Rahat taşır. Çünkü, Öyle, hareketli olan insanların işlerinde de bir düzgünlük olur. Böyle rast yetmiyor gibi görünür ama bütün işleri rast gelir. Maddi döngü olur. Böyle işte olan varsa, şeyini açtınız mı, ağza ile? Şey yapmayın bana, Kiramış. İşte bunu hissetmemiz gerekiyor. Biz, damak zevki dedik ya, mesela şurada, bir de bir tatlı var. Bu tatlıyı gözümüz bölüyor bizim. Bu tatlı idi. Ama onu tada bilirsek, ne olur? Artık hakiki olur. Aslında bulmuş oluruz. Şimdi, inanacağımız esaslar vardı. Altı tane Allah'ımızı Celle Celaluhu İman. Bunu da hepsi içinde verdi. Sonra kitapları, Meleklerimize, sairleri, bu inandıklarımızın bizde artıp, görünür hale gelmesi. Mümin öyle bir tarif etti ki, şeyin verirsek belki sohbet ediyorsunuz ya, Şimdi, kendisinden gafil olmamak çok önemli. Biraz önce bu genç kardeşimiz oturdu yanıma.
Dedim ki bak, Allah'ımız göze basar, ölme sıfatıyla tecelli de bulunur. Hiçbir sıkıntı yok, artık demiyor. Gözümüze veriyor Cenabı Hak. Diğer mahluk ölünür ama şuurunda deniyor. Bak, ölme sıfatı insanda var. Dövme sıfatından da var. Diyeceksen yine aynısını söyleyeyim, hayvan da dönüyor. Duyuyor ama bu Allah'ın kelamı, bu zikrullah, bu hadisi bilme şuurunda değil ve insanda idrak etme çok Çok bunlatmış Cenabı Hak. Her şeyiyle bunlatmış insan. Kendisi ile bak, alaka kuracak. Haciv etmiş. Bunu biz daha ziyade şeyle müsaade veririz. Kayısıyla, kayısının çekirdeğine diyoruz. Kayısı değil mi mesela da, çekirdek, kayısı çekirdeği ama kayısı değil o. Fakat kayısının, kök kö, gövdesi, dalları, yaprağı, çiçeğin, çiçeğin meyvesi hep onların olur, çekirdekten olur, beklediğimiz ana. Nasıl okuyorysak, bahçeye tesadüfen düşmüş, öyle dikmen yok. Tesadüfen düşmüş, o nemalanmışım.
Şimdi koskocaman bir ağaç olsun. Biz de öyleyiz. Allah'ımız ruhundan, hürmet ettiği için bunu, biz Allah'ımızla iktisat olmaz. Mümkün değil. Muttası boğul, Allah korusun. Insekemiz, Allah'ımız, hiçbir şeye benzemez. Ama ayrı da değiliz. Diyoruz ya buz parçası su değil ama sudan dair değil. Bunun gibi düşüneceğiz. Daha bu binde bir yaklaşım. Mesela aldığımız nefes, bu nefese insan ben kendim diyemez. Bu benim nefsim diyemez. Ama insandan dahil değil. Bundan dolayı bizim nefsimizi bilmemiz, Rabbımızı tanımak demek çok önemli. Mümin ve nefsinden kabul olmaz. Çünkü nefse yüklenen vazifeler çok. Lüfeti şu ahvalen galbi de halini kontrol eder. Bu kimde olur? Şimdi, kontrol edebilmek için belli bir seviyede olmak gerekir.
Mesela, murakıblar var, bunu şeylerde durur diye, Devlet dairelerinde de oluyormuş, kötülükten de oluyormuş gibi bunda bir şey var, bir özellik var ki o özelliğe binaen mürakı oluyor, özetliyor mesela. Şimdi kalbimizde de bir hususiyet olmalı ki ancak kalplerimizi kontrol edebilsin. Kalp güzel olacak yani, kalp, uğurlu bir kalp olacak. İki yirmi bir kalp olacak. Rakımca dönmüş bir kalp olacak. Yoksa hallerimizi kontrol edemezsin. O ne ise hallerinde olur. Mesela halimiz, Allah korusun bozuk bulacaksa, kalbin bozukluğundan bu zaten. Ama kalp düzelirse, kalbin ikaz eder zaten. Değil mi? Daha o olmadan önce o kötü mevzu diyeceğiz. O zuhur etmeden önce kalbin sinyalleri verir zaten. İki aydır, öyle. Bunun için Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki müftiler ne kadar fetva verse de kalbinize danışın, hükmetilmiyorum.
Eğer bir nimette nimete kavuşma varsa, nimete kavuşma varsa, ondan dolayı da Allah'ımıza şükreder, hamd eder. Böyle hatasından dolayı da Allah'ım da yalvarır, yakarlar. Artık bu evsahtı haiz olmayan Allah'ın yeryüzüne gelen bela ve musibeti onlar hürmetine kaldırır. Ama bu surette doğrusu. Mümin diyor, böyle ayağını devamlı yükseğe atar. Böyle geriye gitmez. Böyle basit düşüncelere dalmaz. Hep ilahi düşüncelerde dalar. Biz şeyde Bakara suresinde, Timur sal Aleyhisselam kabul ediyor ki yağmur sanıyor bize kudret helvaları birinde. Ondan sonra kuş etlerinden bıldırcın eti birinde. Biz diyor bundan usandık diyor. Diyor soğan isteriz, sarımsak isteriz, bitirmek isteriz, nur isteriz faslı. Allah'ımız buyuruyor kişiyi olanı, iyi olmayanı, Evet. Bunu çoğaltmak gerekir diyor İsa. Mümin diyor, şu altı şeyi terk etmedikçe imanının tadını alamaz.
Yani usulunun önlemezlikten gelmez midiysek nediysek buna. Memnun olmaz. Müteahhabille böyle yavaş yavaş bir etten taksi usulundan dolayı aldırışsız olmaz diyelim. Şimdi ortaya çıktı. Eğer diyor ya bu kadar yaptığından ne olacak? Bu da mı gusül? Bu kadar da olur. Gelirse diyor o zaman çoğuna gider o işin. Yani parmağını verilirse kolunu kopar. Ondan tamamen kesmek istiyor. Zaten emri ilahide de tamamen kesilmeler. Baktığımız zaman, Kitabı Kerim'e veya Hadis-i Sini Muhammediye'ye, Evliyaullah'ın sözlerine, o İslam kapısını tamamen kapatma var, tamamen kapatıyor. Az bir olsun bilmem filan değilse Allah korusun çoğunu öldü. Sevim sahibi edeyim. Bir ara oldu, çok yanlış yaptılar ısındı. Dediler ki tesbihatı, bu büyük bildiğimiz insanlar da yaptı bunu. Siz bilmezsiniz tabii yıllar oldu. Yani bu kadar da sıkılmaz insanı, pek sıkılıyorlar. Nedir diye başladık mı?
O zaman sünnet-i seniyyeyi de terk ederiz. Sıkıltımız yok. Diyoruz ki nefsimize burada sıkılalım ki orada sıkılmayalım kabir sıkarsak kına gibi kalır. İnsanın, böyle Efendimiz bunu çok söylemezlerde, hadislerde de var. Efendimiz bunu normal böyle konuşuyormuş gibi yapıyor ama hep mühim eserlerde görürdüm. Gördün mü birkaç tanesini haydi tuttu. Mesela biri şu, iki emri atayiye'de görürdüm. Dedim efendimiz bunu nerede görülmüş, dedim, nerede okunmuş. Tama'l rabtanat kelimesini edadınız. Tama'l böyle değildi de, biz bilmiyoruz oradan. İşte Allah'tan almış Tıb barbunoş, nim, iki boş, alim, al zı paçılı. Gayseri verirsen doymaz, Ankara'yı verirsen doymaz, münedir, buyuruluyor. İstanbul'u verirsen doymaz. Razı olmak Allah. Kalkın üstünde iki noktalar için doldur. Nun da öyle, T de öyle. Bir de, Fahreddin Raci Hazretlerinin tefsir gününde bir uzvu anlattı.
Kürseye çıkıp da hikaye anlatmıyorum deyip de Efendimize haram terk etmedikçe ve suret. Suud şeyi böyle ceza gerektiren, böyle Allah'ımızın gazabını icap ettiren bir hayat, Suud. Diyorlar mesela, olmaz deniyor, bir de yolunu bulduk diyor, bunları filan diyor, olur diyor. Şüpheli şeyden kaçmadıkça idmanımızın tadı gelmez. Ben değil. Cehanetten kaçmadıkça ben kiruh ve riyanı. Miskili de böyle içki Altı şeyi terk etmedikçe imanının tadına alıyoruz. Birisi harp. İkincisi gazabına mucip. Yani Allah'ımıza razı olmayacağı hal. Üçüncüsü şüphe. Dördüncüsü cehalet. Beşincisi sekel verici böyle insana sarhoşluk verilir. Altıncı bir Bunlar ne diyeyim? Cemiyetten insanlarla dinimize uygun güzel bir geçim var. Muamelesini de sırf Mevla için yapıyor Rab. Allah'ımızın kitabı geç esasına dayanır. Kelimesi takvanın başıdır.
Nasıl olur derseniz zaten la ilahe derken olumsuzlar, olumsuzlukların hepsini burada net var. Allah'ımızın razı olunmaz diye bütün her bir şeyi yok eder. Biz böyle diyoruz da başka da bir mana veremiyoruz nehyettikleri başka ne olabilir? Allah'ımızın yasakdıkları, ya yasakladıkları, Bu sebeple takva şeyi gibi başladı. Sünnettar. İnsanların hayırlısı kimdir? Müslüman olandır. Ve Müslümanların hayırlısı kimdir? Niye böyle dedi? İnsan Müslüman olur, böyle Allah'ın emrilerini eğer şey olarak yapabilirsek Onun netice salih bir amel yapmak isek mümin olmak dediğime artık inanmak, zenre bile her şey onun içine giriyor. İnanmazsa yapamaz zaten ki tarifi yok. Tarifi tamamen yakın indirilen buna bu kitabı ele aldığımıza göre kesin bir inançtır. Allah'ımızın koyduğu her şeyi, zerreden kıbleye her şeye iman etmek. Müminlerin hayırlısı. Bilmiyle amel eden alimlerdir.
Amel edenlerin hayırlısı da Cenabı Hak'tan korkanlardır. Allah'tan korkanların hayırlısı kimdir? Ölünceye kadar Allah'tan korkuyor Celle Celalühü. Bir de samimi. Samimi. Evet, korkanların ayrıntısı da ihlas sahibi olanlar, müttaki olanlar, takva ehli olanlar, ihlas sahipleri diye şey yapmış. Bunun misali diyor, gemide yüzen, ilk gemi gibidir. O zaman hep meşhur gelecek. Mümin diyor, böyle olacak ki denizde yüzen bir gemi gibi. Acaba batacak mı, batmayacak mı? Böyle havanı biraz dalgalı olduğu zaman da böyle korkacak Allah'tan diyor.