Halibi zülcelalımız, Allah'ımız, bizi yoktan var eden mevlamız, Rabbimiz Kuran-ı Kerim'inde ne buyuruyor? Dikkat edelim, dikkat etmeyince, istifade ederim diye kulak vermedikçe, istifade edemezsin. Kelam, Halid-i Zülcelal'ın kelamı, Allah'ımızın kelamı. Pakistan reis I cumhuru bir mektup göndermiş. Okuyayım desem, canınızla, bütün varlığınızla, kulaklarınızın ta kalp dulahıyla gülersiniz. Değil bu reis-i cumhurdan neden değil, Halık-ı Zülcelal'ımızdan, Sultani Enbiya Efendimizden. Okuduğumuz ayet-i celile, mevlamızdan geliyor. Sultanı enbiyaya geliyor. Sultanı enbiya, Kuran-ı Kerim Osman-ı Zinnureyn Efendimize yazdırıyor ve günlerimize kadar böyle devam edip geliyor. Elhamdülillah. Mane-i münifi. Biz emanet-i ilahiyemizi buyuruyor Allah'ımız, emanetimizi semavet vel arza, göklere ve yerlere ve dağlara, o yüksek yüksek dağlara arz ettik.
Emanetimizi alın dedik, anlar ol emaneti, vereceğimiz emaneti yerine getiremeyecekleri havfiyle, emaneti yerli yerinde koca sema, ayağımızın altındaki arz, bütün dağlar yerine getiremeyecekleri halfiyle, anı yüklenmekten iba edip def'ini rica ettiler. Ya Rabbi bize yükletme. Bunu götürebilirsek ne var, götüremezsek ne var? Emanetimi götürürseniz Cennet-i Ala var, götüremezseniz cehennem var. Öyleyse ya Rabbi bize yükleme. Mutlaka vereceğisan kabul ederek. Lakin irade bizim elimizde de varsa kabul edemiyor ya Rabbi. Çünkü götüremek ya Rabbi. Koca dağlar, büyük semalar yedinci kat semalar, kalınlıkları beş yüz senelik yol olan semalar yedinci kat yerler, iba edip defnini rica ettiler. O emanatı insan yüklenmekle, insan o emanetleri yüklenmekle nefislerine zulmedip akıbetten cahil oldular. Akıbetinin ne olduğunu bilmediler.
İnsanlar yüklendi o dağların götüremediği, semaların götüremediği, yerlerin götüremediği emaneti, insanlar üstüne yüklendi, kendi nefsine zulmetti. Dedi ve yüklendi. İbn-i Mes'ud radıyallahu anh eder. İbn-i Mes'ud hazretleri radıyallahu anh şöyle buyurur, ol emanetlerden murat, Allah'ın bu emanetleri ne olsa gerek bize verdiği emanet. Testi sayıyorum bak. Sonra tafsilatını gelecek günlerde haber veririm, bugün mevzuuma sığmaz. Emanetlerden biri edeyi salat, beş vakit namazı kılmak, Allah'ımızın emaneti. Kim emaneti götürmezse emanete hıyanetli gider. Emanete hıyanetli giden münafık ruhundan yazıldığı sultan-ı Enbiya efendimizin hadisiyle sabittir. Demek birincisi beş vakit namaz, bütün hayatında tek namazın geçmeyecek, Tek namazın geçmeyecek. Geçtiyse kaza edeceksin. Rabbime borcun, Allah'a borcun.
Kul yakanı desteliyor da, borcunu istiyor da, hem elestu hitabında bela Rabbımızsın diye göç dövüyor da, hazreti Allah'ı hazreti Muhammed'i kabul ediyorsun da, namazı neye getiriyorsun? Müslüman namaz geçer mi? O Allah'ın emaneti değil mi? Dağlar imtina ettiler. Sema, götüremek ya Rabbi dediler. Arz dedi ki, götüremek insanlardan Hazreti Adem dedi ki, götürürsek ne var? Cennetim var, cemalim var. Öyleyse ben alıyorum, bütün evladımın namına kabul ediyorum, evlatlarım da onu götürür. Götürülmez mi Müslüman? Yirmi dört saatte beş çeşit vakit namaz götürülmez mi? Yani çok zor bir şey mi bu? Kırkta bir, kırkta bir zekatını vereceksin diyor. Bin liran olacak da yirmi beş lirasını vereceksin, götürülmez mi bu? Götürülmez mi bu? Lirasını vereceksin. Götürülmez mi bu? Götürülmez mi? Götürülmeyecek yük mü yani?
Sosyal adaletten, sosyal kalkınmadan, bütün hayatında ağzın dolusu sosyalden konuşun, lakin, böyle olur mu Müslüman?