Sultanü'l arif'in Merhum Bahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu sırahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Zerrahü'l Azeyes'in Bakara Suresi tefsiriyle birlikteliğimiz devam ediyor elhamdülillah. Bundan önceki programımızda, bölümümüzde altmışıncı ayeti kerimede kalmıştık. Bu ayeti kerimeyi zikretmeye bu meyanda tefsiri sizlerle paylaşmaya başlamıştım. İnşallah kaldığımız yerden devam edeceğiz bugün. El-Muat'ta da İbn-i Mesud radıyallahu anh'tan rivayet edildiğine göre birisine şöyle demiştir.
Sen şimdi öyle bir zamanda bulunuyorsun ki fakihleri çok, okuyucuları az, Kuran kanunları belleniyor, isteyen az veren çok. Namazı uzatıyorlar, hutbeyi kısaltıyorlar. Heva ve heveslerinden önce amellerini izhar ediyorlar. Fakat insanlara öyle bir zaman gelecek ki fukahası az, kurrası çok olacak, okuyanları çok olacak. Kuran harfleri bellenecek, kanunları zayi olacak, kaybolacak. İsteyen çok veren az olacak. Hutbeyi uzatacaklar, namazı kısaltacaklar. Amellerinden önce heva heveslerini izhar edecekler. Beni İsrail'e İsrailoğullarına gelen bela ve hüsranlar ihsanı ilahinin kadrini bilmediklerinden, nimete küfran ile mukabele ettiklerinden, firkati ayrılığı vuslata tercih ettiklerindendir. Bizden evvelki ümmetlerin cezası bedenlerini muhatap alan bir ceza olup yere geçirilmek ve sureti değiştirilmekti. Bu ümmetin cezası da kalplerinin sıfatının değiştirilmesidir.
Kalplere verilen ceza, cesetlere verilen cezadan daha şiddetlidir. Onların gönüllerini ve gözlerini değiştiririz de sanki ona evvelce hiç iman etmemişe çeviririz ve tuğyanları için de sergerdan bırakıveririz onları ayet-i celilesi bunu beyan eder. Bu sultanların hizmetine girip de edep öğrenmeyenlerin halidir. O hallerinde devam ederlerse sülukleri anında kendilerini dışarıda bulurlar. Kurbiyet yaygısından atılırlar. Mahrumiyete ve hüsrana düçar kalırlar. Haram yemekte ısrar edenlerin akıbetleri umumiyetle böyle olur. Büyükler demişlerdir ki kalbin ulvi sıfatlardan ebediyen mahrum kılınmasının alametleri üçtür. Birincisi ibadetin lezzetini almaz, ikincisi masiyetten korkmaz. Ve üçüncüsü de kimsenin ölümünden ibret almaz. Gün geçtikçe dünyaya rağbeti ve teveccühü artar. Avf b. Abdullah demiştir ki bazı ehli hayır birbirlerine yazdıkları mektuplarda üç şeyi yazarlardı.
Birincisi ahirete çalışanın dünya işlerini Allah kefili olarak kolaylaştırır. İkincisi kendisiyle Allah arasındaki muamelatını düzgün yapanın insanlarla olan muamelatını, davranışlarını Allah düzeltir. Ve üçüncüsü içini ıslah edenin dışını Allah ıslah eder. Muhammed b. Ali el-Hakim ettirmizi der ki dört sınıf insan dört yere yakışır. Çocuklar Kitabullah tedris olunan yerlere, eğitim öğretimi yapılan yerlere, yol kesiciler zindanlara, kadınlar evlere, ihtiyarlar mescitlere yakışırlar. Bakara Suresi altmış ikinci ayet-i kerime ile devam ediyoruz. İnşallah. Şüphe yok ki senden evvelki peygamberlere iman edenler olsun. Musa dinini kabul eden Yahudiler olsun. Nasraniler ve Sabiiler olsun. Kim peygamberin şeriatına göre Allah'a ve ahiret gününe inanır? Bununla beraber o şeriatın emri vechile salih amel ve harekette bulunursa elbette onların Rableri katında ecirleri vardır.
Onlara bir korku da yoktur. Mahzun olacak da değillerdir. Hatta sizden Tevrat'la amil olacağınıza amel edeceğinize dair sağlam bir söz almıştık. Tur'u da tepenize iniverecek bir durumda üzerinize kaldırmıştık. Size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun, onda olanları hatırlayıp buna göre muhakkak Allah'a itaat etmelisiniz. Sonra Tevrat'ı kabul edişinizin arkasından yine yüz çevirmiştiniz. Eğer üzerinizde Allah'ın fazla rahmeti olmasaydı elbette maddi manevi en büyük zarara uğrayanlardan olacaktınız. Ant olsun içinizden cumartesi gününe saygı göstermek hakkındaki dini hududu, o gün de balık avlamak suretiyle çiğneyip geçen eylililerin hallerini, başlarına gelenleri herhalde öğrenmişsinizdir. İşte biz onlara Davud lisanıyla hor, zelil ve suskun maymunlar olun dedik. Üç gün sonra hepsi helak oldu.
Binaenaleyh onu hem önündekilere hem ardındakilere yani sonradan geleceklere ibret verici bir ceza ve müminlerden olup takvaya erenlere bir öğüt yaptık. Kıymetli dinleyiciler, yahut kelimesi Arabi olduğuna nazaran, yahut kabilesi Samiri'nin ihdas ettiği, ortaya çıkardığı buzağı suretine ibadetten tövbe edip ihtida ettikleri için Yahud denilmiştir. Bir rivayete göre ise Yakup Aleyhisselam'ın büyük oğlu Yahuda'dan Arapçalaşma olduğuna nazaran Yakub Aleyhisselam'ın zürriyetine büyük oğlunun ismiyle isimlendirilmesi kabilindendir ki büyük bir cemaati efradından bir ferdin ismiyle isimlendirmek kabilinden olur. Nasara Hazreti İsa'ya Nasıra karyesindeki ahali beraber bulunarak nusret ettiklerinden Nasara tesmiye olunmuştur adlandırılmıştır. Sabiin itaatten çıkarak batıl dine meylettiklerinden dolayı Sabiin denilmiştir.
Beyzavi'nin beyanı vechile Sabiiler Nasara ile Mecus arasında yıldızlara yahut meleklere ibadet eder bir kavimdir. Sabiilerin kızlarıyla nikahlanmak ve kestiklerini yemek caiz değildir. Thor'un Beni İsrail üzerine ref olunmasına kaldırılmasına gelince. Beyzavi, Hazin ve Medarik'in beyanlarına nazaran Hazreti Musa Tevrat'ı getirip ahkamıyla amel etmenin üzerlerine farz olduğunu beyan edince Beni İsrail Tevrat'ın ahkamı meşakkatli olup altından kalkamayacaklarını beyanla kabulden imtina etmeleri üzerine Cenabı Hak Cibril-i Emin'e emredip Tur Dağı'nın Beni İsrail'i ihata edecek, kuşatacak miktarını üzerlerine kaldırdı ve Tevrat'ın ahkamına ittiba etmedikleri, uymadıkları takdirde dağın üzerlerine düşüp helak edilecekleri kendilerine tebliğ olununca yüzlerinin bir tarafı üzerine secdeye kapanıp diğer kısmıyla semaya nazar ederlerdi, bakarlardı.
Şu kahr-ı ilahiyi görünce Tevrat'ın ahkamını kabule ahtü peyman ettiler ve dağda eski yerine iade olundu. Yahudilerin secdeleri bugün de bir yüzleri üzerinedir ve bu secde ile azaptan kurtulduklarını ikrar ederler. Beni İsrail kısa zamanda bu kabullerinden ve ikrarlarından da döndüler. Ahdü misaklarını bozdular. Allah yine fazu rahmetiyle lütfuyla muamele etti. Azgınlıkta aşırı gitmeye devam edince de lanetlendiler. Cumartesi gününe gelince, Fahr-i Razi'nin beyanı veçile bu defa Davud Aleyhisselam zamanında sahilde bulunan eyle ismindeki bir karyede, bir köyde sakin olan Beni İsrail üzerine vaki olmuştur. Bunlar balık avlamak ve satmakla temini maişet ederlerdi. Rızıklarını, geçimlerini sağlarlardı. Cenabı Hak bunları cumartesi günü balık avlamaktan men etti.
Onlar da cumartesi gününde balık avlamamak üzere Davut Aleyhisselam'a söz verdikleri halde gizlice sahile havuzlar kazıp arklar açarak o arklar vasıtasıyla cumartesi günü havuzlarına giren balıkları arkları kapayıp hapsederek ertesi günü avlamak suretiyle hileler düşündüler ve bu yolda hilekarlıkla cumartesi günü balık avına devam ettiklerinden Cenabı Hak bunların suretlerini maymun suretine tebdil buyurduğunu dönüştürdüğünü bu ayetiyle beyan ediyor. Bir zaman da Musa kavmine Allah size herhalde bir inek boğazlamanızı emrediyor demişti. Onlar da bizi eğlence mi ediniyorsun dediler. Musa da Allah'a sığınırım, ben cahillerden olmaktan demişti. Dediler madem ki bizim hatırımız için Rabbine dua et de o ineğin ne olduğunu, evsafını bize iyice açıklasın. Musa da Allah diyor ki o ne çok yaşlı ne de pek genç. İkisi ortası dinç bir inektir. Haydi emrolunduğunuzu yapın artık demişti.
Tekrar gelip dediler ki haydi bizim için Rabbine dua et de onun rengi nedir bize beyan etsin. Musa da Rabbim diyor ki o bakanların hoşuna gidecek sapsarı bir inektir demişti. Bunun üzerine tekrar dediler ki haydi bizim için Rabbine dua et de o nedir, apaçık anlatsın bize. Çünkü bu inek işi bize karışık geldi. Eğer Allah dilerse bu işi yapmaya bir yol buluruz dediler. Musa dedi ki, Rabbim buyuruyor ki o ne boyunduruğa koşulup arazi sürecek ne de ekin sulayacak bir inektir. Salmadır, yani ayıptan salimdir. Alacası da olmayacaktır. Onlar işte tam şimdi işin doğrusunu getirdin dediler ve çaresiz o ineği bulup boğazladılar. Az kaldı ki yapmıyorlardı. Evet, Rabbimiz böyle buyuruyor altmış yedi ila yetmiş birinci ayet-i kerimeler arasında Bakara Suresi'nde değerli dinleyeceğim.
İnşallah bu ayet-i kerimelerin açıklamasını Mahmud Sami Ramazanoğlu, Gadde Sallallahü Sirrahü'l Aziz'in yorumuyla bir sonraki bölümümüze bırakalım. Bakalım bu ayetlerden nasıl dersler çıkarılacak inşallah. Bunları da beraberce ele alalım önümüzdeki programımızda. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz. Sultanü'l-Arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's- Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.