Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bismillahirrahmanirrahim. Yaşantımızda, şu dünya hayatımızda bir insan olarak sadece şahıs olarak değil, aile olarak, cemiyet olarak, bir insan olma hasebiyle yememiz, içmemiz, giyimimiz, kuşanımız, ticaretimiz, insanlar arası münasebetimiz her türlü davranışlar içerisindeyiz. Yemekten, içmekten uzak bir varlık değiliz. Giyim kuşamdan da uzak bir varlık değiliz. Ailemiz, çocuğumuz, çoluğumuz, işimiz, gücümüz ve çevremizi kuşatan insanlarla hep beraberiz. Ama bu beraberlikte birçok sıkıntılar meydana geliyor. Kendi şahsımızla alakalı bir türlü huzurumuz yok. Aile olarak yerine göre geçimimiz de yok. İş hayatı olarak insanların şikayet etmediği bir husus yok. Çoğu insanlar bundan da şikayet. Ne olacak?
Doğuda sıkıntı, batıda sıkıntı, güneyde sıkıntı, kuzeyde sıkıntı, devletlerde sıkıntı, milletlerde sıkıntı, Acaba ne oluyor? Ülkemizde ne oluyor? Neden? Adam anasını babasını kesiyor. Bir baba çocuklarını feda ediyor, öldürüyor. Bir komşu diğer komşuyla hiç geçinin malından canından hiçbir emniyeti yok. Bunu biz dinliyoruz, hep görüyoruz. Neden oluyor bu? Kimi dinleseniz oturup, kalkıp bu konuyu görüşüyor. Şurada şu oldu diyor, burada bu oldu diyor diyorlar. Mesela bir barajın dahi çatlaması, kapağının patlaması. Neden oluyor? Neden? Bunun sebebi şu, her işte yapılan her işte. Her yaptığımız konuda mutlaka bir ölçü, bir kıyas, bir tartı bulunması zaruriyetindedir. Mutlaka bir ölçü bir tartı olacak, bir kıstas ve bir kıyasın bulunması lazım. Biz insanı ne ile ölçeceğiz ve onu ne ile ele alacağız. Bu sıkıntı bizlerde. O zaman biz insanı ne ile ölçmemiz gerekir.
Ne ile ele alacağız da bu sıkıntılar zuhur etmesin. İnsanın faaliyetini temin eden hareketlerinin ölçüsü, ölçüsü, insanın kendi ölçüsü değildir. İnsan kendi kendini ölçemez. Ya nasıl olacak? Bütün hareketlerin, davranışların, değer hükümlerinin ölçüsü tektir. Bildir. O da Cenabı Hak'kın emri olan Müslümanlıktır. Ölçü bu. Çünkü elinden rahatsız, dilinden rahatsız, işinden, gücünden, her şeyinden rahatsız. Ama bir Müslüman olmak ne demek? Elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimsedir. O zaman Müslüman olacağız. Tek ölçü değer yargısı Müslüman olmaktır. O zaman bir esasın bulunması lazım. Takip edilecek bir esas. Bir varlığın bir varlığın kendi yaratılışına muvafık olan hareket sistemidir. Tekrar edeceğim. Bu bir kaidedir, esastır. Bu dinleyip geçeceğimiz, ondan sonra çıkıp gideceğimiz bir konu değil. Bu tespit edilecek.
Bu gözümüzün önünde her zaman bulunması gereken bir ölçüdür, esastır. Yoksa dinleriz çıkar gideriz biter mi? Evet burada dinlememizin faydası yok mu? Bir kere mescitte bulunmanın bir ecri var, mükafatı var. Müminlerle karşılaşmanın bir faydası var ama asıl fayda şu dediğimiz husus. Acaba ölçü nedir, kıstas nedir dendiğinde bunu bilmemizdir. Nedir ölçü? Bir varlığın, bir varlığın kendi yaratılışına uygun olan hareket sistemidir. Bir varlığın kendi yaratılışına uygun olan hareket sistemidir. Bir misal ver anlayalım. Bir varlığın kendi yaratılışına uygun hareket sistemi. Arabayı artık bir değil birkaç tane araba kullanmaya başladı bir kısım insanlarımız. İki üç tane arabası var. Kendinin var, çocuğunun var, ailesinin var. Öyle olmaya başladı. Arabaz insanlar çok az. Bir vasıta bulmak çok üçgen, şimdi arabalarımızı park edeceğimiz yer bulunamıyor. O zaman bu misali arabadan bilelim.
Şimdi bu esası kim tesis edecek? Ne dedik? Bir varlığın kendi yaratılışına uygun olan hareket sistemi. Esas olan bu. Acaba bu esası kim tesis edecek, kim koyacak? Bu esası insanoğlunun hareketini tanzim eden o nizamı yalnız Cenabı Hak koyar. Mesela arabamızda şimdi biz ne kullanıyoruz? Benzin kullanıyoruz. Yahu ben bunda benzin kullanmayacağım. Ya toprak. Benzin değil ben bununla toprak dolduracağım. Çalışır mı çalışmasın. Canım bunun ara ara mevsimi geldikçe de yağının tazelenmesi gerekir. Ben yağ kullanmayacağım. İşte kış gününde şu numara yağ, yaz gününde şu numara yağ. Hayır ben yağ kullanmayacağım, zift kullanacağım. Zift. Yürür mü araba? Daha işte ben şu şekilde sürat yapacağım. Olmaz. O arabayı kim yapmışsa, onun tesis edeni kimse arabanın biz torpido gözünü açtığımız zaman orada kataloğu vardır.
Orada der ki işte şu kadar oktanlı benzin kullanılacak, şu numarada yağ kullanılacak, şöyle olacak, böyle olacak olduğu gibi tanzim eder, tespit eder ve o arabanın çalışmasını en güzel şekliyle bilen nedir? Onu temin eden, onu tesis eden kimsedir. O zaman en çok insana vakıf olan kimdir? İnsana en çok vakıf olan kimdir? Allahu azimüşşan'dır. Onu yapan, onu yaratan meydana getiren, icat eden, yoktan variden şu maddeye hayatiyet veren, hayatı olmayan hiçbir madde yok zaten. His veren, duygu veren Allahu Azimüşşan'dır, başkası bilemez. Burada dikkatimizi bir yere çekmemiz gerekiyor. Kendi aklımız ve hareketlerimizle Müslümanlığı ölçmeye kalkışmayacağız. Kendi aklımız ve hareketlerimizle Müslümanlığı ölçmeye kalkmayacağız. Müslümanlıkla aklımızı ve hareketlerimizi düzenlemeye, Müslümanlıkla aklımızı ve hareketlerimizi düzenlemeye ölçmeye çalışacağız. Bak aklımızla Müslümanlığı ölçmeyeceğiz.
Bak dikkat buyurun. Demek istediğim burada Musa aleyhisselam'dan bir hadiseyi anlatır, ondan da ibret almamız gerekir. Bu şekilde bırakmıyoruz. Çok önemli bir esas konuyor şimdi. Müslümanlıkla aklımızı ve hareketlerimizi düzenlemeye ve diriltmeye çalışacağız. Efendim işte şu batılı şunu söylüyor, bu batılı bunu konuşuyor. Hayır. Hiç önemi yok. İşte ilmi buluşlarda şu şekilde tespit edilmiştir. Hayır. Onu Allah'ın Kitabı tespit etmiştir zaten. Biz, biz onlara göre Müslümanlığı tespit edemeyiz. Allah'ın ayetlerini ve Hadis-i Şerifleri onların dediğine göre ayarlayamayız. Bu mümkün değildir. Ancak Kuran ve Sünnete göre biz o gözlükle bakarız. Ona ne kadar uygunsa o nispette ona ne kadar uygunsa o nispette bizim yanımızda makbuldür. Aksi halde makbul olamaz. Allah'ın kitabına Resulü'nün sünnetine ne nispette uygundur, o derecede güzeldir, kabuldür, makbuldür. Ölçümüz Müslümanlık olacak.
O zaman diyeceksiniz ki bu insanlarda ölçü ne olmalı. Bir ölçüsüzlük devam edip giriyor şimdi. Yalnız insanları ölçerken İslam'ın hangi ölçüsünü tatbik edeceğiz. Mesela siz gittiniz, bak önemli bir tabir bunun üzerine esası kurmak istiyoruz. İnsanları ölçerken İslam'ın hangi ölçüsünü tahkik edeceğiz. Diyelim bir benzinciye vardır. O benzinciye bana üç kilo benzin ver. Böyle mi dersiniz yoksa üç litre mi dersiniz. Üç kilo benzin verdiniz bir kumaşçıya vardık. Bana beş litrelik beş litrelik bir kumaş ver. Mümkün değil. Beş kiloluk da diyemezsiniz. Mümkün değil. Ancak beş metre dersiniz. Çünkü o kumaşın değer ölçüsü nedir metredir. Benzinde nasıl litre ise bir kumaşta da ölçü metre iledir. Bir kasaba vardır diyelim. Bir kasaba bize şuradan iki metre bir et ver. Hiç olacak bir şey değil. Ne diyeceğiz? O etin ölçümü, tespiti, tartısı kilodur. Bana beş kilo et ver diyeceksiniz.
Yoksa yanlış yapmış oluruz. Eğer ağırlığı ile ölçülecek olursa yani kilosunu tartıp da ona göre değer vermeye kalkışacak olursak yanlış yaparız. İnsanı biz kilosuna göre ölçemeyiz. İşte kilosu şu kadardır deyip ölçmemiz mümkün değildir. Metreye göre de ölçemeyiz. Litreye göre de ölçemeyiz. Neye göre ölçeriz? İnsanın ölçüsünü Halıkı Lemyezel, Cenabı Hak insanın ne suretine ne mallarına nazar buyurmaz. Kalplerine ve amellerine nazar. İnsanın değer ölçüsü budur. Aslında bunu derleyip toparlayacak olursak insanın insanın ölçüsü imandır. Bir de kıyas yaparız. Kıyas yaparken yani bir şeyi ölçebilmek için mutlak surette iki kıyas edilen şey arasında münasebet olmalı. Mesela diyelim ki elli ton tartan bir terazinin içinde bir miligram elli tonla kıyas edilemez. Ama elli tonu yüz tonla kıyas edebilir. Yahu benim bir altunun var. Bu altunu, evet ne yapacağım, tartacağım.
Niye tartmış olduğumuz, demirleri tartmış olduğumuz tartı aletinde ölçüp biçeceğiz derseniz delidirler o adam. Yav sen altunu, kantarda hiç tartılır, o kantarda tartılan pancardır vesairedir, demirdir, saçtır, onlardır. Bir altın, bir gümüş, bir yakut kalkıp da bir kantarda ölçülemez. Onun ölçüm yeri Sarraf'ın hassas terazisidir. Bir kömürü, bir odunu da alıp o hassas terazide ölçemezsiniz. Onun da tartı aleti nedir? Ona göre mahsus ayarlanan birimdir. İnsan evvela kıyasa girebilmek için bir vasfa sahip olmalıdır ki bu vasıf nedir? Biraz önce dediğimiz gibi imandır. Çünkü siz demiri altumla tartmıyorsunuz. Altunu da demirle tartmıyorsunuz. O zaman tartıda bir vasıf aranıyor. İnsanın insanın tartıda vasfı nedir? İmandır. İmana sahip insanı, imana sahip olan insanı, biz ne ile ölçeceğiz? Burada bu zamana kadar görüşmemizin sebebi bu. Yedi tane vasıf var. Bununla insan değer taşır.
İnsanın kıymeti bununladır. Bir, terbiyedir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu buyuruyor. İnsana evvela bir değer verebilmek için edep lazım. Mesela biz terbiyeyi tespit ederken adam çok iltifatlı, çok ikramlı bir kimse. Fakat Müslümanlığa İslam'a pek inan ama onun gibi bir insan yok diyemezsiniz. Niye? Onu tartıp ölçemezsiniz ve kıyasa getiremezsiniz ona. Neden? Onun ölçümü ve tartımı yoktur. Ölçü ve tartıya girmez o. Sebebi nedir? Adam Müslüman değil ama öyle bir insaniyeti var ki bayılıyorum buna. Hayır. Hiçbir ölçüye girmez. Ölçüye girebilmesi için bir vasıf taşıması lazım. O vasıf imandır. Eğer imanı varsa o kimsenin bir değeri vardır, bir kıymeti vardır. Birinci vasıfta insan ölçüsünde, bu hareketi, bu esası hem kendi nefsinde kurmaya çalışacak, hem de başkasında kurmaya gayret edecek.
Bu, bu gayrete biz ne diyoruz, terbiye diyoruz, edep diyoruz. Bunu başta biz kendimizde kuracağız. Ondan sonra etrafımızda kuracağız. Biz terbiyeyi kendimizde kurmamıza Mürebba deriz. Bir başkalarında kurmaya ise Mürebbi deriz. Demek ki ikincisinde başkasında bu nizamı, bu esası kurmaya çalışan kimseye mürebbi, terbiyeci deniyor. Efendimiz Salgılası Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu. Terbiyeci Rabbimizdır. Demek ki muraba başta terbiyelenmiş kendimiz edepli olacağız. Ashab-ı Ali. Başta nefsimizi ıslah edeceğiz. Ondan sonra sıra etrafımıza girecek. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.