Kısaca mali sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi kendisine zulmeder. Kimi orta yolda gider. Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur. Ayet-i celilede üç sınıf insan beyan buyuruyor, üç sınıf insan. Burada elimizden geldiği kadar incelemeye çalışacağız, ulema-i kiramızın beyanlarına göre haber vermeye gayret edeceğiz izni ilahi ile. Acaba biz hangi sınıftayız? Daha ziyade kendisine olan faideyi düşünür. Rahat bir hayatını daha çok endişe eder. Efendim bir arzum var müsaade buyurursanız, bu cemaat bizim gözümüzde biz onların en gerisinde olmak suretiyle seçkin bir cemaat. Sohbete gelişin bir edebi var, bir erkanı var. Girerken sohbete Rabbimizin huzuruna girmiş gibi, insan rabbisinin huzuruna girmiş gibi olunca nasıl oturacak, nasıl bir edep erkan takınacak bunu siz daha iyi düşünürsünüz.
Zalim daha ziyade nefsini düşünen kimsedir. Ve ondan ise hakkın muradı, hakkın arzusu isteği her şeyin önüne geçer. Mesela bir ticari hususta işte şu şekilde yaparsak daha çok istifade ederiz denildiği zaman bakar ki o iş emri bir hareket olmasın der. Yemede de öyle, içmede de öyle, giyimde de öyle, kuşamda da öyle, insanlar arası muamelede de öyle, her türlü davranışında, düğününde, derneğin de bütün halinde emri ilahi gözetir. Sabit budur. Abdülaziz El Mekki Hazretleri rahmetullahali, zalim, zalim haddi aşan kimse demedi. Sınırı geçen kimse demek. Eğer dönerse Rabbimize tövbe eder, ben hatalıyım, ben isyankarım, yapmış olduğum bu çılgınlıklardan dolayı tövbe ediyorum, Rabbime yöneliyorum diye gözyaşı dökecek olursa, mağfirete mazhar olur. Ve rahmet alel muktesidi. Muktesid hayrı ve şerri birbirine denk. Hem hayır hem şer işliyor. Bu ise rahmete mazhardır. İlahi rahmet onu kuşatmıştır.
Vel gurbe lisabiki Allah'ımıza yakınlık, onlar sabikun önde olan hayırlı kimseler içindir. Onlar Mevla'ya yakınlığı temin etmiş. Mesela gezip dolaşıyor. Gezip dolaşırken Mevla'ya yakın. Nasıl yakın, ibret alıyor çünkü. Gezdiği dolaştığı yerden ibret alıyor. Diyor ki benim gibi birçok insanlar vardı. Onlar da gezip dolaşıyordu. Şimdi bu yerin altında diyor. İşte Mevla'ya yakındı. Diyelim ki bir bardak suyu içiyor. Suda bile Mevla'ya yakınlığı O nimeti veren Halık'i ve Miyazeli görüyor. Diyelim ki yatıyor. Yatarken bile Mevla'ya yakın. Ben burada rahat yatıyorum ama yarın kabirde halim ne olacak diyor. Bu yakınlığı temin ediyor. Ne kadar hayırlı kimseler onlar. El- er-i er-Rahman. Onun hata ve isyanları ağır basıyor. Günahları ağır basıyor. Vel-l mukkaset. Meneste ve günahı da sevabı da denk. Sabit, hayırlı olan kimse ise onların her hali ibadet ve taat. Alim.
Oturduğumuz zaman belli oluruz zaten. Konuştuğumuzdan, görüştüğümüzden, görüştüğümüzden bir yanına varacak olsanız, eğer memursa katsayısını konuşur. Maaşının derecelerini bilmem bunları konuşur. Evet konuşur ama bunun dışında hayırlı bir kelam olmaz. Bir işçi ise hep işinden gücünden konuşur. Rahatlığından konuşur. Daha nasıl güzel bir hayat yaşarız. Yemeden içmedim. Hiçbir ahiretten Allah'ınız da Kuran-ı Azimüşşan'da şöyle buyuruyor. Resulullah hadis-i şerifinde şu tarzda bize beyanda bulunuyor. Evliyaullah şöyle konuşuyor. Hiç onunla kapak Sen de zaten kaldıramazsın onun yanında. İçinde bir arzu yok. Bir istek yok. Eğer bizim gönlümüzde sizin gibi kardeşlerimiz olursa gönülleri zengin, onların dilleri durmaz. Çünkü Abdülkadir Geylani, HadiSalallahu Sırrı hazretleri Evliyaullah'ın kalbi Allah'ın mahzenidir. Allah'ın hazinesidir.
Alacak eğer muhabbet harçlığı olursa ona sınır yoktur, tükenmez ve bitmez ondaki söz de bitmez. Gönlünden bahşişi de tükenmez onu. Yeter ki alabilecek kudrette olalım Abdülkadir Geylan Efendimiz ne kadar alıcıysanız o kadar vericiyiz buyuruyor. Bizim namazdaki halimiz de o, tebliğ ve davetimizde de o, iyilik ve emir kötülükten nehyetmemiz de o, Allah için sevgi Allah için buğzumuzda da o, yolunda gayretimiz çabamızda da o, her türlü davranışımızda ibadet ve taatimizde yok. Hep gönlümüze göre. Kalbimizdeki hale göredir istifademiz. Mesela istiğfar okuyoruz. İstiğfarı okurken bizim bağışlanmamız gönlümüzdeki nedamete göredir. Okuduğumuz tevhitten istifademiz şartlarını haiz olmamıza göre dir. Salavü selam Efendimizle olan sallallahu aleyhi ve sellem münasebetimize göredir. Allah dememiz celle celalühü gönlümüzde azameti ilahiyi tefekkürledir. Hep kalbimizle alakalıdır.
Bir kısmı buyuruyor ki ez zalim ve talim dünya. Başka hiçbir şey yok. Saatlerce oturursunuz, kalkarsınız ne ibadetten ne taatten ne gözyaşından ne hayırlı kelam duymaktan ne yolunda sarf etmekten ne Mevla'nın kullarını irşad ve ıslahtan, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gidermekten, emri ilahiden, üzerimize yüklenen emanetlerden hiç bundan kapak kaldırmaz. Konuşmaz. Bu Allah ile kul arasındadır, burada söz edilmez şimdi oturuyoruz, rahatımızı bozma der. Zalim budur. Noktası taibul uhba devamlı yahu der biz ne olacağız. Bir gün Üstad-ı halimiz üstad zarının bir evladına dediler ki ben size intisap edeceğim. Onun intisabı dokuz yüz elli altı. Üstadımız otuz dokuz yılında icazet almıştır. Böyle olmasına rağmen. O tarihte önemli değil. İsterse onun intisabı bir gün, bizimki de bin gün olsun. Eğer bir kabiliyet olursa bizde bir ekim su ve bir nazar kafidir.
O kabiliyeti gördükleri zaman bir anda Allah'ın izniyle maksadına iner. Bir gecede kavuşur. Buyuruyorlar ki hiç çalışamadım evrad ve ezkarıma size intisap edip yeniden bir gayret göstereyim. O da der ki Sami Ramazanoğlu, üstazımızın yanından geliyorum. O da dertlendi. Bu Saminin haline olacak yarın huzur-ı ilahide dedidir. Eğer hayırlı bir kimse ise hep ukbadan konuşur. Ahiretten konuşur. Ne olacak bu halimizdir? Üstazımızın, üstadının buyurduğu gibi. Tabi sadıktır o. Sabikundur o. 0. Hayırlı olan kimseler de sabit dediğimiz bunlar talibul mevla. Her şeyde mevladır. Ne cennettir, ne cehennemdir. Onun gözünde hiçbir şey yok. Mevla, galel ha sen, galel Huseyn, radiyallahu anh, evvalim, el baki mahalihi ve Zalim ne ise o. Bir değişme yok. Mesela adet üzere yapıyoruz vazifeleri de adet üzere. İşte ömürde bir hat yapılır, yapın. Yılda bir ay oruç tutulur. Bu şekilde.
Arada bir tevhid, bazen selefsin bu şekilde geçerlidir. Tesad biraz daha yol almış kimse ise o artık o kendinden geçmiştir. O emri ilahi ne ise ona riayet eden kimsedir. Sabit ise El-Müstar-i kendi halini de artık unutmuştur. Bunu nasıl anlatacağız? Bu hale gelirsek anlayacağız. Anlayabiliriz. Artık o onu gaflet bürümüş. Zalim gaflet bürümüş. Maun suresinde buyuruluyor ya onlar namazlarından gafildirler diye buyruluyor. Hani ibadet, taat yaparız da gafiliz. Yaptığımız taatin tadı yok. Hatta zor geliyor. Taatlerde bir güçlükle çekiliyor. Zalim, ibadet ve taatinden gafil bir nişte yok. Şöyle bir araya geçsek, otursak güzelce gözyaşları döksek, halimizden konuşsak bu haline olacak? Mevla'yı nasıl bulacağız? Acaba bizim halimiz Kuran-ı Azimüşşan'da kaç ayet-i celileye uygun düşüyor? Düşünmesin gafil noktası. Onda ise hayırlı işler var. Böyle sevaplı, taatlerde bulunuyor.
Sabit ta'nin fi ru'yet-i sıfat. Bunu siz bilirsiniz. Siz bize öğreteceksin. Şimdi zalim gaflet gözünü bürümüş. İbrette bakmakmış. Muktesid o ibadet ve saatte. Bir diğeri ise artık kendinden geçmiş oldu. Bitmiş. Onda görünen Heb Halıkellem Yezer'dir. El İslam, Bir kısmı buyruluyor ki el İslam livelimi namazımız, orucumuz, haccımız, zekatımız, okuduğumuz tevhidimiz, kelime-i şehadet bu zalimler için. Ve iman, iman hayır ve şerri birbirine denk olan kimseler içindir. Allah'ı görür gibi taat yapmak, bu önde giden Rabbi zücelal'imize kavuşan insanlardır. Burada dediniz ki, el İslam livalimi bundan maksat nedir? Biz anlamak istiyoruz bunu. Bunu biz yine Kuran-ı Azimüşşan'dan anlayacağız Es-alem'le. Bedeviler inandık dediler. De ki siz iman etmediniz. Siz İslam olduk deyin, Müslüman olduk deyin, Sizin kalbinize imanın tadı ve lezzeti girin. Şimdi anlaşıldı.
Sizi tenzih ediyorum ancak bizim gibi anlayışsız olanlar anlayamaz. Rabbimiz ne buyuruyor Araf suresinde? Rabbimiz ne buyuruyor Araf suresinde, Bunu kim söylüyor? Bunu kim söylüyor? Kim söylüyor? Adem aleyhisselam söylüyor. Kuran'la münasebetimizi çoğaltalım. Bunu söyleyen Adem aleyhisselam. Havva annemiz. Kim Adem aleyhisselam? Adem aleyhisselam bir peygamberdir. Nefsimize zulmettik diyor. Neden? Şeytanın yalan yemini üzere o meyveden yediği için. Allah için Kuran okuyalım. Kuran-ı Azimüşşan'dan ayetleri öğrenelim. Ayetleri öğrenelim. Zalim, o yasaklanan meyveden yediği için. Bu zelledir. Zelle'yi bilirsiniz. El-iman liz zalimi, fel-marife, Rabbi zülcelalimizi tanımak, tanımak. Lil muktasid üzümlü için. Melhakika, o zaman bir tarif etmemiz lazım. Hakikati tarif etmemiz lazım. Allah'tan gayrı onun gönlünde bir şey yok. Bu marifettir. Her haliyle Mevla'ya dönmüş, o da hakikattir.
İlim erbabıdır zalim. Artık okuduğu ilimlerin ne için konulduğunu farz olan bir taat farziyetindeki manayı gören kimselerdir. Fiğ meydanil vecd. O her haliyle ereceği makama etmiş bulmuş. Gale ibn-ü Ata rahimallahü Teala, el zalim mağdurun vel muktesi muaate zalim hatalı diyelim artık. Muktesid yapmış olduğu bazı hallerde itabı gerektiren, azarlamayı gerektiren hallerin içerisinde. Mesela dilinden uygun söz çıkıveriyor. Mağik, kurtulan zümredir, Mevla'ya ermiştir. O artık gafil bir zümredir. Zalim gafil o. Hiç duyduğu yok, anlatıyor. Hasan-ı Basri hazretleri bir gün cenaze namazı kıldırıyor. Halbuki dört tek bir getirdi, beş getirdi. Efendim yanıldınız dediler. Hayır yanılmadım dedi, bilerek aldım ben o tekbiri. Efendim dön tekbir aldın cenazede sen beş aldın. Birini de alem için aldım dedi. Bölmüş dedi, alem ölmüş dedi. Bir de söylüyor bizler siz müstesna. Makkulün biseyfi l emmel.
Uzun endişeler taşıyor. Şunu şöyle yapacağım, bunu böyle edeceğim. Bununla kendisini öldürmüştür. Matruhun alaabirrahme. İlahi rahmetten de gafleti ve yersiz endişesi sebebiyle kovulmuştur. Onu Allah rahmet kapısından kovulmuştur Medrubun bisavtin nedeme. O pişmanlık içerisinde. Ya bir türlü kurtulamadık, hep anlatılıyor. Diyorlar ki yılda bir olsun detayları geçsek şimdiye her şey bitmişti, böyle kaldı. Geçen kimselerimiz de, geçen kimselerimiz de letaip dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğa atılmak lazım. Yokluk içerisinde olacağız. Bir gün üstadımız hazretleri murakabe ehilleri ile bir sohbet ilgi buyurmuş etmişler. Ondan sonra da bizim gibi insanlarla oturunca, bizim gibi gafillerle oturduğunda çok büyük bir haz duymuş. Şimdi efendim enaniyet kadar kötü bir sıfat yok. Şeytan kadar ilim olamaz adam. Şeytan kadar da ibadet olamaz.
O ene var ya Üstadımızın bir bandında dinledim. Çok kendisi anlatmıştı da, bandında da dinledim denk geldi. Bir söz nasıl olduysa mübarek dillerinden çıkmış. Bütün halim çıkıyordu dedi bize. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah diye diye diye gönlüme giydirdim. Onların yapmış olduğu hata bize benzemez. Onlar ibadetteki gafletleri bile hata olur onlara. Siz bizim yaptığımız şekilde düşünmeyin o hata deyince. Demek ki zalim gaflet içerisinde ve uzun endişeler düşünmek suretiyle o kendini mahvetmiş, ilahi rahmet kapısına girmek için müracaat ettiğinde de Allah'ın melekleri onun düşüne vurup dışarı atmışlardır. O hep böyle bir yokluk içerisinde ben hatalıyım. Günahkar. Böyle bir üzüntü ile memnu doludur. Matruhun ala ba'dir Ama bir yokluk kapısından içeri de Rabbimizin azameti haline girememiştir. Sabit madurbun bisavtil mahatbe onlar ilahi zevkin içerisindedir.
Allah'a aşk kılıcıyla da aşkın şehidi olmuşlardır. Onlar artık Rabbi Zülcelal'imizde olmuş, O'na kavuşmuştur. Şu şekilde izah da isek daha münasip çıkacak. Zalim gaflet gaflet içerisinde uzun endişe ile kendisini mahvetmiş. Bu tarzı da düşünebiliriz. Cenab-ı Hak bizleri bağışlasın. Artık nefsaniyette kalmış isek nefsin oyununa geliyorsak zulümdür kendinize. Velhal noktası idi. O ise kalbinin hep nurlanması ile meşgul. Ve ruh sabitun. Onda artık nefsin, kalbin mertebeleri ne konuşulmaz. Kalbin dediğimiz zaman bu mevzu çok uzak. Kalbin yirmi tane hali var. Yirmi tane güzellikleri var kalbin. Onları geçmişten ölür. Hayırlı kimseler. Zalim Allah'ı zikreden kimsedir. Muktasık mütedecirun o devamlı devamlı düşünen tefekkür eden bir kimse. Düşünür. Zikrediyorum ama zikrettiğim Mevla'nın aşk ve muhabbet tadı gönlünde yoktu.
Böyle bir endişe içerisine düşmüş, ibret alıyor, ders alıyor, öğüt alıyor. Zalim zikir içerisinde muktasıt zalim zikirden mahrum kalmıştır. Muktesid zikr ile meşgul olan bir kimsedir. Mevla'yı hatırlıyor. Sabit zikrettiği Mevla'nın muhabbeti ile olan kişidir. Zalim ateşe girerim korkusuyla ibadet edin. Aman ha bir lambaya dahi elimi vuramıyorum. Bir çaydanlığın kapağından diyelim. Ağzındaki bir buhara dahi tahammül edemiyorum. Bir ateşe elimi sokamıyorum deyip korkarak ibadet yapıyor. Noktası biraz daha ileride olan kimse Cennetteki nimetleri arzulayarak ibadet ediyor. Ne cennet ümidi, ne cehennem korkusu yok. Mevla için yapıyor. Dünyaya metalik vermiyor. Muktesid Rabbimizi tanıyan kimselerdir. Allah'a muhabbet içerisinde Onun aşkıyla yanan kişilerdir.
Diliyle nasihatte bulunan muktesi artık konuştuğuna niçin yapmadıklarınızı konuşuyorsunuz zümresinden değil, amel bittiklerini ifade eden kişilerdir. O da artık Rabbımızdan alarak ifade eden kimselerdir. Zalim böyle bir talep içerisinde. Ben de hayırlı kimselerden olsam, yolunu tutsam diyor. Muktası artık o ilahi korku gönlüne girmiş. Sabit artık tamamen yerleşmiş, oturmuş. Oldukça uzun geliyor. Birkaç sahife belki devam ediyor. Cenabı Hak cümlemize hayırlı zümreden kılsın.