Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugün de kavuşturan Rabbımıza hamdüsenalar olsun. İnşallah sizlere yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirahü'l Azeys'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden zenginlik iptilasına dair bir sohbetini paylaşmaya çalışacağım. Amr bin Avf radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem harp etmeksizin bahreyn ahalisi ile bir sul akdetmiş ve onlar da muayyen miktarda cizye vermeyi kabul etmişlerdi.
Bahreyn ahalisi üzerine Ala bin Hadrami'yi emir nasbetmişti, atamıştı ve tahsil olunan cizye mallarını getirmek üzere Ebu Ubeyde bin Cerrah'ı Bahreyn'e göndermişti. Ebu Ubeyde, Bahreyn'den sulh yoluyla aldığı cizye mallarını Medine'ye getirdi. Ensar sabah namazını kılar kılmaz hemen Ebu Ubeyde'yi karşıladılar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı bu halde görünce gülümseyerek onlara: öyle sanıyorum ki Ebu Ubeyde'nin hayli dünyalıkla geldiğini duydunuz da onu sevinçle karşılıyorsunuz buyurdu. Onlar da, evet ya Resulallah diye tasdik ettiler. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şad olunuz ve sizi sevindirecek nimetleri bundan böyle her zaman umunuz. Vallahi bundan sonra size fakr u ihtiyaç geleceğinden hiç korkmam.
Fakat sizin için korktuğum bir şey varsa o da sizden önce gelip geçen ümmetlerin önüne dünya nimetlerinin yayıldığı gibi sizin önünüze de yayılarak onların birbirlerine haset ettikleri ve nefsaniyet güttükleri gibi sizin de birbirinize düşmenizi ve onların helak oldukları gibi sizin de mahvolup gitmenizdir diye ümmetini intibaha davet buyurmuştur. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'dan rivayetle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır: Ben size ne bir şey verebilirim ne de verileni men edebilirim. Ben nasıl emrolunduysam öyle taksim ederim. Yani veren ve vermeyen Allah'tır. Aza az, çoğa çok taksim ederim demek istemiştir. Nitekim Kuran-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur. Mealen münafıklardan kimi de Allah'a dinin bir ucundan ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır isabet ederse ona razı olur, kararlaşır ve eğer bir bela isabet ederse yüzüstü döner, dinden çıkar.
Dünya ve ahireti perişan olur. İşte bu aldanış apaçık ziyandır. Münafıkların bazıları sadaka ve ganimet mallarının taksiminde seni zemmederler. Eğer sadakalardan onlara istedikleri kadar verilse razı olurlar. Eğer arzularına göre verilmezse derhal öfkelenirler. Eğer onlar Allah'ın ve Resulünün verdiklerine razı olsalar da Allah bize her işimizdeki kafidir. Zira Allah fazl-ı kereminden, Resulü de şefkat ve merhametinden yakında bize çok şey verirler. Şu halde bizim arzumuz ancak Allah'ın rızasıdır. Allah'ın rızasından gayrı bir şey istemeyiz demiş olsalardı onlar için daha hayırlı olurdu. Birinci ayet-i celilede münafıkların itirazları dünyaya hırs ve tamahlarındandır. Eğer onların istedikleri verilirse ferahlanırlar, istedikleri verilmezse derhal yüzlerini ekşitir ve gadap ederler.