İnsan Terbiyesi Ve İlim Açısından Değer Yargısı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bismillahirrahmanirrahim. İkinci olarak insanın değer yargısı, kıymeti nedir? İlimdir. Birincisi terbiye. Kendimizi terbiye edeceğiz, etrafımızı terbiye edeceğiz. Nasıl terbiye edeceğiz? Allah'ımızın kitabına bakacağız. Resulünün de sünnetine bakacağız. Ona göre…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bismillahirrahmanirrahim. İkinci olarak insanın değer yargısı, kıymeti nedir? İlimdir. Birincisi terbiye. Kendimizi terbiye edeceğiz, etrafımızı terbiye edeceğiz. Nasıl terbiye edeceğiz? Allah'ımızın kitabına bakacağız. Resulünün de sünnetine bakacağız. Ona göre hareketlerimizi tanzim edeceğiz. Yoksa biz kendi başımıza bir terbiye, kendi kendimizi ıssaha başlayacak olursak yanlış yaparız. Mesela önümüzde bir kumaş var. Kumaş. Bu kumaşı biz elbise olarak kendimize diktirmek istiyoruz. Elimize makası alıyoruz. O kumaşı kesiyoruz. Elbise yapacağız ya. Bu elbise olur mu? Kumaşı araya veririz biz. En güzeli mahir bir terziye götüreceğiz. O ölçümüzü alacak. Ona göre kumaşı kesecek. Eğer o keserse kumaşı araya vermez. Eğer biz kesmeye çalışırsak ehli değiliz çünkü o kumaşı berbat veririz.
O zaman biz Rabbimizin terbiyesine, habibinin terbiyesine, ışığı olan gerçek alimlere El-ul ulema ve rasetü'l-Enbiya alimler nebilerin varisleridir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin varisleri elinde terbiye olacağız. Bizim terbiyecimiz onlardır. Yoksa çok kıymetli bir kumaşı berbat etmiş oluruz. Şimdi çocuklarımızı düşünelim. Çocuklarımız kadar kıymetli bir varlık olamaz. Ama terbiyesini internetlerde görüyorsunuz. İnternetlerdeki o kumar oyunlarını görüyorsunuz. Çılgınlıkları hiç anlatamam. Bu bizim üzerimizde büyük bir vazifedir. Büyük bir görevdir. Eğer değer yargımızı, kıymetli oluşumuzu ifade edeceksek, Kuran-ı Azimüşşan'da, Ben Adem'i mükerrem olarak halk ettim buyuruyor Cenabı Hak. Biz Adem oğlunu mükerrem olarak yarattık. Bu mükerremiyet etinde, kanında, kemiğinde, boyunda, posunda, şunda, bunda değil, imanındadır. Bu mükerremiyet, Cenab-ı Hak'tan korkmasındadır.
İşte rengi şudur. Kabilesi şudur. Milleti şudur. Bunda değil takvasındadır. Allah'ımızdan korkmasındadır. Yoksa hiçbir kıymeti haiz olamayız. Kendimizi Allah'ımızın emrine göre terbiye etmedikçe ve etrafımızı da bu şekilde tanzim etmedikçe kıymet değerlerimizi, ölçülerimizi kaybetmiş oluruz. Dağdan söküp getirdiğimiz ağacı dahi bir terbiyeye dahil ediyoruz. Ne yapıyoruz, gönyeye tabi tutuyoruz. Bir plan ya da bir biçime bir şekle giriyor. Bir ağaç da aynı. Şu dağdan sökülüp getirilen ağaç eğer mobilyalarda kullanılıyorsa evimizin süsünde püsünde kullanılıyorsa bir terbiyeden geçerek kullanılıyor. Bizim de bir terbiyeden geçmemiz gerekiyor. Bu terbiye arz ettiğim gibi Allah'ın Kitabı kullarıdır. Onların gönyesinden mutlak geçmemiz gerekir. Bir hayvan dahi terbiye edilebiliyor. Biliyorsunuz bir köpeğin birçok hizmetlerde kullanıldığına şahitsiniz. Adli birçok işlerde kullanılıyor. Neden?
İnsan Terbiyesi Ve İlim Açısından Değer Yargısı ne anlatıyor?
İnsan Terbiyesi Ve İlim Açısından Değer Yargısı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bismillahirrahmanirrahim. İkinci olarak insanın değer yargısı, kıymeti nedir? İlimdir. Birincisi terbiye. Kendimizi terbiye edeceğiz, etrafımızı terbiye edeceğiz. Nasıl terbiye edeceğiz? Allah'ımızın kitabına bakacağız. Resulünün de sünnetine bakacağız. Ona göre…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir terbiyeden geçtiği için. Bizim fıkhımızda, İslam fıkhında her köpeğin getirmiş olduğu av kabul değildir. Ancak terbiyeden geçmişse onun getirmiş olduğu av kabuldür. Yaptığımız her işin kabul olabilmesi için bizim bir süzgeçten geçmemiz gerekiyor. Allah'ın Kitabı ve Rasulullah'ın sünnetinden, Evliyaullah'ın edep ve erkanından. Yoksa Ebu Ali Et-Tekkak Hazretleri'nin buyurduğu gibi dağda kendi kendine büyüyen ağacın meyvesi olmaz, olsa bile tadı olmaz. Ne olacak? Aşılı olacak. Bir kere mürşid-i kamilin aşısıyla aşılanacak. Ona zitrullah ve rabıta-i şerifenin kalemleri takılacak. Yoksa aynı tabiat üzere kalırız. Hiçbir şey değişmez. İntisabımız bundan kırk sene önce de olsa değişmez. Elli sene önce de olsa değişmez. Neden? Çünkü biz aşıyı kabul etmemişiz. Mutlak aşıyı kabul edeceğiz. Aşıyı kabul edecek bir özellik kalmamış.
Bunun için bizim üstadımız aşıyı yapacağı kimseleri çok iyi tespit etmiş. Evimize gelen misafirlerden tabi yediden yetmişine saygı duymakla birlikte bizim gibi insanları bir hocaya teslim etti. Siz bunlarla ettim. Yani namaz kılma, ibadet etmen anlamına değil. Asıl benim eğileceğim bu gençlerdir. Çünkü Resulullah gençleri bana terk edin diye buyuruyor. Gençlerin kalbinde rikkat var, anlayış var, incelik var. İslam'a davet ettiğim zaman yaşlılar kaçtı, gençler ise koştu. Nebiye Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz saçlı bir zat. Efendimiz buyurdu ki ya Eba Bekir yorma kendini. O yaşlıyı yorma. Öyle bir şefkat, öyle bir merhameti var ki biz onun ayağına varalım. Efendimiz o yaşlı yorulmasın incinmesin diye ayağına vardı. Ona imanı ve İslam'ı telkin etti. Yaşlıya da telkin ediyor, gence de teşbih. Telkin buyuruyor. Mürşid-i kamilimiz, hatırladığı yaşlı bir zattı.
Bizzat devrat ve ezkarını kendi eliyle götürdü ve takdim buyurdular. Buradan alacağımız çok dersler var bizim. Biz üstadımızı üç menkıbe ile kibe ile öğrenmişiz. Yazıklar olsun böyle fikre. Biz efendimizi itikadı yöndeki hassasiyeti, ibadetle taatteki dikkati, rivayeti, ahlaktaki kemalini sizi tenzih ediyorum, bizim gibi insanlar görememiş, siz deyin. Sadece üç menkıbe ile anlatmış durmuş. Ama onun cihada olan aşkını, Allah'ın resulüne olan muhabbetini, Halıkı Lemyez'e de olan muhabbetini, bu insanlık nasıl kurtulacak diye geceleri uykularını terk edişini hiç düşünmemiş. Hep kalbimden şu geçiyordu, bunu söyledi. Demiş durmuş. Ama onun bizi yönlendirdiği aman ha senede bir letaife geçseniz yine yeterdi deyişine pek kulak vermemiş bizim gibi asim. Siz deyin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme iman edenlerin birkaçı elli ile otuz beş yaşı arasıdır.
Burada yaşlılar gelmesin manasına değil bu. Onlar berekettir. Saçını ve sakalını İslam uğruna ağartanların Cenabı Hak haya muamelesi ediyor onlara azap vermeye. O kadar kıymetli ve değerli. Bizim de yapacağımız nedir? Onların koşacağı hizmette fren değil, elimizden geldiği kadar gayret ve çabayı göstermektir. Muharebelerde çoğunluğu yirmi-otuz yaşlar arasında kimseler yapıyordu. Habeşistan'a hicret eden Hz. Cafer bin Ebi Talib, Hristiyanlara karşı İslam'ı savunan genç bir Müslüman'dı. Mus'ab bin Umeyr İslam'ın güzelliği karşısında dünyanın bütün ihtişamını, her şeyini elinin tersiyle itip, Allah'ın Kitabı Kerim'ini gönüllere nakşetmek için yirmi beş yaşında Medine-i Münevvere'ye gönderilen bir irşadçildi. Birinci Akabe'den sonra Medine'ye muallim olarak gönderilmiştir. Arap kabilelerine hükümdarlara mektubu yazan Zeyd bin Sabit yirmi bir yaşındaydı.
Süryanice ve İbranice'yi biliyor, gelen mektupları okuyor, vahiy katipleri hep gençlerdendi. Şimdi yabancı dilleri de nasıl bilmenin gerekliliğine işaret edilmektedir. Ve çok uzun Ebu Ubeyde ve Hz. Ömer radiyallahu anh Mecmuin yirmi beş otuz bir arası Efendimizin bunlar hizmetinde bulunmuş. Evini tahsis eden Erkam bin Ebil Erkam Darul Erkam tebliğ faaliyetinin yapıldığı merkezdir. Çok gençlerdi. Kuran-ı Kerim'i cem edenlerin başında Ebu Bekir-i Sıddık radiyallahu anh devrinde Zeyd bin Sabit gelir. Ümmetim içinde helal ve harama bilen, en iyi tanıyan Muaz'dır buyurdukları. Yemen'e tayin ettiklerinde yaşı yirmi altı, yirmi yedi idi. Suriye'ye giden orduya komuta eden Usame bin Zeyd radiyallahu anh on sekiz yaşındaydı. Demek ki Mürşid-i Kamilimiz terbiyede kendisinde öz olan kabiliyet olan fidanlara değer vermiş. Onları yetiştirmek için gayret ve çaba göstermiştir. Neden bunu yapmıştır?
Gençlikte alınan bilgi, çocuklukta alınan bilgi, mermere kazılan yazı gibi, Bizim gibi insanların aldığı bilgi de buzun üzerine yazılan yazı gibidir. Hiç o yaştaki anlayışımızla şimdiki anlayışımız bir olur mu? Elbette olmaz. İkinci olarak bizim değerimiz, kıymetimiz ilimdir. İlim bir insana değer veren en büyük özelliktir. Artık ne kadar ilim varsa hepsi değerlidir. Astronomi mi, artık jeoloji mi, mu ise hepsi kıymetlidir. Çünkü ilimler baktığınız zaman hep Rabbi Zülcelal'imizi ispat eder. Yeter ki bu şekilde talim edilsin. Vaktinizi fazla almamak için ancak maddeler halinde sıralayacağım. Üçüncüsü tedbir ve siyasettir. Sen burada bize siyaset ne demek istiyor. Siyaset tedbirdir. Çok önemli bir tabirdir. Mesela siyaseti İbn Arabi Hazretleri bunu izah ederken ben siyasetin manasını İskenderiye'de gemiden un boşaltan hamal başından öğrendim diyor. İskenderiye'ye bir gemi gelmiş.
Hamallar un boşaltıyorlar. Hamal başı başlarında duruyor onlara sesleniyor. Evlatlar dikkat edin siyasetle indirin. İşte şuradan olacaksın, buradan olacaksın. Şu kimselerle bu anlama değil o. Anlamadım, vardım, yaklaştım, sordum diyor. İbni Arabi ne demek siyasetle indirmek deyince, çuvalları patlatmadan indirin. İşte siyaset budur. Yapıyorsak bir irşad ve ıslah etrafımızı berbat bitmeden, kırıp dökmeden, bir firavun ne dahi giderken, bir firavun'a dahi giderken Musa a. S ile Harun a. S'a gidin ama sözün yumuşağını söyleyin Esselamle. Gidin firavun'a. O azmıştır. Ama yumuşak konuşun belki öğüt ve nasihat alır da ıslah ve inşallah. Siyaset bu. Adam çok bir varlık sahibi olabilir. Çok zengin olur. Çok maluma sahibi de olur. Alim de olur. İyi bir alim. Çok iyi de bir zengin ama idareci olamaz. Neden? Çuvalları patlatıyor.
Aynen dediği gibi, aynen dediği gibi, o gemiden boşaltılan çuvallarda indirin ama siyasetle indirin, çuvalları patlatmayın. İnsanları patlatmayın. Görünce sizden kaçan bir varlık haline gelmesin. Ben bunun bulunduğu sohbette oturmam demesin. Bir hasret içerisinde olsun. Ben o yüzü o sohbeti görmek istiyorum desin. Yahu biz şu kadardık ama hiç kimse kalmadı. Neden kalmadı? Siyaseti bilmediğimiz için. İdareyi bilmediğimiz için, neden bu saçlılar bu sohbette oturuyor, neden bu sohbette sıvarak kokuları duyuyorum diyecek olursak hiç kimse ayak basmaz. Şimdi diyanetimiz çocukları camiye cezbetmenin yollarını araştırıyor. Çünkü cemaat kalmıyor. Çoğu camilerde sabah sabah kapı açılmıyor, kapı açılmıyor. İslam fıkhına göre eğer bir yerde cami varsa mutlak kapısının cemaat olsun olmasın açılması lazım. Ama açılmıyor. Neden? Sırf bizim tavrımızdan dolayı açılmıyor.
Sen yanıma durma pis kokuyorsun dedikçe, çehrelerimizi azdırdıkça, bu adam da nereden geldi, bizim içimize karıştı dedikçe idareyi bilmediğimiz ve çuvalları patlattığımız için kimse geliyor. Dikkat ederseniz mürşid-i kamilimizin siyasi yönden ne kadar güçlü olduğunu, siyaset idare manasınadır. Ak seyisi var ya oradan ileri gelir. Adam idare etmektir. Üstadımız hiç türkü söylenmesini ister mi? Oğlum Ali türkülerini de duyamıyorum. Sanki türkü şarkı söylesin diye mi söylüyor bunu? Onun gönlüne öyle bir tesir ediyor ki Üstad-ı Ali'miz, efendim hiç türküyü sevmez ama benim demek ki camiye gelmemi istiyor diyor, tövbe edip mescitlere koşuyor. Hiç onlar sığara içilmesini ister mi? Bir evladı gelip, ben derslerimi yapamıyorum, her zaman yapacak değilsin, yaparsın. Bundan fırsat bulunca, efendim ben bazen namazları da kaçırıyorum, sabah kılamıyorum, oğlum kaza edersin.
Ondan da fırsat bulunca ben sığaraya dalıştım. Eğer paran tükenirse o paketin parasını benden alacaksın. Bunu dediği zaman bu anlayışın bu siyasetin karşısında yoksa içmeye cevaz verdiğinden değil, hüngür hüngür Efendim bana bu kadar toleranslı hareket ederken, benim Allah'ımın emrine yaptığım bu yanlışlık nedir? Biz onların sarığına kir getirmeyelim. Aslında onlar değil dinleyin halkı. Diyecek ki biz onlara hiç bahane bulmuyoruz ama şu çevresindekiler var ya, şu bizi görünce iteleyip hakalayanlar var ya, şu sözleri sikt bir şekilde bize muamele edenler var ya, hareketi ve tavrı bozuk olan kişiler var ya, bunlar bizi uzaklaştır. Halbuki bir sufinin isminden birisi de zank. Ne demek zamk? Zamk yapıştırma aleti. Zamk, ıslahu redul beyin, iki kişinin arasını ıslah etmek. Islah nedir ıslah? Gel oğlum bir elini tut kardeşin, derhal bir kucaklaşın bakalım. Buna ıslah değil ifsat derler.
Ya ne demek. İşte diyor biri birinin koluna girmiyor, öteki onun koluna girmiş. Gel sizi anlaştıralım. Gel. Böyle içiyor onu. Gel. Anlaştıralım. Ya uzat elini bir kucaklaşayım. Buna ıslah tmezler, bu ifsattır. Islah ona bir kere doğruyu söylemektir. Sen bunun komşususun. Bu komşuya yapmış olduğun hareket dinen caiz değildir. Aman ha kardeşim tövbe etti. O da varacak diyecek ki, ben komşuluk adap ve erkanına riayet edemedim, Beni bağışla. O zaman ortalık ne olur? Sütliman o zaman olur. Yoksa ona hatasını bildirmeden gel bir anlaşıver zaten bayramdır net nimet olmaz bu. Demek ki biz dinimizi çok iyi öğreneceğiz. Niye oturduğumuzda iki saat oradan buradan konuşurken o bize fazla gelmiyor. Allah'ın kelamını okuyoruz. Ve oturduğumuz zaman sohbetlerimizde Yasin-i Şerif, Tebareke ama biraz daha süratli. Amme ve Leyl suresi çok ağırlaştı dersek bizim kıymetimiz ne derecede olur.
Bizim üstadımız, takip ettiğimiz üstadlarımız Şam-ı Şerif'te Sami Ramazanoğlu kaddesallahu sırra mürşidi kamilimiz bana iki rekat namazda Kuran'ı hatmedecek bir insan bulun buyuruyor. Ve o yaşında arkasında iki rekat namazda Kuran azimüşşan hatm olunuyor. Bu bizim efendilerimiz. Ne bizim yaptıklarımız. Bir dervişe koluna ne oldu bağlı görüyorum. Ayağın biraz aksakürü, nedir? Oyun oynadım. Siz artık açın. Kitabı Kerim'e göre açın. Lihiv ve laibin ne olduğunu Kuran-ı Azimüşşan'a göre açın. Içelim. Tedbir ve siyasettir ve iffettir. İffet şu şehveti terk eder. Şehvet insanın yapısında mevcut. O öyle olmaz. Şehvet ıslah edilmesi gerekir. İffet kişinin namusunu koruması ıslah olması demektir. Cesarettir. Cesaret diyelim ki yağmur nur gibi kurşun akıyor. Akarken yahu ne olacak, Mevla yolunda canımız feda deyip girmek değildir. Buna cesaret demezler. Bu cesaret değildir.
Cesaret ona göre önlem almaktır ve güç ve kuvvet hazırlamaktır. Kitabı Kerim'de Enfal Suresi altmışıncı ayeti celile de buyruluyor. Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın diye. O kurşunun karşısına böyle bağırını açıp ben cesurum deyip durmak değil, sen de kurşununu hazırlayıp ona karşı mukabele etmektir. Cesaret diye buna derler. Kaçmak nasıl doğru değilse bu hareket de aynen o şekildedir. Ona cüretkarlık denir. Zuhüdtür. Zuhüd gönlünü dünyanın muhabbetlerine kaptırmamaktır. Yedincisi kıymetlerin mertebelerini bilme kabiliyetidir. Ve mertebelerini bilme kabiliyeti bu. Büyük bir anlayış, büyük bir tefekkür, rabıta devrindeysek rabıtamızı tam, murakabe dönemindeysek murakabemizi tam yapıp adap Risalesindeki esaslara son derece riayet ederek elimizden geldiği kadar verilen ölçülere riayet etmek suretiyle insanda hasıl olacak olan bir ferasettir. Olan bir ferasettir o.
Bir anlayıştır o. Bu herkeste olmaz. Demek ki terbiye, ilim, siyaset, cesaret, iffet, zühür ve insanların kıymetlerini ve değerlerini bilme kabiliyeti bizde değer ulüstür. İslam'da değer ulüstür. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
İnsan Terbiyesi Ve İlim Açısından Değer… | Mihmandar