Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde inşallah sizlerle yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Zerrahü Zerrahü'l azizin Bakara Suresi tefsiriyle birlikteyiz. Bugün inşallah Teala dokuz. Ayet-i kerime ile devam ediyoruz programımıza. Onlar Allah'a ve iman edenlere kendilerince Hud'a yani hile yapıyorlar. Halbuki kendilerinden başkasını aldatmıyorlar. Fakat bunu idrak edemiyorlar ki. Şekavit üzere mecbur bulunanlar zahirde Allah'ı aldatmaya, ona hile ve hudaah yapmaya çalışırlar.
Fakat yaptıkları hilelerin kendi başlarına geçeceğini düşünemezler. Çünkü türlü türlü şehvetlerle gözleri dönmüş ve yaptıkları işin neticesini düşünmekten ve görmekten kendi kendilerini mahrum etmişlerdir. Ali İman Suresi'nde bunlar hakkında Zuhyyine LİNNESHEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞEHBUŞ Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma güzel atlara ve deve, sığır, koyun, keçi gibi hayvanlara ve ekinlere olan ihtiraslı şehvet sevgisi insanlara tezyin olundu, süslendi. Bunlar dünya hayatının metaıdır. Nihayet dönülüp varılacak yerlerin en güzeli ise Allah'ın indindedir, katındadır. Onların gözünde böyle basit dünyalık şeyler tezyin olununca, süslenince Allah'ın vaat ettiği ebedi ve sermedi güzellikleri göremeyerek bunlara aldandılar. Allah'tan mahrum oldular. Uhrevi saadetin teminine çalışmadılar. Asıl aldananlar bunlar oldular.
Ne Allah'ı aldatabildiler ne de iman edenlere. Yuhhadiunallahe ve huve hadiuhum. Allah onlara hud'a ederken onlar da kendilerince Allah'a hud'a yaptıklarını, hile yaptıklarını zannediyorlar. Bunlar iman etme imkanları varken iman etmeyip ateşi hak ettiler. Hile yoluyla nifaklarını izhara başladılar ve nifak ayağıyla ateşin en alt derecesine indiler. İmana gelme istidatlarını kendi elleriyle iptal ettiler ve mekirleri, tuzakları kendilerini helak etti. Bunu da bilmediler. Kendilerini bu işlere sürükleyen sebep kalplerinin hasta olmasıydı. Kalpleri hasta olanlarsa sırr-ı kaderi anlamadıktan uzak olup Allah'ı aldatmaya teşebbüs edecek dereceye düşen kimselerdir. Evet, kalpleri hasta olanlar sırr-ı kaderi anlamaktan uzak olup Allah'ı aldatmaya teşebbüs edecek dereceye düşen kimselerdir. Bu ayet-i celilenin tefsirinde denilmiştir ki Allah bunlara amellerine göre muamele eder.
Onlar ateşe atılırlar ve uzun seneler boyunca orada azap olunurlar. Sonra Rahman'dan yardım isterler. Onlara denilir ki işte şu kapılar sizin için açılmıştır, hemen o kapılara koşarlar. Tam çıkacakları zaman yüzlerine kapanır ve şeytanlarıyla baş başa kalacakları kuyularına, derekelerine geri döndürülürler. Cenab-ı Hak bunlar hakkında O fasıklara gelince onların varacakları yer ateştir. Onlar oradan her çıkmak istedikçe oraya döndürülürler ve kendilerine yalanlamakta olduğunuz bu ateş azabını tadın bakalım denilir. Hadis-i Şerif'te Kıyamet gününde insanlardan bir grubun cennete girmesi emredilecek, cennete yaklaşık kokusunu alacaklar. Nihayet cennet köşklerine ve Allah'ın Cennet ehli için hazırlamış bulunduğu nimetlere nazar edince onları Cennetten geri çevirin, Cennette onların hiçbir nasibi yoktur diye nida edilecektir.
Bunun üzerine onlar da hasret ve nedametle geri döneceklerdir ki ne öncekiler ne de sonrakiler böyle bir nedametle geri dönmemişlerdir. Cennetten geri çevrilen bu insanlar diyecekler ki Ey Rabbimiz! Keşke veli kulların için hazırladığı nimetleri bize göstermeden bizi cehenneme soksaydı. Cenab-ı Allah da: Ben bunu size kasten yaptım. Siz insanlardan uzak, benimle baş başa kaldığınızda benim tazim ettiklerime karşı gelir. İnsanlara bir arada bulunduğunuzda onlara mütevazi ve ihlaslı gözükür, riyakarlık yapardınız. Kalplerinize sakladığınız küfrün aksini dışa vururdunuz. Dünyadan korktunuz, ona değer verdiniz. Benden korkmadınız, insanları üstün tuttunuz, bana saygı göstermediniz. Onlar için terk ettiğinizi benim için terk etmediniz. Bunun için bugün sizi cennet mükafatımdan mahrum ederek elem verici azabımı tattıracağım, dedi. Buyrulmuştur.
Onlar sadece kendilerini aldatırlar fakat bunun farkına varmazlar. Yani onlar yalnız kendilerini aldatırlar ama gaflet ve dalalete saplandıklarından bunu hissedemezler. Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışmalarının vebali ve zararı o kadar açık bir şekilde bu münafıklara dönecektir ki bunu ancak duyma azaları körelmiş kimseler anlayamazlar. Hissedemezler ifadesiyle münafıklar cemadat, cansızlar seviyesine indirilmiş duygudan mahrum oluşları dolayısıyla da hayvanlardan daha aşağı mertebededirler. Haklarında Belhüm adal belki hayvanlardan daha şaşkındırlar denilmektedir. Burada Velayeşorun hissedemezler ifadesi ''la ya'lemun'' bilemezler sözünden daha beli ve daha münasiptir. Şuur, duymak, hissetmektir. Meşşairülinsan. İnsanın duyu organları demektir. İnsanların duyu organlarına meşair denmesi her duyu organı hisse duymaya mahal olduğu içindir.
Münafık yaptığı fenalığın vebalini bilmeden yapar. Mümin ise bilir. Binaenaleyh Allah katında müminin özür beyan etmesi uygun değildir. Allahu Teala bu ayette Münafıklar bilemez dediği halde Siz bile bile hakkı gizlersiniz diyerek onların bildiğini ifade etmektedir. Bu iki ayetin bağdaştırılması şöyle olabilir. Onlar gerçekte yaptıklarının kötülüğünü bilirler ancak bildikleriyle amel etmediklerinden sanki bilmiyorlarmış gibi kabul edilirler. Nitekim onlar zahirde sağır, dilsiz, ama olmadıkları halde Cenab-ı Allah, Sommun, mukmun buyurarak hakikatte onların sağırlar, dilsizler ve körler olduğunu beyan etmektedir. Et-Tesir'de der ki mümine gereken ilim ve amelle süslenmek hatalardan uzak kalmaya çalışmaktır. Rabbine halisane ve ancak Onun rızasını kazanmak için itaat ve kalbi selim ile ibadet etmelidir.
Hadis-i Şerif'te buyrulmuştur ki: Ümedim hakkında endişe ettiğim şeylerin en korkuncu küçük şirktir. Ashab-ı Kiram Küçük şirk nedir ya Resulallah? Diye sual ettiklerinde, riyadır. Diye cevap verdikten sonra, devamlı Allah Azze ve Celle, insanlara amellerinin karşılığını verdiği vakitte mürayilere der ki Dünyada kendilerine mürayilik ettiklerinize gidin bakalım onların yanında bir mükafat görebilecek misiniz? Onlara böyle denilmesi hem İtab hem HUDA olması içindir. Çünkü onlar dünyadayken haşa Allah'a, Resulüne ve müminlere HUDA yapıyorlar, yani kandırmaya çalışıyorlardı. Ahirette görecekleri ceza da amellerinin cinsinden olacaktır. Onların kalplerinde maraz vardır. Allah, marazlarını daha fazla arttırdı. Yalan söylemekte ayetlerimizi tekzip etmekte oldukları için de ayrıca bir azabı elim daha vardır onlara.
Beyzavi'nin beyanı veçhile maraz, hastalık bedene arız olarak mizacı itidalden çıkarıp, normalden çıkarıp insanın işlerini halel getiren hastalıktır. Bu makamda Maraz'la Murat kalplerine arız olan cehil, bozuk itikat, kin, gayz ve gadap gibi nefislerinde mevcut olan kötü sıfatlar ve bozuk ahlaklardır. Çünkü şu beyan olunan kötü huylar nefsin kemalat ve fazilet kazanmasına mani olduğundan insanın ebedi saadetten mahrumiyetine sebep olduğu gibi onların günden güne gamlarının artmasına dahi sebep olmaktadır. Zira dünyevi riyasetten mahrum olduklarını ve Resulullah'ın dini tebliğde sebatını ve şanı Nebeviyyeleriyle dini mübinlerinin günden güne terakki ve tealisini gördükçe, gitgide bu dinin yükseldiğini gördükçe gamları, üzüntüleri artar ve kalplerinin hastalığı ziyadeleşir. Çoğalır. Binaenaleyh küfür üzere ısrar ve Resulullah'a düşmanlığı kendileri için bir vazife addederler.
Neticede bu düşmanlıktan bekledikleri semereyi elde edemeyince kendi adavetleri, kendi düşmanlıkları kendileri için büyük bir musibet olur. Bu münafıkların kalplerinin mühürlenişi, hatırlatma ve korkutma kendilerine fayda vermeyeceği bilindiğindendir. Yine Allah şer'i teklifleri artırarak, vahyi tekrar tekrar indirip müminlere, zafer üstüne zafer nasip ederek onların azabını artırmaktadır. Zira vahyin inmesiyle teklifler arttıkça onların da küfrü artmaktadır. Şehadet kelimesini söylemek münafıklara zor gelir. E nasıl zor gelmesin ki? Durmadan taatle ilgili emirler gelmekte, tatbik edilmemesi neticesinde cezalar. Böylece ızdırap üstüne ızdırap, şüphe üzerine şüpheyle küfür ve afatlarını artırmaktalar. Ahirette azap üzerine azapla cezaları daha da artacaktır. Biz onlara azabı kat kat arttırırız.
Müminlere dünyada Allah doğru yolda olanların hidayetini daha da artırır buyurarak lütfunu bol bol verdiği gibi ahirette de vereceğini vaat etmektedir. Allah onlara lütfunu artırır. Kutup Allam'e diyor ki kalp hastalıkları yanlış itikat ve küfür gibi ya dinle ilgilidir yahut kin, haset, zayıflık, korkaklık gibi ahlakla ilgilidir. Kalp hastalığı insanı önce küfre sonra sırasıyla kin, haset gibi fiili davranışlara ve zayıflık, korkaklık gibi ruhi rahatsızlıklara sevk eder. Fezadahumullahu sözü münafıklara beddua olabilir. Eğer sen dua adette acizin yapacağı bir iş, Allah Teala ise acizlikten münezzehtir. Nasıl olur da bu söz bedduaya hamleilebilir dersen cevaben derim ki: Bu Cenab-ı Allah'ın kullarına bir talimidir ki münafıklara beddua caizdir. Yaratıkların en şerlilerinden oldukları için onlara lanet etmek de caizdir.
Zira Cenab-ı Allah kıyamet gününde onlara Cehennem'in en aşağı derekesini hazırlamıştır. Nasıl ki, Allah onları kahretsin, Laanehimullah, Allah onlara lanet etsin deniliyorsa, ayetlerde Allah onların hastalığını artırsın ayeti de aynıdır. Kıymetli dinleyicilerimiz bu ayet-i kerime ile inşallah bugünkü programımızın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Allah Azze ve Celle'den bir mani olmazsa bir sonraki bölümümüzde bu konuya inşallah devam edeceğiz. Velhamdülillahi rabbil alemin. Sultanü'l-Arif'in, Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sırahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.