İmtihanların Manevi Değeri ve Korkunun Anlamı kaydında Bu deprem dolayısıyla çok kıymetli bir hocamızı ziyaret ettim O bize şu ayeti celîleyi okudu Cenabı Hak bu deprem vesilesiyle bize şu beş imtihanı gösterdi. Bununla bizi denedi. Bir havf korku Hepimizde bir korku hasıl oldu.
Bu deprem dolayısıyla çok kıymetli bir hocamızı ziyaret ettim O bize şu ayeti celîleyi okudu Cenabı Hak bu deprem vesilesiyle bize şu beş imtihanı gösterdi. Bununla bizi denedi. Bir havf korku Hepimizde bir korku hasıl oldu.
Değil Kahramanmaraş değil Urfa Hatay Diyarbakır Malatya vesaire girdiler oradan kilometrelerce uzak olan mekanlarda bile insanlarda bir korku bir ürperti hasıl oldu hala da devam etmektedir ikinci olarak açlıkla Cenabı Hak imtihan etti Çünkü o göçüğün altından çıkanlardan bir kısmının ağzından çıkan söz su diyordu bir üçüncü olarak mallardaki eksilme ne malı ne mülkü hiçbir şeyi kalmadı yakında anlatıldı ekmek kuyruğuna giriyor diyor ki bunu biz Adapazarı'ndaki depremde de bir vaizin sözünden duymuştuk böyle bir yemek kuyruğuna giren kimse diyor ki dün ben buranın en zenginiydim bakın şimdi ne hale geldim Allah'ımız o kadar mal mülk nimet ihsan etmişken ellerinde yerine göre hiçbir şey yok.
Lime'n-il Mülk lillahil vahidil Kahhar Cenabı hak malın mülkün her şeyin sahibi olduğunu da göstermiş oluyor ders alabilirsek sonra Cenabı Hak meyvelere vermiş olduğu kesatla bununla imtihan ediyor yalnız burada tefsirlerde geçer ve semerat gönül meyvesi diye yine ayrıyeten şu şekilde de ayeti celleyi izah ederler birincisi Allah'ımız korkuyla imtihan eder O da mesela kalpleri Cenabı hak takva ile imtihan ediyor Allah'ımız kendisinden korkmamız yalnız bu korku böyle aslandan ürküp kaçmak gibi değil bugünle bir nur verir aşk verir sürur verir kalpte bir incelik meydana gelir, hassasiyet meydana gelir, gözlerde yaş oluşur. Bu korku diğer bir korkuya benzemez, bu büyük bir nimettir. Burada korkanı Cenabı Hak orada korkutmayacak, burada korkmayanı da orada korkutacak. İki emniyeti ve iki korkuyu bir arada kılmaz Cenabı hak. Sonra Açlığı oruçla ifade etmişler.
Mallardaki mülklerdeki ürünlere gelen sıkıntıyı da zekatla ifade etmişler. İnsanın şahsında yaşamış olduğu imtihan ise bu Allah yolunda cihad olarak beyan etmişler ve semerat da arz ettiğim gibi bir Hadis-i Kudsi okumak istiyorum. Mellem yarda bir gadai. Kim benim hükmüme razı olmazsa. Ve lem yas bir ala belai. Vermiş olduğum bela ve musibete sabretmezse ve lem yeşkur ala nü amai nimetlerime de şükretmezse felyel temiz rabben sivai benden başka Allah arasın Günlerce aylarca belki daha fazla bir müddet şu Hadis-i Kuçhi'yi aradım. Bilebildiğimi kaydettim. Çünkü bu Hadis-i Kuçhi'yi üstadımız cenazelerde olsun, musibet gören kimselerde olsun veya sohbetlerinde yeri geldikçe Rabbimize sabır hususunda vermiş olduğu sıkıntılara karşı okurlardı. Bir türlü hadis kitaplarına baktım hadis-i kudsilere baktım fakat bulamadım.
İmtihanların Manevi Değeri ve Korkunun Anlamı ne anlatıyor?
İmtihanların Manevi Değeri ve Korkunun Anlamı kaydında Bu deprem dolayısıyla çok kıymetli bir hocamızı ziyaret ettim O bize şu ayeti celîleyi okudu Cenabı Hak bu deprem vesilesiyle bize şu beş imtihanı gösterdi. Bununla bizi denedi. Bir havf korku Hepimizde bir korku hasıl oldu.
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Nihayet dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin kitapları o devirde yerlere gömülmüş adeta kabir yazılır gibi kitaplar gömülmüş çoğu kitapları kaybolmuş bu kitapların arasında Cami-ü saiyeri gördüm üç cilt yalnız iki cildi birbirinin aynısı elime alayım mütalaa edeyim derken gözüm aşağı sahifenin aşağı kısmına doğru ilişti ide teveccüht Allah'ım dedim buldurdu Cenabı Hak Hadis-i Kudsi şu ive teveccahtü abdem min abidi kullarımdan bir kuluma nimet ihsan edeceğim zaman lütuf ve keremde bulunacağım zaman musibeten fibedenihihi, bedenine bir hastalık veririm ev fi malihi, eğer bedenine hastalık vermezsem malına bir sıkıntı veririm Eğer malına bir sıkıntı vermezsem ev fi veledi çocuğuna bir hastalık veririm dert veririm meşakkat veririm bunları hep güzel bir sabırla karşılayacak olursa Ben o kuluma haya muamelesi ederim. O kuluma mizan ve defterini açmak suretiyle hesaba çekmem.
Bakıyoruz Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem her şeyimiz ona feda olsun. Biz bunu takliden diyoruz. Ya Rabbi takliden söylediğimiz bu sözü tahkike ulaştır bu niyazımız şu Fedakar, Ebi ve ümmi ve nefsi Ya Resulallah Ashab-ı Güzin efendilerimiz Nebi-i Ekrem Efendimize bu ifadede bulunuyorlar. Fedakar, ebi ve ümmi ve nefsi ya Rasulallah anam, babam, tatlı canım sana feda olsun. Gerçekten de öyle olmuştur. Mesela Uhud Muharebesi, Uhud'dan dönülüyor. Bir annemiz karşılaştığı kimseye soruyor. Resulullah ne halde? O da diyor ki kocan vefat etti. Hiç buna aldırış etmiyor. Resulullah ne halde? Işte kardeşin vefat etti şehit oldu yine aldırış etmiyor Resulullah ne halde diyorlar oğlun şehit oldu Resulullah hayatta olduktan sonra bunların bana hiçbir önemi yok diyor. Annelerimiz böyle sevdi. Ashab-ı Güzin, Fahri Kainatı böyle sevdi.
Aşıklar ve sadıklar böyle sevdi Efendimiz de o müjdeyi onlara şu şekilde verdi sallallahu teala aleyhi ve sellem benim öyle ümmetlerim olacak ki benim görmek için malını mülkünü her şeyini feda edecekler buna da şahidim fakat zamanı çok alacak kıymetli bir insan Medine-i Münevvere'de görüşürdüm onun sohbetinde bulunmak bize Cennet hayatını yaşatırdı adeta. Efendimiz için her şeyini feda edip geldiğini ifade bitmişti. Hocamızla görüşmemizle Maraş'ta o çok güzel beyanlarda bulundu Bunun yanında biz de layık olmayarak şu ifadelerde bulunduk Bela ve musibet iki şekildedir. Birisi mükeffirad birisi de mücazattır. Mükeffirad bizim gibi kimseler için affolmamıza, mağfiret olmamıza vesiledir. Bir diken dahi batacak olsa ona sabretmenin mükafatı var. Hatta gönül sıkıntılarına bile gönül sıkıntılarına bile mükafat var.
Bu hadiseden dolayı orada hizmet edenlerimiz orada yemekte atanlar vesair hizmetlerde bulunan kardeşlerimizden biri bugün anlattı. Ben dedi orada bulunduktan sonra Ankara'ya gittim Ankara'da öyle oldu ki benim ruhi yönüm tamamen sarsıldı o hali görünce o durumu görünce ben dedi acayipleştim doktora gittim tedavi için böyle bir hal böyle bir durum fakat bu nedir gönül sıkıntısına bile Cenabı Hak sabredildiği zaman mükafat ihsan ediyor. Bunu yayınlarda çokça duyuyorum. Oradaki insanların psikolojik durumu. Bunu Ahmed bin Hanbel hazretleri şöyle ifade ediyor. Diyordum ki keşke yayında bulunsam da layık olmayarak şu sözü söylesem Ahmet bin Hanbel Hazretleri buyuruyor ki belki duyulacaktır bu söz duyulması da gerekir insanın gönlü daralırsa sıkıntılanırsa bunalırsa. Şimdi düşünün anasını kaybetmiş, babasını kaybetmiş, kardeşlerini kaybetmiş. Biz Kayseri'ye geldik.
Kayseri'de bir istirahat anında garsonlardan bir tanesi dedi ki ben dört tane yakınımı kaybettim. Hatta orada imam kardeşimiz çok sevdiğim bir imam kardeşimiz cemaatini sordum cemaatim öldü dedi. İmamları varmış imam şehit oldu diyeyim şehit oldu ve cemaatimden de çok yolcu olanlar var diye ifade etti. Böyle bir durumda ne yapacağız? Elbette gönül daralıyor, sıkıntılanıyor, bunalıyor, daha başka hallere girmemek için Rabbimizin bizi gördüğünü düşüneceğiz. Ahmet bin Hanbel Hazretleri Rahmetullahi aleyh bu sözü söylüyor. Öyle gönlünüz daraldığı zaman bunaldığı zaman rabbımızın sizi gördüğünü düşünün Halık'ım beni görüyor beni biliyor diye söz buraya gelmişken Sehl Bin Abdullah EttüSeri Hazretlerini bu noktada hatırlamamak mümkün değil. Allah'ımızın rahmetinin de gönüllerimize yağması için ifade ediyorum. Defalarca baktım.
Feridüddin adtar hazretlerinin Tezkiletü'l Evliya kitabına dipnotunda geçiyor acaba yanlış mı okuyorum bir yanlış nakil mi var diye defalarca baktığımda şunu gördüm dayısı Muhammed Sevi var, ona diyor ki daha üç yaşında, dün namazını kılıyordu, dün dedi gece namazını kılıyordu üç yaşında. Üç yaşında bakın ne diyor dayı kalbi kararıyor deyince diyor ki evladım Allah'u May Allah'u Nadiri Allah'u şahidi Sen diyor Allah'ım beni görüyor beni duyuyor biliyor her halime şahittir de diyor üç yaşını büyüklerimiz için öyle bir şekilde görmeliyiz ki onlarda demek ki Halık'ül Lemyezero olan bağlılıkları seçilmiş insanların o yaşta da ruhani ve manevi yönleri çok müstesna oluyor.
Daha üstadımız Rahmetullah Ali bu yaşlarda bir gece kalkar der ki baba havsi lazım ne demek üç yaşındaki bir yavru söylüyor bunu kutbu cihan ne demek Evladım nedir deyince baba ben rüyamda böyle siyah bir cübbe, beyaz bir sarık, eşkalinde şeklinde haber veriyor. Bir zat geliyordu, dediler ki kutbu cihan geliyor kutbu zaman geliyor havsilazam geliyor dediler. Daha Esad-ı Erbili Hazretleri o yaşta alıyor. Dedem Rahmetullahi Ali Hazretleri daha doğmadan on yıl önce acaba şeyhim beni kabul etti mi deyince sizi kabul edelim Mustafa Efendi elli sene oldu diyor dedem daha kırk yaşlarında. İlmi Ezeli'de teslim alınmış kıymetli bir insandı hakikaten dünya çapında kıymetli bir kimseydi. Siyasi noktada da ilerideydi. Bize bir şey anlattı.
Dedi ki bu ülkeyi bölsek işte doğuda bir kanaat önderi batıda bir kanaat önderi kuzeyde güneydi böyle deyince ne kadar saygı duysan bile bu söz doğru değil Dedim ki haydi doğudakinin nasibi batıda olsa, batıdakinin nasibi de doğuda olsa ne yapacağız? İlmi Ezeli de takdir. Bunun için bölgecilik kadar yanlış bir düşünce yoktur.
Şu saha şuna ait bu saha buna ait biliyorsunuz Müseylimetül Kezzab Efendimize haber gönderdi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arzı ikiye bölelim yarısı size ait olsun yarısı bize Allah'ın resulünün ifadesi şu semavat ve arz ve lehu külli şey her şey ona aittir arz Allah'a aittir Onun için şu bölge şuraya giremez bu bölge buraya gelemez bunun kadar yanlış bir düşünce yoktur bu cahili bir fikir ve düşünceden öte değildir ondan dolayı üstadımızın bir sözünü söyleyeceğim büyüklerden ancak böyle söz çıkar Ben umumun hizmetine varım çünkü o alemlere rahmet olan peygamberimizin gerçek varisleri böyle söyler Güneş doğduğu zaman ben Konya'ya doğarım ama Karaman'a doğmam Karaman'a doğarım ama işte Cihanbeyliğe doğmam. Şuraya doğarım Doğan hisara doğmam demez. Güneş her yeri aydınlatır. Allah'ımızın nur verdiği insanlar her yeri aydınlatır. Bu yanlış fikirlerden, bu ölü fikirlerden nasıl kurtuluruz?
Kuran azimüşşan'a bakarak, de hadisi Muhammediye bakarak, sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimize bakarak ta Habeşistan'dan koşup gelen Bilal-i Habeşi'ye bakarak Rum diyarından gelen Suheybi Rumiye, Fars diyarından gelen İran'dan gelen bir ateşe tapan putperestin oğlu olan o tarihte Selman-ı Fariseye bakarız. Efendimizin mübarek ellerini omzuna koyup bunlar öyle erlerdir ki iman Süreyya yıldızında olsa yine bulurlar diye buyurduğu kutlu insanlara, mutlu insanlara, Radıyallahu anhüm ve Raduan iltifatına mazhar olan Allah'ın onlardan onlardan da Allah'ın razı olduğu kimselere bakarız. Ehlullah'a bakarız çünkü ilmi ezelide mürşid-i kamil olana ama gerçek mürşid-i kamil olanın manevi defteri olur. O defterde ismi yazılı olanlar çıkar gelirler. Bakın ne diyor Esad Erbili Hazretleri?
Halbuki İstanbul'da İstanbul çevresinde hizmet buyuruyorlar, Ta Anadolu'nun ücra bir yeri ama Anadolu'nun ücra bir yeri dediğimiz siz Türkiye haritasını elinize alsanız, şöyle ikiye ayırsanız tam ortasında dedemin yaşadığı yeri görürsünüz. Üstadımızın yaşadığı memleketi görürsünüz, tam ortasıdır. Ta Anadolu'nun neredeyse kalbi mesafesinde olan, bunu ben illa bu şekilde diye ifade etmiyorum, Kalbi olan Rabbimize gönül vermiş herkes için geçerlidir fakat cihet olarak da bölge olarak da tam ortasında olan yerdeki Şeyh Mustafa Hulusi Kaddafi Sallallahu Sırrı Hazretlerine sen benim evladımsın diyor. Yani bunun bir ayrımı olmaz. Ta Bosna Hersek'te evlatları var.
Sami Efendi Hazretlerinin ta Ermenistan'dan gelen evlatları var bir defasında yakınları anlatıyor bu diyarlardan bir heyet gelir diyor Ben İngilizce olsa pat çat bir şey söylerim ama bunlar İtalyanca ne konuşuyorlar belki başka memleket olabilir ama dış ülkelerden Ben diyor o konuşmayı bilmem fakat üstağzımız başladı diyor onların dilinden konuşmaya. Anama geldim ana babam babam şu dilde konuşuyor deyince hiç kendini bozmadan Baba'nın bilmediği dil mi var dediğinde hatırıma şu geldi. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz ayrı ayrı bölgeye, dilleri de ayrı lehçeleri de ayrı altı tane murahhas, altı tane temsilci gönderiyor. Sabaha kalktıkları zaman o memleketin diliyle konuşmaya başlıyorlar. Bu Rabbimizdır Celle Celalühü. Bakın üstadımızdan anlatacağım size Pakistanlı bir profesör. Hacla konuşuyorlar. Yalnız arada bir tercüman var.
Tercüman bir yerde bile bile değil inşallah, bir hata yapıyor ama belirgin bir hata. Üstadımız derhal hissederek lisanın acemi yun ve kalbun Arabi evladım lisanın belki bu noktada acemidir fakat kalbim Arabidir, yanlış tercüme yapıyorsun buyuruyor. Onlar için bir zorluk yok. Allah'ımız o kolaylıkları ihsan etmiş. Bizim İslam menüsünde bugün ki dille ilahiyat, iki tane kardeşimiz Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gittiler dönüşte şunu anlattılar bir İngiliz gelmiş İngiliz gelmiş Efendi Hazretleri o zaman ecdadımızda Fransızca bunu öğrenenlerimiz çok bu dil revaçta böyle Fransızca konuşmaya başlıyor yakınlarından biri diyor ki Efendim bunlar İngilizce'yi bir dön derdi diyor İngilizce konuştu Bakın Pakistan'dan Muhammed Can diye ricalü'l Gayb'dan bir zat. Allah'ınızı görmeyi nasip etti görmeyi nasip etti. Öyle bir üst ağzına bağlı ki bunu özel olarak anlatırım. Şimdi bu Ortaca.
Sırf onun için Sami Efendi Hazretleri bu dili öğreniyor, bir evladı için bu şefkattir, bu merhamettir, bu Allah'ın resulünün Harisün aleyküm bil müminine Raufur rahim ayeti celilesindeki esrardır bu Esrara varis olan hakkın dostlarıdır Efendim birincisi mükefffirattır. Bizim gibi insanlar için bağışlanmamıza vesile oluruz sabrettiğimiz zaman ama Arifani ilahi için de mücazattır. Onların makam ve mertebeleri artar. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyorlar eşhedü'n nasi belaen, belanın en şiddetlisi el enbiya nebilere sümmel emsal fel emsal yüpteli racul ala hasbi dini dininin güç ve kuvvetine göre bela ve musibete uğrar diye geçiyor. Bir ilahi nükte olarak söyleyeceğim. İlahi nükte olarak söyleyeceğim. Çok şeyleri kitap yazmıyor. Çok şeyleri Ehlullah'ın sadrına yazılıyor. Habibi Acemi bunu Hasan-ı Basri'ye rahmetullah Ali ifade ediyor.
Diyor ki Habib benim elimde dün tövbe ettin, bugün suyun üzerinden yürüyüp geçtin. Efendim siz satır haraladınız, ben ise sadrımı nur etmekle meşgul oldum. Biliyorsunuz bir gün Hasan-ı Basri Hazretleri mescide geldi. İmam da bulamadıkları için ümmi'nin ümmiye imameti caizdir dediler. Dediler Habib sen geç kıldır, başladı kıldırmaya Allahu ekber dedi. Fatiha'ya geçtiğinde Elhamdülillahi Hasan-ı Basri Hazretleri olmaz dedi. Ha'yı he olarak söyledi direğin bir direğin dibine geçti, ayrı namaz kılıyor. O anda Cenabı hak ilham etti. Eğer habibim arkasında kılsaydın bütün namazın kabul olacaktı. Ey Hasan, dil doğruluğuna bakıyorsun. Efendimiz aleyhisselatu vesselam Bilal-i Habeşi'ye buyuruyor. Bilal-i Habeşi ezan okurken Hayya alessalah diyemiyor. Kendisi Habeştanlı olduğu için İdri bir türlü bunu ifade edemiyor. Hey ya ale salah diyor.
Efendimize geliyorlar ya Resulallah ezanı bir başkası okusa Bilal hayya ale salah diyeceği yere hayya ale salah diyor. Bilal'in bir heyyesi sizin bin hayyenizden bana daha tatlı geliyor buyuruyor. Kalbin düzgünlüğü buyuruyor. Evet burada şer'i esası muhafaza etmek suretiyle Hayy söylemekte zorlandığı zorlandığı zaman. Aslında Hayy ifade ediyor ama onu dilinden dolayı, mahallinden dolayı, lehçesinden. Neden Olayı he diye ifade ediyor ama gönül doğruluğu. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem nebiler içerisinde en çok ezayı görendir. O ezan nedir? İlahi nükte dediğim bu.
Aleyhisselatu vesselam Efendimiz Cenabı Hakkı baş gözüyle müşahede etti malum kalbi görenin baş gözünün görmemesi mümkün değil zaten onun enemin nurillah Ben Allah'ın nurundan halk olundum buyruluyor bu farklı Kainat iki cihan güneşi o sallallahu teala Allah'ımızın Cemalini görünce ondan ayrılmak bela ve musibet olarak çok ağır gelmiştir ona. Bundan dolayı belanın en şiddetlisi Ya Aişe ben gördüm sıkıntıyı buyurmasının sebebi budur. Bir rabatü'l Adeviye dahi tahammül edemezken Vakıa suresinde geçen ayeti cellede ve lahmi tayrim mimma iştehun canınızın istediği kuş etlerinden ikram edilecek deyince öyle bir cezbeye kapılır ki Ya Rab beni kuş etleriyle oyalama cemalini demiştir.
Cennetin bile buyuruyor büyüklerimiz bize Cemalullah olmasa tadı yok burada cenneti küçük görme anlamına değildir katiyyen Yunus Emre'nin Rahmetullahi aleyh KaddeSallallahu Sırrı ne güzel yerine oturuyor şu beyanın içinde. O da cennet cennet dedikleri bir köşk ile bir Hachuri isteyene ver anı bana seni gerek mevlam seni Cenabı Hak cümlemizi şefaatlerine mazhar kılsın Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha
Kaynak: Genel
İmtihanların Manevi Değeri ve Korkunun Anlamı | Mihmandar