Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Kıymetli Neccilerimiz İhsan Mektebi programımızda bugün yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddisllahü'l-Asil Asis'in Bakara Suresi tefsiriyle birlikteyiz. İnşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz. İlk ayetlerle başlamıştık inşallah bir önceki programımızda. Bugün ikinci ayet-i kerime ile devam edeceğiz. Estaidi Billah. Muttakiler için hidayettir. Takva örf-i şer'i de insana ahirette zarar verecek şeylerden sakınmak demektir. Üç mertebesi vardır. Birincisi ebedi azaptan sakınmaktır ki bu küfürden uzak bulunmakla olur.
Kuran-ı Kerim Allah o müminlere takva sözünü lazım kıldı. Yani onların ayrılmaz bir parçası kıldı. Ayet-i celilesi bunu tespit eder. İkincisi işlemek veya terk etmek suretiyle günaha sebep olan her şeyden kaçınmak, hatta bazılarına göre küçük günahlardan da sakınmak, şer-i Şerif'te takva diye bilinen ve Allah'ın Eğer kasabaların halkı inanmış ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı sözünde de kastedilen mana budur. Sırrı, Allah ile meşguliyetten alıkoyacak şeylerden sakınmak ve kalben Ondan başka her şeyden kesilmesidir. Ve Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkmak lazım geliyorsa öylece korkun ayet-i celilesinde emir olunan takva ve ittika budur. Takvanın bu derecesi en yüksek derecesidir. Kitabı Mübin'in hidayeti bütün bu mertebe sahiplerine şamildir. Avamı İslam'a hidayet, havassı, yakini iman ve ihsana, havasul havassı da perdelerin açılması ve gözle görmeye hidayettir.
Müttakiler Allah'a olan ahitlerini misak ile tevsik ettikten sonra, belgelendirdikten, kuvvetlendirdikten sonra, Allah'ın iman ve ahitten hemen sonra emrettiği ibadet ve taatlere yapışanlar, zahiren ve batınen ahd ü misaklarına sadakat gösterenlerdir. Allah'ın Siz bana verdiğiniz sözü yerine getirin, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim ikazı bunu beyan eder. Yani ben size Misak gününde Ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğimde, siz benim rububiyetimi ikrar edip Evet, sen bizim Rabbimizsin dediniz. İşte bu sözünüzü yerine getiriniz ki, bu bana kulluk etmekliğinizdir. Ben de bundan sonra size verdiğim sözü yerine getiririm, yani sizi hidayete erdiririm demektir. Risale-i Kuşu'de anlatılıyor ki İbn-i Sirin muttaki bir kişiydi. Bu zatın kırk kap yağı vardı ve kölesi kapların birinden bir fare çıkardı. İbn-i Sirin hangi kaptan çıkardığını sorunca köle bilmediğini söyledi.
Bunun üzerine bu büyük zat bütün yağları döktü. Ebu Yezidel Bestami Hemedan'dan bir miktar serçe tohumu satın aldı ve Bistam'a döndüğünde bu tohumun içinde iki karınca gördü. Hemedan'a tekrar geri dönerek bu iki karıncayı yerine koydu. Hikaye olunur ki Ebu Hanife kendisine borç verdiği bir kimsenin ağacının gölgesinde oturmaz, evinin gölgesinden geçmezdi ve derdi ki: Herhangi bir borç ki verildiği miktarından fazla bir menfaat getiriyor, o faizdir. Denildi ki: Ebu Yezid el-Bistami çölde bir arkadaşıyla birlikte elbisesini yıkadı. Arkadaşı ona elbiseyi üzüm bağlarının duvarlarına asarız. Dedi. İnsanların duvarlarına kazık çakamayız dedi. Arkadaşı ağaca asarız dedi. Elbisamî dalları kırar diyerek karşı çıktı. Arkadaşı Yere yayarız diye karşılık verince, Elbisami canlıların yiyeceğini örtemeyiz diye buna itiraz etti.
Bunun üzerine sırtını çevirdi, elbisesinin bir tarafı kuruyunca diğer tarafı kuruması için çevrildi. Onlar gaybe iman ederler. Sevgili Necrim şeriatta iman kalp ile inanmak, lisan ile ikrar ve erkan ile amel etmektir. İslam ise hudu ve inkıyaattır. Yani gönülden boyun eğmektir. Her iman İslam'dır ancak tasdik olmazsa her İslam iman olamaz. Zira bazen kişi içten tasdik etmediği halde zahiren Müslüman olabilir fakat zahiren boyun eğmeden içten tasdik etmiş olamaz. Ebu Suud tefsirinde der ki: iman tasdik olmaksızın tahakkuk etmez. İnsan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tebliğ ettiği dinin esaslarına iman ile beraber onları tasdik etmesi lazımdır. Buna ikrar da denilir. İtikadı ihlal eden yahut itikadına halel getirene münafık ikrar etmeyene kafir denilir. Ameli ihlal edene yani iman ettiğini yaşamayana fasık denilir. Hariciler böyle bir kimseye kafir derler.
Mutezile'ye göre ise böyle bir kimse imandan çıkmıştır fakat küfre dahil değildir, ikisinin arasındadır. Gayb iki kısımdır. Biri muttali olma imkanı bulunmayan gayb ki Gaybın anahtarları ancak Allah'ın indindedir ki ondan başkası bilmez ayetinde beyan olunan gaybtır. Diğeri Sani-i Zülcelal ve sıfatları nübüvvet ve müteallikatı yani ona bağlı olanlar ahkam-ı ilahiye, şeriatlar, ahiret günü ve ahvali, hesap ve ceza muamelatı gibi delillerle muttali olma imkanı bulunan gaybdır. Bunlar Kuran-ı Hakim ve ehadîs-i Nebeviye'de Peygamber Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerinde tafsilen geniş bir şekilde beyan olunmuştur, açıklanmıştır. Haris b. Nuhayr, Abdullah b. Mesud demiştir ki: Siz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi görüp, ona iman ile cümlemizi geçtiğiniz için size Allah'ın büyük bir ecir vereceğini umuyoruz. Onu gördünüz ve sohbetinde bulundunuz. Abdullah b.
Mesud radiyallahu anh da: Biz de size gıpta ediyoruz ki siz onu görmeden iman ettiniz. İmanın efdaliyse gayba imandır. Allah da ayet-i celilede muttakileri gayba imanla tavsif ediyor ve meyliyor dedi. Ve ayetini okudu. Aynı nakil Ebu'l-Leys tefsirinde de vardır. Azizincilerim Müminler gibi değillerdir. Münafıklar müminlerle karşılaştıkları vakit İman ettik derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıkları vakit de Biz sizinle beraberiz, onlarla istihza ediyoruz, alay ediyoruz derler. Bunların gaybe imanları yoktur. Gaybın Allah'ın ve Resulü'nün beyanlarıyla muttali olunabilen kısımlarına şunu misal verebiliriz. Ömer İbnü'l Hattab radıyallahu anh diyor ki: Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yanındaydık. Elbisesi son derece beyaz, saçları son derece siyah birisi çıkageldi. Üzerinde bir seferden döndüğünü hissettirecek bir alamet yoktu. İçimizden hiç kimse de onu tanımıyordu.
Geldi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in önüne oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı. Dedi ki: Ey Muhammed! Bana İslam'ı anlat sallallahu aleyhi ve sellem. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki: Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edip namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan'da oruç tutman, yoluna güç yetirebileceksen beyti haccetmendir. Adam, doğru söyledin dedi. Biz hem sorup hem tasdik etmesine taaccüp ettik, şaşırdık, hayret ettik. Sonra dedi ki İman nedir? Nebi dedi ki Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kadere hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman etmendir. Yine doğru söyledin dedi. Sonra İhsan nedir? Diye sual etti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: İhsan, Allah'a sanki onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan o seni görüyor buyurdu.
Adam yine doğru söyledin diye tasdik etti. Sonra dedi ki: Bana kıyamet saatini haber ver. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem cevaben: Bu hususta sorulan daha bilgili değildir buyurdu. Adam yine: Evet doğru söyledin dedi. Bana emarelerinden haber verir misin? Diye sual etmesi üzerine Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: Kadın kendi efendisini doğurdu, çıplak deve çobanları birbirleriyle bina yarışına girdikleri vakitlerdir. Adam yine tasdik etti ve ayrılıp gitti. Birkaç zaman geçince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: Ey Ömer! Bu adamın kim olduğunu bilir misin? Diye sual etti. Ben: Allah ve Rasulü bilir dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: O, Cibril idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti. O, bana hangi surette gelirse gelsin, ben onu tanırım. Bu hadis-i şerif, hadis-i Cibril diye meşhurdur.
Onlar kalplerine Allah'ın verdiği gaybı bir nur ile iman ederler. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem sözlerine bu nur ile nazar ederler ve onun her sözünün hak ve sıdk olduğunu müşahede ederler ve şuhudi iman ile iman ederler. Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunu beyan için: Mümin Allah'ın nuruyla nazar eder buyurmuşlardır. Büyükler demişlerdir ki: Gayb iki kısımdır. Biri senden gayb olan, diğeri senin kendisinden gayb olduğundur. Senden gayb olan gayb alemi ervahtır. Sen zerrei vücudunla, bezm-i elest de ruhunla hazırken, Allah'ın hitabını doğrudan doğruya işitip ona cevap veriyor, onun asarı rububiyetini, Rabblinin eserlerini, izlerini mütalaa meleklerini müşahede ediyordun. Ve enbiya ve evliyanın ruhlarıyla muarefen vardı, tanışman vardı. Sen kalıba girince, beş duyu ile mukayyet kalınca bütün bunlar senden gayb oldu.
Senin kendisinden gayb olduğun ise gayb-ül gaybdır ki, o Hazreti Rububiyet'tir. Sen vücuda gelince onu görmez oldun fakat o seni her zaman görüyor. Sen nerede olursan ol, o her zaman seninle beraberdir. Sen Ondan uzaksın, o sana yakındır. Ayet-i celîlede: Ve biz ona şah damarından daha yakınız. Buyurulmuştur. Ve Yukimune'ssalah. Onlar namazı dosdoğru kılarlar. Salatın birkaç manası vardır. Birincisi dua demektir. Ayetinde bu manayadır. Sen onlar için dua et demektir. İkincisi, senadır. Ayetinde bu manayadır. Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber Aleyhisselam'a salat yani sena etmektedirler, onu övmektedirler demektir. Üçüncüsü kıraattir. Ayetinde bu manayadır. Namazda kıraatini, okumanı fazla açıktan yapma demektir. Dördüncüsü rahmettir. Ayetinde bu manayadır. Onlara Rablerinden rahmetler vardır demektir. İbadet olarak kendine mahsus hareket ve zikirlerle yapılan bir ameldir.
Kıyamında kıraat, kuğudunda sena ve dua ve failine rahmet vardır. Bu ayet-i celilede salat beş vakit namazı içine alan ismi cinstir. Namazı ikame demek adap ve erkanına riayet ederek dosdoğru kılmak ve ömrünün sonuna kadar kılmaya devam etmektir. Rivayet olunur ki büyük zahitlerden Hatemi Esam Rahimehullah Asım Bin Yusuf'u ziyarete gitti. Asım ona, Ey Hatem namazı güzel kılar mısın diye sual etti. Hatem, evet dedikte Asım nasıl kıldığını sordu. Hatem dedi ki, namaz vakti yaklaştığı zaman abdest azalarımı tamamca yıkayarak güzel bir abdest alırım. Sonra gelir namaz kılacağım yere dikilirim. Her bir uzvum karar ve sükunet bulur. Kabe'yi iki kaşım arasında, makamı sadrımda Allah'ı üzerimde kabul ederim. O kalbimde ne varsa bilmektedir. Sonra ayaklarım sırat üzerinde, cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleği de arkamda farz ederim ve bu namazıma sanki son namazmış gibi niyet ederim.
Sonra ihsan üzere bir tek bir alırım. Kıraatimi tefekkürle yaparım. Rüku-u tevazuyla, sücudu tazarru ile yaparım. Bunları tam yapmış olarak otururum. Reca üzere teşehhüd ederim, sünnet üzere selam veririm. Sonra bu namazımı ihlasla teslim ederim. Sonra havf ve reca arasında, korku ve ümit arasında yaşarım, namazı böyle kılmaya sabırla devam ederim. Bunları dikkatle dinleyen Asım dedi ki: Ey Hatem, sen her namazı böyle mi kılarsın? Evet, otuz seneden beri böyle kılarım dedi. Bu cevap üzerine Asım ağladı ve dedi ki: Ben şimdiye kadar hiçbir Ramazan'ı böyle kılmadım. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Sizlere Mahmud Sami Ramazanoğlu Bakara Suresi Tefsiri'nden bir bölüm aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda kaldığımız yerden aynı konuyla devam etmek üzere. Allah'a emanet olunuz. Velhamdülillahi rabbil alemin.
Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.