İnsan-ı Kamil'in Ruhaniyeti ve Manevi Derinliği kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir İnsan-ı Kamil'in, bir Mürşid-i Kamil'in ahirete yolculuğu münasebetiyle hatmi şerifler, tevhitler, ihlas hatimleri, Yasin-i Şerif, Tebareke vesair hatimlerle onların ruhaniyetinden, onların manevi yardımlarından istifade etmek için gayret gösterildi. Elbette…
İnsan-ı Kamil'in Ruhaniyeti ve Manevi Derinliği ne anlatıyor?
İnsan-ı Kamil'in Ruhaniyeti ve Manevi Derinliği kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir İnsan-ı Kamil'in, bir Mürşid-i Kamil'in ahirete yolculuğu münasebetiyle hatmi şerifler, tevhitler, ihlas hatimleri, Yasin-i Şerif, Tebareke vesair hatimlerle onların ruhaniyetinden, onların manevi yardımlarından istifade etmek için gayret gösterildi. Elbette…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir İnsan-ı Kamil'in, bir Mürşid-i Kamil'in ahirete yolculuğu münasebetiyle hatmi şerifler, tevhitler, ihlas hatimleri, Yasin-i Şerif, Tebareke vesair hatimlerle onların ruhaniyetinden, onların manevi yardımlarından istifade etmek için gayret gösterildi. Elbette hepimiz ortak insanız. Fakat onlar insan olmakla birlikte insani kamildir. Bunu bize Rabbi Zülcelal'imizin Kitabı Kerim'i haber veriyor. İnsan kelimesi Kur'an-ı Kerim'de doksan yerde geçer. Rabbimiz ve biz muhakkak insanı en güzel biçimde yarattık. Bir dış yönüyle insan mükemmeldir. Bir hayvana bakıldığı zaman hayvanın yiyeceği, içeceği belirsiz. Bir kere insan yiyeceği ve içeceğinin rızkının temizliği ile seçkindir. Şekliyle, şemailiyle, endamıyla, azalarının birbirine olan uygunluğu ile de sezkindir.
Artık batini, ruhi, ilahi, seçkinliği Ulema-i Kiramımız tarafından şu şekilde haber verilir. Hadis Hazretleri şu şekilde tarif eder insanı. İnsan Allah'ın suretidir. O ne sudandır ne de çamurdandır. Kutsi, ulvi, tarifi mümkün olmayan ilahi bir sırdır, hazinedir. Yoksa insan, estale müminun suresi on ikinci ayet-i celile de insanın alçıptan yaratıldığı, topraktan yaratıldığı, çamurdan halk olunduğu haber veriliyor. Burada hast ettiği bir mana var. Feridüddin Hattar Hazretleri insanın sudan, çamurdan yaratıldığını inkar değil o. Burada bir hakikate parmakla suyu. Buyuruyor ki, insanı siz sadece çamur ve sudan ibaret görmeyin. Baktığınız zaman. İşte vücuttaki enemetler, enemetler, topraktaki enemetler ile aynı deyip hava, su, ateş vardır demekle yetinmeyin. İnsanın bu yönünün dışında asıl bir manası var. Nedir o? Hüve, suretullah. O Allah'ın suretidir.
Adem'in çamurunu kendi elimle kardım buyuruyor. Kendi yüzümden halk ettim buyuruyor. Ne demek bu? Cenab-ı Hakk elden münezzehtir. Yüce kudreti, sureti demek de insanın şerefidir. İnsanın üstünlüğüdür. Ve şüphesiz biz insanı mükerrem ikrama dahil şerefli bir varlık olarak yarattık. O zaman sureti nedir? İnsanın Allah'ın sureti olması, Halid sıfatının yaratma sıfatının tecellisidir. Bütün esma-i İlahiyenin tecellisine mazhardır. Yoksa Allah hiçbir şeye benzemez. İnsan ne muktasıldır, ne de munfasıldır. Ne muktası Allah ile Ne de munfasıl ondan ayrıdır. Şimdi kayısı çekirdeğine siz kayısı diyemezsiniz. Ama kayısı onlar odur. Bir buz parçasına da su diyemezsiniz sudan müteşekkildir. Şu alıp verdiğiniz nefese de siz insan diyemezsiniz ama insandan da bu nefes ayrı değildir. O zaman insan nasıl Allah'ın Celle Celalühu suretidir? Allah'ımız duyuyor. Görüyor. İnsan da görüyor.
İnsan da duyuyor ama bizim duymamız şu alandaki görüşmelerdir. Bunun dışındaki mümkün değil. Siz bir vilayettesiniz, diğer bir vilayetteki konuşmayı duyamazsınız. Çok uzak Afrika'daki ülkelerden de neden de cihazlar vasıtasıyla duyarsınız o ayrı. Sadece o yayına verileni duyarsınız ama diğerini nasıl duyacaksınız? Asya'dakini nasıl duyacaksınız? Avrupa'dakini nasıl duyacaksınız? Diğer ülkelerdekini? Avustralya'daki görüşmeyi nasıl duyacaksınız? Sizin duyduğunuz sadece o aletle birkaç kişi. O ise Her şeyi duyar. Yine büyüklerimizin ifadesiyle anlayacağımız şekilde bize sunarlar. Kara karıncanın karanlık bir gecede ayağının sesini ve onu da görür. O karınca ile görür. Ayağının sesini de duyar. Şimdi onun duyması ile bizim duymamız ölçülemeyecek derecede farklıdır. Ama bizim görmemiz onun görme sıfatının tecellisidir. Bu anlamda sureti denmiştir. Necmüddin Kübra Hazretleri.
İnsan, insan emir ve halk aleminden yakılmıştır. Yapısı bu. Şimdi halk, halk, su, hava, ateş, toprak cismimiz bu. Bizde su var mı? Eğer bir dine batırılacak olsa kan çıkıyor ve terliyorsun su var insanlar. Hava, nefes alıyoruz. Ateş bir sıcaklık var zaten. Toprak arz ettiğimiz gibi. Bu şekli var insanın. Bir de emir yönü var. O nedir? Es-Salih. Rabbimizin emrinden olan, herkesin bilemeyeceği, bu hakka dair ilmin çok az verildiği ruhudur. Haydi göster insan vücudunda ruhu göster. Hayvanla, bir koyunla insandaki ruh, canlılık aynı değildir. O candır. Bu ayrı. Bu arz etmek istediği Ben ruhumdan ruh üfledim diye buyurduğu bizim ilahi tekliflerle mükellef olduğumuz oruç tutmakla, zekat vermekle, cihad etmekle, evlatlarımızı ıslahla, hakkı duyurmakla, insanlar arası güzel geçimi temin etmekle yükümlü olduğumuz yöndür. O artık melekler alemi ile ilahi alem ile alakalı olan cihetidir.
Şimdi bizim bu ruhi yönümüz Allah'ımız tarafından ruh üflenme tarafı ilahi alem ile alakalıdır. Bizim yapmış olduğumuz taatler ruhumuzun beslenmesidir. Ruhumuzun güçlenmesidir. Ruhumuzun olgunlaşmasıdır. Çünkü biz Rabbimizin huzuruna şu cisimle değil ruhumuz dağıtacağız. İstiğfarımızda, tevhidimizde, selamımız, ölüm, tefekkürümüz, rabıtamız, murakabemiz hep bunlar nedir? Bizim ruhumuzu güçlendiren taraftır. İnsan öldüğü zaman öz evladının bile burnunu tıkayacağı manzara meydana geliyor. Şöyle birkaç ay geçtikten sonra ona da bir gerek, ona bile gerek İnsanın cisim yönü bu. Bir kere bizim ruhi yönümüz Halıkı Lemyezele yakınlık içindir. Cisim olarak yakınlık olmaz. Ruh olarak bizim ilahi cevherlerle Mevla-yı Zülcelal'imize yakın olmaktır. Kulunu Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırması kurbiyet diyorlar buna, buyuruyorlar. Ona erişmektir.
İnsan sadece, sadece Hutsu Veli hazretlerinin buyurduğu gibi, yemesiyle, içmesiyle, yatmasıyla, uyumasıyla, kalkmasıyla olsa, bu nedir? Bu ancak Allah'tan uzaklaşmaktır. Taa ki yok, ibadet yok. Sadece hayatın mutfak ile afvurun ihtiyaç yeri arasında geçecek olursa, bu ancak Cenab-ı Hak'tan uzaklaşmaktır. Bu zahiri yönü yemeği içmeyi yerine getirmekle birlikte şer'i esasa riayet ederek, taatlerle ruhumuzu beslemek ise bizi Cenabı Hak'la yakınlaştırır. Yine Allah'ın dostlarından bir zat. İnsanda öyle bir sır var ki, Kuran Azimüşşan, Kuran Azimüşşan. Fatiha'nın içerisine dert olunmuştur. Bütün Kuran-ı Kerim Fatiha-i Şerife'nin içerisindedir. Fatiha-i Şerife, besmelerinin içerisindedir. Desmele de bayi ilsak dediğimiz o noktanın içindedir bağda. Neden bayi ilsak deniyor? Bu bir alaka demek. Bu kul ile Mevla arasında alaka demek, payil ilsak bu.
İnsanın yine bir önceki ifadeye döner, alemi halk ve emir yönüdür. Onun için buyrulmuştur ki, ilim bir noktadan ibarettir. Bailadidir. Bir bağ bu noktayı, bu harfi ifade etmek için çitler dolusu eser hazırlanıyor. Yazılar yazıyor, çitler dolusu. İşte İnsan-ı Kamil Fatiha-i Şerife'nin içerdiği, içerisine almış olduğu bütün ayat-ı ilahiyenin sırrıdır. Biz bunu anlamak istiyoruz. Ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyorum. Sa'd ibn-i Hişam Aişe annemize geldi radiyallahu anha Resulullah'ın ahlakı nasıldı deyince Onun ahlakı Kuran'dı dedi. İşte insan, insan Tevrat'ı, Zebur'u, İncil'i bütün suhufu, suhufu ilahiyeyi ilahi sahifeleri içerisine alan, bu onun gönlüne kalbine gizlenmiş olan bir sır köpeğidür. Nedir insan? İnsanda olan bu güç, bu kuvvet altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyenin kendisinde toplanmış olduğu insan ne yapar? Bu sırrı. Başka?
Mesela Adem'e bütün isimleri öğrettik sırrı. İnsanları halife kılmasının sırrı. Emaneti dağlara, semaya, bütün mahlukata yüklemek isteyince onlar bundan çekindiler. Emanetin ağırlığından dolayı insan ise bunu yüklendi. İşte sır budur. Bu sırrı bu sırrı insani kamil olmak ortaya çıkarmaktır. Yaşantısında bunu göstermektir. Bu da herkeste meydana gelmez. Bizzat çalışan nasıl ki bu dağlardaki madenler vesair yerlerdeki madenler eğer mühendisi olmasın, maden mühendisi onu bizzat araştırıp burada maden vardır deyip kazmayla kürekle, dozerle, artık bunun için ne gerekiyorsa çalışır, bu madenleri çıkarıp fabrikaya götürür, bu madenlerin içerisindeki demirin, gümüşün, altunun neyse o kıymetlerin ortaya çıkması demek.
Bizim mürşid-i kamiller, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ruhi gününe varis olan, yerine göre ilmine de varis olan, yerine göre onun riyasetine de varis olan kimseler, bizdeki bu kabiliyetleri keşfederek, hazması küreyi, kepçesi, dozerini ise, istiğfarı, tevhidi, salavatı, ölüm, tefekkürü, nefsimize yapılan darbeler, ruhumuzun kemali için yapacağımız çalışmalar, sohbetler, zikirler, murabebeler, teveccühler bunlarla bu güzelliklerin ortaya çıkmasıdır. Demek ki insanda ne sırlar mevcuttur. İnsan en güzel biçimde yaratılmıştır. Nefsinin esiri olmak suretiyle de aşağıların aşağısına inmiştir. Müfessirini izamın izahına göre yaşlanması olarak da esfel-i safilin haber verilmektedir. Gençlik dönemi, olgunluk çağı, sonra da yaşlılık dönemi olarak da bildirilir. Habire konulması olarak da bildirilir.
Bir de nefsine uymak suretiyle, Allah korusun, ateşe dahi bulması olarak da azaba girmesi şeklinde de ifade edilmiştir. Abdülkerim El-Ceyli, Öyle bir insan ki Allah'ın kendisine vermiş olduğu sırlarla dolu olan acayip bir varlıktır. Siz acayip kelimesini Arapçada güzel, hoşa giden manasına olarak ele alın. El-İnsen Abdülvehhab Şarani Hazretleri. Allah'ın, Allah'ın en büyük isimlerinden birisidir o. Ve yine tarif edilirken insan, mesela deniyor Bayezid-i Bistamî'den neden anlatılıp duruluyor? Bir marufu kerhi neden çok konuşuluyor? Bir Mevlana bahsedildikçe bahsediliyor, her hatip ondan yerine göre birkaç beyit okuyor. Yunus Semeler'den de okuyorlar. Hacı Bektaşi Veli'den de sunuyorlar. Hacı Bayramı Veli'den de birçok sözler ifade ediyorlar. Emsali, böyle Abdülhalıkı Vojrevani gibi, İmamı Rabbani gibi, Muhammed Masum gibi vesair ehlullahtan konuşuluyor. Nedir yani?
Bunu anlatmalarının sırrı nedir? İşte onun sırrı şudur. Cisnu'l insem kel arşi. İnsanın cismi sanki arşı azam gibidir. Ve nefsuhu kel kürsi. Onun nefsi de kürsi gibidir. Ve Beytullah'ın üzerinde bulunan melaike I kiramın tavaf ettiği mekan gibidir onun kalbi. Onun kalbi letaifi var ya, sırlarla dolu olan yönü telciner. Sanki o da cennetler gibidir. Onun ilahi yönleri ise, ruhi yönleri ise, melaike-i kiram gibi, yerin dengesini sağlayan dağlar gibidir onun kemikleri, onun almış olduğu, vermiş olduğu nefeste sanki havai şu dünyayı temizleyen bir rüzgar gibidir. Onların bulunması aleyhissalatü vesselam Efendimizin gelişi, cahiliye dönemini ne yaptı? Asrı saadet dönemine çevirdi. O manevi nefha, o manevi nefes, o esintiyle. Bütün Peygamber anızzam öyle olduğu gibi ona varis olan. Bu şekilde insanlığın kafalarındaki karanlığı, bu manevi nefesle, bu manevi esinti ile, sani bir itikat.
Peygamberimizin ashabının, ve ulema-i kiramın doğrultusunda bir düşünceye sahip kıldı. Şehevi hayvani duygularla dolu olan, kalbi mutmainne huzur haline getirdi bu nefesle. Sanki kalp. Sanki bir ilahi köşk gibidir kalp. O kalbin içerisinde Cenabı Hakk'ı tanıma nimeti var ya, yoksa hayvanda da var kalp. Bu o kalp değil, bu ilahi yönüyle kalbinde Rabbi Zülcelal'imizi tanıma nimeti vardır. Bütün eline, ayağına, gözüne, kulağına akıl sanki bir komutan gibidir. Gözüne der ki dikkat et, salim olan akıl, vahyin ölçüsü içerisinde hareket eden akıl, der ki ey göz dikkat et, bu sana boşa verilmedi, bu sana ibret almak için verildi, bu sana Allah'ın emirlerini görmek için verildi, Habibinin tavsiyelerine boyun eğmek için verildi. Ehlullahın sözlerini görmek, dikkat etmek riayet için verildi. Gel bu göz nimetini kirletme. Başkasının namusuna bakarak, ateşte durdurma demek suretiyle göze hükmeder.
Kulağa der ki ispatını yapamadığı, şahidi yok konulara kulaklarını vere bile, hayvani duyguları, şehidi arzuları, belden aşağı, süslü arzuları tahrik eden sözleri dinleme beri gel. Dinleyeceksen hikmet ehlinin, ilim ehlinin, ariflerin sözlerini dinle. Onlara kulak ver der Salim olan akıl. Ayağı der ki isyan mahallinde değil, bir başkalarının kapısını hırsızlık için değil, namusunu bozmak için değil, irşad ve ıslah için, irşad ve ıslah da etmek için adımlarını at der. Tercüman sanki bir tercüman gibidir. Kalpte ne varsa dil onu konuşur. İnsanın ölçüsü de budur. Eğer kalbinde Rabbi Zülcelal'imizi tanıma nimeti varsa onun sözleri hep ilahi olacaktır. Ya ayet okur, ya hadis-i şerif okur. Veya ayet ve hadis bilmese dahi ondan mülhem çok güzel sözler söyler. Rahman. İnsan içinde mekruh gizli olan ilahi yönüyle de sırrı ile de Rahman'ın adeta bir hazinesidir.
Siz bu hazineyi neye benzetebilirsiniz? Mümkün mü? Dünyanın bütün varlığı bunun zerresine erişemez. Bunların her birinin kendi yerince bir duruşu var, bir düzgünlüğü var, bir sıkı var. Dev uzunca anlatır. Eğer bu azalar düzgün bir şekilde hareket edecekse, hak ile beraber sırrın istikametiyle insanın hayatı adeta cennet olur. Eğer sırrı gönül alemi rıza ile teslimiyetle, Hak'tan gelene razı olmakla, nur oluşuyla kalbinin istikamete erişecek olursa marifet de Rabbi Zülcelal'imizi tanımak da hiç şüphesiz tarif edilmez güzelliğe erişir. Akıl salim olur, düzgün olur, yanlış hareket etmez. Ve yine seba melakıl. Eğer sırrı düzgün olacak olursa, onda marifet Rabbi Zülcelal'imizi tanıma güzelliğe hasıl olur ve aklı da düzelir. Aklı düzeldiği zaman da kalbi düzelir. Kalbi düzelirse, o zaman kalbinin zikrullah ile uyanması, esasde. Kelimesinde müminin evsafı anlatılır.
Aişe annemize yine gelip Radıyallahu Anh'a Resulullah'ın ahlakı nasıldı deyin cesaretatlar. Burada on ayet I celiğine, onu hakkıyla yaşayan insanların varacağı yer Rabbimizin huzurudur. Onun nimetidir. Eğer kalp böyle düzelecek olursa, düzelecek olursa, nur olursa çünkü Cenabı Hak insanoğlunun göğsüne iki kalp vermemiştir. Biri dünya muhabbeti, biri ahiret muhabbeti değil. Dünyayı ayaklarının altına alıp sadece ibadetle taate, Allah'ımızın emirlerinin yerine getirilmesi için kullanacak olursa, o zaman nefis de ıslah olmaya başlar. Kuran-ı Kerim'de geçen yedi mertebeyi aşarak, mutmainne, raziye ve merziye, nefs-i safiye ve kabile haline gelir. Eğer nefis düzelecek olursa onun hali de düzelir. Bakarsın bir ihtiyacın olur. Daha ihtiyacını haber vermeden halinin güzelliği ile senin sıkıntının sıkıntının kalkması için, senden önce hareket eder. Her türlü davranışı düzgündür tahmin.
Tassir ruh, münevvgarun bin nuril cemali ve celal. Bir kere sırrı öyle bir nurlanmıştır ki onların, hadmi şeriflerini okuduğumuz, asıl okuduğumuz hadmi şeriflerle bağışladığımız, ecir ve mükafatını bağışladığımız, bu mübarek kimseler, yanlarında muhafaza edip yine okuyanlara bahşedeceği kamil insanların sıfatı budur işte. Tas sır. Sır Münevverun bin nuril cemali ve celle. Cemal ve celal-i Nuri ile nurlanmıştır onların sırları. İşte bir hocadır. Yillarca vazı nasihat etmişlerdir. Evet. Onlar bu evsafını saydığımız şekilde hocadırlar. Eğer insansa onlar yine trilyonda bir sayamadığımız bu evsaf ile vasıflandığı için insani kamildir onlar. Baktığı her eşyaya ibretle bakmak ve uyanıklığı ile, gecesinde gündüzünde, her anında uyanıklığı ile bir kere onlar haklı nurlandırmışlardır.
Onların ahiret derdi ile deplenip, asıl o alemi tefekkür ederek, bu alemde yanlış yapmayız ve bütün hizmette bulunmaları, Azamet-i İlahiye nuruyla nurlanmalarından dolayı kalp belki de Allah'ın arşını aydınlatacak sırdadır. Hazreti Davut aleyhisselama Cenabı hakk'ın vahyinden birisi bu. Ya Davut benim öyle kullarım var ki arş-ı Ala onların gönüllerinden çıkan nur ile aydınlanır. Nefis, bunlar da bizim gibi bir insandır. Ama anlattıklarına göre üstazı alimiz, casasın Efendimiz kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sıkıntılar olurdu. Bazı rahatsız olacağım sözleri duyardım. Ama nefsime olduğu için mukabelede bulunmazdım. Karşılık vermezdim. Camiye girer, gözümden iki damla yaş döker, geçirirdim. Bu riyazakla insanların ezalarına, onu duymaz zaten, onu duymaz. Morfinleşen bir vücut. Eğer elinize desteleyi alsanız, bıçağı alsanız, kıtır kıtır kesseniz, o bu acıyı ve sısıyı duymaz.
O bir kere Allah'ın esma sıfatının tecellisiyle morfinleşmiş, ef'al sıfatının tecellisi ile morfinleşmiş. O sıfatı ilahiye ile ve şeriat ölçüsü içerisinde morfinleşmiş. Tecellilerle, varidatı ilahiye ile, farklı kainatın sohbetiyle, Cenabı Hak'ın cemaliyle, cemal ve celal sıfatının tecellisiyle, murfinleşmiş insan, bir başkasının bizim gibi kimselerin yapacağı nefsine hakaretten dolayı, bunu hissedecek durumda değillerdir. Onlar öyle bir durumdaki, ve kötülük edenlere de iyilik edin duygusu içerisinde nurlanmıştır onların nefisleri. Onların iç alemlerin de tarif mümkün değildir. İsim olarak biliriz ama gönül alemini ifade etmek zordur. O Cenabı Hakk'ın manevi deryasından bir deryadır. Anlatamayız, ifade edemeyiz. Cenabı Hak onların güzel ahlakıyla cümlemizi ahlaklandırsın. Anlatmakla bitiremeyiz. En güzel onları vasf eden Rabbimizdır. Elimizdeki Rabbimiz şefaatlerine mazhar kılsın.
Kaynak: Genel
İnsan-ı Kamil'in Ruhaniyeti ve Manevi… | Mihmandar