ARAPÇA AYNI MESİNİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİRİR Kitab içerisinde, bu uygunsuz kimselerde oturup kalkmak, inancı bozuk, itikadı, ahlakı, taati, gidişatı, muamelatı, düzgün olmayan insanlarla oturmak hakkında LİSAD ibn-İ Ebi Vakkas'in gile, LİSAD ibn-İ Ebi Vakkas, Sa'd ibn-İ Ebi Vakkas Hazretleri'ne denildi ki: niye sen yalnız duruyorsun? Ve tehalletu dediler ki efendim neden yalnız duruyorsun. Ben dedi pazarları, çarşıları, sokak deyince artık soğuk, pazar anlamına gelir, pazarları, alışveriş yerlerini, insanların çokça bulunduğu yerleri terk ettim ve Mecelisel İhvan, böyle arkadaşlar da oturmayı da ben terk ettim buyuruyor ve tehalleytim. Ben bunlardan ayrıldım. Fegal buyurdu ki Bakıyorum sokaklardaki ticarette, alışverişte, insanlar da böyle boş işlerle uğraşıyor, boş sözler, hayırlı bir kelam da duymuyorum onlardan.
Bir aşırılık, bu anlamlara gelir zaten. Yani oturup kalktığın insanlar da boş konuşuyorlar. Hiçbir kayda değer, Allah'ımızın razı olacağı, Resulü'nün memnun olacağı sallallahu teala aleyhi ve sellem hiçbir söz yok. Ehlullah'tan bir kelam yok, hep boş edici. Sokaklarda dolaşıp onların uygunsuz sözleriyle, böyle arkadaş gruplarının boş halleriyle, yersiz sözleriyle, kendimi helak etmektense ayrıldım, kurtulayım, Allah'ımızın yolunu zaten girmiş, onda devam edeyim dedim. Buyuruyor. Bir hadis-i şerif burada arıyorlar, çokça sizinle duyduğunuz bir hadis-i şerif. Anebi Musa radiyallahu anh, Aney Nebi Aleyhisselam kalp, meselau'l celisi salih ve suke hamilil miski ve nah' fihil kihil. Şimdi iyi insanlarla oturmakla, uygunsuz insanlarla oturmaya bu misk, güzel kokular satan bir kişiye, kötü insanlarla da olmayı da böyle demir ocağında iş yapan, demirleri döven kimseye benzetiliyor.
Hadis-i şerifin devamında siz diyor, misk satan dükkanda bulunursanız zaten her tarafı çok güzel kokar onun. Mesela gül bahçesinin yanından geçerler, sokaktan bile, sokaktan bile geçip gitse, o güzel kokular arabanın içine bile dolar. Şimdi bazı dibagat yapılan derilerin, nelerin temizlendiği yerler var. Mesela araziye gübreler atılmış, camlar kapalı olsa bile geliyor koku. Buna benzetiliyor, o güzel koku satandan siz almıyorsunuz. Ama o size o güzel kokudan ikram ediyor, mis gibi kokarsınız. Ama demirci böyle dükkanında bulunursanız, zaten o kötü koku elbisenize de siner sizin. Mesela, sığara içilen bir ortamda eğer içmiyorsanız, içmeyen de bir grup varsa, siz bir sohbet grubuna girseniz zikrullah diyelim veya hayırlı sözlerin girildiği bir gruba, onlarda da hiç böyle bir hal yok. Sen ise içmemişsin, fakat içen bir topluluğun içinden gelsen, o kokudan herkes rahatsız olur.
İşte diyor kötü insanlarla olmanın misali budur. Mesela o misk dükkanında satın almıyorsun ama sana da ikram ediyor veya sen orada bulunuyorsun, o kokuların sana sirayet ettiği gibidir buyurmuş. Abdulkadir Geylani Efendimiz nasihatinde buyuruyor ki Bakara, yüz yirmi bir Böyle malumat sahibi, ama her malumat sahip olmaz. Biz bunu bizzat yaşadık. Çok iyi bir alim, emin olun buradan nasıl kurtulacağız diye ona çalıştık. Çünkü bir burslu bulunmamız icap ediyordu, yirmi beş gün kadar sürdü. Anlattıklarını katiyen söyleyemem. Hep uygunsuz sözler, uygunsuz kelimeler Allah'ım kurtar diyorum buradan. Bir de mecbur bulunuyoruz, öyle bir alim değil de, ilmi ile amil, hikmeti ile kamil kimsedir. Bir gün bir bahçede oturuyoruz, arkadaşlarımız da var, Urfa'dan bir alim, o Mahmud Hoca vardı, kıymetli bir insandı, tanıdığım yok.
Ama gelirken ilmin vakarı üzerinde, ilmin vakarı üzerinde Dedik herhalde bir ilim sahibi geliyor. Böyle olacak Sözünü, sohbetini, ne konuştuğunu, ne ettiğini bilecek. Yanına gelen insanların istifade etmesini de Taha gönülden arzu edecek. Ve Ulemaü billah derken, Allahu Zülcelal'i tanıyan. Şimdi Ulema Billah derken alimler, okuruz, çalışırız çok belki malumatımız odur. Ashabı Güzinden bile fazla bilgisi olabilir. Ama ilmiyle amil olmazsa, amel ederse Cenab-ı Hak zaten ona kendi tarafından da ihsanda bulunur. Çünkü siz bildiğinizle amel ederseniz, Hadis-i Şerif öyle buyurur, Bilmediğinizi, Cenab-ı Hak size malum eder. Bağdat'ta olmuş. Ondan sonra, seçkin ilim ehillerinden ders almış bir kimse. İlimde otoriteye İlimde devrinde parmakla gösterilecek bir kimse. Gelmiş, Sami Efendi Efendim, Bağdat'ta tahsilimi bitirdim. Hatta çok, Alusi Hazretleri'nin devamından da icazet almış.
Derdi ki Ben bütün diplomalarımı bir tarafa korurum, ama onu başta acı ederim. Sami Efendi Hazretlerinin söylediği söze bakın ne güzel bir söz söylüyor Hoca efendi bildiğimizle amel edersek, Cenab-ı Hak bilmediğimizde malum ederiz. Allah tarafından gelir Celle Celaluhu Ulemaü Billah Din budur. Dinimizin ondan en azından emirlerini ne yapacağımızı öğreniriz. Hiç unutmam, İstanbul'da Yavuz Selim'de. Sabah namazına biraz erken vardı, oradaki namaz kıldıran zat, hakiki bilgiler veriyor, hiç unutmuyorum. Öyle ki insan faydalanıyor. İşte namazda nelere dikkat edeceğiz, onun gibi hususları konuştuk. Bir de Niğde'de bir imam gördüm, Mekke camilerinden birisi. Bu adetiymiş zaten. Cemaate namazı kıldıktan sonra, kıldırdıktan sonra bir Hadis-i Şerif okuyor, iki okumuyor. Ama o beyninde kalıyor. Bir Haccir gördüm. Buyuruyor. Uzattım mı iş değişir.
Az konuşur, az konuşur ama beynine yerleşiyor biiznillahi teala. Hele Ehlullah konuşursa hiç unutamazsınız. Çünkü mermere kazılanan yazı gibi gönlünüze işler. Çünkü dilden konuşmuyor. Farsçada kalbin anlamı dıldır. Dilden değil, dıldan konuşuyor, gönülden konuşur. Gönülden konuştu mu kendinizden geçersiniz. Bak size söyleyeyim bizim bahçemizde çalışanlar olurdu. Mürşid-i Kamilimiz, işiniz olsun, kolay gelsin, dilimi ağlarlardı. Bir kısım insanlar ağlardı. Hele bir tanesi kendi mahallemizde her zaman görüyor zaten Mürşid-i Kamilimizi. Amcamız çok, temiz bir kimseydi, huyları çok temiz. Ona diyor ki Abdullah Hocam Ben dayanamıyorum diyor. Üst ağzımızı gördüğümüz zaman diyor, Haccashan Efendimize dayanamıyorum, ben kendimden geçiyorum diyor. Yani böyle bir alim ve ya refunehu sulukettari, ilallahi teala sana Cenab-ı Hakk'a kavuşmanın yollarını gösterir. En önemlisi bu.
Bakın biz, bunu bir övünerek katiyen ifade edemem, katiyen ifade edemem ta ilkokul dönemimizden beri biz hocalarda bulunurduk. O yaz tatillerimizde, ara tatillerde Üstad-ı Musa Hazretleri onlara götürür, işte namaz meselelerini vesair ahlaki konuları öğrenmeye çalışırdık. İmam hatip döneminde de öyle, bizim imam hatip dönemi şimdiki ilahiyatların çok üstünde. Nerdeyse biz, İngilizceyi ana dili gibi konuşacaktık. Nerdeyse, çok hoca değişmesinden dolayı oldu. Sonra Farsçayı neredeyse konuşacağız. Arapça dersen, şimdiki usulleri bilemiyoruz. Biz, Emsile bina o şekilde devam ettik. Bunların çekimlerini yapıyoruz. Şimdi Arapça öyle bir ilim ki, öyle bir dil ki, siz geldim, geldim, geldi dersiniz biter. Ama o geldim demede, mesela ben geldim diyorsunuz. Onun kendi arasında çok çekimleri var bitmez. Allah'ımız Kitabı Kerim'imizi, Arabi dil olarak göndermesindeki mana tarih verilmez.
Ehl-i Sünnet olan Ulema-i Kiram'ı dinleyelim. Bir konuşma dinledim, hemen kağıt kalem aldım yazıyor. O kadar boş konuşuyor ki Sonra iki tane zehir verdi. Bunu hiçbir kimse bilemezdi. Çünkü balın içerisine kalktık. Kimse bilemez onu Kuran'ın diyor Arapçeliği İngilizcesi olabilir. Sen kimsin? Bunu indiren Mevla-yı Zülcelal, bu dil üzere indirmiş. Hele bir daha öyle bir girdirdi ki ondan dolayı Ulema-üssu denir, kötü alimlerde değil İtikadı, ibadeti, ahlakı düzgün. Sonra bizim arayıp tarayacağımız pek bir şeyde yok. Elhamdülillah mezhep imamlarımız var, mezhepte müçtehid olanlarımız var. Bunun yanında bizim birçok ulema-i kiramdan hak dostları var. Bu elime aldığım Behçetü's-Seniyye'de, Hanefi alimlerini anladı, Hanefi alimlerini, ondan sonra Şafii, Hanbeli, Maliki, burada tek tek saymanın uzun sürer.
Hep bunlar, mesela İmamı Gazali, Rahmetullah Ali'di, bir yerde bulundum, böyle ilim meclisiydi. Orada bir tane hocamız dertlendi, dedi ki Gazzali aslında da, Gaddesallahu sırra, dedim mi diyor, böyle bir burunlarını böyle bir tarafa çeviriyorlar. Onun yanında aldım mı, İmam mesela İmam Buhari diyorum, Müslim diyorum, İbni Mace diyorum, o zaman tamam diyorlar. Ya İmamı Gazali kim? İmamı Gazali Huccetü'l İslam, Ebu Ali Harmedi devrinin ilahi bir güneşi hem ilimde hem irfanda kendisine irfanda etmiş. Ebu Ali Harmedi Hazretlerine, o da ona Huccetü'l İslam demiş. Allamei Taftazani, Seyyid üEfsane, bunlar kelam alimleri, hep meşalik ve münasebetleri var. Hele bir tanesi için Şeyhi kamilimizden biri teveccühte bulunuyor. Hocam ne hissettin diyor o teveccühmüdagi. Efendim diyor, derinin diyor, böyle kılıl kılçı giderilip, sobanın böyle bacanın kurumları olur.
Onların giderildiği gibi gönlümde bir hal gördüm. Hoca efendi o ilmin gururuydu diyor biiznillahi teala, onlar gitti diyor. Ulemaü billah deyince öyle basit değil o ki Sana bir menkıbe anlatır, emin ol irşadımıza, ıslahımıza vesile olun, bizzat gördük Hep diyor, ayetler, hadisler konuşuyorum. Fakat diyor, cemaatim kahvehaneden geliyor. Bende bir daha gitmezler zannediyorum ama yine kahvehaneye oturuyor. Batacağız Efendimiz diyor. Üstadımızın vaiz nukları var, bir ayet iki hadis. Bütün hazin tefsirinden almış çoğunu. Ve burada Ulema-i Kiram'la da müşaveresini yapmışlar O Hadis-i Şerifler neler Diyor bir menkıbe anlatıyor, isyanda olan insanlar günahı terk ediyorlar, bu nedir Ya Rab! O Ulemaü Billah'tır işte Rabbani Alim olmak. Habib-i Acemi riba faizle meşgul, Hasan-ı Basri'nin Rahmetullahani elinde ıslah oldu. Bir gün ya bir ırmak içecekler, ya bir sahildeler denizden nasılsa.
Habib ve Acemi Gatta Sallallahü Sırra suyun üzerinden yürüdü geçti. Hasan-ı Basri Hazretleri dedi ki Daha dün elinde tövbe ettim bu ne hamidesi dedi. Efendim siz sahifeleri kararıyorsunuz, ben ise sadrımı vermiş olduğunuz evrat ve eskar ile rabıtalarla, murakabelerle nurlandırıyorum çünkü. İşte bu, sözünün tesiri de bu. Halimizin güzelleşmesi de budur. Ve sonra Cenab-ı Hakk'a kavuşmanın yollarını gösterir. Dedim ya size, burada keşke gösterseydim, elimde Ulema-i Kiram'ın, biz hocalarımızla konuşurduk, üstadımımıza muhabbet eden hocalarına. Derlerdi ki Tarikatı Aliye ilim ehillerinin yoludur derlerdi. Şimdi Seyyid-i Sülük derken tarif ettikleri esaslar hep Kuran-ı Kerim'den Hadis-i Şerif'ten. Mesela nefsimizin mertebeleri bütün Kuran-ı Kerim'den, ruhun mertebeleri de. Takva ne demek, Ebrar sınıfından olmak ne demek, mukarrebun olmak ne demek, fuhun cemaati onların.
Bak bizi şu dünyada eni boş yüzü kara çıkarmamanın çalışmasını yapıyorlar. Yarın gördük, belirsiz ölüm, kıyamet alametindendir. Ölümler toplu toplu olacak buyuruyor. Bak toplu toplu geliyorlar. Daha ne hastalıklar çıkacak diyorlar ama dilimi uygunsuz bir kelamla çizletmememiz lazım. Olumsuz bir tablo çizmeyelim, şimdi Çin'den, Çin'den bir haşaret geldi. Hep endişe duyuluyor. O bir çekirge sürüsüydü, girdiği memleketi talan ediyor zaten. Başka gelmeleri mümkün değil. İşte İbrahim Aleyhisselam'ın Nemrut'a karşı, Nemrut'a karşı savaşında mücadelesinde diyelim. Allah'ımız öyle bir sivrisinek gönderiyor ki, bir topal sivrisinek Nemrut, böyle köşküne girmiş, artık ne diyelim sarayına, her tarafı kilitlenmiş, anahtar deliğinden girip burnundan beynine ulaşıyor ve helak oluyor. Allah'ımız o Celle Celaluhu, Toplu toplu ölümler zuhur ediyor. Yani Rabbimize teslim olmaktan başka çaremiz yok.
Şeye çok taaccüb ediyorum. İnşallah başka yerde olmamıştır diyeceğim ama aldığımız haberler müspet olmuyor. Bir ara hiç camilere gelinmedi. Dediler ki Öğle ile ikindi namazını işte seccadeniz olsun, mesafeye dikkat etsin, temizliğe dikkat etsin, maskeye dikkat edilsin, gelinsin. Birileri de camiler taşar dedi. Emin olun, azalttıkça azaldığı imamlara vermiyor bize. Söylüyorum, diyorum ki: Bunu fırsat bildiler de acaba camiye gelmemeyi. Öyle mi ediliyor? Hayret bir ağabey! Eğer bunlar bizi uyandırmazsa çok zor. Zaten kitaplarda geçiyor, son zamanlarda insanlar sersemleşecek diye, gerçekten öyle. İçki ile insan sarhoş olmaz. Bunun dışında öyle günahlarımız var ki, onlarla da demek gafletle sarhoş olunmuşuz ki, hiç hayırlı tarafa dönen yok. Konuşsan dinlemiyor zaten, buncamıyorsun dinlemiyor, içisin. Hayırlı cümle müstesna, onlar bayılır diyor, ulu baş başa.
Ama durum bu, ne yapalım, elimizden geldiği kadar gayret göstereceğiz. Şimdi Allah'a gidişin yollarını gösterir. Bak mezhep imamımız, İmam-ı Azam, hiç kimse bunun münakaşasını yapamaz ve yanlış eder. Eğer iki sene olmasaydı imam hanetteydi, olur mu? İmam-ı Azam rahmetullah aleyh, ben diyor ilmen biliyordum. Meseleleri ilmelyakin olarak ama aynelyakin ve hakkalyakin olarak görmem, babalığı olur Caferi Sadık İmam Rahmetullah Ali, Onunla diyor, ruhani alakamla öğrendim diyor. Ve Hudne ne deb fi taati, taatinde, şimdi Ebu Ali et-Dekkak hazretlerinin güzel bir sözü var İbadetler cennete, ibadette edep Cemalullah'a götür. Bak görürsünüz camide nerede, biz açıkça görüyoruz Girerken, böyle çok alaylı bir şekilde konuşarak, çıkarken, böyle girdiğinde birbirlerine gülererek, böyle bir acayip bir hal almış.
Bir söz söylerler Gemisini kurtaran, kendisini kurtaran, ne denir Gemisini kurtaran kaptan mı? İmanımızı nasıl kurtaracağız da taklidi imandan tahkike geçeceğiz, buna çalışalım biz. Elimizden geldiği kadar ifade etmeye çalışırız. Bir de Elhamdülillah zararlı yayınların yanında çok da faydalı yayınlar var. Mesela Kuran-ı Kerim devamlı okunan kanallar var, devamlı Kuran-ı Kerim okunuyor, mahalleri veriliyor, çok güzel edep erkan öğretiliyor. Tabii insan isterse oraları elbette ki bulur. Ancak bunlarla elde eder ve bu da gerekir diyor kendimize delil olan peygamberlerimiz. Ondan sonra, varisi enbiya olan Ulema-i Kiram, Kuran-ı Azimüşşan, Hadis-i Şerifler ve eserler, böyle sağlıklı eserler, bunlarla kendimizi kurtarmaya gayret ederiz.
Hubbulullahi Teala, bunun üzerinde durmuş Abdülgari Geylani Efendimiz, uzun bir hadis-i şerif var, bir şey almış Bir kere diyor, gerçek mürid, kendi güç ve kuvvetinden ve kendisini görmekten, başkasını görmekten uzaklaşır. Allah'ımıza tam bağlanır bir ayet-i kerime var, aleyhisselam '' Vaatasın billah '' Vaatasın billah Allah'a tam manasıyla, Kitabı Kerim'e bağlanın diye Bir kere diğer kimselerden, uygunsuz kimselerden uzaklaşın, bir kere nefsinizin arzusundan dünya ve diğer bütün hallerden kurtulun diye buyruluyor bize. Zümer otuz üç Bunların hepsi bu kötülükleri terk ederseniz ibadet olur ve taat olur. Ve bu saatte tekun-i sebeben, Allahu Zülcelal'e muhabbete vesile olur ve bir taati, bu taatle de Allah'ımızı sevme ve ona yakın olma nimeti size başolunur. İsyanla da diyor, Allah korusun aksi tecelli eder. Taatle Tahsilü'l-ünz Allah'ımıza dostluğu erdirersiniz.
Şimdi Abdülkadir Geylani Vel'imiz oluyor. Bunları konuşacak Gaddesallahu Sırra, masiyetten uzaklaşırsınız buyurmuş. Çok önemli gördüğüm bir yer var, orayı da inşallah mütalaa ederiz.
Kaynak: Genel
İnsanlarla Oturmak ve Uygunsuz Arkadaşlıklarda… | Mihmandar