İnsan Yaratılışının Gayesi ve Ruhani Beslenme | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
İnsan Yaratılışının Gayesi ve Ruhani Beslenme
İnsan Yaratılışının Gayesi ve Ruhani Beslenme kaydında Aziz Mahmud Hüdayi HadiSallallahu Hazretleri buyuruyorlar ki insanın yaratılışından gaye kesb-i kemal ve seyri cemal. Bu iki cümle yeter. Öyle bir söz söylüyorlar ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in mu'cemü'l kelim oluşunun sanki vekili gibi ondan tevarüs eden çok müstesna sözler. Efendimiz bir söz söylüyor sallallahu teala aleyhi ve…
Aziz Mahmud Hüdayi HadiSallallahu Hazretleri buyuruyorlar ki insanın yaratılışından gaye kesb-i kemal ve seyri cemal. Bu iki cümle yeter. Öyle bir söz söylüyorlar ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in mu'cemü'l kelim oluşunun sanki vekili gibi ondan tevarüs eden çok müstesna sözler. Efendimiz bir söz söylüyor sallallahu teala aleyhi ve sellem mesela Ashab-ı Güzin efendilerimizden biri diyor ki ya Resulallah emirler pek çoğaldı. Bana öyle bir tavsiyede bulun ki bu hepsini içerisine alsın, benim hidayetime vesile olsun. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, Kul, Amentü billah süm mesakim. Bak çok kısa buyuruyor Allah'a Celle Celalühü inandım de artık iman esasları bütün içerisinde inandım deyince gul, amentü billah ve sonra o artık ibadeti de içine alır, ahlakı da içine alır, muamelatı da alır, her konuyu içerisine alır. Büyüklerimizde de bu hal var.
Derler ki hayrul kelam magalle ve delle, sözün hayırlısı az olan ve hayra delil olan, az ama hayra delil oluyor. Öyle bir söz söylüyorlar ki kalbinin insanın ta derinliklerine kadar yansıyor. Çok kısa söz söylüyorlar. Burada Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin sözü ne kadar yerinde? İnsanın diyor dünyaya gelir sırrı kesb-i kemal, olgunluğu elde etmek ve seyri cemal. Cenabı hakk'ın cemalini seyir zaten. En büyük gaye o. Yetişmemiz için mesela maddi olan gıdalarda yiyoruz, içiyoruz, değişik gıdalar alıyoruz. Allah'ımız bizim ruhumuzun beslenmesi için öyle bir gıda rutu etmiş ki Kuran-ı Azimüşşan artık tarif edilmez. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyesi ruhumuzu doyurur da doyurur. Bir de sonu yok. Hadis-i Şerifler öyle, Kuran-ı Kerim derken içerisindeki iman, esasları, ibadetler, taatler, hayatın her anını içerisine alır. Allah'ımız ne büyük bize bir gıda lütfetmiş.
Bakıyorsunuz bir ayeti celile bütün ilahi hükümleri içinde topluyor. Yarın cuma mesela hutbede hep okurlar, atıfler, ve itei zil gurbe. İla ahiril ay. Bunun yarısı emir yarısı nehyi. Ulema-i kiram'mız buyuruyor ki Kuran-ı Kerim bütün bunun içerisinde devr-i topludur. Ömer ibn-i Abdülaziz almış bunu hutbeye yerleştirmiş. Dinleyin, anlayın ve hayatınızı buna göre düzenleyin. Esrar dolu yani Kuran-ı Kerim. Bir Ayet-i Celile, o sureler, diğer Ayet-i Celileler tarifi yok. Biz şu anda gönül diliyle okuyamadığımız için zahirde kalıyoruz. Keşke bunu zahir dilimiz okusak, okusak da gönül diline sirayet etsin. Hafız olanlarımızın en az bir cüz, bir şey değil. Burada kuvvetli bir hafızdı, yanına uğradım misafir gibi oturdum, Buna davet etti. Memnundu oldu. On bir dakikada dedi, on bir dakikada ben bir cüz okuyorum dedi.
Yalnız böyle harfleri yutarak değil, öyle hatimlerde ne de o harflerin haklarını, nelerin vererek güzeldi, aceleye de pek sıcak bakmazlar. Böyle düşünerek tedebbür buyruluyor ya, beş esas sayıyor. Sami Efendi Hazretleri, Hadisallahu Sır'a o beş esastan birisi ne? Böyle manasını düşünerek büyüklerden bir zat. O genç yavruları gördü mü şöyle dua edermiş, dermiş ki Kuran-ı Kerim'i hafız olun, aynı zamanda ilmiyle amil olun, hikmetiyle de kamil olun. Bunu söylermiş. Kuran-ı Kerim'i okuyacağız, ona hafız olun diyor. Ondan sonra okuduğumuz ayat-ı ilahiye ile de amil olmak, sonra hikmetiyle kamil olmak, bu artık derinleşmektir. Zaten istenen bu, bunu elde edeceğiz biz. O meyveye ermiş olacağız, o meyveye ilahi meyvelere ayıracağız, onu tatmamız gerekir. Ne güzel söylemişler, böyle hafız olanlarımızı en az bir cüz Kuran-ı Kerim ve tez unutulabiliyor, tez unutuluyor.
İnsan Yaratılışının Gayesi ve Ruhani Beslenme ne anlatıyor?
İnsan Yaratılışının Gayesi ve Ruhani Beslenme kaydında Aziz Mahmud Hüdayi HadiSallallahu Hazretleri buyuruyorlar ki insanın yaratılışından gaye kesb-i kemal ve seyri cemal. Bu iki cümle yeter. Öyle bir söz söylüyorlar ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in mu'cemü'l kelim oluşunun sanki vekili gibi ondan tevarüs eden çok müstesna sözler. Efendimiz bir söz söylüyor sallallahu teala aleyhi ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Üstünden devamlı tekrar etmemiz gerekiyor, devamlı tekrar. Ne güzel olur Allah'ımızın kelamı okunan daha sonra biz böyle hayırlı bir bize istikamet tayin eden bize ibadetimizi, taatimizi öğreten ehli sünnet ve cemaat görüşü üzere olan kimselerin itikada dair eserleri, ibadete dair eserleri, ahlaka dair eserleri dolu. Şimdi size okuyacağım bu sözler Rabbimiz izin verirse Sami Efendi Hazretleri'nin Baara suresi tefsirinden çok önemli cümleler okumuşuz, belki iki defa okuduk, belki üç defa okuduk ama okumamışız. Şöyle bir düşünerek neyi kastediyor, neyi diyor? Orada öyle cümleler var ki bunları kaydedebilirsek defterimize kaydederiz. Telefonumuz mu, neyse artık ona da kaydederiz. Velhasıl bunları hep muhafaza etmemiz lazım. Öyle sözler söylüyor ki o kitaplarında ne de hakikatlere işaret ettiğine hayran kalmamak mümkün değil. Bak göreceksiniz şimdi.
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin sözüyle başladık. Çünkü kemalat-ı insaniye üst noktada toplanır deyince insanın geliş gayesini söylemiş olduk ve büyüklerimizle öyle uzun konuşmuyor. Çok kısa kelam ediyorlar. Muhyiddin Arabi hazretlerine sorulan bir soru var, çok kısa. Efendim, işte büyüklerin büyüklüğünden, onların haber ver, onları nasıl tanıyacağız deyince, yani onlardaki özellik nedir dediklerinde kemalat diyor. Efendim diyorlar, biz bunu birden anlayamayız, kemalat dediniz ama bu ne demek? Biraz daha ilave edin, birkaç söz söyleyin, biz anlayalım deyince kemalatını gizlemek buyurmuş. Enbiyadan bir tanesi rüyada vahiy alıyor, rüyada alıyor. Rüyasında bir dağ, Allah'ımız buyuruyor ki yutacaksın. Dağ yutulur mu? Fakat emreden Rabbimiz öyle akli delillerle, bilmem falanlarla Allah'ın emri ölçülmez. O emirdir. Onu biz tutacağız.
Em olunan bildirilen hususlara canı gönülden teslim olacağız. Bize neden, niçin, dinmez, Cenabı Hak ile tartışır mı insan? Ne emrediyorsa o. Nebi artık Aleyhisselam yutacaksın deyince daha da olsa emirdir diyor, yutmaya çalışıyor. Dağa yaklaşıyor, yaklaştıkça dağ küçülmeye başlıyor. Küçülüyor, küçülüyor böyle bir bal lokması haline geliyor. Daha var, işte altın bir tarz haber veriliyor. Onu da gizleyeceksin. Ne kadar gizlese dışarı çıkıyor. Ne kadar gizlese ta toprağın derinliklerine gömüyor, yine çıkıyor. Sonra Cenabı Hak'tan onun izahını istediğinde, Halık'ımız buyuruyor ki, o dağ insanın gazabıdır. Bak ilk anda bir hiddet başlıyor. Bir hiddet başlıyor ama yavaş yavaş onu hazmederek, bekleyerek durun bakalım, bir öğrenelim, şahidi yok, ispatı yok, geldi birisi söyledi, hemen ayağa kalkmaya gerek yok, bir öğrenelim bunu demiş mi, dememiş mi deriz, bekleriz.
Ondan sonra şahitli ispat değilse karar verilir. Bakıyoruz cemiyetimizdeki sıkıntıların çoğu bundan meydana gelir. Benim hakkımda bunu söylemiş diyor. Bugün daha yeni dinledik Kuran-ı Kerim'i Hucurat suresini okuyor, bir haksız. Şu Ayet-i Celileye geldi, şu mübarek Ayet-i Celileye geldi. Es'amne. Ey iman edenler fasık size bir haberle geldiği zaman bak araştırınız birden hücuma kalkmayınız sonra pişman olursunuz buyuruyor zaten. İslam'ın emirlerini, hükümlerini bizsek ne kavga kalır ne gürültü kalır. Hep bilmediğimiz için ne güzel izah edilmiş, ne güzel beyan edilmiş, ele alınmadık hiçbir konu yok ki. Uzatıp durmayalım, buyuruyor, kemalatını gizleyecek. İşte o nebi altın tasbunu gizle buyurunca Cenabı Hak ne kadar toprağın derinliklerine de onu girdiyse, üzeriniyorsa yine çıkıyor. Nedir bu Ya Rabbi? Bu güzel amellerdir. Kişi o amellerini göstermiyor, gizliyor.
Diyelim Sami Efendi Hazretleri dokuz, bir rivayette on üç sene kutbiyetini haber vermemiştir. Sonra kemal ehli insanlar güçleri var, yedileri var, kırkları var, Hızır Aleyhisselam var, durmuyorlar. Diyorlar artık ilan et, artık ilan et. Yine de sükut buyuruyor. Öyle bir edep var ki diyor bunu bizden değil de işte Yahya'lı Hasan Efendi'den öğrenirsiniz. Yahyal'daki Hasan Efendi kalpte Sallallahü'l-ı askerde iken Rab'dı kalp yaptıkça verir feyzi ilahi Sami ula diye böyle yürürken Rab, Rab, Rab mübarek dilinden bunlar dökülüyor. Dimetke evvela kamil insanlar onu tanıyor. Şimdi mahkemeye gidiyorsun. Mahkemede sizden hakim kırk tane şahit istemiyor. İki şahit. Sami Efendi Hazretleri'nde iki tane şahit var. Birisi Esad Erbili Hazretleri, Haddes Allahü Sırra, ikincisi Cide Müftüsü Hüseyin Efendi diyorlar bize malum oluyor artık Tamam deniyor. Yani kalkıp da benim diyemez o.
Öyle bir haya sahibi ki, erililer onlar. Bir veliye bir tanesi diyor efendim sizi diyor cennetlerde gördüm. Şeytan diyor, seninle beni mi buldu, maskarayı alacak diyor. Onlar bu iftiharmış, bilmem filanmış. Hiç görmezler bunu. Bilmezler, böyle bir şey onlara çok ağır gelir. Yine deyip deyip üstünü örtüyorum. Bir şey daha diyecektim. Onların bu gibi iltifatlardan rahatsız olduklarını, onlar yokluğa girmiş, Allah'ımıza bir olmuş, varlık onların helaki demektir zaten böyle bir şey görmezdi onlar. Nur, nur üstüne nur. Şöyle yapalım biz, bizim yediğimiz içtiğimiz tam helal olursa, fikrimiz düzgün olursa, bak kafalarımız anlayalım bundan, ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Ondan sonra sözlerimiz doğru olursa, bakışımız düzgün olur, şehvetle değil şefkatle olursa.
Velhasıl azalarımız düzgün olursa ancak o zaman anlayabiliriz, bizim yapacağımız kardeşim biz bu olsa söz söyleyemeyiz, biz teslim izleyeceğiz. Zaten onlar teslimiyetin esasını ortaya koyuyor. Sıddık-ı Azam'dan alıyor, radıyallahu anh diyor ki buyuruyor ki Sıddık-ı Azam radıyallahu anh Allah'a celle celalühü itaat ettiğim sürece bana itaat edin diyor. Bunun ölçülerini bilirler. Onlar Allah'ımız ilim lütfetmiş. İrfan lütfetmiş. Bilmin yanında hikmeti lütfetmiş. Kemalat-ı insaniye üç noktada toplanır. Bir, sahih itikat, iman esaslarına ehli sünnet ve cemaat akaidine göre inanmak. İki, hüsnü muaşere, böyle eviyle olsun, konusu komşusuyla olsun, akrabasıyla olsun, etrafıyla vesaire insanlarla güzel geçinmek. Tehzib-i nefs, nefsi ıslah edip itaat ve ibadete salih hale getirmek, kulun Hak celle ve ala ile muamelesindeki ahlakının en güzeli teslimiyet ve rızadır.
Allah'ımızın emrine teslim olmak ve ondan gelen her şeye de razı olmaktır. Demek ki Cenabı Hakk'ın emirlerine Ashab-ı Cüzin efendilerimiz gibi Allahüalemu ve resulü diyorlar ya en iyi bilen bu hususta her hususta Allah ve onun resulüdür diyorlar. Bunun artık şu uyuyor, şu uymuyor biz bu sıkıntılara girdiğimiz yok. Biz bu hakikatleri söyleyeceğiz, geçeceğiz inşallah. Kulun Hak celle ve ala ile muamelesindeki ahlakının en güzeli teslimiyet ve rıza, halkla muamelesindeki ahlakının en güzeli af ve cömertliktir. Kusurlarımızı bağışlayabilmek ve cömert olmaktır. Gerek malında mülkünde gerek, tebessümünde gerek diyelim gönlünde cömert olabilmek. Ruhlar iki kısımdır. Mün'ime, Nimet içindeki ruhlar, bir de muazzep içindeki ruhlar. Azaba düçar olan ruhlar hapsedilmiş, birbirini ziyaret ve görüşmeden alıkonulmuş ruhlardır. Nitekim içindeki ruhlara gelince onlar serbest.
Nimet içindeki ruhlara baktığımız zaman onlar serbest. Birbirleriyle karşılaşır, ziyaretleşir, dünyada daha önce olup bitenleri hatırlayıp yad ederler. O halde akıllı kimseye yakışan odur kişiyi insanlarla sohbeti tercih etsin. Gece ve gündüz ahirete hazırlansın. Mal ve makama aldanmasın ve uzun uzun emellerle Allah'tan uzaklaşmasın. Zira dünya fanidir ve dünya üzerindeki herkes de fanidir. Öyleyse her an ve her zaman Allah'tan korkunuz Celle Celalühü. Hasan-ı Basri Hazretleri demiştir ki Cenabı Hakk'ın ya eyyüheellezine amenu, ey iman edenler dediğini duyduğunuz zaman ona dikkatle kulak verir. O ya sana verilen bir emiri içerir veya yasaklardan bir şey içindir. Ya bir emirdir, ey iman edenler denirken veya bir yasak içindir. Cafer-i Sadık rahmetullahi aleyh diyor ki nidadaki lezzetle Allah Teala ibadetin yorgunluğunu izale etmektedir.
Bu nida gösteriyor ki 7 kul sevdiğinin Allah'ın emrine celle celalühu derhal sarılıyor. Hatta bu emir nefsini ateşe atacaksın şeklinde bile olsa. Hasan-ı Basri Hazretleri de şöyle bir izahta bulunuyor. İnsanın kemali noktasında helal rızık yemesini helal ve tayyib demek, rızkın helal ve tayyib olması, Kıyamet gününde bir suale maruz bırakılmayacak rızık demektir. İşte nereden kazandık, nerelere harc ettik, işte mümine gereken budur. İşte kısa ifade bu. Böyle kısaca bir ifade ile çok büyük manalar içerisinde barındırıyor. Helal ve tayyib demek, temiz demek, rızkın kıyamet gününde bir suale maruz bırakılmayacak rızık demektir. İşte mümine gereken budur. Hadis-i Şerif'te Allah tayyibtir ancak tayyib olanı kabul eder buyurulmuştur. İlim ve hikmet ancak helal lokmadan zuhur eder. İlim ve hikmet ancak helal lokmadan zuhur eder.
Aşk ve kalp rikkati yani kalpteki hassasiyet böyle duygulu bir kalp. Müminlerin eza içerisinde olması onu rahatsız ediyor, üzülüyor ve elinden gelen ne ise yardımlarını yapıyor. Çok önemli. Rikkat içinde olan kalp helal lokmadan husule gelir yoksa hiç aldırış etmez. İşte ölmüş, kalmış, sıkıntıya düşmüş, hiç onu ilgilendirmez. Çünkü kalp haram lokma ile kararmış oluyor. Duygusuz hale gelir. Yersiz gazap, böyle yersiz birden öfke, haramlara meyil, mubahlara düşkünlük de haram ve şüpheli lokmalardan zuhura gelir. Mubahlara düşkünlük dediği haram değil ama helal olan bir hususta dahi aşırıya gitmemek, uykuda bir haramlık yok ama ölçülü olmak. Biz okuldaki hocalarımızdan dinlerdik. Şu hatırımda kaldı. Böyle sekiz ev saat, işte üç bölüm halinde, onu birisine altı saat dedi. Mesela gece uyku insanın durumuna göre değişir o.
0 iki saatini ibadet ve taatle geçirmek diye çok güzel bir tasnif yapmıştı. Hülasa olarak lokma helal ve tayyib ise salih amel, helal ve tayyib değilse fasit amel zuhura gelir. İşte ibadetteki yorgunluk, evrad ve ezkardaki tembellik hep bundan ileri gelir. Yoksa duyulur mu bu ilahi bir nimet? Maddi olanı malum zaten yiyip içiyoruz. Belli bir yerde durup kalıyoruz. Fazla ileri gidilmiyor ama ruhun gıdası için ona bir ölçü tartı yok. Ne kadar Cenabıhakk'a kulluğumuzu, ibadet ve taatimizi yapabilirsek, onun değil onun için de asıl onun ihtiyacı yok. Biz kendimizi kurtarmak için Cenabı Hak Ayet-i Celilede, Ey Resuller tayyib şeylerden yiyin ve salih amel işleyin buyurulmuştur. Tayyib demek haram, şüphesi bulunmayan demektir. Burada Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin çok güzel bir beyanı var Güneydi Bağdadi Hazretlerinin. Hatta bunun üzerinde de durduk, bugün de durduk.
Yani saatlerce devam ediyor bitmiyor. Güneydi Bağdadi Hazretlerinin sözü, yani bu birkaç madde halinde devam ediyor, onu bitirelim. Eğer zaman kalırsa görüşebiliriz. Cüneydi Bağdadi hazretleri demiştir ki hayatı nefsiyle olanların hayatı ruhu çıkmakla nihayet bulur, bitti. Böyle nerede ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, işte giyeceğimiz elbisenin kalitesi vesaire neyse artık. Ondan sonra arabamız, telefonumuz, daha ne diyeyim yani evin döşemesi, ondan sonra tefrişatı, hep dünyevi arzular ve istekler. Eğer böyle olursa tek emeli bu. İşte daha bir varlıklı olayım, daha bir zengin olayım. İşte dünyevi rahatlığım çok güzel olsun der. Sadece bu noktayı düşünürse ruhu çıktığı zaman hayatı biter onun, bitmiştir. Ama hayatı Rabbi ile olan ise şu tabii hayattan asli ve hakiki hayata intikal eder. Tenler ölür, canlar ölesi değil diyor ya, aşık. Şimdi vücut ölüyor ama ruh diriliyor.
Ruh çok güçlü ve kuvvetli oluyor. Aynen kınındaki kılıç gibi daha bir tesirli oluyor, Daha bir tesirli oluyor. Ruh burada ibadetle, taatle Rabbi ile olunca onun emriyle oluyor. Öyle oluyor ki Rabbim ne emrederse onu yerine getiririm çünkü emreden Halık'ım diyor. Mevlam'dır diyor. Onu böyle adet kabilinden değil, muhabbetle yapıyor, doyamıyor. Bu nefsani arzuları biz kesecek olursak nefsin hevabe, isteklerine o zaman olur. O zaman Allah'ımıza olan kullukta doyum diye bir şey olmaz, doyamaz. Bir amcamızdı, vefat etti de ben dedi öleceğim ölmeye en çok üzüldüğüm dedi namazım dedi. Zift duyuyorum dedi. Gece herhalde pek uyumazdı, görüşürdük. Uyumazdı. Derdi ki ne yapacağım acaba ben namaza çok düşkünüm diyordu. Sonra sufilerin, dervişlerin, aşıkların marifet ehillerinin hayatını anlatan bir eserde şunu gördüm. Yine anlattım bunu.
İşte velilerden birisi bir kabrin yanından geçiyor, kabir ona malum oluyor, oradaki kimse namaz kılıyor. Sonra evlerine geliyor. Diyor ki sizin babanız nasıldı? Bizim babamız ibadet ve taate düşkündü derdi ki öldükten sonra her şey bitecek, acaba namaz kılamayacak mıyım diye, müjdeler olsun kabrinde namaz kılıyor der, Diyor. İşte hayatı Rabbi ile olan kimse, alnı secdede, bel-i rükuda ve bütün heyetiyle secdede ve diğer taatlerde bu beşeri münasebetlerinde hak ve hukuka riayetinde mesela bir insana baktığı zaman eğer çehreyi azdırarak bakmışsa bir haktır, hukuktur diyerek bundan ızdırap duyarsa bu bile haktır. Müminler nedir? Bir vücut gibidir. Kendi nefsimiz için ne arzu ediyorsa kardeşimiz için de onu arzu etmek, imanın kemali budur. Bir kaşını çatması dahi bir mümine bir haktır, bir vebaldir. Onu Rabbimiz yaratmıştır. Bazı buluntu eşyalar oluyor. Buluntu eşya.
Böyle o fırçalara ne denir bilmem çok yumuşak fırçalar oluyor. Çok yumuşak. İşte o buluntu ta yıllar evveli diyelim antik çağlardan, çok eski çağlardan bir heykel bulmuş. Aman ha kırılmasın diye o şeffaf fırçalarla temizliyor. Bu nedir? Bu bir taştır nihayet. İnsan nedir? Halık'ımızın her şeyiyle mükemmel yaratmış olduğu fetebarekallahü ahsenü halikin yaratanların en güzeli o Mevla onu halk etmiştir. Ben halk ettim buyuruyor. Benim halk ettiğime sen nasıl yüzünü buruşturabilirsin? Ben halk ettim. Buyuruyor. O buluntu eşyaya bu itinayı gösterir de insan zatı için yarattığı, hilafet sırrını verdiği, emanetleri yüklediği, esma-i ilahiyenin, ef'ali ilahiyenin, sıfat-ı ilahiyenin zatı tecellilerin mazhariyetine hazır bir vaziyette olan insana nasıl ters bakılabilir? Öyle düşünürse hayatı Rabbani olur mu? Her hususta. Yerken de öyle içerken de öyle. Evinde ailesiyle olan hususunda da öyle.
Asıl dervişlik burada belli olur işte. Üstadımız ne güzel demiş kimi eviyle etmiyor geçim, ailesi ağlar ne ola suçum. Düşündüm sizleri ağardı saçım kimseye diyecek sözüm kalmadı. Bak, ev hayatı sizin en hayrlınız ailesine hayırlı olandır buyuruyor. Buna itiraz ettikleri için defalarca söylüyorum, Allah'ın Resulü'nün buyurduğunu ömrümüzün son anına kadar haykıracağız. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki kişinin ailesinin ağzına vermiş olduğu lokmadan bile ecir ve mükafat kazanıyor. Bunun nesine itiraz edilir? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Hiçbir amelimiz olmasa dahi zaten güvenemeyiz. Resulü Ekrem Efendimizin mübarek sözünü böyle perçinleyerek, onu haykırarak söylememizin olsun bereketine nail olalım da kabirde de mizanda da sıratta da mahşerde de kurtuluşumuza vesile olsun yoksa amellerimizle hiçbir şey yaptığımıza güvenemeyiz.
Çünkü Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı hakk'ın rahmeti olmazsa ben de cennete giremem buyurunca biz ne olacağız? Hayatımızı Rahmani bir hayat kılmanın endişesine düşeceğiz ve misaller vermiyorum. Çünkü çok önemli. Daha konular var Hacı Hasan Efendimizin anlattığı İslam tarihinden. Onu da yeri gelirse inşallah söylerim hem de haykırarak söylerim. Yüce bir veli velayette ulyaya ulaşmış, erişmiş bir velinin sözüne itiraz edilmez. Allah'ın Resulü'nün sözü vahiydir buyuruyor. Evliyaullah'ın sözü o ilahi kaynaktan gelir. Hazreti Hasan der ki Resulullah'ın torunu, bir gün efendimiz mihrapta yok minberde. Hazreti Hasan efendimiz geliyor. O minberin merdivenlerinden, basamaklarından aşağı iniverdi. Torununu aldı, bağrına bastı. Hazreti Hasan diyor ki, dedem Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim.
Şöyle buyurmuşlardı oğulcuğum kanaatten ayrılma, insanların en zengini olursun, kanaatten ayrılma, insanların en zengin olursun. Farzlarını eda et, insanların en abide olursun. Oğulcuğum, cennette bir ağaç vardır, ismi şecereatü'l belva'dır. Kıyamet gününde ehli bela getirilir. Onlar için ne divan kurulur ne mizan dikilir ve ecir onların üzerine yağmur gibi yağdırılır. Sonra Resul-ü Ekrem efendimiz buyurdu, ancak sabır edenleri ecirleri noksansız ve hesapsız olarak verilir ayeti celilesini okudular. Akıl sahibine gereken dünyanın alayışı süslü ziynetiyle aldanmamak ve Allah'tan gayrisiyle sevinmemektir. Çünkü ondan gayrı ne varsa batıl ve zaildir. Zeval bulan şeylere aldanmak ise kamil akıl sahiplerine yarışmaz. Hakiki mümine yaraşan, Allah'u zülcelal'e tam sarılmaktır. Bunu özellikle af olmamız için Cenabı Hak'tan mağfiret dileyerek aldı. Diyor ki.
Hakiki mümine yaraşan Cenabı Hak'ka tam sarılmaktır. Biz böyle candan arkadaş olduğumuz da olur. Böyle yillarca dostluk kurmuşuz. Bir bakarsın bu tam ters dönmüş. Ne sevgi kalmış, ne muhabbet kalmış. Bak insan böyle. Bir tanesi ağlıyormuş, bir kimse demiş ki oğlum niye ağlıyorsun? Dostum öldür. O da, ölmeyen dost tutsaydın. Bak kimi dost tutacağımızı çok iyi bilelim. Esselamle, innema veli yükümullahu ve resulü ve lezine amenu lezine yukimune salate ve bütün rakiru Allah'tır cinnicilerin, resulüdür sallallahu aleyhi ve sellem. Namaz kılan, zekat veren, rüku eden müminlerdir. Hakiki müminlerdir. Bak görüyorsunuz, yillarca dostluk kurmuş, canı gibi, ondan sonra ehli küfre duyacak kini kardeşine duyabiliyor. Onun için Allah'ımızın Celle Celalühu emrine iyi sarılalım. Hakiki mümine yaraşan Allah'a tam sarılmaktır. Bak biz diyelim ki arkadaşındır, neyse akrabandır vesair.
Bir yanlışlığını görecek olsa ne yapıyor? Sırt dönüveriyor, dönüyor. Senden bir iltifat görmese öyle oluyor. Bir hata edecek olsan ona karşı bir kusurun olacak olsa o dostlukmuş neymiş tamamen bitiyor ama Allah'ımız tövbenizi yetmiş kere bozsanız yine gelin buyuruyor. Allah'a ortak koşmadıkça Cenabı Hak dilerse mağfiret ediyor. Böyle bir mevlamız var bizim. Bak ne rızkımızı kesiyor, ne havamızı, ne cıvamızı, ne diyeyim, daha hiçbir rızkımızı eksik bırakmıyor. Yağdırdıkça yağdırıyor. Eskiden burada bir vasıta bulamazdık. Şimdi bak kapınızın önüne arabayı bile koyamıyorsunuz, yer yok. Ne nimetler lütfetmiş Mevlamız, neler ihsan etmiş. Halık alemyezel, Cenabı Hak onu dost tutarsa kişi, insanlar da ona dost olur. Hakikat ehilleri ona dost olur. Yeter ki Mevla'ya yakınlığı temin ederse hakikat ehilleri üşüşür gelir onun başına. Koşar gelir. Hakiki mümine yarışan Cenabıhakk'a tam sarılmaktır.
Dünyaya sarılsak ne olacak? Bitecek zaten. Şey demek istemiyorum o zararlı olan şeytandır, nefistir vesaire gerek yok. Hakiki mümine yarışan Allah'u Cenabıhakk'a tam sarılmaktır. Emri ilahi onu nereye yöneltiyorsa oraya yönelmek, resulüne tabi olmak, aciz aklının kısır anlayışının kaydında kalmamaktır. İbni Abbas'tan radiyallahu anhuma bir rivayet var. Bununla belki mevzuyu tamamlamış oluruz. İbni Abbas radiyallahu anhuma demiştir ki kebair'in yani günahın en büyüğü Cenabı Hakk'a şirk koşmak, yalan şahitliği yapmak ve açıkta bulunan bir hakikati gizlemeye çalışmak. Hak olan bir gerçeği gizlemektir. Allah korusun, bunları yapan kimse bizzat kalbiyle de günah ve zulüm işlemiş olur. Hazreti Ali radıyallahu anh şöyle demiştir, altı şey mürüvvettendir, yani insanın ilahi güzelliklerindendir. Bunlardan üçü Hazar'da, üçü de seferdedir.
Hazar'da olan yani mu kim haldeyken Allah'ın kitabını tilav etti Celle Celalühü. Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak, Allah'ın mescitlerini mamur kılmak, bu cemaatle namaz kılmak, mescitlere gelmek, Allah için kardeş edinmek, bunlar Hazar'da yapmamız gereken hususlardır. Seferde olanlar ise azıkta cömert davranmak, güzel ahlakı muhafaza etmek, masiyet cümlesinden olmamak şartı ile latifeleşmektir. Bir muhasebeci anlattı da onu da arz etti. Ben diyor, bir iş yerinde muhasebe ile meşgulüm. O diyor, patronumuz vefat etti diyor. Sonra yavruları kaldı. Dediler ki işte hesap defterlerini, nelerin açalım bakalım tabii defter olmaz da onu artık bilgisayardan neden görelim demişler. Baktık ki diyor o vefat eden patron sekiz yüz kişiye diyor yardım ediyor. Hiç çalışmanı yok. Tesvih etmiş fakirini, yoksununu onlara ödemelerde bulunuyor.
Yavruları demiş ki bunların ne hakkı var, çalıştıkları yok, ettikleri yok. Bunu bir çıkaralım dediler diyor. Muhasebeci anlatıyor şimdi. Diyor ki eskiden bir mal alırdık diyor, o fakirlere acımamızdan dolayı üç beş katı diyor Allah bereket lütf ederdi. Ondan sonra diyor gayr-i menkulleri de satar olduk diyor. Yetişmez diyor. Allah öyle bereket verdi diyor. Bu Said-i Nursi hazretlerinin rahmetullahi Ali eskiden eserleri böyle matbu değildi. Böyle el yazısı ile onlardan bir tanesi de üstadımızın elindeydi. Orada okumuşlar bunu bizim gibi siz demiyorum. Acizlere anlatırdı size katliyen. Allah'ımızın sevgili kulları olarak bakıyorum zaten ve ilahi bir emanet olarak görürüm. Eğer bir kötülük varsa nefsimden, onu artık kabul etmişim. Şunu anlatırdı, sayın Nursi hazretleri ömrü cezaevlerinde geçmiş. Geçmiş. Zannederim Afyon olacak. Orada bir yerde böyle yaz günüymüş işte.
İnsanlar yaylalara, nelere çıkmış, böyle kediler neler gelmeye başlamış o kaldığı cezaevinin penceresine. Buna da şöyle kuru bir ekmek veriyorlar, mübarek zata. Yani o eserleri yazarken öyle zorluklar çekmiş ki böyle peynirleri neleri kendisine bir iltifat için dışarıdan üç beş beyaz kağıda sarıyorlar, dosya kağıdına ki hiçbir ne kalem ne yazacak defter yok. Bunlarla yazmaya başlıyor. Hani o sıkıntılarla. Orada o kuru ekmekten böyle birkaç parça vermiş. Ondan sonra bir kedi iken üç beş kedi olmuş. Onlara da vermeye başlamış. Said-i Nursu Hazretleri buyuruyor ki o kedilere merhametimden dolayı Cenabı Hak azıcık ekmeği bereketli kıldı, karnım doyardı diyor. İkram ne kadar mühimmiş, ne kadar mühimmiş. Mannekasat sadakatü mimmal buyuruyor Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Sadaka ile mal eksilmez ama her şey bir ölçü dahilinde.
Ne sıkıp suyunu çıkarmak ne de saçıp savunmak, ölçüler içerisinde çünkü varislerinizi zengin bırakmaklığınız hayırlıdır diye buyuruluyor. Hadiste varid dolmuştur ki biz seferde olanları söylediysek azıkta cömert davranmak, güzel ahlakı muhafaza etmek, masiyet cümlesinden olmamak şartı ile latifeleşmek. Böyle latifede yalandır bilmem filan böyle demekten haya ediyorum, hiç gerek yok. Güleceğim diye kendinden geçmek bunlar caiz değildir. Efendimiz öyle bir cemaate sallallahu teala aleyhi ve sellem denk geldi de bunlar ahirette düşünmüyorlar buyurdu. İşte Veysel Karani'yi biliyorsunuz, Kaddesallahu sırre, kendisine o Resulullah'tan Hırka-i Saadeti götürüyorlar. Hz. Ömer radıyallahu anh, götürürken soruyorlar. Tabii burada Üveyiz diye birisi, hayır ya Ömer sizin öyle ismini anacağınız gibi bir kimse yok. Artık zorlayınca yer ifade edilmiş, Haram köyünden.
Diyorlar ki var ama deli divane biz onu öyle bir şah, haşa ben demiyorum, onların dediğini de demiyorum. Öyle Allah'ın yüce velisine biz değer vermeyiz diyorlar. İşte develeri otlatır, ondan sonra bir kuyu gibi yer kazmış, namaz kılacak kadar orada ibadet ve taatle meşgul. Biz ağladığımız zaman güler, biz güldüğümüz zaman ağlar. Yani öyle ki insanlar kahkahalar atıyor, o ağlıyor, sebebi ahireti düşünmüyorlar diye. Tabii içlerinde derin bir hüzün olur, o Sıddîk-ı Azam radıyallahu anh anlatılıyor da şema ilinde diyor ki bir hüzün vardı diyor. O ahiret hüznü gönüllerindeki o mahsuniyet yüzlerine aksediyor. İnsanlar zannediyor ki hasta zannediyor değil. Onlar ahiret derdiyle dertlenmişler. İlahi aşk da olunca, muhabbet de olunca bir ağırlık olur. Hafif meşrep değildir. Hadis-i Şerif'te varid olmuştur.
Ecrini Allah'tan bekleyerek, Beyti Makdis'i ziyaret edene Allah Teala bin şehit sevabı verir ve vücudunu ateşe haram kılar. Bir alimi ziyaret eden Beyt-i Makdis'i ziyaret etmiş gibidir. Hakiki mümine yaraşan, Allah'ımızın emrine tam sarılmaktır. Sonra uzuyor. Nasıl yapalım? Biz hayat hakkında ayrı bir konu. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.