Ehlullah ve özellikle Esad er birliği Kaddesullahi Sırrı hazretleri son iki ay oldu buyuruyor. Hayatlarının son dönemlerinde. Iman korkusu içerime girdi. İçime iman korkusu girdi. İmanıma dua edin buyuruyor. Bir mübarek sözünde de kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum buyuruyor. Şimdi bu insanı düşündürüyor tabii. Koskoca bir kutbu alsam. Kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. Demek ki şartlarını haiz olarak söylemeyi elbet kastediyor ve burada onları izah ediyor. Zaten bizim görüşmemize gerek yok. İman nedir? O tasdiktir. İmanın başı nedir? Ezhü ve takva. Zühhü dünyaya gönülden muhabbeti terk etmek ve takva artık malum Cenabı hakk'ın korkusu. Bunun orta şekli de İbadet malum. Yakayım kesin inanç demek. Artık gönülle alakalı. İmanın aslı. Artık bütün halimizde deyince hayatımızın her safhası gözümüzün önüne gelir. Bütün hallerimizde Allah'ımızın ikramını görmek.
Bir misal arz edilmesi gerekirse çok uzun sürer. Mesela bizim mescide gelişimiz Allah'ımızın fazıl ve ihsanıdır. İmanın aslı nedir dediler. Dilimizin kelime-i şehadeti okuması ve kalbin de okuduğumuz kelime-i şehadeti tasdik etmesidir ve süruhu artık bunun daha bir imanın görüntülerini ifade ederken. Farz olan taatleri yerine getirmek. Nedir farz olan denecek olursa farz olan nedir diyecek olursak artık malum namaz, oruç, hac, zekat, kelime-i şehadet, Allah için sevgi, Allah için buğz ve elli dört farz diye kitaplarımız da geçer. Böylece ifade buyrulur. İmanın fidanı nedir? El emri bil maruf ve nehvanil münker. Bu neyi ifade eder? Mesela onun fidanı diyoruz. Yani imanı büyütmek, geliştirmek, hayatımıza hakim kılmak en önemli zaten husus bu. Ve şecereatuhu onun ağacı el emri bil maruf ve nehyü anil münker.
İyilikle emretmek ve kötülüklerden kaçındırmak ve usnuhu artık onun dalları diyelim. O nedir? Bir ağaçta misal verilmiş. İbrahim suresinde geçer ya keşe ceratin tayyibetin O davet-Tevhid, tevhiddir. Bu ağacın elbette bir meyvesi de olacak. O nedir? Zekattır. Ve o ağacın dikildiği mekan, toprak nedir? O da el el müminin müminlerin gönüllerdir. Ve mauhu o ağacın sulanması ne ile temin edilir? Bu da kelamullah. Allah'ımızın kelamı Kuran'ı Azimüşşan. Ve nehruhu bunun akan suyu nedir? İlimdir. İmanın aslı artık bunu vahiy malum peygamberlere vahiy olur. İlham ne olur? Peygamberlerin dışında sıddıklarda olur, şehitlerde olur, salihlerde olur. Demek ki bunu biz ancak şu şekilde ifade edebiliriz. Allah'ımızın lütfu ihsanı diyebiliriz. Gönle indirdiği nur deriz. Aslul iman nasıl ilham yül gıyehullahu teala fil kalp Cenabı hak onu kalbe atar. Yalnız bu Arifani ilahinin sözlerinde şu var.
Hep Kuran-ı Azimüşşan'dan mülhem olur veya Hadis-i Şerif'ten Allah Celle Celalühü onların kalplerine imanı yazdı. Bu şekilde ifade edilebilir. Sonra Allah'ımızın kudretini görür. Mesela eline bakar, eldeki kudreti saymakla bitiremeyiz. Hemen hatırınıza gelecektir. E bize de Allah'ımız lütfederse hatırımıza düşürürse Kıyamet suresinde parmakların uçları, bak hiçbir kimsenin parmağının ucundaki o kıvrımlar bir diğerine benzemiyor. Gözlerin rengi ta Adem Aleyhisselam'dan ta kıyamete kadar gelecek insanın benzemiyor. Mesela kış günü diyelim kar taneleri biri bir diğerine benzemiyor. Böyle kudretini görmek diyor Cenabı hakk'ın insanın imanını artırır. Mesela şimdi sonbahardır. Yemyeşil olan ağaçların sararması bu ilahi kudreti düşünen ne yapar? Artık yaşlılığa işarettir. Şimdi bir yaprak deyince sararması ağacın kökü su aldığı gibi o yaprağın en uç noktasındaki damar dahi su alıyor.
Bunu kim götürüyor oraya? Bunun gibi. Bu diyor Allah'ımızın böyle kudretini görmek insanın imanını artırır. Bir de onların tesbihatını duyarsa onun yatması da mümkün değil, uyuması da mümkün değil ancak onların yatıp uyuması da ibadet ve taat şeklinde ruhlarının dinlenmesidir. Bu ayrı bir konu. Kuran azimüşşan'ı dinlemek artık o kendisini bu hale gelince iman da gönle yerleşmiş arttı bunda. O zaman okunan Kuran-ı Kerim'de gözyaşını tutamaz ve salihlerin de diyor sohbetiyle imanı güç ve kuvvet bulur. Ashabı Güzin'den Abdullah İbni Mesut radiyallahu anh Efendimiz buyurmuşlar. İman iki kısımdır. Hadisi şerifte de görür bu şekilde. Bir yarısı sabırdır. Böyle geçiştiriverecek miyiz? Mesela gece teheccüde kalkmak ibadet ve saatte sabırdır. İbadetler kolay da isyandan kaçmak asıl mühim olan Doğu. Buna bir sabredebilmek ve şükrün bir yarısı da şükürdür.
Muhyiddin Arabi Hazretleri Huddeseallahü sırra buyurmuşlar ki iman iki kısımdır. Bir kısmı nedir? Allah'ımızın vereceği artık kul yapmış olduğu hareketlerinden dolayı, tavrımızdan dolayı, yaşantımızdan dolayı havf azabından korkmaktır. Ve nısfun receun bir kısmı da buyurmuş rahmetinden ümitvar olmaktır. Bu bir müfessirdir aynı zamanda. Abdurrahman es-Sülemi Rahmetullah Ali Hazretleri. Bir kısmı buyurdular ki bir kere iman nurdur. İzah etmek istemiyorum ama mecbur kalıyorum. Mesela yüzünde ilahi nur parlıyor. Yani görünce böyle canlının içine koyasın geliyor. Böyle bir tat veriyor, lezzet veriyor. Onu böyle bizim gibi insanlar bile böyle en geride bir kimseler dahi seviyor. Ona bir şey diyemem diyor, bambaşka diyor.
Haliyle tavrıyla yaşantısıyla o ilahi güzellik onun artık vücuduna eshamessimaum fi vücuhih minneteri sücud yevmiyallı hücüm ve tesvedtü vücuh yani kimi yüzler vardır ki nur gibidir. Onların güzellikleri secde eserlerinden görünür. Mesela çok ibadetli olur da insanın içi bir türlü sevemez. Bu ahlakla da alakalıdır. Tabi bunlar da ayrı bir konu. Buyurmuş ki Abdurrahmanes Süremi Rahmetullah Ali, iman nedir? Başta başta gönlün bir nurlanması, açılması bunun üzerinde çok durulur. Efendimiz de böyle izahı buyuruyor. Sancel Allahü Teala ve in fesaha buyuruyor. Genişler ki genişler buyuruyor. Onun tarifi yok. O genişlemesi bizim şu dilimizle ifade değil. O genişlediği zaman ev hayatı da güzelleşir. O genişlediği zaman ticari hayatında da güzellik meydana gelir. İnsanlar arası münasebetinde de söylediği sözle tesirli olur. Bir şey dese o insanın içerisine tamamen yerleşir.
Çünkü gönülden söylüyor. Bu şerh olunması gönlün öyle basit bir hadise değil. O genişlediği zaman kafirin hidayetini istemeye başlar. Şefkat ve merhamet hissi meydana gelir. Genişlediği zaman Rabbimize büyük bir tazim içerisinde olur. Ve nurdur essemle. Cenabı hak İslam için onların gönüllerini ne yapmıştır? Nurlandırmıştır diyelim. Yani genişlemesi onur girdiği zaman tarifi zor. İfade edilemiyor tabii. Sonra asıl Esali Erbili Hazretleri dedik emsali Allah dostlarını bir geri bir kemik haline getiren şu ayet-i celiledir. Esali. Allah'ımız, Allah'ımız Takva ile gönüllerini dinlemiş. Bunu izah siz bilirsiniz Allah'ın izniyle. Bizimki de bir kuru laf kalabalığı olmasın. Ama gördüğümüz kadarıyla şu, gönlün ruh olur. Bu var. Bunun yanında ayrıyeten her yaptığı işi takvaya muvafık yapar. Her yaptığı işi. Mesela oturacak kıbleye karşı oturur. Mesela bir abdest alacak suyu açarken dikkatli açar.
Ondan sonra ne diyelim? Şu dünyanın ahvaline bakar. Çok iyi idrak etmeye başlar. Artık kalbi takva ile denendiğini bilerek her şeyi takva esasına göre yapmaya başlayınca yürüyüşünde de çok dikkatli olur. Yani gene şu güzel alım atmaz. Her halinde ilahi güzellikler meydana gelir. Sonra ilahi sevgi diyor meydana gelir. İmtihan buna misal verdi kalpleri takva için imtihan olunan kimseler. Buranın bu Ayet Cellenin onları titretmesinin sebebi yaptığım iş acaba azimetle tam şeri esasa uygun Efendimizin yaşantısı gibi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olup olmadığına çok dikkat etmek suretiyle. Mesela namazlıklar da herhalde izah gerekti biraz. Haşyet var mı gönlümde diye onu düşünür. Azameti ilahiyeden dolayı bir saygı kıldım ama bunu hissedebildim mi der. Mesela secdeye vardım yakınlığı hissettim mi? Mesela Allah için sevgi dedik ya biz o sevgi hasıl oldu mu olmadı mı?
Ehli küfre karşı içinde bir kin Mesela görüyorsunuz Kelime-i şehadet okuyor ama ehli küfre karşı içinde bir sevgi var, bir muhabbet var. Anlaşılıyor artık konuların edinmek istediği ve sevgi hasıl olur diyor. Çünkü bu sevgi diyor sizin kalbinizi tezyin eder ashable. Allah'ımız onlara imanı sevdirdi ve kalplerinde onunla nurlandırdı. Yani göğsünde bir yük değil artık. O kalp göğsünde arşı azama açılan bir kalp. Aynı zamanda bir temizliktir, bir kitabedir, bir yazıdır demiş. Esamre. Cenabı hak onların gönüllerine imanı ne yapıyor? Yazıyor. Yine buyuruyorlar İmamı Küsehri Rahmetullah Ali abidler, saatte bulunanlar değişik şekillerdedirler. Büruhan, delillerle Allah'ımızın varlığını izah ederken Celle Celalühü delillerle izah ediyor. Kainattaki hadiselerle, nelerle. İşte dedik ki insanın bir saçının teni bir diğerine benzemiyor ve bunun gibi. Mesela bir ağaç kakan diyoruz.
Onun hacmine göre ağaca ağaca o gagasını diyelim vuruşundaki güç ve kuvvetin beynini yok etmesi lazım ama etmiyor. Bunun gibi. Ifadelerle, nelerle. Bir de iman aynı zamanda el ayan bizzat şahit oluyor. Mesela kimdir? Sıddıyı Azam'ın. Biz bunu oradan misal veriyoruz ama bugüne uyarlarız. Şimdi gönlünüzde siz bunu ayarlıyorsunuz. Ne yaptı? Efendimizin nurunu gördü, iman etti. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Kuran'daki nuru gördü. Şimdi biz ne göreceğiz? Şu dünyadaki hadiseler mesela sistem olarak bakacağız insanın rengine göre ayarlayan var. Ondan sonra insanları malıyla değerlendiren var. Mesela insana insana hiçbir zaman kazancının karşılığı olarak insanı görmüyor. Tamamen kendisinde hapsediyor. Mesela bir düşünce var ki, benli bir zümreyi şişiriyor, diğeri ise köprülerin altında aç yatıyor. Bunun gibi. Ondan sonra düşünüyor. Diyor ki İslam'daki güzelliğe bakın.
Herkese çalıştığının karşılığı vardır. Buna benzer daha ne ifade edilebilir ki bitmez ve tükenmez. Mesela suç oranları Allah'ımıza iman edenlerin suç oranları bir diğerleri gibi değil. Mesela intiharlar vesairler bunalma daralma geçimsizlik sıkıntılar, anarşiyi bunun meydana geldiği yerler. Düşünüyor Müslümanlar da o nispette değil. Bunun gibi imam Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh efendimiz imanın dört tane rüknü vardır. Biz bunu hemen böyle geçiyoruz ama bu iyi bir gayret ister. Ne ister? Biz bunlara girmek istiyoruz. Bu yiyen bizzat görerek eşyadaki esrarı müşahede ederek bu şuna benziyor. Büyük bir saray düşünelim. O saraya önünden geliyoruz giremiyoruz. Arkadan geliyoruz giremiyoruz. Yandan sağdan soldan ne istiyor? Bir anahtar istiyor. O anahtar usta sarayı açıp içine gireceğiz. Bu imanın imanın tahkik yönü tasdik yönü bu saraya girebilmek için diğerlerini buna ve kıss edelim.
İlmin sarayına girişte sadece şu bizim okuduğumuz gibi değil ilim. Aynel yakini de var. Hakkal yakini de var. Biz tarikat-ı aliyyeyi ifade ediyoruz da tarikattaki esrar yok mu? Mesela insanın göğsündeki beş detayif tarif edilmez. Onun kendi arasında her bir detayifin bin tane perde var. Biz bu saraya girmek istiyoruz. Anahtar lazım. Onu vermişler bize zaten. O aldığımız bir mürşid-i kamilden evrad ve ezkar dikkat ederek şartlarını haiz olarak okumaya çalıştığımız zaman elimizde zaten. Bir kimse gelmişti Efendimiz Hazretlerine. Görünüş acayip bir şekil var. Ya bu böyle tarihi geldi, insanların arasında ne arar değinecek bir kimse. Görse insan kaçacak şekilde. Üstatımız ona bir anahtar verdi. Buyurdular ki bir silsilei Şerife okuyacaksın. Anahtarda bu var. Anahtarın şifreleri bu. Çünkü siz parmağınızı elinizi göstermek suretiyle de kapı açılır. Bir kartla da açarsınız.
Bir anahtarın deliğinde o aleti çevirmek suretiyle de eğer dişler dişler uygunsa şifredeki şartlar muvafıksa kapı açılır. Üstadımız ona bir anahtar verdi. Anahtarın şifresi silsilei şerife. Ondan sonra yüz on bir istiğfar verdi. Anahtarın şifresinden birisi de bu. Sonra Seyyidü'l-istiğfar tarif buyurun. Yüz on bir salatü selam sonra ölüm tefekkürü rabıta dıştan ve işten zikrullah al bu anahtara gir bu ilahi saraylara dedin. O gir dediği saraylar melekut alemi de var onun içinde. Ceberrud da var. Laut alemi de var. La meken alemi de var. Sidrei müntehanı ötesi de var. Böyle bir anahtar verdi. Ya bu anahtar hepimizde var. Ama o öyle bir dikkat etti ki şeri esasa dinimizin esaslarına son derece dikkat etti. Allah ile olan haklar celle celalühü. İnsanlar ile olan haklar.
Şu basıp yürüdüğümüz toprağın üzerimizdeki hakkı semanın bizi gölgelemesindeki hakkı içtiğimiz bir damla suyun hakkı, gözümüzün görmesinin hakkı bunlara çok iyi dikkat etti. Emin olun. İltihalinde bile iltihalinde bile canlı olarak canlı olarak. Yani kalbine atıyor muydu? Hayır. Fakat canlı bir şehit olarak Allah'ımıza kavuştu. İşte şifre. Anahtar bu olmazsa bunu ne kadar sayarsak sayalım. Şimdi erridabi gadailla İmamı Ali Radıyallahu Anh Efendimiz buyuruyor ki Allah'ımızın hükmüne razı olmak. Yani misalsiz biz anlamıyoruz. Mesela Sami Efendi Hazretlerinin bu böğür kısmından onu demekten utanıyorum. Tahliye o kısımdan oluyor. Yani sultanımız için. O kelimeyi de kullanamam. Böğür kısmından takviye oluyor boşanma oluyor. O takviye aletini takarken acıtıyorlar. Bir vah demesine ayağa kalkıp ağlıyor Allah'a isyan mı ettim diye. İmanın kalbe girmesi bu demektir.
İmanın kalbe girmesi ne olacak acaba Afrika'daki Müslümanlar diye bunun yanında bir milyondan fazla belki öldürülen o Müslümanlar yakınımızda Suriyeli bunları kendine dert edinip de yatacak zaman değil aman ha deyip Allah'ın yoluna koşmayı yeğlemek demektir. O iman öyle bir nimet ki öyle bir nimet ki bizim şu tırnak kesiminden tutalım tırnağı keserken dahi imanın görüntüsü var. El farak ya Eba Hureyre. Ey Ebu Hureyre uzayan tırnakları kes üzerinde şeytan oturuyor. Keserken o imanın tat ve lezzeti gönlüne iner. Ve tevekkül ala allah Cenabıhakk'a tam teslim olmak ve teffirül emri illallah işlerini Mevla'ya ıslamak, ısmarlamak. Ve teslimulli emrilla Cenabı hakk'ın emrine teslim olmaktır. Ebu Abdullah El Basri, Haddesallahü İmanın dört tane rüknü var. Bu konu çok uzun. Bununla bitireceğim görmemizi. Lil imani erbatu erkanın ruknun minel imani bil gudra. Bunu bazzam bir ifade bu.
Velilerden bir tanesi velilerden bir tanesi kedinin ayağının oynadığını görmüş kedinin. Burada Allah'ın kudreti belirince kendinden geçmiş. Artık buradan hesap edelim. Rüknün minhu el imanu bilhikme. Şimdi Hakim geçer ya Kuran-ı Kerim'de. Azizün hakim. Aziz güç ve kuvvet sahibi. Bak onun gücünün karşısında durulabiliyor mu? Hortumları görüyoruz. Hortum bir memlekete girdiği zaman oradan hemen halk başka bir yere taşınıyor. Bakınız Allah'ımızın öyle bir gücü ve kuvveti ki havanın şartları bozulduğu zaman hava depolayan, hava depolayan yerler hazırlanıyor. Orada ne kadar diyelim? Şöyle bir saat, iki saat kadar o teneffüsü yapmak için neler? Tesisler kuruluyor. Öyle bir hakim ki yapmış olduğu her işte esrar dolu Cenabı hakk'ın. İşte bizim bütün uğraştığımız burada saymaya çalıştığımız yandığımız yakıldığımız imanın bu şeklidir. Rüknün minu et tebberi min el havli ve el kuvve.
Kendi güç ve kuvvetinden tamamen geçiyor. Mesela kuvvetliyim diyen biri ayağa kalkarken nefesini toparlayamıyor. Nefesimi diyor toparlasaydım ferc olmuş çünkü. Kalkarken nefes toparlayamamış. Bak güç kuvve sahibi Cenabı haktır. Yani sıhhatliyiz, afiyetliyiz demekle olmuyor. Bir mikrop bir mikrop bakıyorsunuz koskoca adamı yatakta bir deri bir kemiğe döndürüyor. Ücret ücret sahibi o. İşte tsunami olayları belli. Coğrafya değişiyor. O çok muhkem dediği kuvvetle yaptığımız unsurlar dediğini Japonya'da olan hadiseyi söylüyorum bunu derken. Böyle buz parçasına döndürüyor. Onun gücünün karşısında mümkün değil durmak. Güç ve kuvvetin Cenabı Hak'tan olduğunu bilmektir. Yani ben yaptım benzettim işte ben kazandım böyle bir varlığa iliştim demekle değil Allah'ımızın lütfu olarak ifade etmektir ve ruknun minu el istianetu billahi teala ficemi il eşya.
Tüm her şeyde her varlıkta zaten namazda da okuyoruz, ona dayanıp güvenmektir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.