Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Azizini içler misin? Mahmut Samir Ramazanoğlu Sirahü'l-Asis'in Hz. Yusuf Aleyhisselam isimli eserine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yusuf Suresi tefsirini inşallah sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Kardeşleri Yusuf'un kardeşleri Mısır'a gelmişlerdi erzak almak için kıtlık yillarında ve Yusuf Aleyhisselam kardeşi Bünyamin'i getirmelerini istemişti kardeşlerinden. Bakalım neler olacak, getirebilecekler mi ayet-i kerimeler ne?
İnşallah ele almaya devam ediyoruz ve buradan çıkarılacak dersler neler bunları hep birlikte öğreniyoruz hazretleyiciler. Bu suretle babalarına döndükleri zaman, ey babamız dediler bizden ölçek men olundu. Bünyamin kardeşimizi de bizimle beraber yolla da ölçek alalım. Biz herhalde onu muhafaza edicileriz. Yakup Aleyhisselam dedi ki: Ben onun size inanır mıyım? Meğer ki bundan evvel kardeşi Yusuf'u inandığım gibi ola, Allah en hayırlı koruyucudur. O esirgeyicilerin de en esirgeyicisidir. Metalarını açtıkları zaman sermayelerini kendilerine geri gönderilmiş buldular. Ey babamız dediler. Daha ne istiyoruz? İşte sermayemiz de iade edilmiş. Zira onunla tekrar ailemize zahire getiririz. Kardeşimizi koruruz. Bir deve yükü zahire de artırırız. Bünyamin'e aldığımız az bir ölçektir.
Yakub aleyhisselam etrafınız kuşatılıp çaresiz kalmadıkça onu bana behemehal getireceğinize dair Allah'tan bana sağlam bir tağut verilinceye kadar onu sizinle beraber göndermem dedi. Neticede babalarına teminatlarını verince o da Allah bizim bu söyleştiklerimize vekil şahit olsun dedi. Yakub Aleyhisselam deyince Allahü Teala buyurdu İzzet ve celali hakkı için değil mi ki sen hıfz edici olarak tevekkül ettin, ben de seni iki evladının ikisine de kavuşturacağım. Müminin Allah'a tevekkül ve itimat etmesi, gayrelerinin hıfz u emanına güvenmemesi lazımdır. Çünkü Allah'tan gayrı her şeyin kendisi hıfz edilmeye muhtaçtır. Allah Teala ise zatıyla kaim olup başka hiçbir kimseye, hiçbir şeye muhtaç değildir. Nitekim Yusuf'u kuyuda o muhafaza etmiştir. Keza Danyal Aleyhisselam'ı Bohtunnasr kuyuya attırıp üzerine de iki arslan bırakınca aslanlar ona zarar vermediler ve hizmetine koyuldular.
Cibril gelip ' Ey Danyal! Diye seslendi. Danyal, Sen kimsin? Deyince Cibril, Ben Rabbinin gönderdiği elçiyim. Bak sana taam gönderdi. Dedi. Danyal da kendisini zikredeni unutmayan ve onu her yerde hıfzeden Allah'a hamdü senalar olsun dedi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ım iki ayağı üzerinde yürüyenlerin, dört ayağı üzerinde yürüyenlerin, karnı üzerinde yürüyenlerin, sürünenlerin şerrinden sana sığınırım buyurmuşlardır. Yakup Aleyhisselam evvela Yusuf hakkında onu kurt yemesinden korkarım demişti. Kardeşleri gelip kurt yedi demeleriyle Yakup müptela kılındı. Bünyamin hakkında da siz yol kesiciler tarafından çevrilmedikçe onu bana getireceğinize söz verirseniz onu sizinle bırakırım dedi. Dediği gibi de oldu. Hem onlar ihata olundular hem de Bünyamin onlara verilmedi. Bela ağızdan çıkan söze bağlıdır. Fakat neticede Allah ne güzel hıfz edicidir dedi.
Allah da onları hıfz edeceğini, koruyacağını vaat etti. Kula gereken şey şu dünyada itibar olunacak, yapışılacak sebeplerle hiçbir zaman itimat olunmayacak sebepleri ve ancak kulluk için yapışılması zaruri olan sebepleri birbirine karıştırmadan her birini yerli yerince bilmek ve ona göre hareket etmektir. Kul kalbini her an Allah'a ve takdirine rıza ile bağlamalı, tedbirini alıp Allah'a itimat etmeli ve ondan gayrı her şeyden ümidini kesmelidir. Sebebe sarılmayı terk etmek yiğitlik değildir. Asıl yiğitlik sebebe sarıldıktan sonra hiçbir an Allah'tan irtibatını kesmeden himmetini ali tutarak yolda yürümektir. Burada tecrit şarttır. Yani sebebe sarılmakla birlikte Allah'tan gayrı hiçbir kimseden bir şey beklememek yani insanların yardımını Allah'ın yardımına perde yapmamak. Çünkü insanların yardımı da ancak Allah'ın lütfuyla olmaktadır.
Mevlana Halid-i Bağdadi Kuddise Sirru buyurdu ki Yiyecek ve içecek imkanı olmayan bir yere düşen bir kimse günde kırk kere Ya Samed ismi şerifini okumaya devam etsin. Samediyet yeme ve içme zaruretinden müstahni bulunmak demektir ki ihlasla buna devam edene Cenabı Hak Es-Samed ismi celili ile açlık ve susuzluğun acısını duyurmaz, müstağni kılar. Oğulları hareket edecekleri esnada Yakupçumu söyledi. Oğulları Mısır'a hepiniz tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber bu sözümle Allah'ın kazasından hiçbir şeyi üzerinizden gideremem. Hüküm Allah'tan başkasının değildir. Ben ancak O'na güvenip dayandım, Tevekkül edenler de yalnız ona güvenip dayanmalıdırlar. Vaktaki onlar Mısır'a babalarının kendilerine emrettiği vechile girdiler. Bu Allah'ın kazasından hiçbir şeyi onların üzerinden gideremedi. Sadece Yakub'un nefsindeki dileği meydana çıkarmış oldu.
Şüphe yok ki Yakub kendisini vahiy ile öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların birçoğu sırrı kaderi bilmezler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem muhakkak nazar, göz değmesi, adamı kabre, deveyi tencereye sokar buyurmuştur. Hazreti Ali Kerim'den rivayet olunduğuna göre bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Cebrail Aleyhisselam gelip ya Muhammed sizi gamlı görüyorum dedikte Hasan'la Hüseyin'e nazar isabet etti buyurdular. Cebrail de doğru söyledin. Hakikaten nazar haktır buyurdu. Kaza nazar değmesinden sonra Allah'ın takdiri dairesinde zuhur eder. Nazardan sonra hasıl olan durum sünneti ilahiyenin cereyanına muvafık olarak Allah'ın fiilidir. Yalnız başına nazarın bir tesiri olamaz. Ehli sünnet mezhebi görüşü budur.
Nazar deyince bir hastalık, bir arız hasıl olmasının hikmeti şudur güzel bir şeye bakıp onu beğenen kimse baktığı şeyde gördüğü güzelliği Halıkından gaflet etmesiyle bu gafletinin cinayeti olarak o kimseye bir hikmetin bir sebebe binaen bir hastalık arzı olur. Devamlı surette Allah'a sığınmayan kimseler de nazar değmesinden kurtulamazlar. Onun için hem devamlı surette Allah'ın hıfz u emanına sığınmak hem de kimseye gafletle nazar etmemek lazımdır. Hazreti Aişe'den rivayet bulunduğuna göre nazarıyla başkasına bir zarar gelmesine sebep olan kimse abdest alıp kendisine nazar değen kimse de müst etmelidir. Hasan-ı Basri rahimehullah'tan rivayet olunduğuna göre isabet-i ayn'ın devası yani nazarın devası Sure-i Kalemin sonundaki ayeti kerimesini okumaktır. Manası şöyledir Hakikat o göz edenler zikri hakim olan Kuran'ı işittikleri vakit az kaldı ki seni gözleriyle kaydıracaklardı.
Hala daha sana aynı haset vekillerinden dolayı o muhakkak bir mecnundur diyorlar. Halbuki Kuran bütün alemler için ancak bir ihtar, bir öğüttür. Hazreti Aişe radiyallahu anha'dan rivayet olunduğuna göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem her gece yatağına yatmak üzere geldiğinde yatağına oturup iki avucunu İhlas ve Muavviseteyn surelerini üçer defa okuyup her defasında avucuna üfleyerek yüzünü, başını ve bütün cesedini mesh eder, öyle yatardı. Kişinin görüp de beğendiği bir şeye nazarının isabet edip bir zarar vermemesi için Maşaallah la uvete illa billah mübarek olması için de Barakallahü fike ve aleyh demesi lazımdır. Yarasa nazar isabetinden korktuğu için gündüz zahir olmaz, görünmez. Kendine göre kendisini hayvanların en güzeli kabul ettiği için ancak geceleri çıkar. Kürki denilen bir kuş da sadece tek ayağıyla yere basar, İki ayağıyla basınca yere batacağından korkar.
Yine bir kuş daha vardır ki nehirlerde ve su üzerilerinde yaşar. Pek az su içer, su ihtiyacını gideremez ve susuzluktan ölür. Taberistan'da bir böcek vardır ki gece yanar, parlar, gündüz uçmaz, gece uçar. Latif yeşil kanadı görülür. Halbuki hakikatte kanadı yoktur. Toprakla gıdalanır. Toprağın tükenmesinden korktuğu için doyasıya yiyemez ve açlıktan helak olur. Gerek bu kuşta gerekse bu böcekte ehlinin varlık içinde yokluğa düçar olmalarına ve kendilerine olan cimriliklerine işaret vardır ki huzurlu yemek yiyemezler. Malları çok olduğu halde tükenmesinden korkarlar. Biraderleri Yusuf'un yanına girince Yusuf kardeşi Bünyamin'i kendi yanına aldı. Ona ben senin kardeşinim, onların geçmişte bize yapmış oldukları şeylere aldırma dedi. Rivayete göre Yusuf Aleyhisselam kardeşlerine ziyafet verdi. Onları sofraya ikişer ikişer oturttu.
Bünyamin yalnız kalınca ağlatıp ve dedi ki kardeşim Yusuf sağ olsaydı benimle beraber otururdu. Yusuf da onu kendi sofrasına aldı. Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer bir eve misafir verdi. Bünyamin bu sefer de yalnız kalmıştı. Yusuf Aleyhisselam dedi ki bunun ikincisi yok. Binaneli bu da benimle kalsın. Bünyamin de onun nezdinde geceledi. Yusuf, Bünyamin'e sordu. Evlendin mi? Evet, üçü erkek olmak üzere on evladım var. İsimleri nelerdir? Birisinin adı Zihni. Yusuf dedi ki sen bir peygamber evladısın, kendi evladına nasıl olur da bir vahşi hayvan koyarsın? Bünyamin cevap verdi. Kardeşlerim benim kardeşimi kurt yedi demişti. Ben de sabah akşam o kardeşimi hatırlamak için oğlumun ismini Zi yani kurt koydum. Bünyamin'in bu cevabı üzerine Yusuf bir müddet ağladı. Sonra diğerinin ismi nedir? Demdir dedi. Peki niye bu ismi koydun?
Kardeşlerim kardeşimin kana bulanmış gömleğini getirip babama verdiler. Ben de sabah akşam o kardeşimi hatırlamak üzere ikinci oğlumun ismini Dem, yani kan koydum. Peki, üçüncüsünün ismi nedir? O da Yusuf'tur. Sabaha çıkınca ve akşama çıkınca kardeşimi hatırlamak için onu da Yusuf koydum. Bu cevaplar üzerine Yusuf uzun müddet ağladı ve Rabbine dönüp Ey Rabbim, kardeşimin hali böyleyken acaba ihtiyar babacığım ne haldedir dedi. Allah'ım, biz dünyadan gitmeden bizi birbirimize kavuştur. Yusuf, Bünyamin'e peki ölen kardeşin yerine beni kardeş olarak kabul eder misin dedi. Bünyamin'de senin gibi bir kardeş kim bulabilir fakat seni babam Yakup ve anam rahin doğurmadı. Yusuf ağladı, kalkıp onu bağrına bastı ve ben senin kardeşin Yusuf'um. Onların bize yaptıklarına aldırma dedi. Bir başka rivayette Bünyamin yemek yerken uzun uzun Yusuf'un yüzüne baktı.
Yusuf ona dedi ki durmadan bana baktığını görüyorum. Bünyamin seni kurduğun yediği kardeşime benzetiyorum. Yusuf ben senin kardeşinim. Bize yaptıklarına üzülme dedi. Burada enbiyayı izamın sünnetleri olan yemek yedirmenin faziletine işaret vardır. Enbiya aleyhimüssalatü vesselam hazaratı içinde hassaten Hz. İbrahim Aleyhisselam misafirperverlikte yekta olup misafirsiz yemek yediği vaki değildir. Cabir bin Abdullah radiyallahu anh'dan rivayete göre sallallahu aleyhi ve sellem bir gün size cennetin hurfelerini, odalarını tavsif edeyim mi buyurdu. Biz de evet ya Resulallah anamız babamız sana feda olsun buyurunuz dedik. Rasulullah'ta cennette öyle hususi odalar vardır ki türlü türlü cevherlerden yapılmıştır. Dışı içinden, içi dışından görülür. Orada insanın arzu ettiği her türlü nimet, lezzet ve neş'e mevcuttur.
Onları ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş, ne de bir beşerin hatır ve hayaline gelmiştir. Bu odalar kimler içindir ya Rasulallah? Dedik. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Selamı eyhan, yemek yediren, oruca sünnet üzere devam eden, insanlar uykudayken gece namaz kılan içindir buyurdular. Yusuf aleyhisselamın Bünyamin'e söylediği onların bize yapmış oldukları şeylere aldırıp üzülme demesinde Allah'ın hasetçilerin hilelerini muvaffakiyete eriştirmeyeceğine, nusrat-ı ilahiye ve te'ydi Rabbaniyenin yani ilahi yardımın ancak salihlere yar olacağına işaret vardır. Bunun için Sallallahu Aleyhi ve Sellem mağarada yar-ı vefadan Sıddık-ı Ekber'e, mahzun olma, Allah bizimle beraberdir, buyuruluyor. Görmüyor musun ki Yakup'un evlatları kardeşleri Yusuf'a neler yaptılar, ne hasetler ettiler, ne ezalar ettiler, kendi emellerine nail olabildiler mi?
Neticede Cenabı Hak evvela iki kardeşi sonra Yakup'la Yusuf'u birbirine kavuşturdu. Bakalım bundan sonra neler olacak sevgili dinleyiclerim. İnşallah İhsan Mektebi'nin bir sonraki bölümünde Mahmut Sami Ramazanoğlu tefsiriyle yorumunu da inşallah öğreneceğiz bir yerinde. Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Zirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.