yok. Niye? Çok kıymetli. Bir taş buldular geçenlerde, taş sandıktan. Taşı böyle ayrıştırdılar, meğer zümrütmüş. Diyor ki adamın hayatına yeter diyorlar. Öyle bir nimet. Allah'ımızın bu ifade ettiğimiz muttakilere imam olanlar öyle kolay bulunacak kimse değildir. Neler dedi bizim üstadımız? Kıtlıkta verilen lokma unutulmaz, dikkat edin, riayet edin, biz de yarın ahirete göçeceğiz, tapi haberimizden haberler geliyor diyor. Bizim yakınımız, hain biraderimiz. Ona bizzat efendimiz sallallahu teala ve sellem, sahip olun Hasan Efendi'yi bulamazsınız diyor.
Ve müdavimu, müdevimu alel, istikamet üzere daim ve kaim olan kimselerdir. Nedir? Efendimizin nübüvvet ve risaletindeki ilimlere varis olan kimsedir. Allah veriyorum, gönlüne veriyorum. Kalbine o yaşarmıyor zaten. Bundan dolayı efendimiz bir gün salonumuzda böyle pencereye doğru da bakıyor dışarıya. Kendi kendine konuşuyor. Buyurdu ki ilmimi gizliyorum dedi. Haber versem kimse anlamazdı. Resulullah'tan gelen ilim o. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı Hak'tan üç ilim aldım buyuruyor. Birisi risalet ilmi, kendisine mahsus. İkincisi yaymakla emrolunduğu şerhi var. Bir üçüncüsü özen. Sıddiki Azam'a üretiyor mesela radiyallahu anh. Ali Kerim Allah'a Efendimize öğretiyor. Mesela Hazreti Selman'la radiyallahu anh geceleri sohbet ediyor. Cenabı Huzeyfe radiyallahu anh'a esrarına haber veriyor, sırları söylüyor. Böyle özel kimseler var.
Onlara biz diyoruz ya layık olmayarak böyle bazen sarraflardan çok kıymetli eşya barındıran kimseler oluyor. Çok kıymetli eline geçmiş. Onu böyle ortalığa koymuyor, koymuyor. Onu şifreli sandıklarda saklıyor ama ehlini bulursa diyor ki sen gece gel, bende çok kıymetli bir zümrüt var, yakut var veya bir değerli bir eşya var. Seni de ben buna ehil görüyorum çünkü sende bu varlık var diyor, onu özen çağırıp biliyor. Allah'ımız bu nimetleri bahşederken kalbinde nur olanlara veriyor. Kalbinde marifet nuru olan hakikate ermiş, ünsiyetiyle Cenabı Hakk'a dost olmuş, eshamle vehu ve ytevelle salihi, Allah salihleri kendisine Celle Celalühu dost ediniyor. Hep bu anlattıklarımızın sırrı bu ayetidir. Ve o cenabı hak ytevelle salih hali. Salihleri kendisine dost. Onlara bil. Onun sağ tarafında olan bir kutbun sağ tarafında olan kimse var ki onlar melekut alemine ilahi aleme bakıyor.
Yani bu dünya onun yanında mikroskobun altına koysak bile görünmez. Öyle bir alem. Bizim sıkıntılandığımız oluyor ya hep bundan sıkıntılandığımız. Hep boşluk vermişiz. Allah'ımıza şöyle bir tam teslim olsak o kaygı keder kalmaz. Bu ondan oluyor. Diğeri ise, an Yesari ve nazaru fil mülk. O da bu dünya alemine nazar ediyor. El İmame, lehüme erbatu amalin batına ve erbatun zahira, Zahiri dışta beş tane özellikleri var. Bir de gönül aleminde, beş kimişim, dört tane özelliği var, zahiri de var. Bir de batında. Ve emme zahira zahirde olan onların huyu ahlakı midir? Ama bunu gerçek yaşıyor, öyle bayağı basit değil. Fezzüht. Dünyaya katiyen bir meyilleri yok. Sadece bu dünya şartları içerisinde oldukları için onların da yemeleri içine giyim, koşan, ailesi, çocukları var, torunları var. Ondan sonra eşi, dostu var, akrabası var. Geçmenin, temini için bir işi gücü var, çalışıyorlar.
İnşallah unutturmayın. Ebu Hafzatta Hadi hazretleri. Yani dünyevi işlerinde şer'i dinimize göre ayarlıyorlar. Vel vera, helalde bile dikkatlidirler. Ve iyilikle emrilerinden kötülüklerinden sakındırırlar. Gönül aleminde iç alemindeki tavırları nedir? Fessıt sadakat var. Doğru, dürüst. Düzgün, dil düzgün, hareket düzgün, kalp düzgün. Vel İhlas çok samimidirler. Bağlandı bendim, gidemem gayrı'ya. Teslim olduğu zaman öyle yalpane yapan kimse değil, teslimimdi, canı gönülden çünkü bu mübarek yolda eğer adap Risalesini okursak bir derviş diyor şu üç şartı yerine getirmeden bu yola adım attığını zannetmesin. Red ile kabul bir olacak. Mesela haydi diyorlar, o ret etmesiyle bağrına basması bir olacak diyor, hiç fark etmeyecek. Duyuyorlar diyelim, Ondan dolayı kendisinde bir varlık görmeyecek. Geliyorlar, o girdikleri zaman da bana çok hakaret oluyor demeyecek.
Ben Allah için teslim oldum diyeceğim. Bu şartlar diyor yerine gelmeden adım atamaz. Batıni olan sadakattir, iflastır, çok mühim bir özellik, haya duygusu, Vel murakabe ve murakabedir. Bayezidd İslami Hazretleri, Kaddafi sallahü sırra. Böyle zamanın kutbunu gönül olarak aramaya başladı. Şöyle dünyayı olduğu gibi müşahede etti. Çünkü dünya onların gözlerinin önünde şu yüzüğün içi kadar. Şu yüzüğün içi kadar. Abdülkadir Geylani efendimiz bir adımda alırım diyor. Biz naytane. Hiçbir kutbiyet nuru göremedi. Veliler çok. Yüz yirmi dört bin, bir rivayette iki yüz yirmi dört bin, bir türlü göremedi. Allah'ım dedim. Kimdir acaba onun dışına taştı. Baktı ki bir demirci körüğün üzerinde böyle demirleri ısıtıyor, ona şekil vermeye çalışıyor. Bir demir. Ebu Hafs Hatta Hadi Hazretleri bunu göreyim dedim. Çünkü çok seçkin olur o. Veliler çok ama velilerin o serdarıdır, öncüsüdür. Gitti.
Böyle görünce Bayezid Bistami efendimizin tabii şekil şemayı hemen işi bıraktı. Buyurun efendim dedi, tanımıyor ama. Bayezid Bistami Hazretleri, Ebu Hafsa Hattıati hazretlerine bir farklılık gördü. Gözünden yaş dinmiyor. Dedi ki neden dedi böyle gözün yaşlı? Bilmiyorum ama efendim dedi, üç gündür gözümün yaşı durmuyor dedi. Meğer üç gün olmuş ona bu görev verileri. Neden ağlıyorsun deyince, Ümmet-i Muhammed'in hali ne olacak dedi. Bayezid'de bir tane vermiş araştırıyor. Dedi ki ümmet-i Muhammed'den sana ne, sen kendine bak. Onu halini öğrenmek istiyor. Dedi ki bana mı ne, ben dedi şefkat ve merhamet sahibi ümmetine haris olan Resulullah'ın dedi şefkat ve merhametiyle yoğrulmuş bir kimseyim dedi. Ben nefsi nefsi diyenlerden değilim dedi. Ben ümmeti ümmeti diyen deyince kalbine derhal ilham oldu. Bu Allah'ın hutup kullarından.
Size hutbiyet verildi deyince Allah Allah dedi benim gibi bir demirciye mi verilmiş dedi. O zaman dedi namaz surelerimi bir okuyayım. Sadece tefsir kitaplar bitirme devirme değil, nefsimizi devirmektir iş. Yoksa bizim gibi oku oku oku oku Kitap yüklü merkebe benzetiyor amel etmezse Cenabı hak bizi Cuma suresinde. Kitap devirmiyor. Nefsini deviriyor. Okudu diyor, namaz surelerini, pek hata görmedim diyor. Olursa da düzelttim diyor. Ben de diyor, kalben müracaat ettim. Efendim ne olur siz de beni okutun deyince diyor, kırk senede tahsil edemediğim ilmi o anda aldım diyor. Gördüm ki sırrı kutbiyet başka bir mana, başka bir sırdır. Ne kesreti ilim, ne kesreti amelle olur. Elhamdülillahi rabbil alemin, el Fatiha.