Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Elhamdülillah. Bugünkü programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l Azis'in Musahabe isimli eserinin beşinci cildinden inşallah birlik ve beraberlik ve bir de ahlaka dair bazı hadis-i şerifleri aktarmaya çalışacağım. İlk olarak birlik ve beraberliğe dair hadis-i şeriflerle başlamak istiyorum. Müminin mümine karşı durumu, kısımları birbirini perçimleyen, takviye ve sağlamlaştıran bina gibidir. Birlikte yardımlaşma ile yaşarlar.
Sure-i hucurattaki müminler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın, Allah'tan korkun ta ki esirgenesiniz ayeti kerimesi bu manayı teyit etmektedir. Allah'ın eli, yardımı ve koruması topluluğun cemaatin üzerindedir, onunla beraberdir buyruluyor bir diğer hadis-i şerifte. Kim birliği bozarak ayrılık yaparsa bizden bizim kamil ümmetimizden değildir. Allah'ın öyle kulları vardır ki insanlara fayda sağlamak için Allah onlara birçok nimetlerle imtiyaz vermiştir. Kim Allah'ın kullarından bu menfaatleri esirgerse, Allah o nimetleri kendilerinden uzaklaştırıp başkalarına nakil ve tahvil eder. Müslümanların kanları birbiriyle eşit olur. Yani ceza ve hukuk bakımından her Müslüman eşittir. Onların en aşağı tabakasında bulunanları bile ammeye borçlarını ve vazifelerini ifaya koşar. Onlar kendi milletlerinden olmayanlara karşı bir tek eldir, bir ve beraberdir.
İslam demokrasisinin ve eşitliğinin ne kutsi ve muhkem temellere dayandığını, amme hizmetlerinde en aşağı tabakada bulunanların bile istisnasız vazifeli olduğunu ve bütün Müslümanların bir tek el olarak birleşmesi lüzumunu bize apaçık anlatan bu hadis-i şerifle daha nice benzerleri karşısında hepimiz hürmetle eğilmeliyiz. AHLAKA DAİR HADİS-i Şerifleri de şöyle sıralamış Mahmut Sami Ramazanoğlu Doğru hiçbir çocuk hariç olmamak üzere hepsi İslam fıtratı üzerine dünyaya gelir de sonra anası babası onu Yahudi ise Yahudi yaparlar, Hristiyan ise Nasrani yaparlar. Nitekim hayvanın doğurmasına siz de bir ebe gibi yardım ediyorsunuz ve görüyorsunuz ki onlar saz halim doğuyorlar. Siz içlerinde kendiniz sonradan bir yerini mesela kulağını ve burnunu, dudağını kesinceye kadar anasından öyle kesik olarak doğan bir yavru görüyor musunuz? Dediler.
Ya Resulallah, çocuk iken ölenler hakkında ne buyurursunuz? Efendimiz dedi ki: Allah amel edenlere, onların amel ve niyetlerine göre yapacağını çok iyi bilendir. Bu soru müşriklerin ölen çocukları hakkındadır. Bu konuda üç mezhep yani üç görüş vardır. Sahih olan tevakkuftur. Yani Allah'ın ilmine havale etmektir. Hadis-i şerifteki fıtrat, yaratılış, cibilliyet hilkat manasına geldiği gibi İslam manasına da gelir. Burada kastedilen, hak dinini kabule olan istidattır, yatkınlıktır, eğilimdir. Kuran-ı Kerim'in Rum suresi otuzuncu ayetinde fıtrat bu manada kullanılmıştır. Sen yüzünü bir muvahhid olarak o dosdoğru dine çevir. O din Allah'ın fıtratıdır ki o insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yarattığı değiştirilmez. En doğru din budur fakat insanların birçoğu bilmezler. Ashabtan bir zat Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme sordu.
Ya Rasulallah, cennete gireceklerle cehennemlik olanlar bu dünyada bilinebilir mi? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: Evet. Sahabe yine sordu. Öyleyse amel edenler niye o amelleri yapıyorlar? Bunun üzerine Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem herkes ve her şey hangi mizaç ve tabiatta yaratıldı ise yahut kendisine hangi mizaç ve tabiatın icabı kolaylaştırdı ise ona göre hareket eder buyurdu. Nitekim İsra suresinde, Habibim, sen herkes kendi tariki üzere amel eder de buyrulmuştur. Herkes kendisi için yaratılan şey neyse ona yani yaratılışındaki istidat ve kabiliyete göre hazırlanmıştır. Binaenaleyh o istidada uyan amel, hareket ve meslek ona kolaylaştırılmış, uymayanlar güçleştirilmiştir.
Hayatta öyle adamlar görülüyor ki sevgili dinleyicler, meslek edindikleri işlerden ziyade edilmedikleri mevzularda inkişaf etmekte, meslek seçiminde yapılan geçmiş hataların hüsranını ömürleri boyunca çekmektedirler. Onun için ilk ve taze istidatlar üzerinde inceden inceye tetkikler yapmadan ve bu hususta erbabının mütalaasını almadan meslek seçimine gidilmemelidir. İnsanlar madenler gibidir. Irk, soy ve kan dessastır. Yani iyi ve kötü gizli birçok hasletleri camidir, irsiyetin mayasıdır. Kötü edep ve terbiye de kötü ırk gibidir. Bu hadis-i şerif daha uzun olmak üzere Buhari ve Müslim'de de vardır. İbn-i Melek der ki insanların madenlere benzetilmesi istidatlarına göre şeref derecelerinin birbirinden farklı olmasındandır. Madenler de öyledir.
Bir de şu kastediliyor kişiyi maden cevherlerini meydana çıkarmak için nasıl mücahede lazımsa, güzel ahlak cevherlerini yakalamak uğrunda da riyazatla, yorgunluklarla öyle çalışmak gerektir. Cahiliyet devrinde hayırlı fakat İslam'a düşman olanlara misal olmak üzere bilahere İslam şerefine kavuşunca manevi yüce mevkiler işgal eden bazı ashabı hatırlamak yeter. Bu hadis-i şerifte asaletin, milli, ahlaki ve harsi kültürel terbiyenin büyük rolüne işaret edilmektedir. Müminlerin en faziletlisi, ahlakı en güzel olanıdır. Huyların şerefli ve değerli olanları ondur ki bunlar bir adamda bulunur, oğlunda bulunmaz. Oğlunda bulunur, babada olmaz. Kölede bulunur, efendisinde bulunmaz. Allah onları ebedi saadetini, bahtiyarlığını dilediği kimselere taksim eder. Onlar da şunlardır: bir. Doğru sözlülük, iki. Harpte sebat ve sadakat. Üç. Dilenciye vermek, yardım etmek. Dört.
Yapılan iyiliklere iyilikle mukabele etmek. Beş. Emaneti korumak. Altı. Akraba ile iyi münasebeti devam ettirmek. Yedi. Komşusunun hak ve hürmetini gözetmek. Sekiz. Arkadaş ve dost hak ve hürmetine riayet etmek. Dokuz. Misafire yedirip içirmek, ziyafet vermek. On. Bunların başı hayadır, utanmaktır. Bir diğer hadis-i şerifte ise Efendimiz fitnelerin kalbe hücum ettiğini şöyle ifade buyuruyorlar. Fitneler, bozuk itikatlar, kötü düşünceler, hasır gibi deste deste, çabuk çabuk birbiri ardınca kalplere musallat edilir, arzolunur. Yahut kalplere konup döşenmek, örülmek, ihtiyat haline gelmek ister. Artık herhangi kalp onları su içer gibi içine çekip alırsa, meşrep ve adet edinirse onda simsiyah bir nokta yani fitnelerin eseri belirir. Hangi kalpte onları tiksinip red ve defederse, onda da bembeyaz bir nokta yerleşir. Nihayet bir kalp, iki kalp mahiyetini almış olur.
Biri, kötülükleri kabul etmediği için mermer gibi saf ve beyazdır ki, ona gökler ve yer durdukça bir daha fenalık zarar vermez, diğeri de siyah ve paslıdır ki, o da devrik, tepesi aşağı dönmüş bir destiye benzer. İçinde hayır adına ne varsa hiçbiri kalmaz, dökülür. İşte o kalp ne marufu, iyiyi, meşruyu tanır, ne meşru olmayanı red ve inkar eder. Ancak heva ve hevesinden kendisine meşrep edilen şey ne ise o kalır. Enes radıyallahu anh'dan rivayet edilmekte. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mahiyetinde idim, onunla birlikteydim. Üzerinde kenarı kalın bir elbise vardı. Bir bedevi onun bu ridasını öyle bir şiddetle çekti ki, o libasın kenarı onun mübarek boyun tarafında iz bıraktı. Sonra şöyle dedi. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, benim şu iki deveme nezdindeki Allah'ın malından erzak yükle.
Çünkü benim için ne kendi malından ne de babanın malından erzak yükleyecek değilsin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem biraz sükut ettikten sonra buyurdu ki, mal Allah'ın malıdır. Ben de onun kuluyum. Sonra şöyle buyurdu. Ey rabbi, bana yaptığın şu şeyin tıpkı ceza olarak hakkında tatbik edilsin mi? Bedevi, Hayır. Peygamber Efendimiz, Neden? Diye sordu. Bedevi, Çünkü sen kötülüğe kötülükle mukabele etmezsin dedi. Bu cevap karşısında Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem güldü. Sonra onun bir devesine arpa, bir devesine de hurma yükletilmesini emretti. Hazreti Aişe der ki Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şahsen uğradığı bir haksızlığa zulme karşı intikam almazdı. Ancak o kötülük Allah'ın ve insanların haklarına tecavüz mahiyetinde olsun. O zaman Peygamberimiz tabii ki onun karşılığını verirdi.
Efendimiz hiçbir hizmetçiyi, hiçbir kadını dövmemiştir diyor, ekliyor Hazreti Aişe radiyallahu anh validemiz. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrahü'l azizin Musahabe isimli eserinin beşinci cildinden ahlaka dair bazı hadis-i şerifleri aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda yine aynı konuyla ilgili Hadis-i Şerifleri aktarmaya devam edeceğim. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mikttibi. Seslendiren Aladdin Biçici.