İnsan ve Ruhun Sırları İlahi Yolculuk kaydında Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah İnsan, Başta bu mübarek yolda İhsan Mektebinde dört esas sayarlar. Birisi kardeşler arasında sevgi, fenafil, ihvan derler. Bir de şeyhi kamilden yok olmak, üçüncüsü fenafil resul, sonuncu olarak da fenafillah buyrulur. Bu fenafil ihvan kardeşlerin birbirlerine olan sevgi ve muhabbetlerini iyilik…
Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah İnsan, Başta bu mübarek yolda İhsan Mektebinde dört esas sayarlar. Birisi kardeşler arasında sevgi, fenafil, ihvan derler. Bir de şeyhi kamilden yok olmak, üçüncüsü fenafil resul, sonuncu olarak da fenafillah buyrulur. Bu fenafil ihvan kardeşlerin birbirlerine olan sevgi ve muhabbetlerini iyilik ve takvada yardımlaşma olarak ele alırlar. Yalnız başta insanın kendisini tanıması icab eder. Ne güzel söylerler men arefe nefse fakat arefe rabbe kim nefsini tanırsa Rabbini tanır diye. O zaman nefsimizi tanıyacağız, biz kimiz? Kuran-ı Azimüşşan'da insan dendiği zaman Dehr Suresi de denir. Dehr yüz senelik bir hayat, aynı zamanda insan Suresi de denir, değil. Yüz senelik bir zaman dilimidir. İnsan suresi Kuran-ı Azimüşşan'da yetmiş altıncı suredir. Sure otuz bir ayet I celileden oluşur.
Medine'de indirildiğine inanılan sure ismini birinci ayette geçen insan kelimesinden almıştır, esamlem. Bizim Kuran Azimüşşan'la içli ve dışlı olmamız insanlığın gereğidir, İslamlığın gereğidir. Kuran-ı Azimüşşan, aleyhisselatu vesselam Efendimize en büyük mucize olarak gelir. Diğer peygamberlerde İncil, İsa'ya, Tevrat, Musa'ya, Zebur, Davut Aleyhisselam'a Kuran-ı Azimüşşan Aleyhissalatü Vesselam Efendimize denir. Diğer sahifeler de var peygamberlere verilen. Bunların mecmuu hepsi Kuran-ı Kerim'de toplanmıştır. Bu Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a mucize olarak verildiğine göre biz buna sımsıkı tutunacağız. Başka yolumuz yok zaten. Başka yollar kapalı. İslam fıkhında dört bir rivayette de beş hadis-i şerif var. İslam fıkhında bu temel, İslam hukukunda diyelim bu temeldir. Birincisi şu, Herhangi bir söz ki Resulullah'a uymazsa sallallahu teala aleyhi ve sellem o red olunur.
Hani burada Kuran-ı Kerim geçmiyor, kim Resulullah'a uymazsa Allah'ımız ashab ile ve men mukte illahe ver resulüne kim Allah'a ve resulüne itaat ederse buyuruyor. Kim Resulullah'a itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Menute errasule fekat etaallah. O bakımdan bizim hayatımız bu. Bunun dışına çıktığımız zaman helakiz demek. Bakın, Hacı Hasan Efendi Hazretleri, Haddesallahu sırra, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz için baktığı ibrettir, buyuruluyor. Yani baktığı eşyadan ders alıyor. Peygamberimiz için bunu biz sallallahu aleyhi ve sellem gelişi güzel kullanamayız çünkü eşyanın hakikatine ermiştir, o müstesna. Bize yol gösterin diyor. Allah'ın sevgili kulları, arifler de baktığından ibret alıyor. Yolda Acasın Efendi Hazretleri trafik kurallarını okumuş değil ama gönlüne doğar o ayrı. Okumadan okutulan kimselerdir bunlar. Buyuruyor ki yolda giderken şuna şahit oldum.
Biz vasıta ile gidiyoruz. Son tarafa kırdığımız zaman arabayı ne yapar? Uçurum'a girer. Sağ tarafta da hakeza o bid'atler neler onu söylemek istiyor ve oralarda buyuruyor, yolun taşları var. Taşların da üzerinde kırmızı işaret var. Bunu kan işareti olarak haber veriyor. İşte sağa sola siz doğru yoldan gitmez de eğilirseniz helak olursunuz diye. Doğru olan nedir? Dosdoğru yol estaidübilne ihdinas sıratal müstekkim. Ya Rabbi bize dosdoğru yolda kıl. İstikamet her şeyden önemlidir. İstikamet, biz ne diyoruz? Şeriat. Şeriat dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamelatün istikamet ister. İstikameti bilmemiz gerekir bizim. Devam edelim. Tarikat dindiği zaman istikamet ister. Marifet dendiğinde istikamet ister. Hakikat dendiğinde istikamet ister. İstikamet nedir?
İnsan ve Ruhun Sırları İlahi Yolculuk ne anlatıyor?
İnsan ve Ruhun Sırları İlahi Yolculuk kaydında Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah İnsan, Başta bu mübarek yolda İhsan Mektebinde dört esas sayarlar. Birisi kardeşler arasında sevgi, fenafil, ihvan derler. Bir de şeyhi kamilden yok olmak, üçüncüsü fenafil resul, sonuncu olarak da fenafillah buyrulur. Bu fenafil ihvan kardeşlerin birbirlerine olan sevgi ve muhabbetlerini iyilik…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Nebilerin, peygamberlerin Adem Aleyhisselam'dan Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'e kadar bütün peygamberlerin emirleri doğrultusunda hareket etmek. Onların ortak özelliği şu bütün peygamberlerde enbiya-ı izamda tevhittir. Allah'ımızın bir oluşu, bu yeter aslında. Bir oluşu dendiği zaman biz hayatımızın her alanına bunu geleceğiz. Diyelim yolda geliyoruz biz. Yolda gelirken Allah'ımızın vahdaniyetini müşahede edeceğiz. Niye? Yolun kuralı var da onun için. Yürümenin kuralı var. Yürürken esammüluve ibadurrahmanillezine yemşune alel ardu havnen Yolda yürümenin kuralı ver. Ve lehemşifillerdu meraha. Yeryüzünde şımarık şımarık yürümeyin. Bir gün o yerin içine gireceksiniz. Bütün kural var. Allah'ımızın vahdaniyetini her hususta göreceğiz. Murakabe-i ehadiyet, bunu tarif ederler. Bu böyle bir anda bir ehadiyet, mahiyet geçirmez, yaşamadan olmaz.
Zaten onu yaşadığı zaman, o ihlasın manasını yaşadığı zaman maiyete yol açılır. Burada Acrasen Efendimiz Hazretleri'nin çok güzel bir evladı. Köylü, kentli, kendisi dağda, bayırda, tarlada, mesai yerde çalışıyor ama içi nur dolu birisi. Son derece dikkat. Vazifelerini yerine getirmiş, ruhu şad olsun, vazifelerini yapmış. Sonra muratebelere geçmiş. Ahadiyet, buradan mahiyet, akrabiyet sonunda ikaz görüyor, ikaz ediliyor. İkazı tebşir şeklinde, müjdeli bir şekilde, ileriye geç diye, ileriye geç diye. Çünkü şahit oldum. Hatta hocalarımızdan birine kendisine gösterilen ayet-i celileyi söylüyor. Hocam diyor, esrahibillah Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Bu nedir diyor, bu ayet-i celile. Yani o kadar kendisini ileriye hedef gösteriyorlar ki ileriyi gösteriyorlar. Kocam da sormuş. Sonra bu vazifeyi alıyor. Yeter ki biz görevlerimizi iyi bir şekilde icra edelim, yapalım.
Ona yol açıyor, Cenabı Hak hemen yardımcı oluyorlar. Aman ha şu noktaya gelmen gerekir diye. Burada ihyasın manasından yürümüş olduk. Allah'ımızın vahdaniyetini sadece yolda yürüme değil, konuşurken de sesimizin tonunda da vahdaniyeti göstermek, Allah'ımızın birliğini rabkul min savtik. Bağırıp çağırma. Gönül kırma. Sesini tıs diye buyuruyor. Hani öyle bir vahdaniyetin Allah'ımızın birliğinin tecellileri var ki şu konuşmamızla, Rabbimiz Kitab'ı Kerim'de Sözün doğru olanı söyleyin, doğru konuşun. Sonra hadis-i şerifte, aleyhissalatü vesselam Efendimiz Ya hayır söyleyin ya da sükut edin. İşte bizim dersimiz geçirilmiyor, yillarca kaldı. Eğer bunları yaşamazsak bir ömürde kalırız. Yaşamamız gerekir. Allah'ımızın ashabına hulüdehuveu, Allahu Zülcelal ahad birdir, her şeyinde birdir. Şu maaşımızı aylık biz o aleti demiyorum, alırken bile o vahdaniyeti muhafaza edeceğiz.
Çünkü emek hırsızlığına gitmeyeceğiz. Aklımız ne ise onu alacağız. Sonra evimize girerken de çünkü bir aile reisi o bir zorba değil, illa benim sözüm geçerli olacak derken asıl sözünün geçerli olması onları eğitme yönündedir. Bir aile reisi fertlerini, ailesini ve evlatlarını yetiştirecek. Çünkü kavvamun alennisa buyuruyor erricel, kavvamun alennisa. Çünkü örneğimiz ortada. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz analarımızın Kuran-ı Kerim okumaya münasip, müsait olmadığı zamanlar var. Anlaşırsın artık diğer yönünü dinliyor. Annelerimizin başını göğsüne dayıyor, Kuran-ı Kerim okuyor. O hallerinde bile boş geçirtmiyor. Kuran-ı Kerim talimi yapıyor. İşte ehadiyet sırrı tecelli ediyor. Ediyor. Aile de böyle tecelli ediyor. Daha sonra işyerimizde tecelli ediyor, nikahımızla tecelli ediyor.
Ne diyelim, öyle tecelli ediyor ki bir idari en yüksek noktada olanlarda ahadiyet, Allah'ımızın vahdaniyet sırrının tecellisi nedir? Adil olmaktır. Diyelim bir gençte ibadet ve taatinin lezzetini alarak gelişmesi Allah'ımızın birliğinin icrasıdır. Daha sonra biz yalnız kaldıklarımız da oluyor. Yalnız kaldıklarımızla Allah'ımızın aşkından, muhabbetinden keşke, keşke günahımızdan dolayı ağlasak aşkı müstesna, muhabbeti müstesna, Günahımızdan dolayı olsun gözyaşı dökmek, ahadiyet sırrının tecellisidir. Diyelim biz arkadaşız, birbirlerimizle. Bu arkadaşlığımızı ve bazen de insanın sıkıntı gördüğü zaman oluyor. Otuz seneye, kırk seneyi bir tarafa atıp düşman olmamak. Ne yapmak? Dinnemel müminunetih have ve asnihu beyne ahhaya kulum. Derhal kardeşliği kurmak. Duyduk ki iki kişi çok güzel bir dost idi ama sonra o dostluğu bozulmuş. Bana ne yok. Çünkü son zamanın belalarından birisi budur.
Beni alakadar etmez ve bu yayılıyor zaten. Hem de çok kötü bir şekilde yayılıyor. Yani Gazze'den bize ne, Arakan'dan bize ne, vesair yerlerde eza görülen Müslümanların bize ne, Bu artık yaygınlaşmaya başladı. Biz burada ne yapacağız? Allah'ımızın vahdaniyetini iki kişinin arasının bozulduğunda da göstereceğiz. En hususta göstereceğiz. Demek ki daha biz bunu yaşayamamışız. Bunları yaşayarak gireceğiz. İşte benim gönlümde acayip nurlar, acayip sırlar, hayır. O ancak bir imtihanla belli olur. O bir haldir. O bir tatlı meltem esmiş, rahatlamış. Ondan sonra da rahatlamamız gerekir. Her an ilahi rahatlığı, bu ilahi rahatlık ferahun ve reyhanun ve cennetün nail. Huzur içerisinde olabilmek, onu gerçekleştirmek. Biz bir yere daldık, devam edip geliyoruz. Velhasıl İnsan Suresi dendiği zaman Kuran-ı Kerim'de yetmiş altıncı sure, sure otuz birinci, otuz bir ayetten nüzul.
Medine'de indirildiğine inanılan sure ismini birinci ayette geçen insan kelimesinden almıştır. Surede insanın yaratılışından, Ne kadar önemli, insanın yaratılışından anlatın. Neden anlatılıyor? Esselamü'l-Arabî Neden anlatılıyor? Müminun suresinde şöyle bir muzluka, bir çiğnem de derler, et. Ondan sonra onun evreleri var, gelişmeleri var. İnsanın yaratılışından. Yaratılışımız engin bir sudan. Buna çirkin bir sudan denir. Yaratılışımız bu bizim. Yaratılışımız eserine. Minha halakunnakum, es sahibinlerdir. Biz topraktan yaratıldık, tekrar toprağa gireceğiz, tekrar bir çıkışta çıkacağız. Aslımız toprak. Allah'ımız bize öyle dersler veriyor ki, ibretmeyin kullarım. Aslınız bir topraktır, engin bir sudur, acziyetinizi bilin. Miftahul kulub gerçekten güzel bir eser. Burada dört hususa işaret eder. Birisi acziyetimizi bilmek. Bu acziyetimizi bilmek öyle bir güzellik ki bambaşka.
Allah'ımıza karşı bu acziyetimizi bilmek Resulullah'ın ahlakı demektir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. El-Fahru, el-Fakru, El-Fahru, El-Fahru-Fahr. Cenabı Hakk'a karşı onun azamet-i ilahiyesi karşısında yokluğunu ifade ediyor. Böyle başımızı kaldıracak gibi, benim diyecek gibi bir halde değiliz. Burada her zaman dönderir yönümü kitaplığa bakarım. Burada kitaplıkta büyüklerimizin sözleri var. Eser burada mevcut. Onlardan bir tanesi, mübarek kimse diyor ki Cenabı Hakk'ın azameti bende belirdi diyor. O azamet-i ilahiyenin karşısında bir sinek kadar kalmadım diyor. Biz oturalım, kendi başımıza bir ağlayalım. Bakın fenafil ihvan, fenafil şey, fenafil resul, fenafillah. Daha kendimize bir fani olmayı öğrenelim. Biz kimiz? Şimdi bunu anlatmaya çalışıyoruz. Biz kimiz?
Eğer biz kimiz diye bunun tefekküründe olmazsak insan firavunlaşır, insan Nemrutlaşır, haşa sizin en büyük Rabbinizim diyecek çılgınlığın içine düşer. Benlik ifade eden, kibir kokan sözler söylemeye başlarız, Allah korusun. Devam edelim. Burada surede insanın yaratılışından, inanmayanların durumundan, inananların cennette kavuşacağı nimetlerden bahsedilir. Eğer biz emri ilahiye uyarsak, bakın bu sure-i celile-i cemile'de İnsan suresinde Rabbimizin nimeti olarak cennet nasıl tarif ediliyor, ashable. Her nereye baksan muhteşem güzellikte nimetler ve muazzam bir kudret. Zenginlik ve saltanat göreceksin. Ne göreceğiz orada biz? Nasıl bir saltanat göreceğiz? Hadis-i Kudsi bildiriyor bunu. Bizim cennetteki nimet şudur budur dememize gerek yok. Bakın neymiş, Allah'ımız salih kullarına hazırlıyor. Demek ki bir bedel karşılığı olduğuna göre her şey, salih kul olmak nedir?
Salih kul olmak, Şehir suresindeki en son ayettir. Salih kul olmak Fecr suresindeki son ayettir. Salih kul olmak mukmainne sıfatını elde etmektir, huzur içerisinde. Günahın gönle girmesi şöyle dursun yapmadığı gibi, eseri diye hiçbir şey yok, bütün nur içerisinde. Radıyete merdiye fethuli fi yarbadî vethuli cenneti. Salih kullarım içerisine gir buyuruyor. Küfür yok, şirk yok, nifak yok, riya yok, kibir yok, kucuk yok, benlik yok. Ne var? Deseler nurun ala, nur var. Nur üstüne nur, nur. Nur üstüne nur. Bizim annemiz, sizin de anneniz olur. Meryem validemiz gerçekten bir annedir. Hiç unutmadığım çok güzel bir sözü var. Bu onun irfanından geliyor. Böyle letaifler hususunda bir tanesinin kalp zikrini geçmiş ruh zikri, sır giriyor böyle. Bakın dediği tarife ne kadar muazzam. Böyle buna ne derler? Ev bilirler. Böyle kovanlar olur.
Arı bilinci kovanı eğer balla doldurursa bunu arıcılar daha iyi bilirler. İkincisine geçer. İkinci bir kovan görürler. O da dolarsa üçüncüye. Buyuruyor ki artık bal kovanlarını üst üste koymaya başladı diyor. Nurun ala nur oluyor demek bu. Böyle olanlar için hazırlanan bir cennet. Mela aynu'r-ra'd, göz görmedik. Ve ledünün sem yah, kulak duymadı. Halbuki biz her zaman duyuyoruz. Kuran-ı Kerim'de de geçiyor, Hadis-i Şeriflerde de geçiyor, haber de veriliyor. İnşallah ifade edilecek. Ve la hater ala kalbi beşer. Beşer kalbinin hatırdan geçirmeye bile güç yetiremedi. Bakın Hac Hasan Efendi'nin kubbiyetine ait bir vesika bugün anlatıldı. Bize dedik hakim karşısına çıktığı zaman insan, hakim bir olay, bir hadise onun için kırk tane şahit istemez, iki şahit eder. Biz de acizane, dedik ki demek ki şahitlerden biri senmişsin.
Ben gördüğüm bir zarf ama o zarfı tarif edemiyor, rengini de tarif edemiyor. Dünyada yok. İşte cennetin tariflerinden birisi bu. Göz gülmedik, kulak duymadık. Beşer kalbinin böyle hatıra getirmeye bile güç yetiremediği nimetlerdir. Gördüm bizzat diyor. İçinde Acasen Efendi'nin kubbiyete haber veriliyor diyor. Demek ki hayırlı bir kimseymiş, Cenabı hak bildirmiş. Sevdiği kullara bildiriyor Cenabı hak. Esrarını biz, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem derken salih kullarına bildiriyor. Çok hicap edilecek bir söz olduğu için bunu rahat söylerler ama böyle aksi tarafa çekilmesin diye söyleyemiyorum. Bazı mahrem yerler olur ancak ehli görebilir. Allah'ımızın mahrem-i ilahi olan öyle kulları var ki sırlarını onlara ihsan ediyor. Gaybın anahtarlarını onlara veriyor Kuran-ı Kerim'de. Efendim, biz çok güzel bir bina görüyoruz ama muazzam bir bina. Daha neler var, neler var.
Tarif edilmeyecek şekilde, eğer anahtarını alırsak, şifresini bilirsek içeri gireriz, yoksa yok. Allah'ımız onlara şifresini veriyor. Kuran-ı Kerim'de şifre yok mu? Essavve eliplamim. Sadat-ı kiram hazeratımızdan bir tanesi bana bu şifre verildi diyor. Altında deryaları yatıyor, anlatamam diyor. Bunun için Hacı Hasan Efendi, hanyayı, Konya'yı anlamadan çekip gidiyoruz diyor. Boşuna söylemiyor. Gayretli bir salik bulamaz oldum diyor. Yanıyor yani. Ekleniyor. Diyelim bizim bahçemiz var. Bir iş yeri de olabilir. Çalışıyoruz ama bir türlü gelir yok. Arkasına gitmeye başlıyor, birisine doğru. Bahçede verin bir tür, ne oluruz? Mahzun oluruz, üzülürüz. Onların gönüllere biiznillahi Teala Abdülhake Geylani Hazretleri buyuruyor onu, Arifan-ı ilahi diyor gönüllere manevi fidanlar diker.
Arttırdan bile geçirmeye kadir olunmayan nimetler başka inşallah Devam edeceğiz, biz insan kelimesi üzerinde duruyoruz, esalbillah. Velime'n hafe makama rabbihi cennetan. Buna karşılık Rab'lerinin huzurunda hesaba çekilmekten korkup kötülüklerden sakınanlara iki cennet bahçesi verilecektir. Kuran-ı Kerim'le iç içe olalım dediğimiz bu. Biz o kadar okuyoruz, hatimlerde iniyoruz. Orada bu ayet-i celleyi görüyoruz. Bizim kalbimize ne damlıyor? O ayet-i celilenin in'ikası ve insibağı bizde nedir? Yirmi kürsü okuyup geçiyoruz işte, hayır. Okuduğumuz bu ayet-i celiyeden bize nuru ilahiden ne aksediyor, bu nurun boyasıyla boyanabiliyor muyuz? İnsibab. Okuyorum. Neden değişmiyoruz? Mübarek geceler oluyor da oluyoruz, her tarafı örtüluyoruz ama bizde onun etkisi ne oluyor? Diyelim biz evrad ezkar okuyoruz. O evrad ve ezkarın bizde etkisi nedir?
Acaba onu uykuyla mı yapıyoruz, yoksa dip dili bir gönülle mi yapıyoruz, aşk İşte bunlarda yoğunlaşacağız. Dedemin dediği gibi Rahmetullahi, elden bize ne lazım? Kendi derdimize bir düşelim. Biz bunları nasıl halledeceğiz, şu hayatımızda nasıl gerçekleştireceğiz, buna bakalım. Bakın, cennette ne haber veriliyor. Cennetü'l maarif muacciletü'l ve cennetüzzehraf maha cennete muacciletün ev cennetü'l maarif li ervahim Ne dedi burada? Bir, iki cennettirken cennetü'l maarif vardır diyor, gruplar için. Yani cennetin yeme içme, menkuhat, evlenmeler ve me'kulat yeme ve içmeler var. Rabi çok kıymetli. Bir de bunun yanında cennetin ilahi yönleri var. Artık Cenabı hakk'ın cemalinden tutalım, vesair, ikramı ihsan. O ruhlar içindir. Cennetin biri bu, iki cennet var. Ve cennetüzz-zeharib I eşbaih o yemeler içmeler bizim şahsımız için. Aceleullahi aleyh, cennete cennetün muacceletün.
Acele verilen bu dünyadaki cennet min halavet-i ta keşke bunu yaşasak. İbadet ve taatten zevk duymak. Şu içtiğimiz sudan bile biz zevk duyuyoruz. Su deyip gelip geçmeyelim, suda on tane Allah'ımızın esrarı var, bizim bildiğimiz. Daha bilmediğimiz nesiller var. Her şeyin hayatı sudur derken ayağın da suyu haber verilir, cihattır. Elinde suyu cömertliktir, kulağın suyu hikmetli sözler duymak, bütün suyu ise ibretle bakmaktır. Beynin suyu tefekkürdür. Eğer su gelmezse o bahçe de kurur, eğer kan devretmezse vücutta o azat ölür. Cennetün muacceletün, acele verilen bu dünyadaki ibadet ve taatin lezzetidir. Başka? Allah'ımıza yakınlığın lezzetidir. Dua edin de Cenab-ı Hak yaşamayı lütfetsin. Eğer buraya doğru meyledecek olursak dünya bir içiyse olur, başka bir şey değildir. Ve muacceletün, ilahire.
Bu ileride verilecek olan, yanlış demeyelim, o müeccile ileride verilecek olan, muacçile dünyada verilecek olan, ileride verilecek olan sevaba, ecre, mükafata erilmek. Çok ifade ettiğimiz için demekte bir zahit gibi görüyorum. İnşallah evradımızı, ezkarimizi güzel yapalım. Büyüklerimizin eserlerinde iyi okuyalım. Orada hepsini anlatmışlar, güzel güzel beyan etmişler. Buna karşılık her an ve her yerde Rabbinin huzurunda ve onun gözetimi altında ne anlatıyor? Her zaman Rabbimizin kendisini gördüğü şuurunda olan, ahlakında olan, onun emirlerine karşı gelmek ve huzur-ı ilahide mahçup duruma düşmekten korkan ve kendisini kötü arzulardan alıkoyanlara gelince Onun da ebedi barınağı cennet olacaktır. İnsan nedir? Taiyyünün beşeri, Beşer deri ile de alakalıdır. İnsan beşerdir. Eli, ayağı, gözü, kulağı vardır. Bedeni vardır. Ve suretullah, insan Allah'ın suretidir. Ne oldu şimdi?
Allah'ımız eshamü'l-eyise kem misli şeyun hiçbir şeye benzemez. Suretullah demek, Allah'ımızın halip yaratma sıfatının eseri bütün tecellilerine mazhar demek. İsim olarak da sıfat olarak da zati olarak da. İnsan sadece sudan ve çamurdan ibaret varlık değildir. Nedir insan? İlahi bir sırdır, çok yüksek bir esrarın mazharıdır. Onun için Mevlana'mız 10 mezbelesinden geçtir. Yani şu vücutta kalmayın, 10 mezbelesinden geç diyor, haklı bulun. Çünkü insana burayı okuyalım, buradan anlaşılsın, hiç konuşmayın artık. Kendimden bir ifadede bulunmayayım, burayı okuyun. Çünkü biz insan kelimesini anlatırken bile bunun içinden çıkmak için ta vakitler geçti. İnsan nedir? Necmettin-i Kübra Hazretleri buyuruyor. İnsan, emir ve halt aleminden. Kim, nasıl diyeceğiz? Emir alemi nedir biliyor musunuz? Emir alemi. Nedir emir alemi? Bak bütün dersimizde var. Halk alemi nedir? Emir alemi nedir?
Halk alemi nedir? Bunu yaşıyoruz biz, verdiler derslerimizi. Bu şehadet alemi, melekut alemine yükselme yeridir. Burası kazanç şiiridir anlayacağınız, kazanç şiiridir ve sırat-ı müstakime girmek, melekut alemine yükselmeye başlamak demektir. Melekut alemini sadece şeriatın nuruyla aydınlanan mükaşefe sahibi, basiret erbabının kavrayabileceği ifade edilir. Nedir melekut alemi? Nedir halk alemi? Cenab-ı Hak kendini hem zahir hem batın olarak tanımladığı gibi alemi de melekut ve mülk olarak vücuda getirmiştir. İnsanın gönül alemi, emir alemidir. O, elle tutulup gözle görülmez nurani bir varlıktır, latif varlıktır. Zaten geçiyor Kuran-ı Kerim'de Elamna, Elamna'l halkı vel'amm. Elamna'l halk, şu halk yaratılışımız, Cenab-ı Hakk'ın yaratması ve emir, hüküm ona aittir.
Zaten müşrikler bunda bir tereddüt yok, onları da alemi kim yarattı deyince Allah diyorlar, Kuran-ı Kerim'de, Elle celalühü ama hüküm de kabul etmiyor. Onun hükmünün gerçekleşmesinde kabul etmiyor. Çünkü Rabbimiz yasakladıkları var, emrettikleri var. İnsan öyle bir sır ki ruhani, nurani bir alemdir, melekuti bir alemdir. Yani ne bilirsin. Aynı zamanda şu nefs yönümüz süflidir, zulmani karanlıktır, alemi halktır. Alemi halk dedi, su, hava, ateş, toprak ve nefis. İnsanın bu bedeninde de nefis, yönünde de ona da meyli var, Rahmani olan yöne de meyli var. Yani yolu biz seçeceğiz. Bak ilk ifade edilen İnsan Suresi'nde Allah'ımız bize iki yol gösteriyor. İster şükreden ol, ister küfreden ol. Ve hedeynaun neydeyim. Biz sizi iki yola kılavuzladık. Biri halk, biri batıl.
Beynini çalıştır, şeytanı mı takip edeceğiz, nefsi mi takip edeceğiz, dünyayı mı, şeytan, sıfatlı insanları mı yoksa melaike-i kiramı mı, Rahman'ın hasbllarını mı, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'i mi, Cenab-ı Hakk'ın emrini mi takip edeceğiz? Burada seçim bize ait. Dünyaya geleceğin sırrı o zaten. Eğer biz Allah'tan üflenen ruh tarafına dönersek, çünkü o üflenen ruhta hayvandaki canlılık değil, insandaki ruh, buyurdu, onda akıl var, zeka var, tefekkür var, tefekkür var, tefekkür var, tefekkür var, dinimizdeki ince anlayış var, aynı zamanda yeryüzünde Allah'ın adına hükümlerinin gerçekleşmesi için hilafet sırrı var, emanetlerin yüklenmesi var, isimlerin üretilmesi var, isimlerin aynı zamanda Esma-i İlahiyenin tecellisi var, sıfatlarının var. Daha ne var? Daha insanda şu kainat tarif edilebilir mi bu kainat? Mümkün değil. Biz bunu bir ara göstermiştik. Yine ifade edebilir miyiz?
Bilmiyorum, insan yani şu alem cismi denirken öyle bir hal ki tarifi yok. Şu görünen mükevvenatta, görünen mükevvenatta böyle bir hız olarak da verilmiş, hız olarak da verilmiş. O hızla, Abbas'tan daha güzel ifade ederdik bunu, Bir milyar senede bir hız olarak veriliyor ama o hızda ancak görünen alemi devredebiliyor. Ama mümkün değil. Şuradan anlayalım hepimiz biliriz, işte zorlanıyorum. Anlayamadığım için siz iyi anlarsınız. Işığı gelmeyen yıldızlardan anlayalım. Daha ikinci kassama, üçüncü, dördüncü, beşinci. Daha izah et derseniz ayetü'l kürsinin manasına bakalım. Şu yedi kat yer ve sema kürsinin yanında bir yüzüğün içi kadardır. Kürsi de arş-ı Azam'ın içinde, fakat insan bunlardan daha geniştir. Çünkü ma vesian yardi vela sema-i velakin vesianî halbi abdil mümin. Beni nehir aldı, ne sema aldı, kamil müminin kalbi aldı, buyuruyor. İnsan bu işte. Bunu kirletmeyeceğiz biz.
İnşallah büyüklerimizin, Kuran-ı Kerim'den, hadis-i şeriflerden ve gönüllerinden Kuran ve hadis-i şeriflerden akan o ballardan tatmakla olacak. Yoksa dünyanın geçici süslerini tatmak bizi nereye götürür bir düşünelim. Dünyanın tadıyla vaktini geçirenlerin ne olduğunu bir düşünelim. Ne olduğunu bir düşünelim. O toprağın içine girdiğimizde ne götürebildiğimizi. Bunun yanında nefisten duyduğumuz haz bizi ateşe götürür zaten. Şeytan da öyle, vazifesi de bu. Cehennemi dolduracağım diyor insanları azdırıp. Bizim Rabbımızdan başka bir kapımız yok. Buna kafamızı iyice çalıştıralım, Rabbimize odaklanalım. Eğer biz ruhani cihete meyledersek civveu rabbbil alemin dileciveri rabbbil alemin ve kulubiyi. Rabbimizin o tarifi mümkün olmayan alemine ve ona yakınlığa doğru gireriz. Nefsimize doğru gittiğimizde el-buğdu anil-Hakk, Hakk'tan uzaklaşırız, başka bir şey olmaz. İnsan nedir?
İnsan, hüvelalemu'l-kebir bir ruhuyla büyük bir alemdir. İnsan, Kuran-ı Kerim'in hem bunu Muhyiddin Arabi Hazretleri hem de Nid-i Bağdadi ile de olabilir. İnsanla Kuran ikizdir buyuruyor. Dışı zahiriyle, içi ile onu yaşamamızda olacaktır. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.