Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Görüşmemize bir Hadis-i Şerif ile başlamak istiyorum. Memleketimizde cereyan eden sıkıntılardan dolayı bu Hadis-i Şerif'i okuyorum. Van ve Erciş'te olan deprem, ülkemizin dışında olan sıkıntılar, yeryüzünde eza çeken, zulüm gören müminler, elbette ki hepimiz için bir yarardır. Onun bize bir dert olması, sıkıntı ve meşakkat olması, Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem müminleri sevgide, şefkatte ve merhamette bir vücut gibi görürsün. Eğer azadan birisi rahatsız olacak olursa, mesela vücudumuzda gözde bir rahatsızlık olursa, bütün aza o ezaya iştirak eder. Ağrıyan sadece bir gözdür ama bu gözün ağrısına bütün vücut iştirak eder. Iştirak eder. Müminler aynen bunun gibi. Kemetelli bir ceset, bir ceset gibi.
Böyle olunca doğuda bir müminin sıkıntısı, batıda bir müminin sıkıntısı, kuzeyde güneyde nerede olursa olsun hepsini kalbimizde duymadıkça imanda kemale veremeyiz. Biz sıcak odalarımızda oturuyoruz. Halür perde, sıcak, rahat ama onlar bir bez parçasının altında çoluğu ve çocuğu büyük bir sıkıntı içerisindeler. Evleri yıkılmış, iş yerleri göçmüş, perpe perişan bir hal. Allah'ımıza hamd olsun burada alacağımız ve gördüğümüz birçok dersler var. Bu yaraya, bu sıkıntıya memleketimiz olduğu gibi iştirak etti. Bu da bizim için ayrıyeten Rabbimize teşekkür etmemizi icap ettiren bir haldir. Memleketimizin hemen hemen her bir ferdi ne olursa olsun, bu yarayı tedavi için hepsi koşuştu elhamdülillah. Eğer böyle bir birlik ve beraberlik olacak olursa, halıkımızın da rahmeti tecelli edecektir hiç şüphesiz. Çünkü onlar değişik vilayetlere nakledildiler.
Gerek yetkililer olsun vesaire kardeşlerimiz candan, onların bu sıkıntısına iştirak ettiler. Burada bizim alacağımız ders nedir? Çok önemli. Sadece bu deprem hadisesi değil. Çünkü biz insan olarak İnsan ana karnından tutun. Doğumu, çocukluğu, gelişmesi, büyümesi, okulu bitirmesi, evlenmesi, çoluk çocuk sahibi olması, geçimi vesaire. Bakara suresinde bildirildiği üzere, başına gelen müsrif ve sıkıntı, korku, malına gelen ürünlere gelen kesat, sonra çocuklarının başına gelen felaket vesaire. Hep bunlarda biz çepeçevre kuşatılmış bir durumdayız. Bu anda ne yapacağız biz? Ne yapmamız gerekir? Şunu bir kere, bir kere hangi felaket olursa olsun başımızın ağrımasında, dişimizin sızlamasında, bedenimizdeki rahatsızlıktan tutun, evladımıza çoluğumuz çocuğumuz, etrafımız, malımız mülkümüz gelen deb ve elemde bir kere bunlar bizi hidayete götürmesi gerekir. Asıl önemli olan bu.
Unutmayacağımız, kaydedeceğimiz gerek kayıt cihazlarına, gerekse kafamıza, kalbimize ve defterimize nakledeceğimiz, yazacağımız bu. Bütün bu musibetler bizi hidayete götürmesi gerekir. Bunu niçin söylüyoruz? Efendimiz Aleyhisselam müminin işine taaccüb ederim, imrenirim, başına bir musibet gelir zanneder, bu onun için ecir olur, mükafat olur. Bir nimete kavuşur, o zaman da şükreder, hamdeder, bu da onun için ecir ve mükafat olur. Demek ki bu sıkıntılar bizi nereye götürecek hidayete, çılgınlığa değil. Bu da mı başıma gelecekti, böyle mi olacaktı şikayetlerini terk edip bu Rabbımızdan bizim için bir denemedir diyebiliriz. Aslında mevzumuzun hepsini hülasa eden bir söz söyledi Mehmet Taş hocamız. Onun üzerine bina etmeye çalışıyorum. Okuduğu ayet-i celile madem söyledi esana.