Bunu nasıl olsa görürüz. Biz burada, Medine'nin kelamından okuyalım Cenabı hak. Okuduğumuzda amel etmeyi, hal olarak bunu yaşamayı nasip buyursun. Yoksa okumadığımız kitaplar var mı? Mühim olan hal olması. Çünkü hal olmayınca okuduklarımız, gördüklerimiz. Mesela biz de imametlikten geliyoruz. İmamlıkta vazifemize dikkat etmiyoruz. Mesela burada imamet'i kendisine hal olan efendimizin dedenin degkanı gelmediği vaktin parasını ödüyor. Mesela Sami efendimiz hazretleri bunlar ayrı bir kimse olarak görülmesin. Uyacağımız kimseler. Babası kereste mağazasında çalışmış Adana'da. İtihalinden sonra babamın gelmediği günler olur diye bizim ifvanımızın hepimizin yoğunlaşacağı bu. İbadetler güzel ama ibadetin bak şurayı hiç kaybetmeyelim. İbadet bizde bizi bulmak olmalı. Bak bunu bir unutmasa unutursunuz şimdi, unuturuz. İbadet ibadet, konuşış hikmeti bizim kendimizi bulmamızdır. Bunu düşünsek yeter.
Kendimizi bulamadığımız ne? Sami sultanımız babalarının irtihalinde iki ay kadar çalışmış. Ay sonunda maaşını getirmişler. Buyurmuş ki almıyorum babamın gelmediği günler olabilir diye. Rabıta diyoruz. Efendilerimiz diyoruz. İşte rabıta bu. Bunu bizde temin edecek. Bu güzellikleri. Bize efendimiz buyururdu şeriat sizi çirkin görür gözüme diye. Yoksa bir insandan çekinmesi olarak değil, zor sabrettiğini biliyorum. Çok zor sabrettiğini. Böyle bizim gibi insanlara zor sabretti. Şeriat sizi olunca çok şey yapıyordu, belli etmiyorlar ama içi ısınmıyor böyle. Çünkü bunlar. Allah'ımız habi sıfatından ahlak aldıkları için gösteriyor onlara en gizli düşüncelerimizi bile gösteriyor. Mühim olan o. Hani okuyacağız burada, inşallah faydası olur. Başta şahsınıza. Şimdi fakat gereken şey bu bunlarla hal sahibi olabilme.
Mesela su ile anil muhabbet, vuveyim bin Ahmet hazretlerinden, kalpte Allah'a sıra muhabbetten sorulmuş. Hiç konuşmaya gerek yok. Uzun söze ne gerek yok? Bitti. Biz şaşıyoruz kendimize. Konuş konuş konuş konuş. İşte ne güzel özetlemiş. Uygunluktur. Ficemi el ahvali, bütün hallerde. Sadece kıldığımız eğer kalkabiliyorsak tehdit namazı değil. Aynı zamanda beşeri münasebetlerimizde de şu muhalif ona sert tavır, şu değişin ona sırt dön, bunlarla iş yürümez. İş nasıl yürür? Ebul Mevaip Şazili diye bir Allah'ın veli dostu var tabakatta. Efendimiz ne hususi görüşüyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Buyururlar ki insanlara haline göre değil. Siz kendi halinize göre muamele yapın. İşte bunlarla yoğunlaşırsak bizim bakışımız da güzelleşir. Şunu demek istiyorum, yağmur yağdığı zaman bakın, bakalım toprak kokuyor. Çok güzel bir kokusu Ben bu imadetin taatin bizde güzel kokularının kelimesi icap ediyor.
Allah'ımız tabiatta misal veriyor bize. Toprak mis gibi kokuyor ve bu ölü toprağı hayat veriyor. Eğer nefsinin muhalefetine sabrederse, tabii nefis bizim olgunlaşmadığı için kötülüğü ister. Belki bedenen yapmayız da gönülden geçer. Gönülden o kötülüğün daha kalıntısı var demek. Geçmemiş. Yapmıyoruz yoksa. Bak, içte var. Buna muhalefet etmek uymamak, evsalahu ilile makamı münsisiz. Çok yüksek bir ayet. Cenabı hak ile dostluk makamına ulaştırır diyor nefsinize karşı çıkarsanız. Bu şurada belli oluyor. Siz bildiğiniz bir husus, biz bunu söylerken utanıyorum gerçekten, gerçekten de yaşayamadım. Söylemek kadar ağır bir şey yok. Zor, gerçekten zor. Şimdi ünsiyet hali, Allah'ımız ile dost olabilmek tarif edilmez büyük güzellik o. 0. Allah'ımız onu kendisine dost ediniyor. Mesela ne? Ayet kendisine, salihleri kendisine dost ediniyor. İnşallah onunla yoğunlaşmamız gerekiyor bizim.
Bunlar bir sıçrama tahtası denir de bu uygun olmasa bile anlaşılsın diye söylüyorum. Bu bizim Rabbi Zülcelal'imize kavuşmamızda asıl dikkat edeceğimiz hususlardır. Nisiyet hali. Bir kimse tanırım. Misal verilirse daha iyi anlaşıyor. Böyle misafir halk bizde. Sabah olduğunda tabi hallerini bize anlatıyor. Efendim dedi, ben uyanırken dedi, sanki Rabbime ben bu kulumla tanışmak istiyorum gibi bir hal zuhur et dedi, olur. Ben bu kulumla tanışmak istiyorum ne güzel. Zaten oradan bir bize korku oradan bir nasip olursa o ütülemez. Çok güzel ifade etmişler ama. Eğer diyor siz fakirlerdense, mesela fakirinizin yüzüne bakmayın geçiyoruz diyor. Çoktu. E zengin olduğu zaman bunu ben biz bazı ilim meyillerinden bile güldüm. Gördüm çok hayret ettim. Ben üstadımıza değin bunun bir her şeyi de güzeldi zaten. Çok zengin birisi. Bakın anlattığına bak. Onu rencide etmeden şunu anlattı.
İşte bir padişah varmış, yok. Evet padişah varmış, çok halim selimmiş. Bir tanesi onun halim selimliğini imtihan için giriyor. Diyor ki ben yoldan geldim bana bir harçlık versem, veriyor. Uzun da kısaltacağım. Tacına tahtına baktım diyor, bir şey vereceğini zannettim. Biraz daha vereyim diyor. Ondan sonra ben diyor seni tanırım. Sen diyor bir çobandın, şimdi bir tahta oturun. Doğru diyor. Ben bir çobandım, Allah bana böyle bir tahtını nasip etti. Hiç kızdıramıyor. Halim silinmiş. Bunu anlatıyor efendimizin rengini. Bak diyor sana baktı, Bir dedim Allah yolunda ne harcedeceksin diye amaç dikkat etmemiz gerekirdi. İnanın bir başkaları Allah Allah, üzümle gördüm hayret ettim. Dedim Mürşid'imiz gerçekten Sami efendimiz hazretlerinin Cildi Sani'siymiş. Cildi Sani'si demek ikincisi demek, benzeri demek. Aynısı demek. Tabii derece olarak ifade edemeyiz size. De. Hal ve tavır olarak müstesna.
İmam-ı Azam rahmetullahi hazretleri zengine bir iltifatta bulunmuş da Kuran Azimüşşan'ı bin defa hatmetmiş. Bunları böyle İmamı Azam buyuruyorlar da. Her hususta dikkatli. En çok hatırıma gelen haku çok geliyor hatırıma. Dinleyin diyorum. Bak kardeşim imamlık yapmışım, vaizlik yapmışım biz. Ondan sonra müsterlük yapmışız vesaire. Hakk'a hubbuka riayet edeceğiz. Nefsimiz üzerinde tabii nefsimizin hakkı var, ailemizin hakkı var, Çoluk çocuğumuzun hakkı var. Film olun bile hakkı var. Her şeyin bir hakkı var. Olur mu be? Rabbimiz Celle Celalühü, çok ağır olun bu huzuru ilahide. Kolay bir şey değil. Kim insanların haliyle meşgul olursa kendisini kaybeder dedi. Şu şöyle yaptı, bu böyle etti. Şimdi oturun bizim gibi insanlarla en çok konuşulan bu. Şu şöyle etti, bu böyle etti, hiç mesele yokmuş. Bu kırsal kesimlerinde daha çok oluyor konuyu. Hipsöz bu.
Yani o sözlerin ne aslı var, ne esası var hiç yok. Olmamış mı? Olmuş gibi hep böyle hayatlarımızı zayidip gidiyoruz. Evet, başkalarının haliyle meşgul. Yani öyle bir görseniz, yani biz halimize çok acıyoruz. Şu nasıl yemek ye? Şu nasıl yürür? Şu nasıl otur? Hep böyle. Efendim şiirlerinde geçiyor gayretli bir salih bulamaz olduk diye. Demek ki sıkıntı çekmiştir. Yalnız kaldıklarını biliyorum. Bir de efendimizin menkıbelerini doğrudur sana da sığınlatırım. Böyle anlatılmış saatlerce bir mükellede aslı var, nasları var ya. Geç ya. Bak efendimizin kerametini anlatayım size. Efendimize yer hazırlarlardı. Böyle. İkinden sonra otururdu böyle. Bir defasında gelmedi. Sonra bize şunu ifade bulundular, ne kadar sohbet etsem, hayırlı kelam etsem bile, sonu gıybete gidiyor dedi onların rencide oluyorum dedi. Bu en büyük kerametim. Üst lazım. Üç dikenını, evet üzerir tat verir, lezzet verir.
Onun yanında bir bizde var mı bakalım ahlakı var. Mühim olan o. Haliyle halinle ümmetiyoruz artık. Bunu Bayezid ve İslami efendimiz çok güzel ifade etti. Birisi devamlı izine basıyor. Buyurdu ki derimi de giysem kaydetmezdin. Halimizle hallenmedikçe. Hali nedir? Marifetullah. Ariflerin sultanı zaten sultanul Arifin. İyi güzel. Mesela çocukların etrafına toplanmış böyle bir siyah küpe giyince haşa onu bir papaz gibi görmüş çocuklar. Papaz Müslüman, papaz Müslüman o. 0 da hiç ben bayezid dememiş. Kelimei şehadet olmuş, efendim niye böyle yaptınız deyince, onlar demiş tevhid inancı, tevhid arzusu demiş beni sevindirdi tevhidde olma, onun için okudum demiş. Ne kadar güzel bir oyun vardı, zaten güzeldi alakası var. Ve şehvetin le yefli vebe de. Şimdi devamlı arıyor. Mesela bir yerde gördüm. Kırk sene oldu gene unutamıyorum. Ha unut gitsin. Unutamıyorum niye böyle olduysa.
İmam kardeşimizin biri, çok oldu bu, kırk seneyi de geçti belki. Teravih namazını kırdılar. Zengin birisine, imam şunu dedi, yani bu unutulmaz mı, kalmış kafamda. Dedi ki zengin tadam, bardaklarınız dedi yıldız gibi parlıyor dedi. Ya anlaşıldı tabii. Teravihten sonra çay içelim demek istedim. Bu yine bize çok okur geldi. Yıldız gibiyse yıldız, aygiliyse ay. Ay. Ne diyorsun bunlar? Efendimizle görürdüm. Yalvarırlardı böyle. Ne olur efendim buyurun, ne olun efendim buyurun. Ta canı gönülden olmazsa hiç iştirak buyurmazlardı. Yani bunlar hoş bir şey değil. Evet, çok güzel anlatılmış. Burada ilmin iki şekilde olduğunu Şafii İmam Şafii Hazretleri buyuruyor. Bir din ilmi, bir de beden ilmi. Din ilmini çok güzel beyan buyurmuşlar. Hep bunu söylüyorlar zaten. Yemek istedikleri, ayıranın içerisindeki yağı çıkarın diyor. Ayıranın içerisindeki yağı çıkarın. İbadetin içerisinde ihlası çıkarın.
Takuayı çıkarın. Rabbimizi görür gibi amel yapın bu. Marifetullah onu tanımak. Beden ilmi ise diyor riyazatlı mücahedeler için böyle ifade bulunmuş. Sözlerimiz en tanıyor. Tabii. Çok güzel. Kişi kamil olmaz. Hatta dört şeyi bilmedikçe. Diyor kişi kamil olmaz. Elmenro, böyle vermiyorlar. Bir istekten bulunuyor nasıl oluyorsa. Onu mahrum ediyorlar. E, beni mahrum ettiler. İşte benim yüzüme bakmadılar bilmem filan. Bize iltifat edilmedi gibi bunlara hiç aldırış etmiyor. Bu bir tabi had istiyor. Sonra ata, ikramda bulunuyorlar, o da değiştirmiyor. Bana ikram etti ben de işte koyun, hoş gelen yerden koyun esir gelmez, koyun gelin ne bir şey söylediler. Bu tabirlerden uzak olmak. Biz en büyük örneğimiz Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz onlara. Evliyaullah'a bakmak. Yoksa biz boğulur alırız Allah korusun. Ve'l-ez böyle çok şereflendiriliyor. Vasfediliyor. Kıymetlendiriliyor.
O da değişiklik yapmıyor. Ve lül böyle engin görülüyor, o da. Buraya sizin huzurumuza gelmeden önce bir şeyi hatırladım, geliyordum. Eskiden Medinei Müevvere'de belli kimseleri konuştururlardı işte, Türkler bir araya gelirler. Onlara vaizlerden müftülerden, Finnetincilerden efendimiz hazretlerini de davet etmişler. Yalnız davet ettiklerinde Nakşi halifelerinden diye söylemişler. Bunu duyunca efendimiz, bir kemiğim kırıldı dedi. Öyle üzüldüm ki dedi, ben neyim ki dedi bana Nakşi halifesi deniyor diye. Uhkun kimseler, Uhkun kimseler. Yapışacağız. Şimdi arkadaşlarına şefkat ve merhametli olmaktan ziyade muvafık düşmek, uygunluğu. Öyle öyle bir kimse ki sepli yok. Olsa bile böyle bir yumuşak muamelesinde ne de uygunluğu var, ters çıkmıyor. Ters bir şey olacak olsa bile onu yumuşaklıkla hallediyor. Bunun gibi. En son numarra cemaat ettik inşallah. Bu fütüve şahsiyet demek. Kişinin kimliği.
Yani nasıl bilirsiniz diyorlar ya cenazelerini, iyi biliriz, iyi biliriz, işte bilen de iyi biliriz diyor, filmi ne diyecek yine ona şükür en azından iyi biliriz demeyin diyor. Bu hayatta olsun, irtihal etmiş olsun, böyle anıldığı zaman iyi anılıyor. Hiç kötü anmıyorlar. Gerçekten iyi bir kimseydi, komşuluk yaptığı iyiydi, ticaret yaptığı iyiydi, yoldaşlık yaptığı iyiydi, bunun gibi. Hüsnü bir huluk güzel ahlaktır diyor. Ve bezlül maruf. Her tarafından nur hakkı. Bak yağmura misal verdik ki, yüzünden rahmet akıyor, yüzünden. Dilinden rahmet akıyor, Yüzünden rahmet akıyor ve böyle takıyor huzurundan. Benim kelamimi bitirmiş miyiz burayı? Bu da şey şahsiyetlikle alakalı. İyilik demek güzellik demek. Mal Yazan çizen öyle diyelim. Sağımızda solumuzda Kiramen Katiliği var. Hep onlar hayır yazsın. Çok güzel. Kim nefsini zelil kılarsa Allah'ımız onu aziz kılar.
Bir şeyi burada inşallah anlatayım, her zaman bulursam. Kimle kendisini yüksek görecek olarak gerçekten öyle. Böyle kibirli olan kimse hiç sevinmez. İnsanların nazarında düşüp olur. Ama mütevazi oldu mu herkes onu sever. Efendimizin huyu Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, onu gerekirse anlatırım. İnsanlar üç şekildedir buyuruyor. Veliler. Allah'ımız dost etmiş bunu kendisini. İçteki güzelliği diyor dışa hiç benzemez. Mesela dışa böyle bir kaptanede balkonur da sızar. Bir kaşık bile tutmaz onu. Ama içi bütün balla dolu. E dışından o ilahi güzellikler görünür ama kalbindeki deryalarla bile ölçülemez. Çünkü dünya zerre bile kalmaz onun kalbinde. Gönlündeki ilahi nur tarif edilmez şekilde. Evet, okumuşuz. Alimler sır ruhun ve ala niyetun sevu. Içi dışı birbirine uygun. Bugün biz bir yerde de konuştuk. Bir de bilmiyorum, Şahan Nakşibend efendimiz müriiliğimin birine bir söz söylüyor.
Efendim niye öyle dediniz deyince var, dışından öyle durduğuna bakma için acayip. İşte Evliyaullah'a en zor genel böyle bizim tavrımızın birbirine uymaması içten dış, bu buna çok üzülürler. Bu onları yakar bitirir böyle. Böyle mürşedimizi gördük. Kervenin içinde kaldığınız çok zamanlar oldu. Termeyeceğiz, lavabo da yok. Ya. Bazen de bir damla bile yaş çıkmadı diyor. O da bizim gibi böyle nihayetsiz kimse oldu mu şer I şer I en çok üzerinde durdukları şeriat. Ondan daralıyor. Efendim, size Sami efendimize elinin üzerinde kimse intisap için geliyor. Geliyor. İçlerinde bir müftü de var. Bir tanesine evrad eskar vermişler. O verdiklerini tanıyorum bir gün. O müftü olan zata, Hipdimiz senin bir işin var, onu temizle de gel. Neymiş biliyor musunuz? Bir hanım almış, duydunuz mu? Hanım almış başkasının nikahındaymış o an. Nasıl almış onu, nasıl almış bilmiyorum.
Başkasının nikahında olan hanımı almış, buyurmuş ki git onu temizle bu, temiz. Görüyor musunuz ki efendilerimiz Allah'ımız ne göz vermiş ona? Üstadımızın kapısına birisi gelmiyor, bunu anlatan hayatta da tanıyorum, nezle tanıyorum. Demiş bir işi var, daha zile basmış kapını, içeri girmemiş. Mehmet Efendi içeri girmemiş. Ona söyleyin buyurmuş, onun bir yanlışı var gözetsin öyle gelsin deyince evinin yüzüne kapayıvermiş. Bir tarlam var satayım dedim inşallah bu faiz illetinden kurtulayım diye. Bizi irşad için Allah'ımızı halk etmiş, onun da önünü. İçi dışı birbirine uygun. Ne söylenir? Vediler, alimler ve cahil. Cahil değilmiş. Herhalde mefhre olması lazım. İçi dışına uymuyor. O neden bir kimse var ismin emeği hemen bilinir. Yok, çoğu bilmiyorum. Ben biliyorum. Hatta senin efendimizin geldiğini birisinden işittim. Konya gelmiş bu müşterimiz.
Yalnız anam diyor, neredeyse diyor öldürülecek diyor. Yine de dilim kılıyor Hacı Hasan efendimizi bulamadınız. Gelmiş oturmuş. Daha yine oturdum diyor. Baktı diyor. Evladım in Sohbetini içi dışına, dışı içine uymayan birisiymiş demek ki. Demiş ki ben seni kaldıracağım şimdi. Bu ayıp olacak. Ne maksatla geldiğini Rabbimizin izniyle biliyorum. Ben kaldıracağım seni. Yalnız senin aradığın bizde yok buyurmuş. Sen bizi araştırmaya geldin ve görevlisin biliyorum demiş. Ben demeden çık demiş. Çift ve biz de o aradığın kişi hac yok demiş. Çok diyor ısrar etti kalkmadı çünkü diyor. Daha sonra da diyor şimdi siyah birisi kalktı diyor. Cahil olunca böyle oluyormuş. İçi dışına, dışı içine uymaz. İnsafsız, merhametsiz bu insaf kelimesi adaleti de içerir, adalet kelimesini de içerir. Adil değildir. Adaleti, ölçüsü, şefkati, merhameti başkası için değil ve kendisi için uygular. Kendisine çok acır.
Başkasına değil. Kendisine adaleti ama başkasına değil onların hak hukuk gider. Yeter Marsi, Geç kalma.