İnsanların Arasında Haset ve Buğzun Önlenmesi ve Allah'a Yaklaşmanın Yolları
İnsanların Arasında Haset ve Buğzun Önlenmesi ve Allah'a Yaklaşmanın Yolları kaydında Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinizin gizli hallerini de araştırmayın. Allah size, celle celaluhu, nasıl kardeş olmanızı emretmişse, o şekilde, Allah'ın kardeş kullarından öyle bir sır donuk ediyor. Allahu Zülcelal'in marifetinin sırlarını içine almaktadır. Yani bunu ifadede biz zorlanırız. Yani iblis bu…
İnsanların Arasında Haset ve Buğzun Önlenmesi ve Allah'a Yaklaşmanın Yolları ne anlatıyor?
İnsanların Arasında Haset ve Buğzun Önlenmesi ve Allah'a Yaklaşmanın Yolları kaydında Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinizin gizli hallerini de araştırmayın. Allah size, celle celaluhu, nasıl kardeş olmanızı emretmişse, o şekilde, Allah'ın kardeş kullarından öyle bir sır donuk ediyor. Allahu Zülcelal'in marifetinin sırlarını içine almaktadır. Yani bunu ifadede biz zorlanırız. Yani iblis bu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinizin gizli hallerini de araştırmayın. Allah size, celle celaluhu, nasıl kardeş olmanızı emretmişse, o şekilde, Allah'ın kardeş kullarından öyle bir sır donuk ediyor. Allahu Zülcelal'in marifetinin sırlarını içine almaktadır. Yani bunu ifadede biz zorlanırız. Yani iblis bu kelimeyi bile kullanmaktan biz sevmektir. İblislik sıfatından kurtulmayı ifade eder diyor. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz. Mübarek bir velinin Sami Bendi Hazretleri'ne, kalpte Allahu ve sellem mübarek dilinden de duydu. Bu hadisi şekilde okurdular. Bu say ile hususlar, müminlerin birbirlerine haset etmesi, buğz etmesi, gizli hallerini araştırması, zaten Araf suresinde Mevla'mız, biz onların gönüllerinden kin, kibir, hasetti, onları kaldırdık diye buyuruluyor.
Bunlar, burada ifade edildiği üzere, kişinin kendisini yüksek bilmesinden meydana gelir, üstün bilmesinden meydana gelir, buyuruluyor. Yalnız burada hasetlik değil de buğz edilecek olan husus, onun Rabbi Zülcelali'mize uygun olmayan tavır ve hareketleri midir? Yoksa Cenabı hak, şahsım yaratmış, buna kötü fiillerdir. Eğer diyor kişi, Allah için birbirine dost olursa, birbirinin gizli hallerini araştırmazsa, birbirine buğz etmezse, hasetlik etmeyecek olursa, kemalin işaretidir. Yani olgunluğun işaretidir. Benim duyduğum bazı sözler var, müşteri kamilimize. Bizzat da duyduğum için o çok sahih oluyorum. Ben hasetlik nedir bilmem derdi mesela. Ben hasetlik nedir bilmem. Demek ki gönülleri yıkanmış, nurlanmış. Ifade buyurmuşlar. Kim nefsini tanıyacak buluruz? Senin haklarını tanıdı. Bu ne demek? Bunun üzerinde çok münakaşa yapılır. Bu kul olduğumuzu bilmek. Bunun hiçbir ötesi yok.
Yani kişinin nefsini tanıması ben kulum. O da benim Rabbi Zülcelal Alim'dir. Kulluğumuzu bilmek. Diyor ki İnsanlar da böyle salih değil ama, yoksa Salihlerin içerisinde olmak, peygamberlerin arzusu, diyorlar ya. Ya Rabbi, bizi Salihlerin içerisine kalk diyor. Sonra, Salihlerden olmak bir de farz. Öyle ki biz Tahiyyat'ta Tahiyyat Farz'dır. Tahiyyat'ta ne diyoruz? Ya Rabbi, Selamun, rahmetin, mağfiriyetin, ümmetimin salihleri üzerine de olsun. Öyle değil de karmakarışık insanlar, peki düşünce, her şey değişik, eğer onlarla böyle musibet meydana getirecek olursanız, o zaman siz haktan soyutlanmış olursunuz. Çünkü doğru dürüst konusu o müstesna. O bize hayırlı tavsiyeler, Bizim itikadımızı düzeltecek. İbadeten benzetecek. Ahlakımızı düzeltecek. O müstesna Eğer siz diyor o gibi insanlarla olursanız hem cezaya uyarsınız hem de Rabbimizin değer vermediği insanlar haline gelirsiniz.
Mesela sular bakıyoruz, suların böyle mineral değerleri üstün olanlar var. Çok kıymetli sular var. Sebebi ise uğradığı madenlerden dolayı. O madenlerden dolayı suyun değeri de artıyor. Mesela bizim uğradığımız ilahi madenler, bu çok uzun sürer. Nedir? Başlıyoruz. Halıkı halru müsemaya eyleriz hamdu sena değil, silsilei şerîtede ta üst ağzımıza kadar geliyoruz. Bak hangi madenlere uğruyoruz biz? Onlara uğradığımız zaman, tabii ki onların huyuyla, edebiyle edeplenmek demek böyle kıymete haiz oluyor, şüphesiz. Böyle insanlara değil de Mevla'ya dönülecek olsa, zaten istenen bu. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de, münih ifadesini peygamberler için kullanmıyor. Sad suresine baktığımız zaman, mesela anlatılır. Ey Nubal Aleyhisselam vesaire, peygamberlerimiz anlatılır, onlara ne buyuruyor? Münih, Sa'd suresinde geçer. Diğer surelerde de geçer. Münih kelimesi çok önemli.
Bu tamamen Rabbimize dönmüş demek. Burada olduğu zaman, tamamen dönersek, ibadetimizdeki, taatimizdeki zevk başka olduğu gibi Cenabı hakk'ın ikramı da çok başkadır. Dönemediğimizden olmuyor. Mesela biz kıbleye dönüyoruz. Şimdi, bu bedenin dönüşü değil, tam dönecek olur ama tam dönecek. Bazen güzel zikirler uyguluyor, sohbetler uyguluyor. Oynuyorum. Buralarda bir ne demek geliyor içimize? İşte bunu devam ettirmek. O zaman diyoruz ki Eyvah, neden bu hatayı işledik? Neden bugusunu işledik? Görüyoruz. O dediğimiz, hayatımızın her anını kaplasa tamam. Hani, öyle bir ifadede güzellik var ki halkın içerisine karıştırtığımız zaman halk bize nedir? Tutturturtur. Ne? Tutturtur. Şimdi, o zaman değil. Neyin zamanı? Allah'ımız ile olma zamanı değil de neyin zamanı? Onun için salihlerle olmak cümlemimi şaşırdılar bizi. Şunu görürdüm ben büyüklerimizle ve şahitlik. Böyle düşünürdüm.
Bizim gibi insanlara ne yapacak? Anlamıyorum. Bazı güzel, latifeler yaparlardı. Konuşurlardı, fakat bir yerde tuttuklarını görürdün. Böyle lavabo gitmezlerdi. İşte, öyle bir gürültü, patırtı, bu şekilde gitmezlerdi. Bir yerde tutulurlardı. Orada verecekleri, ilahi mesajları verirlerdi. Her zaman Allah'a demiş. Gerçekten mühim. Böyle geniş güzel insanlar biliyor miyiz? Kafamızı bozar bizim. Biz bir Kastamonu'da böyle müftüleri, vaizlerin kursu oluruz. İlk oraya indim. İneyen inmez, bir tanesi hasıl olur. Dedi ki, Seddi bu Kastamonu'da çok evliya vardı. Gelin ziyaret ettik şimdi. Şimdi, orada hatırladık. Aşık Sultan var, vesaireler falan ziyaret ettik. Ondan sonra, üç kişiydik. Bak, hocalar kimse olacak. Eğer onlara kansaydık biz, helalladık. Anlatamam. Bize ders veren herkes değil. Bazı kimselerin yapmış olduğu konuşmalara dans saydı biz helak olduk. Olur.
Orada, Mehmet Filiz Efendi diye, Said Dinnurdu siyasetlerinin çok kıymetli yoldaşlarından birisi. Sonra öğrendik ki o, aynı zamanda Nakşiymiş. Onun sohbetine istila ederken, giderken, o hayırlı kimselerden bulunurken, buraya geldiğimde, Efendimiz öyle Allah'ımızın muhabbetine mani olur diye kucaklamazdı. O sevgiye mani olur mu acaba diye. Bunu da kucakladım. Sebebin de söyledi. Dedi, hayırlı insanlarla beraber olduğumuz isimdi. Orada, Şii Şaban-ı Veli Hazretleri, o mescidin arka bölümünde küçük küçük odalar vardı. Orada evrak ezberden okunurdu. Bakın, hayırlı insanların da olunca ne olurdu? Yoksa, bir kelimesiyle bizim mahveden gelir. Bir kelime söyler, Senin beyninidir derler Allah korusun. Ondan hayırlı insanlarla, bak her zaman namazda yapıyoruz. En son. Ya Rabbi, bizi salihlerle haş döneceğimi iletiyoruz. Efendimizin duası ne sandın Allah'u Teala'sı?
Ya Rabbi, beni fakir olarak yaşadı. Yaşat. Fakirlerle, fakirler de, haşr-ı cemiyle diye. O fakir dediği kimdir acaba? O fakir dediği, yoksul anlamına gelmez bir manaya göre. O, kalbi ve gönlü, Cenabıhakk'a karşı, haysiyet içerisinde olan. Mesela buyuruyor ki Enfakul fakri, ben kalbi fakirliğimle iftihar ederim. O Allah'ımıza karşı hiçbir şey olmadığımızı anlayabilmek, bu çok üstün ispat. Es'abi El-Fatiha Hazretleri, zerre bile olmayan esarp diyor. Zerre bile olmayan esarp diyor. Bu kul, bu azamdır. Sami Bedri Hazretleri, bu Sami iki şeyi düşünürdü. Bir engin sudan yaratıldığını, bir de toprak oluyor. Efendimiz Hazretleri ne diyor? Dışından baktım yeşil türbe, içine girdim. Estağfurullah tövbe. Eğer benim hatalarımı iseniz, kabımın önünden bile geçmezsiniz. Bunlar bunu gerçekten söylüyor. Tevazu an değil o. Takdir hali. Cenabıhakk'a karşı yokluk hali. Yoksa biz helak olun bilemeyiz.
Onun için bizim padişahlarımız bile ve halk içerisinde varlıklı ticaret değerli insanlar, bu dünyanın kimini, pasını, o tamamını, çünkü dünyayı büyük bir meydana geliyor. Konuştuğu, görüştüğü insanlar hep ticaret ehli. Onda bu var benden yine yok demeye başlıyor. Bunu atmak için Ehlullah'ın sohbetine koşacaklarmış. Bak böyle din ki bu var. Mevlana hazretlerine bulunduğu yerler bir tünelle Mevla namızla buluşuyor. Niye? Padişahlığın o debdebesinin o şaşarısını atabilmek için. Ki. Dediğimiz gibi Allah korusun. Sanem ben müshasretlerini ziyaret ettim. Gittiğinde şunu anlardık. Biz dedi gençliğimizde, gençliğimizde pes kullanırdık. Pes, bizim için pes. Demek ki, Efendi Hazretleriimizin çok içkiye dayanıyor. Ta dokuz yüz seksenli milli yillardan doğumların. Bukalemum dedi onun üzerine dedi, onu koruduk kesin, kıpkırmızı olurdu. Eşimdi zaten gösteriyor. Gözlükler var.
Dört beş tane değişik renkler, onu koyuldum, örneği iner. Sonra buyurdu ki, kadınların kullandığı, başlarını altını silah örtü. Onun üzerine şöyle tutarken, simsiyah olurdu. Demek istedi ki Salihlerle olursa, Salih Sonra şunu anlattım. Diğer buyurdu, Bir bakkala varırsanız, şimdi kimisi amil, kimisi memur, bütün o çevrelerde işler görülüyor, konuşuluyor, görüşülüyor. Aleyhissalatü Vesselam, benim zalimlerle göz göze gelmeyin burada. Bakışları zehirini boğtur, kalbinizi yaralar. Anca bildikleri biri bir söz söyleyen hepsi birden gülmeye başlar. Bu, bu hayatta. Yani, Allah'ımıza yalvarırız, hepimiz ortalığın. Yazık yani. Bunları Rabbimiz yaratmış. Bizim de yaratan Rabbimiz. Onun kulu nihayet. Yani hep bedbaht olur mu gidelim? Hele şunu iyice yerleştirelim. Böyle pikniklerde, ondan sonra eş dost ziyaretinde, bunlardan neden? Şimdi zamanı mı, demeyelim. Elbette zamanı.
Efendimizin de teknik hali var, sende, Allah razı olsun. Efendimizin de latifesi var. Efendimizin de akrabasıyla buluşması, görüşmesi var. Hepsini geride gelince yapmışlar. Lava gitmemişler. Efendim işte bulunduğun yere göre öyle bir hal zuhur ediyor ki bulunduğumuz yere göre değil, bulunduğumuz yer bizim Allah'ımız arzı mescit kılmıştır. Bulunduğumuz yer odur bizim. Şu ile diyelim Arz'ın mescide ve tahuğula. Allah'ımız mescit kılmış bu topraklar. Semavat ve arzı güzel kuvveti için yaratmış gün, ölmemiz için. Niçin? Biz kim olmayacağız? Şeytana katiyen uyanmayız. Şeytan, sıfatlı insanlara uyanmayız. Yolunu belirsiz, hareketi belirsiz, Urazlu, Esasi yolu, bunları mahvederiz. Ondan dolayı bizim takip edeceğimiz hani İsadimir sevenlerimiz iki emanet bıraktım. Biri Kuran-ı Azimüşşan, diğeri Sünneti Muhammediyye. Bak, burada da rahat oluyorsun. Sallallahu Teala ne gereği var? Şu şu?
Azıcık bir dünyada, azıcık demem bile yanlış olur. İç mesafesinde. Aleyhissalatu Vesselam ve sellem'in bir iğneyi denize batırdığınızda, iğnenin aldığı suluğu dünyada geriye kalan ahiret buyuruyor. Böyle bir hayat. Ne olacak? Bir tanesi diş meselesi mi? Sana benim de uyumuş ki, anam doğrulur yaptırmayalım, kaplamak yaptırmayalım, sonra ilave etmişler, bundan sonra et yemesek ne olacak, demiş. Dünya benim nemem ummuyor zaten. Asıl hayat, ahiret hayatı. Şimdi gözümüzü yumduktan sonra ne olacak, nasıl yapacağız? Nasıl olacak? Bunları nasıl temin edeceğiz? Oysa halk, hukuk nasıl diyeceğiz bunu? Bir defa aslında böyle uçakta geliyor. Benim de bir deli geçti. Deli var zaten, böyle geçti değil mi? Deli. Oyunu. Açtı mıdır? Hep baktıklarını atıyor. Önünde güzel şey, esaslara oturtmuş ki hayran kaldım, aldım o bölümü. Çünkü o dili yanılabilirmiş. Bakın ne diyor?
O zamana kadar görürsek bile o ifadeyi çok müstesna yoktur. Mesela bir hakkı bu. Ne malik olunabilir ne de temlik. Ne kendimin diyebilirsin Allah'ın hakkı o, hak kulla o. Bundan çok çekimde de Hazreti Fatih, Rahmetullahi, Allah'ın da Rasulünün de, meleklerin de laneti üzerinde olsun, dedi. Eğer vakıf malına ihanete gece bulursun, Allah'a emanet olun. Ve hukukun bir ihbar var, o halk da var. Onlar hep şekilliler onlar. Onun için nasıl özet edilir? Kişinin, inanılmazlarına orucuna bakmayın, bakın Allah deyip almayın zaten. Şimdi, dirhemine bakın buyuruyor. Çok dikkat edecek. Demek ki ibadet ve Taha, bizim, Allah'ımızın emrini yaşamaya hükmedemez. İşte burada benim, misaller çok beğendik. Şimdi, Sami Ben Hazretleri, kalpte Allah'ın sırrı buyurdu ki bir bakkala verdiğinizde, yarım kilo, aynen böyle, yarım kilo şeker mi alacaksınız alır mı Allah, otururmayın. Alın ve dışarı atarsınız.
Zalim kavimle bir kişi görüştükten sonra, aynen, buyuruluyor. Burada mesela ziyaret edilen akraba nedir, öyle mi? Halbuki şimdi gerçekten Hadis-i Şerif'idir. Adam bir veda etti mi, emediydi. Yap onun bir bayramı var, Orman Bayramı var, ondan sonra Ramazan-ı Şerif Bayramı var, demülü var, deliler, o da oluyor. Elsi için değil, Birılsın, insanlarımız nasıl bu kötü fiil gönle girmiş ama şu var ya. Önümüzde mesela mübarek günler var. Bera gecesi var. Kadir gecesi var. Allah'ım nasıl bilmez? Buyuruyor. Biz çok dinledik, faizlerimizde dinledik. Büyüklerimizin Oktay İlcesinde, Bera İlcesinde, Bilecik, Miraç, revaip, bunları da hep dinledim. İşte, içkiye bu sır olanlar diye hatırlıyorum yani, içkiye devam edecek. Yani muhtemelen, bir de kindar. Ne olacak hangi böyle? Onun zaten kalbi cennet olur. O, onu aldırmaz mıydı? Şimdi, kuşun birisi demiş, ceviz ağacının dalda konmuş, günlük de konmuş ama.
Ondan sonra da demiş ki ben sana çok zahmet ettim. Hakkını eyle. Eyle. Ne konduğumdan haberim var, ne demiş bildiğine, yani onu hep Allah'ımıza kalplerini göre vermiş. Düşünmez, Düşünür, düşünür, Allah'ım helak etme Ya Rabbi, Kurtuluş nasip etti, bunu hiç değilim. Rabiatü'l-adebi annemiz, Allah'ım, sen benden razı ol da alem bana kadar ısın ki. Yeter ki sen benden razı ol. Onlar gözlerini ilahi aleme eder. Yok. Kalplerinden silmiş Allah, rabıtasını en az yirmi dakika yapıyorum. Ondan sonra gündüzlerle beraber olduğunu düşünüyorum. Murakabe haline gelmiş. Allah'ımıza manevi bir iletişimin içerisinde alıcı ve vericiler çalışıyor. Zaten verici çalışıyor, alıcı da esanı. Ben niye bizi zikredeyim, ölmüyorum? Gerçek yapamıyorum da ondan. Şimdi, arızalar, ihsani, hayunlar, istekle, ölümden tamamen bitmeyince olmuyor. Allah'ımız temizdir, temiz olanları kabul ediyor.
Müminler, müktah yedîn, muttahtah yedîn temiz. Bak, kirli bir tabağa hiç insan yemek koymaz. Aman, tertemiz temiz olsun. Eğer orada bir bulaşık ne görse, yok yok diyor, bu iyice temizlesin. Allah'ımız onun için, tahir kalbe en esüne yağ dağı, Allah'u Züleyha bir kulunu sevecek olursa, bir kere onu Mevla-yı Zülcelal'dan sevdiği zaman mesela bakıyorsunuz şimdi, idari noktalarda oluyor. İsterse milletvekili olarak seçilmesin. Şey yapıyor, dışta da olsa, bu diyor mesleğinde iyi gelir diyor. Al bunu bakan denebiliyor. Niye? Seviyor, bu muamelesi de yüzünü. Sonra sahasında da uzman çokça becerikli, işi de yapabileceğine güvendiği zaman atıyor. Mesela yapıyoruz davet, yapılmıyor değil, yapıyor ama Rabbımızın nazarı bu iki noktaya. Bir, milliyetimiz, iki, ihlasımız, samimiyetimiz. Bunu kıymetli bir hocamızdan duydum. Böyle, dağda mı bereket yürütmüş? Bir mağaraya denk gelmiş.
Bu mağarada ibadet eden insanlar da varmış. Böyle bir tahta bulun dediler. Onlara sormuş Ne yapıyorsunuz? Biz, veli olmak için ibadet ediyoruz demişler. O gecen de, galip bir kimseymiş. Demiş ki Vah vah, hayatınızın mahlukmışsınız. Niyetiniz düzeldi. Ben Allah için. Bunlar da, demek ki Rabbımız ibadetlerini boşa salmıyor. Yine utanıyorum Mevla, çok samimi. Nasıl azabı çekinse, rahmetiyle müstesna, azabına çetin Allah olur. Şimdi, niyetlerini değiştirince, bir gün içerisinde, bir gün içerisinde Allah'ımız Vası ve İllallah'tır diyor Cenabı Hakk'a daim, ona hapşır. Bir şey diyeceğim burada. Hiçbir kimseye şöyle böyle sözü bizim dilimizde kalmasın. Hiç. Haydi bir tövbe ettik, istiğfar ettik. Seni de geçer, beni de geçer zaten. Biz neyiz ki? Ondan dolayı biz kendimize dönelim. Nasıl ıslahlayacağız, nasıl inşaat alacağız, buna bakalım. Şu şöyle, bu böyle, şu benden, şu ay yok, katiyen.
Şimdi, Hüseyin'e tülke'da çıktı. Ünlü bir yanlış tavır ki, Peygamber bildiği için, Efendimize haber gönderirdi. Risale-i Nur, teala dedi böyle şeylerin yarısı fonulmasın yarısı benim. Efendimiz buyurdu, Sa'y-i Nur, Teala'nınesinden Allah'ım. Bak, herkes Rabbımızın buyurur. Burada yanlış ne? Fiil olarak, tavır olarak, haradet olarak. Razı olmadığımız ne? Cenabı Hakk'ın razı olmadığı fiille, yoksa olmaz. Ya Rabbi, bismillah Hüda. Ona dokunur. Mevla'yı gideceğiz. Şimdi bir derviş varmış bu derviş çok ibadetten bulunmuş bunun için ilim gerekli bulunuyor aman ha ilimsiz olmaz malum maakkınız olsun ilmihal bilgimiz olsun, itikadi bilgimiz olsun. Yani, kendimize gidecek kadar olsun malumatımız bulunsun, okuyalım. Bu kolay, bu kitaplar pek çok. Böyle ibadet etmiş, Tabii herkesi takip eden bir şeytan var. Ona şeytan gelir. Zaten durmuyor muyuz?
Bak, önümüze kitabı gelip A'raf Suresi'ni açsak, önünden, arkadan, sağdan, soldan, alttan, müstek hep geliyor. Sadece bir kurtuluşumuz var. Esabet, İhlaslaştırılmış. Bu nasıl oluyor? Allah'ımız, onun taatindeki böyle gayretini, çabasını görünce lütfediyor, İslami diyor. O, Allah'tandır. Bu muhlis ayeti muhlas ay. Muhlas Allah tarafından ona ikramdır. Mesela çalışmasını sevdiği zaman işveren ne yapıyor? Yerine göre bir ay geliyor, bir günler geliyor. İslami bir yılbaşı geliyor, Muharrem ayı. O ayda çokça ikramda bulunuyor. Onun demiştik. Allah'ımız bizim ibadet ve taatle gayretimizi müşahede buyurunca ikramlarını yapıyor. O ikramlar başladığı zaman bitmez o. 0 arka arkasına tarif verdi. O da biliyoruz zaten, biliyoruz. İmamlık, ikramını Cenabı Hakk artırarak devam eder. Böyle bir samimiyetle. Şimdi, ibadetimi yapmış, şeytana gelmiş, bunca zamandır sen ibadet ediyorsun.
Hiç sana kulum deli midir? Bak, bak, şeytan sıfatı insanlarda aynı. Şeyaltı gibi kim bilir ve insanlardan da şeytanlar var diyor. Şimdi, adı zaten düşünülmüş, adı zaten deme ettiniz de ona göre ben demiş ırkı ibadet ettim, öbür kulum demedi. Seccadeyi bir tarafa demiş. Tespitdi, bir tarafa yan gelmiş, yanlış. Allah'ımız Hızır Aleyhisselam'ı gönderiyor. Ufaksızlık yapıyor. Çünkü sessizlik yapıyor. Bu bunca yıldır ibadet etti. Söyle, yazık onu. Onun Allah demetiği, celle celalühü, kulun demek değiliz. Biz kulum demesek, o Allah diyemez. Böyle kurtulmuş. Bu seker Haydar. O zaman, beni göremezsin deyince, Ben diyor Allah'tan gayrı'ye bakmadım diyor. İşte ne söylüyor? Şimdi, Allah'tan gayrı'ye bakmayınca her onun nuruyla bakmaya başlar. Yani, insanlar neyi her şeyi değil, bir barkanı terk etme anlamına değil bu.
Mevla-yı Zülcelal'in nuruyla, işte kulun bana nafilelerle yaklaşıp, ören gözü, içten kulağı, favorale yemenin, hübeyen ayağı olur mu? Buyurulurken nedir? Nur verir de öyle bakar, öyle görür ve bunu büyüklerimiz muhaldisi, hazıratı kitaplarına bile kaydetmek istememişler izahının zorluğundan dolayı. İmam Buhari Hazretleri'nin, Rahmetullahi, dirayetiyle alınmış ve izah etmişler. Çünkü bu yaşanan bir hal. Ören gözü olur mu? Burada düşündükleri şu, Allah'ı nasıl gören gözü oluyor? Neyse Allah hiçbir şeye yok, benzemez. Evet, benzemez ama kendi sıfatlarından da ne yapar? İhsan'da bulunur. Ayrıntı değil o. Her şeyi de kendisi nasıl vasfediyorsa o şekildedir. Mesela Allah'ımızın Semi duyma sıfatı vardır ama onun gibi değildi bizim duymamız. İnsanda da var duyma ama mühim olan kulakları var, duymaz derken haklı duya bilmek.
Kaynak: Genel
İnsanların Arasında Haset ve Buğzun Önlenmesi… | Mihmandar