İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk etsin diye yarattım. Ya Rab, ya Rabbi dedi Davud aleyhisselam mahlukatı niçin yarattın? Ve galib azze ve celle Ya Davud, ben gizli bir hazineydim. Tanınmayı murat ettim. İnsanları halk ettim. El Halk dindiği zaman taş, toprak her şey onun içerisine girer. Yaratılan her varlık girer. Yalnız buradaki kasıt insandır. Hiç şüphesiz insanı en güzel biçimde yarattı. Bu yaratılış insandaki Rabbi zülcelalimizi tanıma. Öyle bir kabiliyet var ki insanda o kabiliyetle Rabbi Zülcelal'imizi tanır. Insanı yaratılmasıyla ilahi sırları çözebilecek bir niteliktedir insan. Suda da görür, sudaki letafetleri görür, Havada da görür. Havanın yaratılış sebebini ve hikmetleri, alemin kokmasına mani olduğunu ve birçok sırlarını sezer. Semada da görür, yıldızda da görür, ayda da görür, güneşte de görür, toprakta da görür.
Kalbini gözetleme gibi, kalbinde de Mevla'mızın beni nehir, ne de sema aldı kamil müminin kalbi aldı buyuruyor ya. Kalp acaba neden Rabbimizin muhabbetini içerisine almıştır? Bunu da, sezecek kabiliyeti Cenab-ı Hak insana bilmiştir. Ve Muğhiran ve muslihan, li envari cemalillahi teala. Halık ve Zülcelal, insanın ilahi nurlarla nurlanacağını ve cemali ilahi ile cemali ilahi ile şerefleneceğinin sırlarını vermiştir. Halıkımız Kendi kudret elleriyle insanın çamurunu, hamurunu yoğurmuştur. Ve galallahu Teala ayeti celilei cemilesiyle de, insanlar ruhundan ruh üflemek suretiyle, tarifi mümkün olmayan esrarı ilahiyeyi vermiştir. Meleklere Adem'e secde ile, emretmiştir. Bütün isimleri öğretmiştir. Onu yeryüzünde kendi namına halife kılmıştır. Bunlardan maksat insandaki çok büyük kabiliyet ve üstünlükleri ifade için. Için. İnsanda öyle güzellikler, öyle yücelikler var ki, öyle güzel haller.
Bütün kainatta bulunan mahlukattan bambaşka bir özelliğin içerisindedir. Bunu siz taşta, toprakta, nebatatta, hayvanatta göremediğiniz gibi, bu özellikleri, mukavre olan meleklerde bile bu özellik yok. Çünkü melekler belki izah eder ama nurdan yaratılmış bir varlıklardır. Onun bir nefsi yok, şeytanı yok, insi olan da yok. Nefsinin arzu ve istekleri de yok. Onun için bir mücadele de yok onda. Nurdan yaratılmış. Nuri ilahi olduğu için hep ibadette ve taatte. Yani kendisine işte biraz şöyle dünyadan haz al, eğlen, istediğin gibi ye, istediğin gibi iç, gez, toz diyecek hiçbir nesne yok onda. Ama insanda mevcut. Ondan dolayı insanın bu mücadelesinden dolayı ilahi, emirlere riayetiyle üstündür. Allah'ımız insana iyilikle emrediyor. Kötülüklerden nehyediyor. Ve sonra insanlara kitaplar iniyor, Resuller geliyor. Allah'ımız yolunu onlara nelliler ile kitaplar vasıtasıyla gösteriyor.
Eğer insan nefsini ıslah etmezse imanla, ibadetle, taatle, nefsine yapılan darbelerle ıslah etmezse, ilahi marifete Rabbimizi tanıma gibi bir nimete de giremeyecektir. Çünkü nefsini ıslah etmemiş. Bu Hadis-i Şerif'in esrarından birisi de bu. O nedir? O esrar ilahi sırlardan birisi. İnsanın nefsini ıslah ettiği zaman Rabbi Zülcelal'ini tanıyor. Bunun için kim nefsini tanırsa, Rabbini tanır diye buyuruluyor. Sonra peygamberler geldiği gibi Ebu Bekir-i Sıddık, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali radiyallahu anh ve ecmain gelmiştir. Ulema-i Kiram gelmiştir. Süleyhaha gelmiştir. Onlar Onların nefislerini ve ahlaklarını güzelleştirmek için görevlendirilmişlerdir. Sıfatı beyan-i devair. Bu nefsin sıfatları nedir mertebeleri. Acaba bu emmarede olan kötülükle emreden nefsin sıfatı nedir? Bu ne demek nefs-i emmare? Artık kelime anlamında anlaşılıyor. Kötülükle emreden demek.
Ye da iratü spatil kufri vel inat. Bu insanı küfre götürür. Allah'ın da Rasullerinin de yolundan giden insanların da emirlerine muhalefet. Bunlara doğru götürür. Eğer rüyasında insan hınzır görürse, artık okumadan söyleyeyim köpek görürse yahut fil görürse, ev akrep görürse, ev hayyeden, yılan görürse, fare görürse, il pire görürse, merkep görürse. Bu cemadattandır. Hatta cemadattan utanarak söylüyorum pislikler görüyor, içki görüyor, ahüm görüyor. Bu gibi kötülükleri görecek olursak, Bunlar bütün nefsi emmarenin özellikleridir. O zaman sıfatı da budur. Belki Efendimizin hürmetine sallallahu aleyhi ve sellem bu ümmette şekil değişmesi yok ama kalbi böyle değişir. Bu sıfatlar budur. Nefse emmari olursa. Nefsine uymak suretiyle insan bu sıfatta olur. İlerrüya ve tasbiyeti nefsi ve iştigal I bildik.
O zaman insanın bu hınzırdı, köpekti, fildi, akrepti, yılandı, fareydi, bitti, pireydi, neyse bu gibi kötü sıfatlardan kurtulması için bir bakıma ihtiyacı var. Bir terbiyeye ihtiyacı var ve nefsini temizlemesi gerekir. Vel iştigal I bildik zikirle meşgul olması gerekir. Ne diyecek bu kimse? La ilahe illallah diyecek. La mabude illallah, bunlar belli bir mertebeye gelince okunur. Bizim en çok yapacağımız Allah lafzai celal ibn-i zikir, tekrarlamak ve tevhidi okumaktır. İkinci olarak Allah lafzai celalini ifade etmiş. Şimdi bunları arz ettiğimiz gibi belli bir noktaya gelince yapar. Bizim yapacağımız arz ettiğimiz hususdir. Demek ki birinci mertebe, emmare mertebesi. Sıfatul haram. Bu iyi kötü bir sıfattır. Nefs-i immaride bu sıfatlar var. İnşallah ileriye devam edebilirsek, sizin gibi temiz insanlara ancak sunulacak o. Haramla meşgul. Günahla meşgul. Onun yanında hiç helalmış, harammış.
Şu dinen yasakmış, yasak değilmiş. Onu hiç düşünmez. İşte hınzır simasında olur diyor mübarek zat. Velke köpek simasında olması da, spatül oaba. Hiç böyle ne dini için, ne ırzı için, ne namusu için değil. Az bir şeyin nefsine dokunacak olsa, çığırından çıkıyor. Vel fil, spatu'l rüc. Rüc. Fil simasında olması da kendisini beğenmesinden olur. Ve hayye yılan Sıfatul isenin nifa iki kil, iki yüz. Allah Yusuf. Sıfatı da koğuculuk, lak taşıma. Ve'l-akrab sfetülade. Artık bu Kuran'da da, Sünnette de yapılan günahların, azabı bildirilen günahları işlemek suretiyle olur. Ve daha devam edenlere. Sadece bir misal olarak biz bunu geçelim. Levvame sınıfına geldiğimiz zaman, onda da daha ziyade görüntü inek şeklindedir. Sıfatü'n nehfe-i inse. Böyle faydasız bir insan. Ne kendisine ne de etrafına hiç faydası olmayan. Bütün zarar. İsyanine de kendine zarar veriyor. Etrafına da huzur verilmiyor.
Divet simasında. Devamlı sıkıntı veriyor. Halbuki müminin ezalara katlanması gerekir buyuruyor. Aleyhissalatu vesselam vermesin. Bu sıfatta olur. Enmare kötülüğü yapar da bir noktada bir bir mübarek gün olur, bir hayırda kimseler olur. Konuşurken görüşürken bir nedamet duyar. İşte bir türlü kurtulamıyoruz diyor. Ama sıfatı bu. Mülheme sıfatına geldiğimiz zaman bundaki görüntü, bunlardaki görüntü artık aklının noksanlığındandır. Mülheme kendisine güzel düşünceler de geliyor. Aklın noksanlığı şurada. Güzel düşünceler gelirken, diyor işte faylar oluyor. O fakirse onu memnun edeyim. O sıkıntıdaysa sıkıntısını dev edeyim. Artık insanlara hoş bir nazarla bakayım. Kötü bir niyet de olmayayım derken, bir de bakıyorsunuz değişir. Bir kısım çevre, hayırsız çevre değiştiriveriyor. İşte bu aklın noksanlığındandır.
Eğer bir gemiyi nasıl sahile çekip de demirliyorsak sağlam bir şekilde, bunu Allah'ımızın kitabı ve resulunun emrine uygun bir şekilde nefsi bağlayamadığımız için oluyorum. Allah korusun iyi bir sıfat değil. Ben sizi rencide etmek istemiyorum. Kötü sıfatlarda olan kimselerdir. Bir kere şer'i emirlere dikkatsizlik, nefs-i mülhemede tam olgunlaşmamış ya, dini emirlerde noksandır. Abdest ası noksan alıyor. Bakıyorsunuz ta ayağının arka taraflarında kuru yerler var. E alıyor, bilseyi geçmez. Yüzüne şapşak bul mu geçerler? Ne hilalleme bilir, ne ellerinde, ne ayaklarında. Namaza bakarsanız bir sükun olması lazım. Bunu az bir ifade etmem lazım. Sükün şöyle bir vücut azaları oturacak. Dendiğinde de iki secde arasında da şöyle bir oturacak vücut. Oturmuyor ani. Bu eksiklikler dolu. Diyelim ki insanlarla konuşurken önlüğünü rencide edecek şekilde. Bir sıkıntı açacak tarzda.
Diyelim ailevi münasebetlerde sıkıntı açıyorlar. Eviyle geçemiyor. Etrafıyla da öyle, akrabasıyla da öyle. Hep bunlar zuhur ettiği zaman nefis tam oturmaz. Ve sonra Topaldır. O da Sağır bir şekilde oluyor. Bu da vazı nasihat, dini emirleri duymuyor. Hakkında konuşmuyor. Bu sıfatlarda oluyor. Yani kurtulmuş değil. Yine kurtuluşu arz ettiğimiz şekilde.