Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Sevgili dinleyiciler İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü Sirrahü'l azizin Bakara Suresi tefsirine inşallah yine devam edeceğiz bu programımızda da. Bakara Suresi yüz dördüncü ayet I kerimede kalmıştık. İnşallah buradan itibaren sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Ey iman edenler, Rainada demeyin unlurna deyin. Söze iyi kulak verin. Kafirler için çok acıklı bir azap vardır.
Ehli kitaptan olan kafirler de müşrikler de size Rabbinizden herhangi bir hayır indirilmesini asla istemezler. Allah ise kimi dilerse rahmetini O'na tahsis eder. Allah büyük lütuf ve inayet sahibidir. Biz bir ayeti nesh eder yahut unutturur yani hükmünü tehir edersek onun yerine ya ondan daha hayırlısını yahut onun mislini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü, tasarrufu ancak ve ancak Allah'ındır. Yine bilmez misin ki sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz ne de candan bir yardımcınız vardır. Yoksa siz de ey müminler bundan evvel Musa'ya sorulduğu gibi Peygamberinizi sual yağmuruna tutmak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfürle değişirse muhakkak dosdoğru yoldan sapıtmış olur.
Ehli Kitap'tan birçoğu hak ve hakikat kendileri için açıkça meydana çıktığı halde nefislerindeki hasetten dolayı sizi imanınızdan sonra küfre döndürmeyi ister oldular. Allah'ın emri gelinceye kadar bırakın şimdilik onları söylediklerine aldırış etmeyin ve siz ki Allah her şeye kadirdir. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için önden hayır yollarsanız Allah katında onu bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah ne yaparsanız hakkıyla görüşüdür. Yahudiler ve Hristiyanlar dediler ki Yahudi ve Nasrani olanlardan başkası asla cennete girmeyecek. Bu onların boş kuruntularıdır. Habibim onlara söyle eğer bu iddianızda sadık kimselerseniz haydi burhanınızı getirin. Hayır. Kim taatında ve amelinde ihsan mertebesinde vechini hakkıyla Allah'a teslim ederse işte onun ecri Rabbi katındadır. Onlara hiçbir korku yok, mahzun da olacak değillerdir.
Bir gün Yahudiler Huzeyfe bin Yaman ve Ammar bin Yasir Radıyallahu Anhuma'ya Uhud Vakası'ndan sonra gelip gördünüz mü başınıza geleni? Eğer siz hak üzere olsaydınız bu hezimete uğramazdınız. Haydi bizim dinimize dönün. Çünkü biz sizin yolunuzdan daha doğru bir yoldayız dediler. Ammar, Ahdini nakzetmek sizde ne gibi bir muamele görür diye sordu. Dediler ki çok kötü bir muamele görür. Ammar dedi ki ben yaşadığım müddetçe Muhammed'e küfretmemek üzere ahdettim. Yahudiler dediler ki Ammar bizim dinimizden öyle bir çıktı ki bir kerecik yüz göstermesi bile umulmaz. Peki ya Huzeyfe sen bize biat etmez misin? Huzeyfe Ben Rab olarak Allah'tan Peygamber olarak Muhammed'den Din olarak İslam'dan İmam olarak Kuran'dan kıble olarak Kabe'den, kardeşlerim olarak müminlerden başkasını istemem. Dediler ki Musa'nın ilahı sizin kalplerinize Muhammed'in sevgisini içirmiş.
Huzeyfe ve Ammar onlardan ayrılıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldiler ve durumu anlattılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Büyük hayır kazandınız ve felaha erdiniz buyurdu. Haset çok çirkin bir haslettir sevgili dinleyicilerim. Müslümanın yararlı amellerini haset mahveder. Yahudi ve Hristiyanlar müminlere daima haset ederler. Kendileri iman edip Allah'ın fazlından istifade edemedikleri için müminlerin Rablerinden nail oldukları hayırları gördükçe hasetleri artar, türlü desiseler düşünürler. Kazdıkları kuyulara neticede hep kendileri düşerler ama müminler arasında büyük sarsıntılara karışıklıklara sebep olurlar. Bunların ekserisinin tam mücazatı cezaları ahirete bırakılır. Bekir Bin Abdullah Haset hakkında şöyle bir kıssa anlatır ki umumi olarak hasetçilerin akıbetini gösterir.
Hikmet ehli bir adam bazen kralların huzuruna çıkar, karşılarında edeple durur, güzel sözler söylerdi. Mesela derdi ki iyilik edene iyiliğinin karşılığı olarak iyilik et. Kötüye kötülük olarak kendi kötülüğü yeter. Gün geçtikçe kral yanında sevgi ve itibarı artardı. Birisi hem böyle güzel duygu ve düşüncelerden mahrum olduğu hem de bu itibarı görmediği için bu adama haset ederdi. Bir gün bir yolunu bulup kralın huzuruna çıktı. Hemen dedi ki şu adam senin ağzının kötü koktuğunu söylüyor. Kral dedi ki buna nasıl inanabilirim? Hasetçi, istersen bir gün çağıralım, sana yaklaştığı zaman senin ağız kokunu duymamak için elini hemen nasıl yüzüne götürüyor bak dedi. Hasetçi hemen kralın huzurundan çıkarak o adamın evine koştu. Kendi evine yemeğe davet edip sarımsaklı bir yemek yedirdi. Biraz sonra da adam kralın yanına gidecekti. Gitti adeti veçile güzel sözler söyledi.
Kral hele şöyle biraz yanıma yaklaş demekle adam ağzındaki sarımsak kokusunun kralı rahatsız etmemesi için elini ağzına götürdü. Bunun üzerine hasetçinin sözüne inandı. Kral adeti üzere bir kimseye bir hediye vermek mevzu olmadıkça kendisi kalem alıp yazmazdı. Kalem isteyip kendi eliyle bir valisine mektubun hamilini boğazlaıp derisini yüzüp içine saman doldurup kendisine göndermesini emreden bir mektup yazdı. Hakikati halden haberi olmayan adamcağız mektubu alıp yola koyuldukta hemen o hasetçi önünü kesti. Mektubu kralın kendi eliyle yazdığını hizmetçiler vasıtasıyla haber aldığı için bir mükafat emri taşıdığından şüphe etmeyerek ne olursun bu mektubu bana bahşet dedi. Adam vermek istemediyse de türlü naz niyaz ve tazarru ile mektubu aldı. Emrin muhatabı olan Vali'ye kendi eliyle götürdü.
Vali hemen mektubu açıp baktı ve hasetçiye Kral Hazretleri seni boğazlayıp derini yüzüp içine saman doldurup kendisine göndermemi emir buyuruyorlar, dedi. Adam fevkalade şaşırıp korkarak yalvarmaya başladı. Allah'tan kork, Allah'tan kork. Bu mektup bana ait değildir, istersen beraber gidip Kral Hazretlerine soralım, ne olur bana biraz mühlet ver diye tasarru ve niyaz ey dediyse de emret tereddütsüz muti olan vali Kral Hazretleri'nin kendi eliyle yazmış olduğu bir emrin tekrar kendisine sorularak rahatsız edilmesi yakışmaz diyerek derhal hasetçiyi boğazladı, derisini yüzdü ve içine saman doldurup krala gönderdi. Birkaç gün sonra ehli hikmetten olan o adamcağız tekrar kralı ziyarete varmakla kral şaşırıp hemen birkaç gün evvelki mektubu ne yaptığını sordu. Adam iyi kalpli arkadaşım gelip yalvardı. Ne olursun bunu bana ver. Mustar bir durumdayım dedi. Ben de verdim diye cevap verdi.
Kral dedi ki o senin benim ağzımın kötü koktuğunu söylediğini söylüyordu. Sen öyle mi söyledin? Hayır efendim, asla ben böyle bir şey söylemedim. Peki o gün niye elini burnuna koydun? Efendim o gün huzurunuza gelmeden evvel beni evine davet etti ve sarımsaklı bir yemek ikram etti. Ben de emrettiğiniz zaman size yaklaştığımda ağzımdaki kokudan rahatsız olmamanız için elimi ağzıma koydum ve öyle konuştum dedi. Kral, peki şimdi şu mükafatını al ve gayet müsterih olarak yaşa ve gel git. Kötüye hakikaten kendi kötülüğü yetermiş dedi. Allah bütün müminleri bu gibi kötü huylardan temizlesin ve korusun. Bütün bu kötü huylar Allah'ı ve ahiret gününü tanımamaktan, kalp tasfiyesi ve nefis tezkiyesi yaparak marifetullahı kazanmaya çalışmamaktadır. Bu gibi kötü huylar Yahudilerde noksansız olarak mevcuttur. Müminler böyle şeylerden muhakkak temiz bulunurlar. Ustamul Arifi'nde şöyle denilmektedir.
İman beş kaleli bir beldeye benzer. Altın kale, gümüş kale, demir kale, hubukel kale, kerpiç kale. Kalenin içinde bulunanlar kerpiç kaleyi koruyup gözettikleri sürece düşman içlerine ulaşamaz. Kaleyi gözetmeyi bırakırlar da birinci kale düşman tarafından tahrip edilirse, ikincisi sonra üçüncüsüne göz dikilir ve sonunda bütün kaleler tek tek tahrip edilmiş olur. İman da böyle beş kale içindedir. Yakin, ihlas, farzları eda, sünnetleri tamamlamak ve edebi korumak. Kişi edebi koruyup gözettiği sürece şeytanın onda ümidi olmaz. Şayet edebi terk ederse o zaman şeytan sünnetlerine farzlara, sonra ihlas, sonra da yakin ve sonra imanına göz diker. Binaenaleyh kişinin abdest, namaz, alışveriş ve sohbet gibi bütün işlerinde edebi koruması gerekir. Şunu iyi bil ki şeriat ancak hükümlerden ibarettir. Tarikat ise mahza edeptir.
Huzurdan kovulan, reddedilen kişi İblis gibi ancak edebe riayetsizlik edepsizlikten dolayı kovulur. İbni Sirin'e hangi edep Allah'a daha fazla yaklaştırır diye sorulduğunda cevaben Allah'ın rububiyetini bilmek, ona taatle amel etmek, sevindirici şeylere hamd, üzücü hadiselere sabır demiştir. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdiriyoruz. İnşallah bir sonraki bölümümüzde Mahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSallallahu Sirrahul Aziz'in Bakara Suresi tefsirine yüz on üçüncü ayeti kerimeden itibaren devam edeceğiz inşallah. Sultanü'l arifin Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahul Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi.
Seslendiren Aladdin Biçici.