İnsanların Başarıya Ulaşması ve Manevi Kemali kaydında Ne iş yapıyorsak onda yoğunlaşmadıkça, tamamen kendimizi vermedikçe başarı hasıl olmaz. Mesela, ilimle derler ki sen küllünü vereceksin ki o da cüzünü versin. Sen tamamen kendini ilme hasredeceksin. İlim tahsilinde işte evlilikti, geçimdi, şuydu, buydu, diğer işleri katacak olursan başaramazsın. Tamamen kendini vereceksin ki bir şeyler…
İnsanların Başarıya Ulaşması ve Manevi Kemali ne anlatıyor?
İnsanların Başarıya Ulaşması ve Manevi Kemali kaydında Ne iş yapıyorsak onda yoğunlaşmadıkça, tamamen kendimizi vermedikçe başarı hasıl olmaz. Mesela, ilimle derler ki sen küllünü vereceksin ki o da cüzünü versin. Sen tamamen kendini ilme hasredeceksin. İlim tahsilinde işte evlilikti, geçimdi, şuydu, buydu, diğer işleri katacak olursan başaramazsın. Tamamen kendini vereceksin ki bir şeyler…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne iş yapıyorsak onda yoğunlaşmadıkça, tamamen kendimizi vermedikçe başarı hasıl olmaz. Mesela, ilimle derler ki sen küllünü vereceksin ki o da cüzünü versin. Sen tamamen kendini ilme hasredeceksin. İlim tahsilinde işte evlilikti, geçimdi, şuydu, buydu, diğer işleri katacak olursan başaramazsın. Tamamen kendini vereceksin ki bir şeyler elde ede bilesin. Çünkü ilim ehilleri bunu söylüyorlar. Öyle ki zaman kaybından dolayı ekmeği kızartıp, onu un haline getirip bir torbanın içerisinde yemeğe zaman harcayıp da ilimden mahrum olmayalım diye, bir avuç alıp onunla yetinmek suretiyle ilme kendilerini vermişler. Tamamen vermeleri ile başarıya da ulaşmışlar. Mesela ticari hususta adam der ki ben bu servete kondum ama iğne ile kuyu kazarak eriştim. Kardeşim ben sırtımda çuvalları taşıdım, hamallık yaptım.
Şimdi eğer bana patron deniyorsa, ben buralardan gelerek dişimden tırnağımdan arttırarak bu hale geldim der ve kendisini tam bilir. Sabah işte yatacak, saat dokuz olacak, on olacak, hayır. Sabah namazını kıldıktan sonra hatta yemeklerini bile sabah namazından önce yerlenir. Önce yerler yerine göre veya namaz kıldıktan sonra hemen işlerinin başındadır. Çünkü işe erken gitmek de bereketi icap ettirir. Bu şekilde çalışmasının neticesi ne olur? Elbette ki başarılı olur. Der ki ben bir elektriği dahi fazla harcamadım, bir suyu dahi fazla harcamadım. Yememizde, içmemizde, ev ihtiyacımızda, evin gerekli olan ihtiyaçlarında bile çok dikkat ettik. Ancak biz böyle zengin olabildik derim. Çünkü tamamen kendisini veriyor. Hangi iş olursa olsun, diyelim ki biz nefsimizin irşad ve ıslahı için, ruhumuzun da kemali için bir çalışma yapıyoruz.
Bu çalışmada nasıl ki işlerimizde yoğunlaşır, ona tamamen kendimizi vermek suretiyle başarıya ulaşıyorsak, Ehlullah da kendilerini tam vermişler bu işe. Yarım yamalak değil, tam vermişler. Mesela Esabiyel birliği Hazretleri Hacı Hüseyin Efendi diye Gavsil Azam'dan mübarek bir zat için bir suyu dahi izinsiz içmemiştir buyurur. Mesela yüz otuz altıncı mektupta Esad Erbilbillah hazretleri Üstadımızın üstadından bahis buyururken, onun eyyam-ı hevabını, gençlik günlerini, şer'i şerif ile, dışını tezyin ettiğini, içini de bu mübarek yolun edep ve erkanıyla güzelleştirdiğine bizzat şahit oldum der. Şevk ve şataratla diye ifade ediyor. Bir aşkla, bir muhabbetle, efendim daha ne yapacağız, nasıl vazifelerimizi yerine getiririz diye bir azmi kavliyle bu işe girmişler ve onlar başarmış. Mesela görüşüyoruz, vazifelerimizi görüşeceğiz, mutlak görüşeceğiz.
Ne güzel üstazı halimiz buyurmuşlar, hafta geçmez, tekrar gelir görüşür. Edep ile letaifin danışır diye. Bir hafta geçmeden görüşür buyuruyor. Şimdi görüşeceğiz. Ne görüşeceğiz? Diyelim ki biz beş yüz dıştan, beş yüzde işten okuyoruz. Bunu artık demeye gerek yok. Anlata, anlata, anlata, anlata bunu sizinle ilgili olanla söylesin artık. Biliyorlar. Çok dindi bunlar. Ne oluyor? Çok derinden. Yüzünden gittiğimiz zaman hiçbir şey hasıl olmaz. Tamamen dönmedikçe. Nasıl ki biz namaza Allahu ekber deyip kıbleye dönüyoruz ya, diyelim ki sadrımız başka tarafa dönecek olsa ama sadrın dönmesi istikbali kıble namazın farzlarındandır, namaz caiz olmaz. Rabbimize tam döneceğiz. İşte ben böyle bir yola girdim ama gönlümde bazı düşünceler hasıl oluyor. Yersiz olmaz, yürümez. Onları da idare ederler.
Çünkü bırakacak olsa ya kahve köşelerinde, ya isyan mahallerinde, ya gözleri başkasının namusunda, kulakları uygunsuz sözleri dinlemekte, onun için bırakmazlar. Daha çok bize şefkat ederler. Derler ki, çünkü hastadır. Hastanın mutlak bakıma ihtiyacı var bakarlar. Bunu yine zamanın kutbul attabı Sami Ramazanoğlu Üstadımız buyuruyorlar ki size öğrencileriniz ne zaman gelirler? Efendim aşklı şevkli zamanlarında hiç bırakmazlar. Hatta bir kış gününde arabalarla da değil yaya olarak beş kilometrelik mesafeyi günde üç defa aşmış gelmiş. Günde üç defa. Aşkımdan muhabbetimden duramadım diyor, geldim. Şahidim sonra da hiç uğramadı. Bizim mürşid-i kamilimiz şefkat ve merhamet doludur. Mektuplarla, selamlarla, haber göndermelerle zorla temin ettim. Olmadı buyuruyorlar. Asıl artık kötülüğe doğru meyiller başlayıp da o fena fiiller itikat edilmeye başlandığı zaman çok iyi gelecekler.
Çünkü tedaviye ihtiyaçları var. Diyelim ki eczaneye gireceğiz. Evimizde ecza dolabı var. İnsan sıhhatliyken, afiyetliyken bir romatizma ilacı alayım, bir romatizma hapından alayım der mi? Yok. Doktor vermişse, iğne hacette kullanırsın diye, ağrıdığında derhal ama uyuştursun, isterse uyuştursun şu ağrı geçsin der kullanır. Belirli bazı rahatsızlıklar var diyelim. O rahatsızlıklar zuhur ettiği zaman ne yapar? Hemen şurada bir ilacımız vardı, buna aitti. Ehil de bir doktordu, bize vermişti, onu kullanmam gerekirdir. Sıhhatliyken ihtiyaç duymaz, aynen bunun gibi. Burada bize büyük görevler düşüyor. Kardeşlerimiz üzerinde siz çok çalışacaksınız. Bizim gibi tembellere çok çalışın. Deyin ki bak ne yapıyorsun sen. O aşkın, o muhabbetin, o gözyaşın, o zevkin ne oldu diyeceğiz. Yoksa mümkün değil ve bunu bir gayrete düşüldüğü zaman Allah'ın izniyle çok büyük başarıya ulaşanlar var. Şaidim burada.
Onlar bilecek. Mesela bulundukları mahal olduğu gibi böyle güzel bir yola, sıddıkı azamın yoluna muhabbetli kimselerdi. Ne oldu düşe düşe düşe, yüzse beşe. Öyle bir azmettiler, öyle bir cezim, öyle bir gayretle onu üç beş katlayıverdiler. Ya tükendi tükenmez, Öyle olsa Allah'ın resulü isyan mahallerinde dolaşmazdı. Bir kişidir, bir kişi. Gayret gösterdiler ve Allah'ımız muvaffak kıldı. Eğer şimdi bir bereket görünürse o bizim mürşid-i kamilimizin o sıkıntılı anlarda yapmış olduğu görüşmelerinin neticesidir. Onun ruhen münasebet kurduğu bir zat bazı nasihatlerde bulununca belki saygısızlık oldu ama şunu demiştim. Eğer harcıyorsan bir şey, üstadımızın cebimize koymuş olduğu harçlıktır. Hem kardeşlerimiz onların himmetiyle, tasarrufuyla meydana gelen kimselerdir. Çalışarak, gayret göstererek, onların himmetleriyle olmuştur. Yarım yamalak tutmakla iş yürümez.
Tam bir azimle ve sonra bu azmin tam manasıyla tutmanın bizim işimize gücümüze hiç manisi yok. Hatta evimizde huzur meydana gelir. Azıcık bir aş dahi bereketlenir ve ağız tadıyla yenir. Huzurla yemiş olur. Dünyevi işlerimizde de çok sıkı sarılırız. Aman ha bir başkasına muhtaç olmayalım, aslan gibi olalım. Hem yiyelim hem de başkalarına yedirelim diye dünyevi işlerimiz de çok güzel gider. Çünkü artık kafa çalışmaya başlar. Bir dervişin beyni, eğer iyi teslim olacak olursa çok müthiş beyin çalışmaya başlar. Zibiullah ile çalışmayan bölgeler çalışır ve Rabbimize tam manasıyla dönmeye gayret eder. Ragıp Allahü Zülcelal'e yönelmek, tövbe ile ona, ameli halis yapmak suretiyle zuhur eder. Allah'ımıza dönüş neymiş? Bu önemli bir tabir ama biz eğer burada biraz görüşeceksek bu temeller üzerine bina ederek başlayacağız. Sözlük anlamıyla, ıstilahi manasıyla yürüyeceğiz.
Sonra ayetlere bakacağız, Hadis-i Şeriflere bakacağız. Hayali konuşmayacağız. Bir gün bize üstadımız buyururlar ki eğer ben başımdan geçeni anlatacak olsam, bir saatlik müddeti hep onunla bitiririm. Ama kardeşlerimin de buyurduğu kafalarını doyurmak istiyorum, bir malumat sahibi olmak istiyoruz diye ifade ettiler. İnabe Allahu Zülcelal'e dönüş nasılmış? Tabir o kadar güzel ki hepsini içerisine alacak şekilde bir tabir bu. Rabbi Zülcelal'imize dönüş, ameli halis, riyaki bil benlik, hep bunlardan uzak, sırf Mevla için yapmak suretiyle bir yöneliştir ona. Demek ki yöneliş ameli halis yapmak suretiyle. Bir başkaları beni sevsin, bünyevi de faydalar elde ederim düşüncesi değil. Sırf Allah için. Rum Suresi otuz birinci Ayet-i Celile. Münibine ileyh, ona tamamen bir dönüş, yarım yamalak değil, tam bir dönüş.
Ey Onun emri, Rabbi Zülcelal'imizin emrine tam manasıyla dönüp, onun dışında hiçbir şeye meyletmemektir. Şimdi biz amel yapacağız, taadte bulunacağız, ama şeytan da bizim hortumunu kalbimize atmak suretiyle soymak istiyor. O da bir nasip almak istiyor. Nefis övünmek suretiyle, ibadet ve taatte ucbe düşürmek suretiyle, o da bir nasip almak istiyor. Dünyada öyle. Daha başka etkenler de mevcut. Tamamen bunlardan soyutlanıp Rabbi Zülcelal'imize yönelmektir. Ben taatimi Allah için yapıyorum demektir. Onun emrine tam manasıyla dönmektir. Ellem gezer bize ünil, Rabbi zülcelal'imize dönüşü, bakın nasıl haber veriyor samimi, ve enibu ila rabbikum. Allah Allah. Rabbinize size ölüp ölüm gelip çatmadan, ruhunuz kabz olunup alınmadan Rabbi Zülcelal'inize dönün Ve eslimu leh, ona tamamen teslim olun. Emrine teslim olun. Şeytan da davet eder. Ona katiyen, Bakara suresinde buyurdu dönmeyin.
Nefis iki yanınızda aynen bir pusuda bulunan bir avcı gibidir. Pusuya yatan bir avcı gibidir. Ne zaman zayıf ölürse sizi vurur. Aman ha, ona da fırsat vermeden Rabbimize aklınızı selim bir akıl, vahyin emrinde bir akıl, iyi bir şekilde kullanmak suretiyle korunun bu beladan. Ne demektir? Aslında tövbe dönüştür. İstiğfar, günahımızdan dolayı mağfiret talep etmek, bağışlanmamızı istemektir. Tövbe dönüştür. Ey tövbe ileyh, ona dönün, ona yönelin. İstilahi anlamı, Şüpheleri tamamen kaldırmak. İtikatta şüpheyi kaldırmak. Allah'ımıza inançta. Bu yolun asıl gerekliliğinin ne olduğu buradan anlaşılmış olur. Çünkü imanın tat ve lezzetini almak için biz giriyoruz bu yola. İhsan mektebine müracaatımızın sebebi nedir bizim? İmanımızın tadını almak, şüpheyi ortadan kaldırıp yakin sırrına ermektir kesin bir inançtır. İbadet ve taatte de şüpheyi kaldırmaktır. Ahlaki noktalarda da öyle.
Çünkü hırsızlık yapanın elinin elinin kesilmesi hususunda itirazlar ayyuka açılıyor şeyler. Nasıl olur diyor. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde buyuruyor. Emri ilahide şüpheler başladı. Namaz sala dua manasına da gelir. Ben evimi kaldırır. Cenabı Hakk'a yalvarırsam, bu vazifeyi yerine getirmiş olurum diyor. Biz bu eserleri okuduk Allah'ın izniyle. Bu çılgınlıkları, yapanların eserlerini okuduk. Salah namaz dua manasına da geldi. Elimizi açar bir yalvarırız tamam işte. Hiç namazın kazası diye de bir şey yok. Elbette duydunuz. Öyle önemli ki inabe kelimesi, şüphe zulmetinden kurtulmaktır. Namaz taatinin günde üç defa kılınacağı şüphesi bile verilmiştir. Ele alınan konu çok önemli bir konu. Namaz taati üçe indirilmiştir üç vakte. Neden? Taha suresi yüz otuzuncu Ayet-i Celil'e destanı Rasulüm Muhammedin. Sen onların söylediklerine sabret.
Güneşin doğmasından önce de, güneşin doğmasından önce de, ne anlayacağız? Salakcağız. Lazım. Batmasından önce de, rabbini rühub ile tesbih et, gecenin bir kısmı saatleriyle gündüzün etrafında ise tesbih etki Allah'ın rızasını eylesin. Burada beş vakit yazmıyor ki. Burada iki vakit üç vakit namaz. İnalbe ibadet ve saatte de itikatta şüphenin olmadığı gibi nasıl ki La ilahe illallah Muhammedun Resulullah ikisinin birliği ile cennetin vaat olunduğunu, sadece La ilahe illallah demekle girilmeyeceğini ulema-i Kiramımızın sahih bir itikat ifade buyurduğu gibi bunda sadece La ilahe illallah diyen de giren Muhammedurresulullah demeye gerek yok, çılgınlığından, yanlışlığından inabe bizi kurtaracaktır.
Çünkü Ementübillahi, Allah'a iman ediyoruz, meleklere inanıyoruz ve resullerine hiç aralarında fark düzeltmeksin, hepsini birden sadece Beni İsrail'den gelenleri kabul edip, diğerini dışlamadan hepsini kabul etme doğruluğu sahih itikadı kabul gibi ibadet ve taatte de şüphe zulmetinden kurtulup sahih, düzgün bir taat yapmaktır. Müfessirler bu ayette övgü övüb ile tesbihin maksadın namaz olduğunu belirtirler. Size Kaf suresinden de gösteririm. Zaman eğer muvafık düşer, fazla geçirmezse. Beyzaviye göre güneşin doğmasından önceki tespih sabah namazı, batmasından önceki öğle ve ikindi namazları, gecenin bir kısım saatlerinde ise akşam ve yatsı namazlarıdır. Gündüzün etrafında yani başında ve sonunda tesbih et ifadesi ile önemine binaen sabah ve akşam namazlarına ikinci defa dikkat çekilmiştir. Demek ki inabe ibadet ve taatte de şüphelerden tamamen kurtulmaktır.
Halık ölen gezen bize Gaf suresinde de ifade buyuruyor aynı hakikati. Es-Ainler. Muhammed Sallallahü'l-Hunsel, onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbine hamd ile tesbih et. Ayetle sabah, öğle ve ikindi namazlarının kılınması kast edilmiştir. Bu Ayet-i celile ile sabah, öğle ve ikindi. Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından onu tesbih et. Bu ayette de akşam ve yatsı ve teheccüd namazları ile farz namazların ardından kılınan sünnet ve nafile namazlar veyahut fitil namazı kastedilmiştir. İş o kadar ilerledi ki, sünnetler böyle bir yolun, güzel bir yolun takipçisi olan kimseler, diğerlerimizle, biz de terk etmemekle birlikte asıl siz kardeşlerimiz daha çok riayet edecek, daha çok dikkat edeceğiz, namazlarımızı sünnetleriyle beraber ve nafile namazları da eda etmeye azami gayret göstereceğiz. Ve bil. Tamamen teslim olmaktır.
Mesela imanda Allah'ın resulü bize nasıl inanmamızı emretmişse o şekilde inanmaktır. İbadet ve taatte de hepsine kıyas edersiniz. Ben nasıl namaz kılıyorsam o şekilde. Allah'ın Resulü sabah namazında öğle, ikindiyi, akşamı, yatsıyı hepsini kılmıştır. Sünnetleri ile beraber ve nafile namazlarını da öyle dikkat buyurmuşlar ki, hatta akşam namazından sonra yatsı namazına kadar yirmi rekat da kıldıkları olmuş, gece yarılarına kadar secdelerde mübarek başı dua ile saatte bulunmuştur. İşte yaz günü geldi, bu işlerimiz de oluyor, gece kalkamıyoruz. Bu gafletten kurtulmak. İşte namazı da kaçırıyoruz, bu zulmetten de kurtulmak. Şeytana yoldaş olmaktan, nefse arkadaş olmaktan, kötü niyetli insanlarla bulunmaktansa, Rabbi Zülcelal'imiz ile dostluğu deyim etmektir. Artık ben Rabbime teslim oldum deyip, ben ona kulum deyip tamamen bağlanmaktır.
Rabbi Zülcelal'imize halis bir saatte bulunmak, bütün şeytani hallerden kurtulmak, sırf Mevla için yapmak, bütün anımızda, vakit deyince artık, bütün anımızda Rabbimizin rızasını elde etmek için gayret ve çaba göstermektir. Bir kere inabenin umumi olan bir kısmı var ki, bir inançsız da olsa bir sıkıntıya düştüğü zaman birden ne diyor? Ya Rab, birden. Diyelim ki öyle ibadet ve tatil de yok. Ama büyük bir sıkıntıya düşmüş, o anda Allah deyiveriyor. Bu geneldir. Esselamle. Suresi otuz üçüncü Ayet-i Celile'de Mevla-yı Zülcelal'imiz bildiriyor. Onlara zarar dokunduğu zaman, bir zarar dokunduğu zaman bir darlığa uğrayınca Rab'lerine yönelerek ona yalvarırlar. Ama bolluğa eriştikten sonra hiç hatırlarına gelmez. Ama bu darlık içerisinde gelir. Bu umum. İkincisi, dostlarının Mevla-yı Zülcelal'e dönüşüdür.
Ve O benim Rabbimdır, ben de onun kuluyum, ben ona kulluk yapmak mecburiyetindeyim deyip bu mecburiyetle birlikte muhabbetle taati yapmaktır. Sanki Muhammed Baki Billah Hazretlerinin sana duyamıyorum Ya Rab dediği gibi vesair Allah'ın sevgili kullarını. Ve niye Bu inabe Mevla'yı zülcelal'e dönüş dört şekilde hasıl odur. Bir muhabbet, bir sevgiyle, aşkla. Diyelim ki evrad ve ezkar okuyacağız aşkla. Ile. Bir araya gelip Mevlamızı anacağız muhabbetle, taatlerimizde bütün zikrimizde, fikrimizde, Allah yolunda koşmamızda, taşimamızla hep muhabbetle. Vel hudduun leh, Rabbi Zülcelalimizin azameti karşısında kendimizi küçülterek ben neyim ki diyerek, ben bir şey değilim diyerek acziyetimizi göstermek, ve'l İkbal'l-vali, ona tam manasıyla yönelmek, ve'l-yarabu amme Sivas, Allah'tan gayrısından da tamamen ayrılmaktır. İsterseniz tekrar edeyim. Çok önemli.
Bunlar sanki bize el, ayak, göz, kulak gibi. Mevla'ya vuslattan bu sayılan hususlar aynı. Adamın bir şeyi tutmak için eli, yemek için lokmayı ağzına götürmesi, yolda yürürken sağlığını solunu görmesi, sanki yürümek için ayağı gibi çok önemli hususlerdir. Bir kere dönüşte dört esas bir muhabbettir. Nasıl olacak bu? Bu rabıta ile olur. Nasıl olacak bu? Sünnet-i Seniyyeye riayet olur. Ve'l-huduu aleh, ona tamamen teslim olmakla birlikte, kendimizi hiç bilmek suretiyle, bel ikbali ona yönelmekle, ve ve İbrahim Aleyhisselam var ya, Lehali küfrün kendisine yapmış olduğu o hareketlerde çok hali, sabırlı tabilerine karşı hilmiyet içerisinde, Evva Kavminin Mevla'ya dönmeyişinden dolayı davetinde ne kadar davet bitse dahi dönmekte inatlarından dolayı da Rabbimize karşı Ahu Firvani'den bir peygamber, münip ona tamamen teslim olandır. Sümer Suresi elli dört.
Ayet-i celile'de izahına bakacak olursak, Allahü zülcelal'imize tam güven manasınadır. .Rab'mamed bin Ali, Rahmetullah Ali. .Rabbımıza karşı hatamızdan dolayı özür dilemek, hatamızdan dolayı, yaptığımız kusurlarımızdan dolayı geçmişte, ondan dolayı özür dileyip Estağfurullah deyip okurken şu yüzlerimiz gözyaşlarıyla ıslanıyor. Ve ahli su ala devamil muvafakatib badeha. Ondan sonra da Rabbimizin emrine teslimiyetle halis ve muhlis bir şekilde devam etmek, hiçbir fütur getirmemek, hiçbir aralık, hiçbir terk diye, hiçbir böyle bir arızi halp olmadan devam etmektir.
Galel Vasıtı Rahmetullahi men kasada ki gasdi gayirel hak fakat ah nimet istihhenetü istihhenetü dilhakk Eğer maksat ve gayesinde, maksat ve gayesinde azimli olmazsa, Allah'ın dışında olanları gastedecek olursa, nefsani arzular meydana gelirse, şehevihat meydana gelirse, dünyalık arzuları meydana gelirse, baş olma arzusu meydana gelirse, o zaman Mevla-yı Zülcelal'e dönüş, çok zayıflarında. Kale Ebu Saidi-i Nihharraz, El-Münip, Ya melu fi inabetihi Felade, Allahu Zülcelal'e dönenlerin halini ifade buyuruyor. El-Münih, ya melu fi dinabeti şertebtiu'l mevt dünyadaki hal ve durumlardan dolayı Mevla'yı zülcelal'e bir dönüştür o. Allahü zülcelal'e dönmeyi arzu eden mürşid-i kamilimiz gibi kabir bana kavurma gibi kokuyor der. Allah'a dönüşün birinci şekli velilerden birisine bir senelik ömrün kaldı deyince ağlaması gibi.
Daha maşuku hakikikime bir sene daha böyle bekleyip duracak mıyım hasret demesi gibi. Sonra cennette ebedi kalmak ve Rabbimizin cemaline nazar sebebiyle kıyametin ona çok böyle hafif gelmesidir. Ölüm ona bir nimet gibi olur. İbadet ve taat ona artık bir zevktir, bir şevktir. Üçüncü olarak da Rabbi Zülcelal'imize nazar sebebiyle Cemal I ilahisine Kıyamet ve Ahvali ona hiç mesabesindedir. Münip, Raciun İlallah, Allahü Celal'e dönüştür. Kalbin, kalbin yumuşamasıdır. Muhabbetinin Mevla'yü'l Celal'e artmasıdır. Şu altı husus vardır ki bu şu kimseleri katiyen huzura erdiremez. Şu altı husus insanlar için kat'iyen bir değer ve kıymet ifade edemez. TAMA Ulema için. Acele hareket etmek, duyduğuyla hareket etmek suretiyle emirlere, ümeraya, reislere, idarecilere doğru değildir. Cimrilik zenginlere doğru değildir. Kibir fakirlere, meşayiyi-i uzama da şefkatsiz ve merhametsiz olmak.
Haseb ve nesep sahibi asil bir kimseye de kerim olan insanlara da töhmetlemek, insanları ayıplamak katiyen doğru değildir. İnabe hakkında Ayet-i Celileler ve EHadis-i Muhammediye pek çok. Kalbin Allahu Zülcelal'e teslim olup, onunla rahat ve huzura ermesidir. Yani hapsolma manasına da şerhini yapacak olursak Rabbimizle kalbin huzura ermesidir. Ka itikafil bedeni fil mescit de müfalihuhu. Nasıl ki itikafa giren kimse Ramazan-ı Şerif'te mescitten dışarı çıkmıyorsa sadece ihtiyacı için çıkıp diğer vakitlerde oturduğu gibi Mevla ile olmaktır. Hakiki Rabbi Zülcelalimize muhabbet, O'na tazim ile, Onun ululuğunu gönlümüzün bilmesi ile, O'na zikir ve zikir ve muhabbetle devam etmektir. Ve Ukuful Cevvarihi ala taatihi bil ihlas ile ve'l Mütefaati rasul ile, O'nu zikir ve muhabbetle devam etmektir.
Ve Ukuful Cevvarihi ala taatihi bil ihlas ile ve'l Mütefaati ve'l Mütefaati'l-münuhu, azalarımızın itikafı ise, o da ihlas ile samimiyetle ibadetlerimizi yapmak ve Resulüne de sallallahu aleyhi ve sellem tabi olup sünnet-i seniyyeyi yerine getirmektir. Allah korusun, kalp Mevla-yı Zülcelal'e tamamen teslim olmayacak olursa başka arzu ve istekler ile dolmaya başlar. Çünkü Cenab-ı Hak insanoğlunun göğsünde iki kalp yaratmamıştır. Birisi dünya muhabbetiyle dolu, bir diğeri ahiret muhabbetiyle dolu bu şekilde yaratmamıştır. Ya dünya sevgisi ya da ukra sevgisidir. Hangisine itibar edilecek olursa diğeri itibardan düşecektir. Müslim, ama ibadet ve taat yapmak suretiyle, bir Müslüman kırk yaşına geldiği zaman, ama ibadetli taatli, Artık bütün hastalıklarda Allahü Zülcelal'i mîr onu korur.
Kendisi elli yaşına gelirse ama ibadet ve taat yapmak suretiyle hayır yollarda da koşmakla, her türlü kötülüğü de terk etmekle, mürşid-i kamilimize de, onun bize hedef olarak gösterdiği Allah ve Resulüne de candan teslim olmak suretiyle, eğer yaşımız elliye varacak olursa o zaman Mevla Zülcelal onun hesabını çok kolay kılar. Altmış yaşına gelecek olursa ve'l-i de, Bel'a, rezekahullahu inabeten ve'l-hibbuhu Aliha, Allah'u Zülcelal'l-celal'imiz O'na muhabbet eder. Ve eğer yetmiş yaşına gelecek olursa, Allah onu sever ve Ehabbehu Ehlüssema, Sema ehli de onu sevmeye başlar. Altmış yaşında ne yapıyor? Rabbi Zülcelal'imize muhabbetle doluyor. Yetmiş yaşına geldiği zaman Allah'ımız seviyor. Cebrail Aleyhisselam da seviyor. Melekler de onu seviyorlar. Seksen yaşına gelecek olursa, Allah onun Celle Celalü ibadet ve taatini makbul kılar, günahlarını da siler.
Maide vela vaddispin, eğer anamız gibi Rahmetullahi Aleyhha doksan yaşının üzerinde olacak olursa, bütün ibadette ve taatte doksan yaşına rağmen yüzünü dahi yabancı erkeklerden korur, rızkım helal olsun diye çalışır, gayret gösterir. Üstaz-ı alisine, aynı zamanda zevcine, tam teslim olmak suretiyle, Onun sırrını muhafaza etmesi hasebiyle, Gaferallahu lehu matematleminden bihiv ve Allah onun gelmiş ve geçmiş bütün günahlarını siler ve öyle bir nimete mazhar olur ki, Allah'ın yanında Onun ismi, Rabbimizin kendisine has kıldığı sevgili kullardan olur ve ehline de şefaat eder hiç şüphesiz. Allah'a dönüşün faydaları. Herhalde zaman biraz az evvel geçti. Burada başka zaman görüşürüz.
Kaynak: Genel
İnsanların Başarıya Ulaşması ve Manevi Kemali | Mihmandar