Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Sevgili nicelerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde inşallah sizlerle yine Mahmut Sami Ramazanoğlu GaddeSallahü Sirrahul Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildi ile birlikteyiz. İnşallah Mürşid, zikir ve rabıta konularının ele alındığı bu sohbetlerden bir kısmını sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bugün ilk konumuz Fırka-i Naciye yani kurtuluşa eren grup. Bakalım bu grubu nasıl tanıtıyor? Mahmut Sami Ramazanoğlu. Tabi ki efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın hadisi şerifiyle başlıyoruz.
Serveri enam aleyhissalatü vesselamın: Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunların hepsi cehenneme ancak bir tanesi cennete girecektir hadis-i şerifinde yetmiş iki fırkanın cehenneme girmesinden murat azaba düçar olmalarıdır. Yoksa imana münafi aykırı ve kafirlere mahsus olan ebedi olarak cehenneme giriş değildir. Çünkü onların cehenneme girişlerine sebep kendilerinin bozuk itikadıdır. Bozuk itikatlarının gerektirdiği kadar cehennemde azap göreceklerdir, muazzep olacaklardır. Tek fırka ise onların aksine cehennem azabından kurtulan bahtiyarlardır. Şu kadar var ki bunlardan da günah işleyip bu günahı tövbe veya şefaatle affolunmayanlar günahı kadar cehennem azabına giriftar olabilirler. Gerçi diğer fırkalar da cehennem azabında devamlı kalacak değillerdir.
Zira bid'at ehli denilen bu fırkaların ehli kıble olanlarını, zaruratı diniyeyi ve ahkam-ı şer'iyeyi inkar etmedikçe tekfir mümkün değildir. Ulema buyurmuşlardır ki bir zattan doksan dokuz vechile küfür zahir olsa ve bir vechile İslam bulunmuş olsa, o adam hakkında uygun olan küfür ile hükmetmemektir. Şüphesiz en doğrusunu Allahü teala bilir. Bu ümmetin fakirleri, zenginlerinden yarım gün önce cennete gireceklerdir. O yarım gün dünya ölçüleriyle beş yüz yıldır. Zira bir gün Hak Teala indinde bin senedir. Nitekim Allah nezdinde bir gün sizin sayabildiğiniz günlerden bin yıl gibidir. Ayet-i kerimesi bu manaya şahittir. Fakirden murat, fakiri sabirdir. Yani sabreden fakirdir ki ahkam-ı şer'iyyeyi yerine getiren, mahzurat-ı şer'iyeden kaçınandır. Yani dinin yasakladıklarından kaçınandır. Fakirlerin de kendi aralarında dereceleri ve mertebeleri vardır.
Nitekim biri diğerinden üstün buyrulmuştur. Onun da en yüce mertebesi makam-ı fenadır ki o da Hak Celle ve ala'dan başka herkesi aciz ve naciz bilip yok kabul etmektir. Fakrın bütün mertebelerini şahsında toplayan fakir onun bazı mertebelerin vasıl olabilenden daha eftaldir. Dinde sebat konusunda da şöyle ifade edilmekte. İnsanlardan bazısı dinde şek ve şüphe üzere Allahü tealaya ibadet eder. Eğer kendisine hayır isabet ederse kalbi dinine mutmain olur. Dinde bulunduğunu kendisine fal-i hayır addeder. Ve eğer ona bir fitne isabet ederse yüzü üzerine küfür cihetine dönüverir verdin ile teşehhüm eder. İşte dinine itimat etmeyerek dönen kimse dünyada ve ahirette hüsranda kalır, zarar görür. Ve şu zarar apaçık bir zarardır buyurulmuştur.