İnsani Yardım ve Dayanışma ile Manevi Destek kaydında Bizde olduğu gibi Allahu alem sizde de bu duygu, bu düşünce, bu üzüntü, bu kader mevcut. Çokça buraya kardeşlerimiz geliyor, İşte Maraş'tan geliyorlar vesaire yerlerden Maraş'ın ilçelerinden geliyorlar. Onları gördükçe insan mahzun oluyor, gerçekten üzülüyoruz diyor. Mesela bir kayserde bir mekandaydık. Orada bir işçi kardeşimiz geldi.…
Bizde olduğu gibi Allahu alem sizde de bu duygu, bu düşünce, bu üzüntü, bu kader mevcut. Çokça buraya kardeşlerimiz geliyor, İşte Maraş'tan geliyorlar vesaire yerlerden Maraş'ın ilçelerinden geliyorlar. Onları gördükçe insan mahzun oluyor, gerçekten üzülüyoruz diyor. Mesela bir kayserde bir mekandaydık. Orada bir işçi kardeşimiz geldi. Dedi ki dört tane yakınımı kaybettim dedi. Yine bakıyoruz. Orada anasını kaybetmiş, babasını kaybetmiş, kardeşlerini kaybetmiş. Bu gerçekten büyük tesir bırakıyor. Diyoruz ne yapalım? Allah'ımıza hamdediyoruz ki bir kuruluşumuz var. Orada da elhamdülillah çok güzel hizmetler yapıyorlar ama bunlar hiç yeterli değil. Umum yapılması gerekiyor. Orada bizim on bir tane yerimiz var. Şimdi sekize düştü diye duyuyorum. Yemeklerin neleri gayet güzel. Bunun yanında diğer kuruluşlar gönül istiyor ki devam edilsin. Bir gün, yarım gün, iki gün durup geçmekle olmaz.
Yani biz bu kardeşlerimize şimdi hizmet etmeyeceğiz de ne zaman hizmet edeceğiz? Bizim Mürşid-i Kamil'imiz böyle bir sandık kurdu. O zaman öyle dernekler neler yoktu. İşte cemaati de zayıf üstadımızın. Ha şunu düşünüyorum. Ashabı Kiram infak ediyor ama Ashabı Güzin Efendilerimiz zengin olduğu için yapmıyor bunu. Fakirler, yoksullar hep koşuştular, hizmet ettiler. Efendimiz Hazretlerinin evlatlarının durumu da malum. Yine buna rağmen işte iki buçuk lira, beş lira, yedi buçuk lira, on lira onlardan elde etmek suretiyle sıkıntıda olanlara hatırlıyorum. Mesela şimdiki gibi değil, o zaman doktora gidecekler, para istiyor, ilaç alacak, para istiyor. Bunun yanında memleketimizde daha ziyade halı dokundu, bununla geçinirler. Mesela halının ipini alamıyor vesaire. Hep bunlara yardımcı oldular. Efendimiz Hazretleri bir yol açtı, böyle bir hizmet ediyordu, rahatı yoktu.
Bir akşam vaktiydi, yakınlarından birine diyor ki oğlum aşağıda bir un çuvalı var, al da şu eve götür. O eve götürdüklerinde hakikaten muhtaçmış onlar, çok seviniyorlar, memnun oluyorlar. Bunları çok gözetirdin. Mesela o zaman şeydeydi, Erzurum'da okuyanlarımız vardı. Onlara hususi böyle buhtar temin ediyordu. Efendimiz Hazretlerinin de durumu belli, durumu belli ama hep bunları düşünüyordu. Şam-ı Şerif'te şimdi o hocamız hayatta Allahu alem, çenteli hoca. Biz diyor orada okuyoruz diyor, bayağı da öğrenciler var. Fakat diyor bize bir harçlık geliyor. Fakat bunun kaynağını bilmiyoruz diyor. Bu nereden geliyor bize. Sonra öğrendik ki diyor Sami Efendi Hazretleri, Sami Efendi Hazretleri oradan bir liste çıkartmış. Orada ne kadar Türk öğrencileri var, o zaman da şimdiki gibi değil, paraları göndermek çok sıkıntılı.
Böyle kap kaçak bahanesiyle onların altlarını nelerine yerleştirerek gönderiyorlar. Size şunu anlatayım, çok dertli olduğum için bunu konuşuyorum, çok mahsünüzüz. Gerçekten ne bileyim rahatımız, huzurumuz yok bizim. İslam Efendi Hazretleri'nin manevi erlerindendir bu. Manevi erlerinden, bu Niğde'nin, Çamardının Şeyhler Köyü. Şimdi Elmalı ismini aldı, ismini değiştirmişler. Orada Hüseyin Efendi var, bu yedilerden. Mürşid-i Kamil'imizi çok davet ediyorlar. İşte efendim bir buyurun. Uzat diyor ki, bak diyor siz yiyeceğini ayağına götürüyorsunuz. Şu elmanın içerisinde ismi var. O elmanın uç kısmına bir iplik bağlıyorlar, yukarıya astırıyor. Bak gelecek diyor. İşte rızık derler ya, insanı bir yere götüren, getiren neyse böyle bir ifade bulunurlar. Duramıyor Efendimiz Hazretleri, gideceğim diyor. O Hüseyin Efendi yedilerden olan zat ta yollara çıkmış.
İnsani Yardım ve Dayanışma ile Manevi Destek ne anlatıyor?
İnsani Yardım ve Dayanışma ile Manevi Destek kaydında Bizde olduğu gibi Allahu alem sizde de bu duygu, bu düşünce, bu üzüntü, bu kader mevcut. Çokça buraya kardeşlerimiz geliyor, İşte Maraş'tan geliyorlar vesaire yerlerden Maraş'ın ilçelerinden geliyorlar. Onları gördükçe insan mahzun oluyor, gerçekten üzülüyoruz diyor. Mesela bir kayserde bir mekandaydık. Orada bir işçi kardeşimiz geldi.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ta saçları omuzlarına kadar inen kıymetli bir insandır. Onu deli diye taşlarlarmış, mübarek insan. O demiş ki, Hasan Efendi demiş, siz üstazarınıza hizmet ettiğinizi zannetmeyin, bunlar size hizmet ediyor. Ana geldi Sami Efendi Hazretleri, evladım Hasan Efendi geliyor, karşıla diyor. Ondan sonra yiyeceği diyor elmayı indirin diyor. Asıl diyeceğim şu, ta İstanbul'da Üstadımız Hazretleri onun yiyeceğini, içeceğini düşünüyor. Böyle tahinler, reçeller vesaireler gönderiliyor. Bu Sivas'ta İsmail Hakkı Hazretleri var. Bunlar bol çay içiyorlar. Bizim çınar kardeşimiz bilecektir. Fakat o bardaklar büyük değil, Fatih efendi. Biliyor musun? Bardaklar küçük ve yarısına kadar doluyor. Böyle kırk bardak içtik, dritleri duvar. Neyse gırtlama içiyorlar, zaten içine atsa, ters tükenecek. O gırtlama dişlerinin dibinde, onunla üç beş bardak içiyorlar, kırıyorlar. Hatta onun hususi, makasları, neleri var.
Efendim şeker tükeniyor. Bunu Efendi Hazretlerine demekten de biraz çekiniyorlar ama mecbur kalmışlar. Demişler ki efendim şeker tükeniyor. Korkmayın, Sami Efendi gönderiyor. Şimdiki gibi telefonlar yok, var ama ulaşım çok zor. Yani bunun telefonuna haber verilmesi, ne edilmesi bayağı güç. Biz o Erciş'te bulunduğum devrede vazifeliyken bir buçuk saatte o da bizim postanede kardeşimiz bulunmasına rağmen, O biraz kolaylık sağlardı, bir buçuk saatte zor teminlerdi konuşmayı. Allah'ımız ne imkanlar lütfetti, neler ihsan etti, şükrünü eda ettirsin. Sami Efendi Hazretleri etrafında bulunan bazı kimselere diyor ki İsmail Hakkı Efendi'nin şekeri tükendi, hemen çuvallarla şekerler göndermiyor. Böyle de birbirlerine yardımcı, muhabbetli, büyük bir sevgi var. Geçtiğimiz günlerdeydi, bir bayram günüydü. Biri dedik efendim dedi, büyükler dedi anlaşamıyor. Sebebi nedir? Büyük olamadığı için dedim.
Yoksa onlarda öyle bir sevgi, öyle bir muhabbet var ki. Buraya şey vurduğunu da bilmiyorum ama güzel hizmet etmiş, kendisi Kuran-ı Azimüşşan okutmuş çokça. İsmini de hatırlıyorum ama demeyin, Sivas'tan bizim Ünaltan kardeşimiz var mı? O hafız hakkı var ya, bildin mi hafız hakkı? Bak bilmen lazım. Hafız hakkı böyle çok hizmet etmiş dinimize, bilemem. Gördüm efendim. O geldi, emin olun, üstadımız hazretleri mürida. Hazretleri arabaya bindi, Hıh, Efendimiz Hazretleri arabaya bindi, ta Yeşilhisar'a bir ses geliyor. Bir şey yapsaydı sesini. Ünal Efendi, sesimi açtınız acaba? Şimdi o Yeşilhisar'a kadar değil de yolun yarısına kadar o zatı kılavuzladı. Mesela bir kimse, ben Efendimiz hazretlerini gerçekten çok müstesna görüyorum. Hepsinin imanına saygı duyarım ama Hacı Hasan Efendi gerçekten, bizim bir kardeşimiz burada konuşma yaptı da dedi ki Cildi Sanisi'ydi Sami Efendi, vallahi ve billahi.
Ben öyle bir mülk diğerlerini gördüğüm için kıyas yapabilirim. Hepsine, imanına saygımız var ama Hacı Hasan Efendi, gerçekten Hacı Hasan Efendi. Bakın kendi cemaati olmasına rağmen ben umuma hizmet ederim diyordu, umuma diyordu. Yani Allah'ın kullarına öyle bir şefkat var ki malum din Allah'a tazim, mahlukat tazimdir, mahlukat şefkattir. Burada bir kanaat önder, bir kimse gelecek, emin olun tek tek evlatlarına haber gönderdi. Yıkanılacak, gusül abdesti alınacak, elbiseler değişecek, daha ondan sonra gül esansı kullanılacak. Böyle efendimiz müstesna bir mürşid-i kamil. Ben şöyle gördüm onu, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin alemlere rahmet oluşu, gerçek ona varis olanlarda da bu duygu oluyor, bu ahlak oluyor. Ben görürüm, bilmiyorum yani. Sami Efendi Hazretlerinin de, üstadımızın da yirmi beş senesinde capcanlı şahidi.
Dört yaşında gördüm Sami Efendi Hazretlerinin ama bugünkünden daha iyi hatırlıyorum, yani bugünkü müşahededen daha iyi hatırlıyorum. Nasıl bir itina gösterdiğin, nasıl bir dikkat içerisinde olduğunu şeri emirlerde son derece dikkatliydi. Bu Didar Akademisi'nde belki giriyor musunuz bilmem, çok sorular geliyor bize. Efendim işte şöyle rüyalar güzel, o rüyalar görmemek, görmek güzeldir, mübeşşirattandır. Ondan sonra efendim bizim şöyle bir Nuri ilahi parlıyor vesaire, hep söylediğimiz söz, şer'i şerife dikkat edelim, şeriatımıza dikkat edelim, sünneti Muhammediye dikkat edelim. Yani mühim olan bunlar, bu gibi hallere, Esadi Erbili Hazretleri dudak boyası diyor, bunlar geçer. Geçmeyenlere bakın. Dedemin kabul olma sebebi şu, dedem kırk yaşında gidiyor. Esadi Erbili Hazretleri'ne, kırk gün içerisinde icazet alıyor. Yani bu görülmemiş bir şey.
Diyorlar efendim bu nasıl oldu da çok kısa zamanda böyle bir icazet aldı? Öyle bir ocak kurmuş ki diyor, öyle bir şer'i şeriata, şer'i Şerife riayet etmiş ki bir diyor kibrite ihtiyacı var, onu da çalmayalım. Hepimizin buna muhtacı var. Bak bilen kimseler olabiliriz, çok malumatımız olur ama okuduklarımızın bizde ihlas ve takva ölçüsü içerisinde olabilmesi için dayanmamız gerekiyor. Yani ilim kendi başına Hadi değildir. İlimde amel gerekli, ihlas, biz şeyde, o amilde okuduğumuzda, helekel alimun, ilel amidin, helekel amidin, ilel muhlisun, ondan sonra da tam belki söyleyemeyeceğim Ala hatarın avin, muhlas olması gerekiyor. Bizim Mürşid-i Kamil'imiz hocalar gelirdi. Onlara sorardı muhlis nedir, muhlas nedir? Bunu çok sordum. İşte okuduğumuz devreydi, işte diyoruz kendi kendimize muhlis ismi paydir, muhlas ismi meful, fakat bir türlü oturtamadım.
Vaizlerin bir kursu oldu şeyden, bu dertleşme olarak konuşuyorum size, çok üzgünüm. Böyle gelenler oluyor, gidenler oluyor. Onları dinledikçe tabii yerler meriler bulunuyor da hem mahzun oluyordun. Çünkü biz İslam mümin olmak nedir? Sen kendin için nasıl, neyi arzu ediyorsan karşındakine de aynısını arzu edeceksin. Biz kaloriferli evlerde rahat, her şeyimiz güzel. Bir de bakıyorsun onlara varlığın içerisinde yokluğa girdiler. Öyle ki gördüm, gözlerimle gördüm. Arabası o uçuğun altında kalmış, ondan sonra servet bitmiş, her şey bitmiş. Buraya geldi daha yeni birisi, kendisi gayet durumu güzeldi, bu Elbistan'la neden? Hiçbir hali kalmamış. Emin olun bu yurtlarda, bilmem filanlarda bir düşünelim yani rahatlığın içerisinde. O rahatlığın içerisinde böyle bir duruma düşünce psikolojik durumları da bozulmuyor. Çok sarsılmışlar ve yani devamlı bunlara moral de vermek gerekiyor.
Bugündü, dün eğer dinlemişseniz, bütün Tevabin Suresindeki on birinci Ayet-i Celilenin üzerinde durduk. Allah'ımız, yani bir ağaç dahi yaprağını izni ilahinin dışında düşürmez diye. O vaizlerin kursundakini anlatayım size. Orada Mehmet Feyzi Efendi diye kıymetli bir insandı. Doksan ikide mi de vefat etti, bu uşağı dursun. Çok seviyordum ama, hususen giderdim onun yanına. Bütün oradaki vaiz kardeşlerimiz hocaları olmasına rağmen giderler onun huzurunda. Yani insan bir bal istiyor, gönlünün ruhunun doyumunu istiyor, yani hepimizde bu var. Ancak bu ne olacak? Bir mürşid-i Kamil'in icaz Hazretleri bizzat şeriatın ve tarikatın tasdik ettiği kimselerin huzurunda bulunmakla oluyor. Yoksa biz çok şaşırıp gittik ama Allah'a şükür bizi yönlendirdiler. Aman ha şuna dikkat edelim, buna dikkat edelim diye diye diye hep de kaydediyordum.
Neyse ziyaret ettiğimde bir şey anlatmıştı da onu söylemek istiyorum. Ünal Tan kardeşimiz beraber miydik acaba? Mehmet Çingöz vardı bizim de, değil mi? Mehmet Çingöz vardı. Üçümüz beraberdik. Tahir Hocamızın oğlu vardı, vesaireler vardı. Gitmiştik, dedi ki kardeşim size hususen söylüyorum dedi. Said I Nursi Hazretleri, Esad Erbili Hazretleri'nin dervişiydi. Bunu Hacı Ahmet Atasayan Abdülkadir kardeşimiz çok iyi bilir. O da söyledi. Böyle Abdülkadir Efendi o bayram ziyaretine vardı, Atasayan amca var ya, vardık. Orada konuşuyorlarmış, dedi ki bizim için onun da haberi olsun dedi, Esad Erbili Hazretleri'nin müridi idi dedi. Bir de şahitlik, bak bunu mürşid-i kamilimiz de dedi. Neyse, bu dedi kardeşim dedi bir sır olarak size söylüyorum dedim, sonra mürşidimizin hutbiyetini de uzat haber verirdi orada. Dedi göz açıklığı, el çabukluğu şimdi maharet oluyor dedi.
Hatta üzüldü, Efendimiz Hazretlerinin kemalatını ifade etti orada. O diyeceğim şu, hocalar toplandık bütün, oturuyoruz. Mayıs ayıydı, böyle herhalde soğuktu ki böyle sobadan elini sobanın arkasına elini. Dedi ki içinizde siyaset ehli var, dikkat edin dedi. Yani Efendimizin mübarek nesri pakinden bir kimse var, dikkat edin dedi. Artık niye dedi bilmiyorum. Yalnız gözünü bize dikti. Dedi ki, muhlis kesbidir, muhla, muhlas da vehbidir dedi. Hiç demesine başka izaha gerek kalmadı. O gönlümde olan acaba bunu nasıl oturtabilirim diyordum. Oturttu mübarek zat. Muhlis dedi, kesbidir, muhlas vehbidir. Biz muhlas malum Kuran-ı Azimüşşan'da da, Sure-i Yusuf'ta da geçer. Muhlasin diye buyuruyor asır, kurtulan zümre o. Yani muhles güzel ama muhlas olmamız gerekir. Muhlas olduğu zaman, velinin bir ismi var, muhafaza olmaktır. Hafi sıfatıyla Cenabı hak koruyor ve muhafaza ediyor.
Yani şeytanın dahi olması mümkün değildir. Yarı semtinden bile geçemiyor. Çok uzattım, dertliyim sizin gibi, üzüntülüyüm. Kardeşlerimizin durumunu görünce onları dua edelim, yalvaralım. Orada da tek şey hatırıma geldim. Mevla'ya dönelim diyorum, başka bir şey değil. Mevla'ya dönelim, başka hiçbir çaremiz yok. Allah'ımıza döneceğiz. Kusura bakmayın, Velhamdülillahi rabbil alemin, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin bu taifelerini, elin ashabını, peygamberan nizam ve piran nizam ve bütün geçmişlerimizin, müminatın ervahını. Bu göçük altında kalan kardeşlerimizin ve yararlı olanlarımızın en kısa zamanda bu sıkıntıların kalkmasına, ilahi bir yardımın binmesine, Cenabı Hakk'a yalvarıyoruz, yakarıyoruz. Bu ancak ilahi bir yardımla olacak, bu yardımın inmesi için El Fatiha.
Kaynak: Genel
İnsani Yardım ve Dayanışma ile Manevi Destek | Mihmandar