Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebe. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Sevgili dinleyiciler İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugün de kavuşturan Rabbimize hamdüsenalar olsun. İnşallah yine sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSallallahu Zerrahü'l azizin Bakara Suresi tefsirinden inşallah birkaç ayeti kerimenin tefsirini paylaşmaya çalışacağım, sizlere aktarmaya gayret edeceğim biiznillahi Teala. Sulh ve selam başlığıyla yeni bir bölüm arz etmeye çalışacağım.
İnsanlardan öyle kimseler vardır ki onun şu dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve bir de kalbindekinin doğruluğuna Allah'ı şahit tutar. Düşmanların en azgını olduğu halde bunu yapar. O bir iş başına geçti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, tarlayı ve nesli helak etmeye çalışır. Allah fesadı sevmez ki. Ona Allah'tan kork denildiği zaman onu bir kibir tutar, daha fazla günah işlemeye çabalar. İşte ona ancak cehennem yetişir. Orası ne kötü yataktır. İnsanlardan öyle kimseler vardır ki Allah'ın rızasını kazanmak uğruna kendini satın alır. Allah bu kullarına çok merhametlidir. Ey iman edenler, hep birden cümleniz suhvesselam'a girin. Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Size bunca aşikar deliller geldikten sonra yine kayarsanız bilin ki şüphesiz Allah her şeye mutlak galiptir, her işin de hikmet sahibidir.
Onlar ille Allah'ın buluttan gölgeler içinde meleklerle birlikte kendilerine gelivermesine ve işlerinin bitrilivermesine mi bakıyorlar? Halbuki bütün işler Allah'a döndürülecektir. İbn-i Mesud radıyallahu anh demiştir ki sevgili Niycem, Allah Celle Celalühü nezdinde günahların en büyüğü kula Allah'tan kork denilip de onun sen kendine bak demesidir. Hazreti Ömer radıyallahu anha Allah'tan kork denildiğinde Allah'a boyun eğerek yanağını yere koymuştur. Az önce zikrettiğim insanlardan öyle kimseler vardır ki Allah'ın rızasını kazanmak uğrunda kendisini satın alır, Allah bu kullarına çok merhametlidir mealindeki ayet-i celile Süheyb I Rumi radıyallahu anh hakkında nazil olduğu rivayet olunur. Süheyb bin Sinan er Rumi radıyallahu anh, Resulullah'ın arkasından hicret etmek üzere Medine'ye mütevecciheyen Medine'ye doğru Mekke'den yola çıkmıştı. Yüz yaşlarındaydı.
Kureyş müşriklerinden bir fırka, bir grup onu takip ettiler. Beraberindeki Müslümanları öldürdüler. Beraberinde bir miktar okları bulunup gayet keskin nişancı idi. Onlara dedi ki ey Kureyş cemaati, biliyorsunuz ki ben sizden kimseye bir tecavüzde bulunmadım, bir haksızlık yapmadım. Fakat bulunacak olsam vallahi şu elimdeki oku adamın kalbine oturturum ve elimdeki oklarım bitinceye kadar bana yaklaşamazsınız. Oklarım bittikten sonraysa geri kalanınızı şu kılıncımla temizlerim. Bana ondan sonra bir şey yapabilirsiniz. Görüyorsunuz ben bir ihtiyar adamım. Aranızda bulunmaklığım sizin işinize yaramaz ki. Benim Mekke'deki evimde bir miktar malım var. Gidin onu alın ve onun mukabilinde bana yol verin ve benim ebediyen Müslüman olduğumu da bilin dedi. Süheyb'e yol verdiler. Medine Münevvere'ye vasıl oldu, ulaştı. Vardığında onu ilk karşılayan Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh oldu.
Kendisine satışın karlı çıktı, ey Süheyb mübarek olsun dediğinde Süheyb hangi satış ya Ebubekir diye sordu. Ebu Bekir radıyallahu anh? Allahü Teala'nın Süheyb hakkında inzal buyurduğu ayeti celile'yi haber verdi. Süheyb çok mesrure oldu. Durum böyle olunca ayette geçen kelimesi, yeş teri'yi satın alma manasında kullanılmıştır. Zira durum satın alma şeklinde cereyan etmektedir. Çünkü Süheyb Er-Rumi malını vererek canını müşriklerden satın alıp kurtarmıştır. Şunu iyi bil ki müminler canlarını kendi istekleriyle satarlar. Müminin nefsinin değeri de cennettir. Veli kulluğa, Evliyaullah'a gelince onlar da nefislerini kendi istekleriyle satarlar. Ancak bunların nefislerinin değeri Allahutaala'nın rızasıdır. Bunlarla öncekiler arasında birçok farklar vardır.
O halde Allah yolunda süluk eden kişiye gerekli olan beşeriyet vatanından çıkmak akranların diyarından uzak kalmaktır ki böylece hakiki mücahit ve manevi şehit olabilsin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki gariplere müjdeler olsun ve yine bir hadis-i şerifinde kim garip olarak ölürse şehit olarak ölmüş olur buyurmuştur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gariplikle halktan kesilip Halık'a yönelmeye işaret etmektedir ki bu da adet ve arzularda halkın çoğunluğuna muhalefetle olur. Hadis-i Şerif'te şöyle buyrulmaktadır sevgili dinleyiciler. Ey Enes, devamlı olarak abdestli olmak imkanına sahipsen böyle yap. Zira ölüm meleği Azrail, kulun ruhunu abdestli olarak kabz ederse alırsa onun için şehitlik yazılır. Çünkü abdest masivadan, Allah'tan başkasından alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namaz da Allah ile itısala işarettir.
Yani Allah'a buluşmaya, iletişime işarettir. Yine hadisi şerifte taharete devam etki rızkın artsın buyurulmuştur. Zahiri taharet maddi rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi batıni iç temizlikte marifet, ilham gibi manevi rızkın artmasına sebep olur. İşte o zaman kalp mesut bir hayatla yaşar. Nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakiki cihadın neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteğiyle tercih ederse o ebediyen yaşar. Kulun halktan Halık'a yükselmesi gerekir. Nefsi için ihtiyacı tam eden, tam ihtiyaçtan Hakk'a, Allah'a bağlanarak tam zenginliğe ermesi icap eder ki böylece bütün hayırları elde eder ve bütün felaketleri önler. Kul Allah'a koşup cemaline vasıl olduğu zaman ve celalini müşahedeye daldığında Allah Celle Celalü'n Sen Allah de genç ve sonra onları bırak ki daldıkları batakta oynayadırsunlar kavlinin sırrını görebilir.
İnsanın kendini tamamen Allah'a verebilmesi için önce malı, sonra evladı, daha sonra da nefsi terk etmesi gerekir. Bu sebeple akıllı insan Allah'ı çok çok zikretmelidir. Zira zikir iç dünyanın temizlenmesine sebep olduğu gibi kalbin cilalanmasını da sağlar. Cenabı Allah şöyle buyurmuştur. Olmasından daha büyük felahı olabilir mi? Allahutaala şöyle buyurmuştur sevgili dinleyicilerim. Ey iman edenler hep birden sulh-u selama girin. Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Yani Allah'a teslim olun, Gizli ve aşikar tamamen ona itaat edin. Rivayet edilir ki Abdullah bin Selam ve arkadaşlarının Tevrat hükümlerinden cumartesiye saygı, develerin etleri ve sütlerini haram kabul etme gibi bazı şeylere bağlılıkları devam ediyor ve bunlardan vazgeçmenin İslam'da da mübah olduğunu zannediyorlardı.
Bu inanış her ne kadar kendi şeriatlerinde vacip ise de daha önceki adetlerden ayrılmak kendilerine garip geldiği için bunun helalliğine inanarak bu inanç üzere devam edip dediler ki ey Allah'ın Resulü, Tevrat da Allah'ın kitabıdır. Bize müsaade et de gece namazımızı da ondan okuyalım. Bunun üzerine efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki nesh edilen hiçbir şeye iltifat etmeyin. Kendi telif ettiğiniz şeyleri bırakın. Bunları bırakmayı bir gariplik sebebi saymayın. Zira Hak'la Allah'a beraber gariplik olmaz. Bu ancak şeytanın süslemesidir. Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Zira o sizin apaçık düşmanınızdır. O halde mümin Allah'ın emirlerine boyun eğmeli, heva hevesten ve şeytanın izlerine tabi olmaktan sakınmalıdır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle rivayet edilmiştir. Allah Celle Celalühu ümmetimden açıkça şikayet etmektedir ve şöyle buyurmaktadır.
Ben şeytanı onlar için huzurdan kovdum. Fakat onlar bana isyan ve şeytana itaat ediyorlar. Binaenaleyh şeytanı kovmak ve nefsi daima ittiham etmek taatlerin en büyüğüdür. Nitekim bu konuda şöyle bir husus rivayet edilmiştir. Adamın biri kırk sene oruç tutar, sonra Allah'tan bir ihtiyaç ister fakat bu isteğine icabet edilmez. Bu zat nefsini kötüler ve nefsini kastederek ey şer sığınağı, bu senin kötülüğündendir der. Bunun üzerine o zamanın peygamberine vahyedilerek bu kişiye şöyle demesi emredilir. Senin nefsini öldürmen benim için kırk sene oruç tutmandan daha sevimlidir. Şunu iyi bil ki Allah'ın ey iman edenler hep birden İslam'a girin kavlinde bir umumi bir de hususi mana vardır. Umumi mana iman eden bütün müminlere şamil bir hitaptır. Yani ey müminler İslam'ın zahiri ve batıni şartları içerisine girin. Onun şartları da efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin söylediğidir.
Şöyle diyor efendimiz Müslüman o kimsedir ki Müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmez. Mümin de insanların itimadını kazanan kimsedir. Hususi manaya gelince bu da insanın şahsıyla birlikte bütün zahiri ve batıni uzuvlarına yapılan hitaptır. İnsan bilfiil bütün asalarıyla İslam'a girmelidir. Göz bakarken, kulak duyarken, ağız yerken, el tutarken ve ayak yürürken Allah'ın emrine tamamen teslim olmalı, nehiylerinden sakınmalıdır. Hatta malayani'yi kendini ilgilendirmeyen şeyleri tamamen terk etmelidir. Sevgili dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızı bu ifadelerle bitirmiş oluyoruz inşallah. Bir sonraki bölümümüzde Bakara Suresi iki yüz on birinci ayet-i kerimeden itibaren devam edeceğiz inşallah. Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü Sirahü'l Aziz'in Bakara Suresi tefsirinden.
Sultanü'l arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü Sirrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.