Kamil insanın, olgun insanı, yetişmiş insanın, kalbim. Bunu ifade edebilmek için hakikat nedir bunu bilmemiz gerekiyor. Hakikat eşyanın sırrı demek. Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem eşyanın hakikatine erdirdir beni Ya Rabbi diye buyuruyor. Baktığımız zaman sadece dağ, taş bu tarzda değil, o dağın ve taşın yaratılışındaki sırrı görmek. Mesela hayvanatın yaratılışındaki esrar nedir onu görmek. Şu anda biz namaz kıldık. Kıldığımız namazda kıyamımız dağların kıyamını, meleklerin kıyamını, rükuumuz hayvanatın rüku halindeki ibadetini, meleklerin rüku halindeki taatini, secdeemiz nebatat bitkilerin Cenabıhakk'a ibadetini ve melaike I Kiramın secde halindeki taatlerine işarettir. Sırrı insan, insanın sırrı nedir? Böyle bakıldığı zaman insan sadece eli ayağı, gözü kulağı, boynu, posu, şekli, şemaili bunun müşahede edildiği bir kimse mi yoksa nasıldır insan?
Bunu İsmail Hattı Kursevi Sırrı Hazretleri şu şekilde beyan buluyor. Sırrı insan Aynen arz edildiği gibi insan zahiri görünüşü ile ifade edilemez diyor. Sadece beden olarak ifade edilemez. İnsanda öyle bir sır var ki efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, Cenabıan Adem Adem Aleyhisselam'ı harp buyurdu. Kendi suretinden yarattı insanı. Bu ne demek? Bu artık Esma-i İlahiyeden tutun, Efaad-i İlahiyesi, sıfatı ilahiyyesi vesaire. Sayamayacağımız kadar büyük lütufların tecellisi olarak yarattı. Yoksa insan haşa yüz bin kere haşa Cenabı Hak'tan müşahede benzetilemez, kalbiye. Nasıl ki diyelim ki çok muazzam bir eser. Bunu kim yapmıştır? Mimar yapmıştır. Mimar da o eser aynı olamaz. O eser mimarın bir yapı, bir eseri diye kabul edildi. Biz de Cenabı hakk'ın sıfatlarının bir tecellisi diye ifade edebiliriz. Ama insan Cenabı hakk'tan da ayrı bir değildir.
Bunu insana vermiş, ne hayvana vermiş, ne nebatata vermiş, ne dağ ne taşa insana vermiş. Ne demek? Ben Adem'i kendi suretimden yarattım, buyuruyor. Yine insan neden ibarettir? Yapı olarak ceset var artık şu gördüğümüz, zafir diye yönümüz. Ve Cebrail Ali bu cesedin içerisinde ne var? Gözümüz var, kulağımız var. Elimiz var, ayağımız var. Ve ruhtan ve insan da aynı zamanda hayvandan insanı ayıran sadece canlılıktan ibaret olmayan kendi ruhundan üflemiş olduğu Tekanib-i İlahiye ile sorumluluklarla mükellef kıldığı sorumlu kıldığı bir varlıktır. Yine İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri, Cisbir inse insanın şu bedeni neye benzer onu anlatıyor insanın şu bedeni. Kel arş, aşk gibidir diyor Ve onun nefsi, kürsşi gibidir. Ve gaybı insanın gaybı ise. Gibidir. İnsanın kalbindeki ilahi nimetler ve ikramlar de sanki cennetler gibidir.
Ruhani güçleri melaikeler gibi, onun kemikleri ise sanki dağları ifade ederek. Nefesi ise tezgah, sanki bir rüzgar ve esinti ve peder ruhu insanın sözü ise kerrat. Bir şimşek gibi, bir yıldırım vesaire. Hıhı. Ürperlemesi gibi. Yine insanın sureti nedir? İnsanın sureti, böltükten sonra dünyada ne halden ise ahirette de o hac olur. Dünyada hayvani duygularımıza eşit ise yarın ahirette ve aynı demektir. Dünyada nefsiniz daha istediğini bizde gerçekleştirebiliyorsa emaredir. Çoğu ateşten onların, Allah korusun, Allah'ınızı, cümlemize, duada da görsün. Yani kurtulmuş değiliz. Levvamede de böyle nefsimize sunuyoruz ama yine kurtulmuş değiliz. Biz esaret altındayız, bütün duygularımız nefsin esareti altında. Ta ki mülhemere geçip kalbimize güzellikler, ilahi doğmuşlar. Bunu müteakipen tamamen kötülüğün bittiği, Cenabı Hakkın kulun diye hitap ettiği hale gelinceye kadar.
Amelin kabul noktası da burasıdır. Anlatırlar ya alimler denir, insanın sadece şeklini görür. Baktığı zaman işte evladım aman ha, bıyıklarınızı sünneti yere bırakın. Sakallarınız şu şekilde dostsun. Giyiminiz, kuşamınız aman ha sünnet-i seniyyeye muvafık vücut haklarını belli etmesin gibi güzel tavsiye ile bulunur. Evet veliler de bölecek nazar eder. Bir gün Muhammed Bahaeddin Hazretleri çokça verilen bir misaldir. Bu sadece bir diğerlerini izah yönünde misal. Sadece bu o zamanda olmuş geçmiş değil. Hepsine misal. Huzurunda oturan bir kimseye hitabı alsa alınacak gibi değil. Diyorlar efendim bak oyun muymuş, üzerine oturuyor. Hayır. Dışta öyle oturuyor ama iç alemi hayvan simasında daha bir tehlikeli de diyemiyorum, şu huzur da diyemiyorum, müşrik-i kamilimizin huzuru da edebiliyor. İç alemimizin hali dışa aksediyor, görüyor musunuz?
Evet, hallerinizi düzeltin ki suretiniz de güzelleşsin. Buyur. Abdülkadir Geylani, Kaddesalbağu Söbrehe Hazretleri insanı şu şekilde beyan buyuruyor. İnsanın cismi şu üç tabakadadır. Üç sınıf halinde beyan edilir. Birincisi, şu dünyadaki hal. Şu dünyadaki hal, eğer insani kamil olmanın artık ben bu nefsimin esaretinden kurtulayım, şeytan beni aldatır bir hale gelmesin. Ben bunlara itaat edeceğime, dünyanın esiri olacağıma, kötü niyetli insanların duyguları içerisinde yok olup gideceğime Allah'ımız gibi bir Rabbi Zülcelal, bir halitımız onun emrini tutmalıyım, şeytanın değil de, Rabbamızın emrini tutmalıyım dersek, kurtulmuşa doğru yürürüz. Ben neden nefsime uyuyorum ki? Bahsir kainat gibi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir peygamber bana nasip olmuşsa ona nasıl uymam dediğimiz zaman kurtuluşa alınır.
Ben neden kötü duygularımın esiri oluyorum güzel ahlak varken, efendimiz güzel ahlakı sallallahu teala iyisinin tamamlamak için gönderildim. Ben bu güzel ahlakı neden takınamıyorum düşüncesi kurtuluşa adım atmak demektir. Demek ki burada akıl devreye gidiyor. Affediyor. Bak kendine çekilsen de. Artık din tamamlanmış. Allah'ımız dinini ikmal etmiş, tamamlamış, Kuran-ı Azimüşşan dinmiş, bitmiş. Nasıl hareket edeceğimizi tanzim eden Kitabı Kerim önümüzde. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den ifade buyurmadığı insan hayatında beyan etmediği hiçbir mesele yok. Af buyurun, temizlikte elin durumuna kadar haber verin. Bitmiş. Ulema-ı Kiram konuşmuş. Suhaha, Salihler beyan etmiş. Burada bize gösterdikleri yolda yürümelidir. Bu düzelttikleri eğer iktisadi eder, eylerse o varacağı yer cennettir. Fakat, saatlerini yaparken öyle bir adım atmış ki sapmıyor.
Ayağını koyduğu zaman efendimizin sallallahu teala aleyhi vessellem, mübarek kaderi şerifini böyle tam koyuyor yere. Bundan Arifani İlahi çok dersler çıkarıyor. Diyorlar ki, azmimizden, niyetimizde, düşüncemizde tam olacağız. Ben kötülüğe veda ettim, artık dönelim. Ne kadar gönlümüzde hamle ve istek de olsa haddini deyip az gittiğimiz zaman şeytan yok. Nefis de o kötülükleri bizle uygun oluyor. Bakıyor ki okulda bir azim var, bir şey yeter. Tamam, yeter artık. Hayatımın ne zaman biteceği belli değil, ben bulamam artık sana ey merhum. Ama çok dikkatli, çok iyi aitkar. Buna gayret gösterince Cenabı Hak kendi tarafında nimetlerini ihsan etmeye başlıyor. Bu dünya hayatında da yok. Mesela bir yerde diyelim bir işimiz var, o işi bitirmek istiyoruz. Fakat o kimse izni bir ciddiyet görmek istiyor. Gerçekten samimi gördüm diyor, buna bu vazifeyi verebiliriz diyor.
İşte bunun gibi Cenabı Hak kulunu bilmez mi bize bizden yakın olan Mevla'mış? Bu sadakatimizi görünce Esma-i Vidaiye'nin sırlarını açmaya başlıyor. Bir Sarraf en kıymetli malı ne yapar? Şifreli sandıklardan muhafaza eder. O vitrinlere koyduğu bir ayrı, onun üstündeki değerleri bir zümrüt gibi bir değeri korur, muhafaza eder. Amca ehli olan bir kimseyi iyi tanır. Onlar çok gizli bir şekilde işte şu saatte gel, şöyle kıymetli bir eşya var onu sana verebilirim diyor. Efendimiz de öyle yapmış Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Selman-ı Parisi ile Radıyallahu Anh bize göçtü. Bazı Ashab-ı Bizim efendilerimize özel göçtü. Resulullah'ta üç ilim var sallallahu aleyhi ve sellem. Biri, biri peygamberlik ilmi kendisine mahsus. İkincisi yaymakla emrolunduğu şeriat. Üçüncüsü ehline öğrettiği Sıddıyı Azam'a öğretti. Ali Efendimize öğretir. Açık zikir ve gizli zikir.
İşin tabi olduğumuz Sıddıyka Azam Radıyallahu Anh ve Ali Kerim Aleyhühü. Buna göre dikkatiniz. Ziyaret edenler adımını attığı zaman tam atan kimseler nedir? Nain cennetlerinden tarifi yok. Sonsuz nimetlerin bahtsız bir şekilde. Bir de Ceberruh alemine doğru bürümüş isimlerinin sırlarını göstermekle birlikte daha da bir sadakat samimiyet içerisinde olunca onlara da sıfatlarının tecellisini o ancak yaşanınca anlaşacak bir husustur. Bunlara da Firdevs cennetini ihsan Gafrettin Razi Hazretleri insanı bir şekilde izah buluyor. Bir, beden, nefis. Şimdi şunu demek istiyorum. Beden ruhu ve nefsi bir de şeytani. Bir sürü vücudumumuz var, bir defa vücudum nefis ve şeytanın kutsal halinde olması. Bir de hayvani duygularının içi. Mesela duyuyoruz, bir türlü bu duygudan kurtulamadım. Neden? Asim, haz, diye gayret gelemediğimiz. Ama ona yolu tamamen kasak, ey Medyum ben sana yol veremem.
Sen benim kalbimi iktisad etmek istiyorsun ama benim kalbim zatı ilahinin muhabbeti için yaratıldı. Rabbim varken onun muhabbeti, onun tecellisi, onun füyuzat-ı ilahiyesi, varidat, manevi oruçlar ve tecellileri sana burada gerek yok deyip tamamen azm ile onu defnetdikçe o çekilmez. Çünkü Araf suresinde göreceksiniz. Hem önden gelir, hem arkadan gelir. Hem sağdan gelir hem soldan gelir, durmaz. Sen böyle mi yapıyorsun? Ben de Kuran-ı Kerim'i önüme koy, ona tabi olurum. Sünneti Seniyye'ye arkamdan mı geliyorsun? Ona uyarım, ey memur ben sana fırsat etmem. Ey memur sağdan mı geliyorsun? Ben Allah'ın dostlarına kendimi teslim ederim. Emirlerine bir alet veririm sana yol bırakmam. Sen sağdan mı soldan mı artık, nereden geliyorsan üçten mi alttan mı kafi gel. Ben Rabboma kendimi teslim ederim aynen İbrahim Aleyhisselam'ın dediği. Ben kendimi Allah'a teslim ettim.
Ben gönülümü Allah'a çevirdim diyor. Böyle demezse bu durmaz. Başka mesela Belkıs Varideniz ve Esnemtü mafileymane illai rabbil beni gömlekime zulmettim Ayet-i Cellenin baş kısmında. Güneşe, yıldıza takarak, ben kız Vadidemiz de bir beşerdir. Ama nasıl azim gösteriyor, nasıl gayret gösteriyor? Ben nefsime alarm güneşe yıldızlara takarak zulmettim, yanlış yaptım ya Rabbi diyor. Başta acziyetini ifade etmek, yanlışlığını ortaya koyuyor. Yani bir devrişle istiğfarını okurken bu şekilde okuyacaktım diyor. Böyle bir acilde yanlış yaptım yani. Ben hata yaptım diye biliyorum. Ondan sonra, ben alemlerin Rabbi olan Allah'a kendi celalı Süleyman ile Aleyhisselam teslim oldum diyor. Bu durmaz. Bizi aldatmak için Kuran-ı Kerim'de, Araf suresinde on altıncı ayeti secdeden beri devam ediyor. Hepsi derisini aldatıyor. Durmuyor. O mel'un durmuyor mu biz de durmayacağız.
Diyeceğiz ki sana bu kapıda ekmek yok. Benim kalbimi Cenabı Hak biraz önce okuduk, kalp Allah'ımızın Muhammedin. İnsanın bedeni arşı ağzıma beni, benzetiliyor. Böyle bir nimet varken beni Cenabı Hak kendi suretinde havletmişken İllallah'tan atanınıza, neyse kendi dini şey bu Cenabı Hak hiçbir şeye benzemez. Ben kalkıp da ey melbunu sana mı benzeyeceğim deyip aklımızı kullanacağız. İnsanın bedenini beş kısma ayırıyor, affettim Razi Hazretleri, biri de şehebiyi arzusuna yenik düşen, başka gazabına yenik düşen, bir de aklını aklını vahyi ilahi dile Kuran-ı Kerim'le güçlendirilerek, meleki vasıflara erişsen gibi değildir.