Bismillahirrahmanirrahim. Ulema-i kiramdan bir tanesi bunu üstadimiz çoğu anlatırlardı. Daha çok onları cuma günleri ziyaret ediyorlar. Gelmişler ziyaretine bir cuma sabahı, fakat Efendi Hazretleri'nin de bir Hadri meşayihinden Efendi Hazretleri muber görünüyor. Nedir muber nedir? Bamlı görünür, kederde görünür ve soruyorlar. Efendim, keder o gam nedir? Ağlamaya başlıyor. Bir Resulullah'ı müşahede ederdim, halbuki cuma gecesini geçirdik göremedim. Acaba hangi sünnetini ihmal ettik? O anda uyku ile uyanıklık arası yakaza, hali ve tebessüm ederek uyanır Elhamdülillah müşahede ettimdir. Onu görmek ne demek? Onu görmek bütün hücreler değişir. Rüyamızda gördüğümüz zaman Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'i baştan ayağa insan değişir, görmenin alameti odur. Kişinin kalbindeki ahvali göre değişir o. Çünkü nurdur. Esselame, Yahya nurdu.
O nurun bereketiyle bir araya geldik, o nuru daha da arttırarak bunu bir yabancı söylemesin, Bir ABDli bir yerde Müslüman varsa ora hep Müslüman diyor. O demesin bunu. Nerede bir Müslüman varsa ora hep Müslümandır diyor. Nerede bir safa, gençliğin bir elemanı varsa ora bütün Allah'ımızın nuruyla, aşkıyla, muhabbetiyle, sünneti Muhammediyyesi ile yetişen civan mert olmalı. Bunu gönlümüze yerleştirelim, azmedelim, gayret edelim. Cenabı Hak bizim iki yönümüze bakar, biri niyetimiz, birisi de ihlasımızdır, samimi ol. Cenabı Hak iki ayet-i celle var, biri Bakara suresinde, birisi Tevbe suresinde, Cenabı Hak temizlik yapan ama temizlikte aşırıya kullanamıyoruz. Çünkü Kuran-ı Kerim öyle bir kitabı kerim ki fesahatıyla, belagatıyla, icazıyla, beyanıyla, bedi oluşuyla müstesna bir kitabı kerim. Kelime. Nuttah yeri, yani bu ifadeyi nasıl yapabiliriz biz?
Temizlikte aşırı olanı diyeceğiz, oturmuyor. Beynimin tezkiyesi ile meşgul. Hep kalp nefis tezkiyesi derken, beynin tezkiyesi çok önemli. Safa gençlik buna çok dikkat edecek, hepimiz dikkat edeceğiz. Beynimizin yanlış itikat ve düşüncelerden temizlenmesi Efendimiz Aleyhisselam, Ashabı Müziğin ve gerçek alimlerin koymuş olduğu esaslara dikkat ederek. Beynimizi tezkiye ettiğimiz gibi tasfiye edeceğiz. Çünkü Sebebi bir senelik nafile ibadete bedel olan tefekkür beyin de ayaktadır. Aynı zamanda yetmiş senelik nafile ibadete bedel, bin yıllık nafile ibadete bedel, ne demek bu, nasıl bir kazanç? Nasıl bir kar, ashable? Teraziye ne yapılması mümkün değil. Sadece bu değil bütün taahhütlerimizde öyle. Bütün taahhütlerimizde rabıtamız güçlü olsun, evladımızı, ezkaremizi güzel yapalım, halkaları güzel oluşturalım. Eğer bıkkınlık varsa gündüz ki hayatımız düzgün değil.
Dilimiz boş sözlerde, gözümüz uygunsuz yerlere bakmakla, kulağımız hakeza böyle olursa halkada zevk de olmaz, neş'e de olmaz, nur da olmaz. Yaşantımızla alakalı. Yaşantımızı güzelleştireceğiz, beynimizdeki temizliği itikadımızın tasvipiyle düzgün bir itikat. Daha sonra ibadet ve taatimiz, farz, vacip, sünnet, müstahab, İmam Rabbani, Hadiselahü's-salatü's-selamü Hazretleri'nden alarak söylüyorum biiznillahi teala, öğreneceğiz, amel edeceğiz ve nefsimizin ısrarı. Zaten kardeşimiz buna da ne güzel işaret etti, ne güzel beyan etti. Bir, Kehf Suresi'nde geçen Hızır Aleyhisselam ile Musa Aleyhisselam arasındaki kıssa bazı notlar aldım görüşmelerinden. Ne kadar önemli, ne kadar önemli? Demek ki biz Kuran-ı Kerim üzerinde yoğunlaşmamız yine kalbimizin düzgünlüğüyle alakalı. Nur olmasıyla alakalı Abdülaziz et-debba diye bir Meşşa-i Hizan'dan kıymetli bir kimse var.
Okumamış ama ilim ehilleri onun dizinin dibine gelmişler ve sormuşlar şu mesele nasıldır diye kalbindeki onur ile cevapları vermiş. Bir mektebe oldu ki müdavim Allah idi zatına muallim. Efendimiz için sallallahu teala aleyhi ve sellem Muhammedinin Nebi yıl-ümmiyi diyoruz, kaynağına erişmiş. Allah'ımız onu her yönüyle teçhiz etmiş çünkü enem min nurillah ben Allah'ın nurundan halk olundum, kamil müminler de benim nurumdan buyuruyor. Bizim yapacağımız nurun ala nur, bu nuru ziyadeleştireceğiz. Nefsimizin zulmetinden, şehevi hayvani duyguların helakinden kurtulmadıkça olmaz. İyi bir temizlik ise ama iyi bir gayret, çevremiz üzen olacak. Konuştuğumuz, görüştüğümüz kimseler gerçekten düzgün kimseler olacak.
Cenabı hak efendimizin buyurduğu gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem, Ya Rabbi elime nur, ayağıma nur, gözüme nur, kulağıma nur, her yönüme nur lütfet buyuruyor, her yönünden nur atan kimselerdir. Kim olacak konuştuğumuz? Bir, ahlaken güzel ki, ki seyri sülukünü yapmış. Üç halinden istifade ettiren, konuşmasına gerek yok o gibi kimselere. Bunu huzurunda bulunduğumuz mürşid-i kamilimiz için ifade edenler oluyor. Ellerdi neden konuşuyor, ne olur kendisini yormasın, otursun, biz ona bakalım yeter. Bunu dedirten izarruzu kirallah hadisi şerifidir. Onlar görüldüğü zaman Allah hatıra gelir, uhrevi amellere meyil artar. Burada çok sevindiğim bu sarhoşun o gece tövbe etmiş, istiğfar etmiş, ben burada bıraktım demiş. Hadis-i şerif hatırladım, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz kişi cehenneme bir adım kala sarhoş bu. İşte dervişlik bu, işte gerçek sufi olmak bu.
Kadim dostlarımız bizim yanımızda her zaman kıymete haizdir. Sebebi Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki Kadim, kadim evvel intisap eden demek. Bir gün evvel intisab eden diğerinin ağabeyisi olur dediler. Nedir? Kıymete haiz. Burada üstadımızın çok güzel evlatları olur, genç genç. Böyle dedemin yaşlı olan evlatlarına demiş ki siz artık ıskarta diye bir tabir var, yani eskiye çıktınız. Avucu dama atmak değil de artık siz eski denizler gibi, benim çok yeni evlatlarım oldu deyince bir tanesi demiş ki efendim eskileri define olarak kabul ediyorlar, üzerinden bir Temmuz geçsin demiş. Böyle kırıklardan neden? Sıcak bir mevsim. O geçerse o kırık tutuyor, bir tecrübeden geçsin. Her iltifatla değil, Ebu'l Hasan-ı Arakani Hazretlerini bir kimse ziyarete gelir, Kullemvadan Şeyh Sinan diye bir zat. Hanımı çok çılgın, sorar dağa gitti der. Öyle iltifatlı ne de dağa gitti.
O da oradan kazanmıştır zaten. Dağa doğru giderken acayip bir hal ile karşılaşıp, elinde yılan onu değnek gibi kullanıyor. Aslan ise onun bineği, yükü ona vurmuş odunlar için olacak bir şey. Fakat bunu gören bir derviş bayılmış. Buyurmuş ki bunu üstada iltifatlarla bürünmüş. Bizim Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem mübeşşirine ve münvirli. Hem ifşa ediyor, müjdeliyor hem de inzarda bulunuyor. Derler ki bir müridin hası, has olanı ancak ancak darbelerden geçendir. Siz esans kullanıyorsunuz, biz de kullanıyoruz, sünnettir, Sayın Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin. Bu neden oluyor? Gülden oluyor. Aman bunu incitmeyelim. Koklarken bile incitme bunun dalını yaprağını aman ha!derse o gül olmaz. O dalından kopar, ezilir, süzülür. Sizin çoğunuz bilir pekmezi, nasıl olur dalından o üzüm kesilir, Tekneye koy. Onun kendisine mahsus bir toprağı vardır, bunun kendine mahsus.
Onu üzerine atarlar ve çivirler. Çizmeyle çizirler. Onun şırasını alırlar, değiştiririz biz. Ona korla kaynatırlar, daha onunla olmaz. Çünkü Yunus Emre olacaksa on sekiz yıl dağdan odun çekmesine rağmen İbrahim bin Edhem hapıdan kovulur. Neden zamanın kutbu olacak. Yunus Emre bir misaldir Rahmetullahi, kırk yedi yıl hizmet eder şeyhine, şeyhi der hizmete katlanmadım, kovulur. Kovulmaz, o 0 öyle bir hale gelir ki burada madenlerden de konuşuldu. Maden öyle topraktan çıkarıldığı gibi değil ki, işlemlerden geçecek, birçok işlemlerden geçecek. Ne demek bir grama bir trilyon dolar olmalı? Öyle bir hale getirmiyor ki o darbelerle Göz açık yumuncaya kadar ki ameli insanların ve cinlerin ameline denk gelecek. Efendimiz bir namaz kıldım, Sami Efendi Hazretleri'nin arkasında ömrüme yeter diyordu. Bu namazdan azade olma anlamına değil, azade ne demek?
Namaz kılmayacak anlamına değil, Öyle kıldım ki namazı o zaman anladım. Dedem Şeyh Müsnedy Hazretleri, rahmetli Malik'in aleyh, Esad Erbili Hazretleri'nin ben yaşlandım. Acaba levvame-i nasıl insanların kınamasından dolayı mı kılıyorum, yoksa adet kabilinden mi diyorum, ancak namaz kılabiliyorum deyince, dedem gerçekten müstesna bir insan, gerçekten. Hakikat ehli bir insan. Bir mektubu okunuyor, bir mektubu askere giden evladına mektup yazmış. Mescitte mektup okunuyor, mektup okunurken arkada Kasım Efendi diye Sami Efendi Hazretleri'nin payın pederi kulak misafiri diye, dinliyor. Mektup bittikten sonra diyor ki bu mektubu yazan motu kablente mutu. Ölmeden evvel ölme sırrına mazhar olan kişidir diyor. Öyle namaz kıldım ki diyor, ömrüme yeter. Dedem de bunu ifade ediyor Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri rahmetullahi aleyh bu kutbiyetinin alametidir, diyor. Çünkü namaz ibadetin başıdır.
İnşallah dikkat edelim, bak kabuktan konuşuyoruz, kabuktan kurtulalım göze sirayet edelim. Derdimiz büyük bizim. İslam sancağının dikilmesi buna bağlıdır. Böyle bir erlere bağlıdır. Ve huveyete vellessalihi bu ellere bağlıdır. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.