Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Sevgili dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi Programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Kavuşturan Rabbimize hamdüsenalar olsun. İnşallah yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü Sirrahü'l Azez'in Bakara Suresi tefsiriyle birlikteyiz. Bugün sizlere iki yüz yetmiş beşinci ayet I kerimeden itibaren aktarmaya sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Riba, faiz yiyenler kendilerini şeytan çarpmış, saralı kimselerin halinden başka bir halde kabirlerinden kalkmazlar. Bunun sebebi de onların alım satım da ancak riba gibidir demeleridir.
Halbuki Allah alışverişi helal, ribayı faizi ise haram kılmıştır. Artık kim Rabbinden kendisine bir öğüt gelip de faizden vazgeçerse geçmişi ona ve işi de Allah'a aittir. Kim de tekrar dönerse onlar ateşin yaranıdırlar ve orada ebedi kılıcıdırlar. Allah cibayı batırır. Bereketini tamamen giderir. Sadakaları ise çoğaltır ve bereketlendirir. Allah, haramı helal tanımakla ısrar eden çok kafir ve çok günahkar kimseler hiç sevmez. İman eden, salih amellerde bulunan, namazı dosdoğru kılan, bir de zekatı veren kimselerin mükafatları Rab'leri katındadır. Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Ey iman edenler, eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz Allah'tan korkun ve faizden kalanı bırakın, artık almayın. Fakat böyle yapmazsanız Allah'tan ve peygamberi tarafından açılacak bir muharebeye hazır olun. Eğer tevbe ederseniz mallarınızın sermayeleri yine sizindir.
Ne haksızlık yapmış olursunuz ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz. Eğer borçlu darlık içinde bulunuyorsa ona eli genişleyinceye kadar millet verin. Böyle bir durumda sadaka olarak ona bağışlamanız ise daha hayırlıdır, eğer bilirseniz. Fahri Razi'nin beyanı veçile faizin haram kılınmasına sebep üçtür, işler. Birincisi başkasının malını bedelsiz almaktır. Binaenaleyh karşı tarafın malı zayi olmaktan mahfuz bulunması lazımken bedelsiz almak onun hakkını ortadan kaldırmak ve zayi etmek olduğu cihetle haram kılınmıştır. İkincisi, halkın menfaatine hadim olan hizmetçi olan ticareti felce uğratması ve insan için memduh olan öğülen çalışmayı iptal etmesidir. Üçüncüsü, insanlar arasında maruf ve müstahsen, iyi görülen karz-ı hasenin, yani güzel bir şekilde borç vermenin, ivazsız, garazsız, ödünç para alıp vermek suretiyle devamı arzu edilen yardımlaşmanın enkıtaına kesilmesine sebep olmasıdır.
Faiz riba zahirde malı ziyade eder, artırır gibi görünüyorsa da hakikatte malın noksanlaşmasına ve nihayet bir gün gazabı ilahiye uğrayıp batmasına sebep olur. Sadaka ise zahirde malı noksanlaştırır gibi görünürse de hakikatte malı ziyadelendirip bereketlendirir. Ulaza birinde Allah'ın gazabı, diğerinde Allah'ın rızası bulunmakla mal üzerinde Malik'in rızası esas olduğuna göre Allah'a hakikaten iman eden müminlerin huzur içinde ticaret ve imrar-ı hayat etmeleri, hayatlarını sürdürmeleri için ribayı terk edip Allah'ın emrettiği vechile hareket etmeleri memuldür, umulur. Yoksa kullar Allah ve Resulü tarafından açılacak bir harbe hazır bulunmakla tehdit edilmiştir. Riba dünyada sahibinin malını çürütüp bereketsiz kıldığı, sonra da iflasa götürdüğü gibi ribacının cibilliyetine de helak getirir.
Çünkü riba illetine duçar olan kimsenin bir zaman için malı ne kadar çok olsa da akıbeti fakirlik ve malının bereketi zevale maruz bulunduğu gibi o kimse de Müslümanlar arasında doğruluktan uzak, hıyanetle muttasıf ve güvenilirlikten beri ve fasık unvanıyla maruf kalbi katı ve tabiatı sakil, hak sak ve zemmedilen bir kimse olur. Ama sadaka ise dünyada daima bereket iradesidır, doğurur. Allah'ın kullarına yardım, Allah'ın yardımına mazhariyeti netice olur. Zira bir melek her gün Allahümme yesir likulli minfikin halefen ve likulli mumsikin telefe. Allah'ım her infak edene arkasından daha ver, her tutanın da tuttuğunu telef et diye dua etmektedir. Bunu Resul-i Zişan Efendimiz hadis-i şeriflerinde beyan ederler.
Sadakanın dünyada ve ahirette ecri çok olduğuna delil ise bu sure-i celile'nin iki yüz altmış birinci ayet-i kerimesi olup bir taneye yedi yüz kadar bereket ihsan edileceğini beyan etmektir. Cenabı Hak müminlere hitaben, eğer hakikaten müminlerseniz ribadan geriye kalanı terk edin buyuruyor. Fahr-i Razi'nin beyanı veçile sizin için artık müminler olduğunuzu lisanınızla söylemeniz kafi değildir. Eğer kalplerinizle iman etmiş iseniz ribayı tamamen terk etmelisiniz ve Allah'ın emrini tereddütsüz tutmalısınız buyurmaktadır. İmam-ı Azam Ebu Hanife Efendimizin bir adamda bin siyah dirhemi vardı. Borçlu zat günü gelince dirhemleri bin adet ve beyaz olarak getirdi.
Değer bakımından aralarında fark olmamasına rağmen İmam-ı Azam, ben senden o dirhemlerime karşılık bu beyaz dirhemleri alamam çünkü faiz olmasından korkuyorum demekle borçlu zat aldığı dirhemlere benzer dirhemlerden getirip borcunu ödedi. Yine İmam-ı Azam Ebu Hanife rahmetullahi aleyh Efendimiz bir borçlusunun evi önünden geçerken evinin önünde gölge düşmüş olduğunu görmekle arka sokaktan dolaşmış ve eğer ben bu adamın evinin önündeki gölgeden istifade edersem kendisine verdiğim borcun faizi olur demiştir. Ebu İmame el-Bahili radiyallahu anh bir defa rüyasında cennetin kapısında borç verene on sekiz misli, sadaka verene ise on misli mükafat vardır diye yazılı olarak görmüş. Oradaki meleklere sebebini sorduk da. Sadaka verirken muhtaç olmayan birinin eline de geçebilir fakat gelip senden borç isteyen muhakkak ihtiyaç içinde kalmış da gelmiştir demişler.
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır. Kim mümin olduğu halde kıyamet gününde Allah'ın huzuruna üç amelle gelirse cennet kapılarının dilediğinden girer ve dilediği kadar hurilerle evlendirirler. Katili affeden, her farz namazın peşinden on kere İhlas suresini okuyan ve isteyene borç veren kimse. Ebu Bekir radıyallahu anh, ey Allah'ın Resulü, bunlardan bir tanesi de olabilir mi diye sorunca Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir tanesi de olabilir buyurmuştur. Haberin olsun ki borç istemek üç halde olabilir. Allah yolundaki kuvvetinin zayıflamasında, fakr u zaruret içerisinde ölmüş bir fakirin kefenlenmesinde ve bir de bekarlığın fitnesinden kurtulup iffetli kalmak isteyen genci nikahlamakta. Bu kimseler Allah'a tevekkül ederek borç isterler. Cenabı Allah da ödeme yollarının kapılarını açar. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur.
Kim ödemek niyetiyle borç alırsa Cenabı Allah onu koruyacak ve borcu ödeyene kadar ona dua edecek melekler görevlendirir. Selefin hiç ihtiyacı yokken bu haberden dolayı borç isterlerdi. Borç ödemeye güçleri yeter yetmez zamanından önce bile olsa derhal öderlerdi. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımıza devam ediyoruz inşallah iki yüz seksen birinci ayeti kerimeyle esna itübillah bismillah. Öyle bir günden sakının ki hepiniz o gün Allah'a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazandığı tastamam verilecek, onlara haksızlık edilmeyecektir. İbni Abbas'tan rivayet ediliyor. Bu nazil olan son ayettir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu ayetten yedi veya dokuz veya yirmi bir veya seksen bir gün yahut da üç saat sonra Allah'a kavuşmuştur. Cibril Efendimize demiştir ki bu ayeti Bakara Suresi'nin iki yüz seksen. Ayetinin peşine koy. Bu ayet borç ayetiyle faiz ayeti arasına konuldu.
Böylece faizden sakındırmak daha da kuvvet kazandı. Rivayet edildi ki Allah Resulü Aleyhissalatü Vesselam pazartesi günü doğdu, pazartesi peygamber olarak gönderildi, pazartesi Medine'ye girdi ve pazartesi ruhu kabzedildi. On sekiz gün hasta yattı. Ashab kendisini ziyaret ediyordu. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın söylediği son söz namaza dikkat edin. Hizmetçilerinize iyi bakın, namaza dikkat. Biz Allah'tan geldik, şimdi ona gidiyoruz. Allah Resulü Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurdular. Kim herhangi bir musibete uğrarsa benim vefatım sebebimle uğradığı musibeti hatırlasın. Zira o musibetlerin en büyüğüdür. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diğer bir hadisinde şöyle buyurdular. Ümmetimden kimin iki azığı varsa Allah Celle Celalühu'nu o iki azıkla cennete koyar.
Hazreti Aişe radiyallahu anhuma ümmetinden tek bir azığı olanın durumu nedir deyince Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam o da aynı şekilde Allah'ın rahmetine nail olacaktır. Ya muvaffaaka diye cevap vermiş. Hazreti Aişe Radıyallahu Anhüm'a ümmetinden kimin azığı yoksa onun durumu ne olacak diye sorunca Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ben ümmetim için azığım buyurdu. Cenabı Allah şöyle buyurmuştur. Habibim biz seni alemlere başka bir şey için değil ancak rahmet için gönderdi. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın hayatı da mematı da rahmettir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular. Allah bir ümmete rahmet dilerse önce o ümmetin nebisinin peygamberinin ruhunu alır ve o nebiyi o ümmet için selef ve azık kılar. Ensardan birisi Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Mersiye yazmış şöyle demiştir. Sabır her yerde övgü eder.
Ancak senin vefatına karşı sabır şüphesiz kötülenmiştir. Şunu iyi bilmelisin ki Cenabı Allah bu ayette Kuran'da indirmiş olduğunun hülasasını cem etmiş ve bu ayeti vahiy ve inzalin hatimizi kılmıştır, mührü kılmıştır. Nitekim daha önceki peygamberlere inzal buyurduğu kitapların hülasasını Kuran'da cem etmiş ve Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem peygamberlerin sonuncusu hatemi olduğu gibi ona inzal buyurduğu kitabı Kuran-ı Kerim'de önceki kitapların hatimesi sonuncusu yapmıştır ve Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bütün peygamberlerin ahlakını cem etmiştir. Ey Müslüman şunu iyi bil ki inzal buyrulmuş bütün kitapların hülasası ve insana nispette faidesi iki manaya racidir. Birincisi insanın süfli derecelerden kurtulması, ikincisi yüksek derecelerle kurtuluşa ermesi. İnsanın necatı, kurtuluşu süfli derekelerden çıkmaktadır ki bunlar yedi tanedir.
Küfür, şirk, cehalet, masiyet, ahlakı mezmume yani kötü huylar, evsaf perdeleri ve nefis perdesi. Kurtuluşa ermesi ise yüksek derecelere doğru terakki etmesidir ki bu yüksek derecelerde sekiz tanedir. Allah'ı tanımak, onu birlemek, ilim, taat, ahlak-ı hamide, güzel ahlak, güzel huylar yani. Hakkın cezbeleri benlikten uzak kalmak ve Allah'a baki olmak. İşte bu, icmalen bütün bunlara işaret etmektedir. Vetteku korununuz lafzı bu manalardan gayreti insaniye ile ilgili her şeyi ihtiva eden bir lafızdır. Zira takvanın hakikati seni Allah'tan uzaklaştıracak her şeyden kaçmak, ona yaklaştıracak her şeye yapışmaktır. Bunun delili Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu sözüdür: Takva'nın özü, Allah Teala'nın şüphesiz Allah adaleti ve iyiliği emreder sözüdür. İşte bu manaya göre süfli derekelerden uzaklaşıp yüksek derecelerde terakki etmek takva kelimesinin içine girer.
Avamın takvası Allah'ı bilerek küfürden, tevhidle şirkten, ilim ve cehaletten, taatlarla masiyetten, ahlak-ı hamide ile ahlak-ı mezmumeden, yerilen ahlaktan uzaklaşmakla olur. Burada avamın seyri, ilerlemesi son bulur. Zira insanoğlunun çabası ve müçtehidlerin içtihadının sonu birtakım şartlar içerisindedir. Bizim uğrumuzda mücahede edenlere biz elbette yollarımızı gösteririz. İşte buradan itibaren havassın takvası başlar ki onlar Leneh diyennehumsubulena. Biz onları elbette yollarımıza ileteceğiz cezbeleriyle cezbelenmişlerdir. İşte bu cezbe onlara evsaf perdelerinden hakkın sıfatları derecesine çıkarır. Burada havasın süluku son bulur. Onlar yanında cennetül mebba bulunan Sidretü'l münteha gölgesinde gölgelenirler ve O zaman Sidre'yi bürüyordu onu bürüyen mevhibelerinden faydalanırlar. Havasul havasın takvasına gelince inayet refrefinin cezbesiyledir. Ma zalal basaruvama Taha.
Peygamberin gözü gördüğünden almadı, onu aşmadı da kavlinin cezbesiyle. Bu cezbe Sidratu müntehel evsaf, vasıfların nihayete erdiği Sidreten, nefis perdelerinin nihayeti ve kuds nurlarının bidayeti olan Kabe Kavseyn'e iki yay kadar yakın kadardır. İşte orada Kim nefsini tanırsa Rabbini de tanımış olur. Kişi hakiki takva ile iman-ı hakikiyi bulabilir. İtika ediniz yani bütün gayretinizle bizim uğrumuzla çalışın. Bir gün ki sözü sizi inayet-i ilahiye cezbeleriyle yollarımıza hidayet edeceğimiz gün demektir. O gün de ona döndürüleceksiniz ayetindeki rücu, dönüş sözü, başlangıcın, gelişin, ondan olduğunu bilmeye işarettir sevgili dinleyiciler. Evet İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada bitirmiş oluyoruz iki yüz seksen birinci ayet I kerimeyle.
İnşallah bir sonraki bölümümüzde borçlanmada usulden söz eden iki yüz seksen ikinci ayet I kerimeden itibaren inşallah devam edeceğiz sevgili dinleyiciler ve Allah'tan bir mani olmaz ise Bakara Suresi'ni önümüzdeki programımızla inşallah bitirmiş olacağız. Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallahü's Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.